• Aramızda öğrenci arkadaşlar hayli fazla paylaşırsanız daha fazla arkadaşımız görür
    Yakında Otobüs ile yolculuk yapacak varsa BKM Ekspres'de 50 tl ye 10 tl indirim var
  • çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız. mükemmel bir uyum içinde olacağız. senkronize. birleşmiş. eşit. kati. karıncalar gibi. böcekler gibi. koyunlar gibi.
    her şey bir diğerinin türevi.
    Chuck Palahniuk
    Sayfa 120 - Ayrıntı Yay. Yeraltı Edebiyatı Serisi
  • Spoiler ve Alıntı vardır !!

    "SANA KULLANILMAMIŞ ÇOCUKLUĞUMU BIRAKIYORUM ÜSTÜ KALSIN"


    Yazarı okumaya Palyaço kitabıyla başlamıştım, İstanbul okuma grubunun seçtiği, arkadaşımız Selman'ın önerisiyle okuduğumuz kitabıyla. O kitabı da güzeldi bana göre, Almanya ve bir dönem hakkında bilgilendiriciydi ve savaş hakkında da kısmen. Fakat bu kitap savaşa, yani 2. Dünya Savaşına daha fazla değiniyor, zaten Böll savaş konusu başta olmak üzere çok eser ortaya koymuş verimli bir yazar.

    Bazen bir kitap insanı bir yazara, bazen bir yazar insanı diğer kitaplara ısındırıyor ve merak unsurunu arttırıyor. Bazen de bir konuya yöneltiyor bizleri, burada da savaş söz konusu.

    Kitap isminden de anlaşılacağı gibi bir tren seyahati odaklı ve bu tren savaşa asker taşıyan bir trendir. Kahramanımız Andreas ve birkaç arkadaşının hikayesidir.

    Böll her şeyden önce bana göre müthiş bir üslup adamı. Kendine has özel bir ayrıntı yakalama uzmanı, hissetme ve hissettiklerini aktarma konusunda büyük bir usta.

    Savaşa giden bir asker ne hissederse, dünyanın bütün milletlerinde ve bütün savaşlarında, herhangi bir asker de onu hisseder işte. Kısaca ölümü bekler..

    "Yakında,dehşet veren bir söz. Bu yakında, geleceği sıkıştırıp eziyor,onu küçültüyor,kesin bir şey yok,hiçbir şey yok kesin olan,tam bir güvensizlik. Hem hiçbir şey değil, hem de her şey yakında. Yakında her şey,yakında ölüm.
    Yakında ölüyüm. Öleceğim,yakında. Sen kendin söyledin bunu,senin içinde biri,senin dışında biri söyledi sana bu yakındanın geleceğini. Her neyse,bu yakında,savaş içinde gerçekleşecek. Bu bilinen bir şey,hiç değilse kesin bir şey. Savaş daha ne kadar sürecek?"

    Alman genç ve silah arkadaşları trenle şehirler, sınırlar geçerler, Polonya'ya doğru uzanırlar.

    "Onu çok seviyorum,öleceğim ve öldüğüm zaman benimle ilgili olarak eline geçecek şey sadece resmi bir mektup olacak : Büyük Almanya uğruna ölmüştür."

    "Hanidir sıcak bir şey yemedim,sıcak bir şey yesem. İlk düşündüğüm şey : Sıcak bir şey yemelisin. Ölümünden on dört ya da on beş saat önce sıcak bir şey yemelisin."

    Savaşı anlatan bu yazarların diline ve çevirilerin de güzelliğine öyle hayran oluyorum ki alıntılamadan anlatamıyorum bu kitapları, anladım bunu. Uzatmamaya gayret ederek bağlamaya çalışayım.

    "Yaşamak güzel şey, diye düşünüyor, güzel şeydi doğrusu. Ölümümden on iki saat önce yaşamanın güzel şey olduğunu anlıyorum,artık çok geç. Şükretmedim hiç, insansı sevinç diye bir şey olacağını inkar ettim hep. Oysa yaşamak güzel şeydi. Utanıp kızarıyor,korkudan kızarıyor,pişmanlıktan kızarıyor. İnsansı sevinç diye bir şey olduğunu gerçekten de inkar ettim ben, yaşamak güzeldi oysa. Benim mutsuz bir yaşamam vardı. Elden kaçırılmış hayat dedikleri türden, her saniye acı çektim bu korkunç üniforma içinde, beni ölesiye terlettiler,kanımı akıttılar savaş alanlarında,adamakıllı kanımı akıttılar,üç defa yaralandım er meydanı dedikleri yerde."

    Polonya'daki cepheye varmadan önce bu ülkeye giriş yaptıktan birkaç saat sonra, askerlerin başındaki vicdanlı komutan, askerleri önce güzel bir lokantaya götürüp yedirir içirir. Sonrasında ise bir geneleve giderler. Askerlerin derdi uçkurdan ziyade, hasret kaldıkları bir parça kadın şefkati ve yakınlığıdır.
    Kahramanımız Andreas burada, radyodan gelen tanıdık müziklere kapılıp gider, ona burada müzik bilgisi olan ve piyano çalabilen bir kadının bulunduğunu ve onu tercih edebileceğini söylerler ve bir gecelik hikaye, kitabın da temel hikayesi yaşanır. Bir geceyi piyanolu bir odada baş başa geçirirler, yatarak değil, oturarak, müzikle ve sohbetle. Birbirlerine hayat hikayelerini anlatarak, dertleşerek, can yoldaşı olarak. Buradaki bana göre olağanüstü samimi edebi zenginliği aktarmak isterdim ama hem yeterince uzattım hem de okumanız daha güzel olur.

    Savaş öncesinin yıkımları, savaşın yıkımlarına eklenir ikisi için de , ortak noktalarını keşfederler. Aşk diye bir şey varsa işte yaşanır aralarında böylece, birkaç saat içinde. Sabah yola devam etmek yerine kendisiyle kaçmasını teklif eder bu talihsiz genç kadın. Andreas da ister bunu elbette. Fakat ansızın bir saldırı alır canlarını, savaş sürmektedir zaten.

    Belki beceriksiz bir anlatım oldu farkındayım. Siz okuyup kendiniz değerlendirin derim, son olarak kitaptan bir cümleyle bitireyim en çok etkilendiğim,

    "Sevinç çok şeyi silip süpürür, acı çok şeyi nasıl silip süpürürse öyle."
  • Bütün değerlerini yitirmiş,dayanacak bir kadın,bir sevgi arıyor.Yakında büsbütün kaçırırsa şaşmam.İşte böyle.
    C.
  • Yakında dalacağız soğuk karanlıklara;
    Hoşça kal, gür ışığı kısa yazlarımızın!
  • 'Güzin Abla' olarak bilinen Hürriyet gazetesi yazarı Feyza Algan, köşesinde tecavüze uğradığını anlatan bir kadına, "Bu tür olaylar, genç okurlarıma örnek oluyor, iyi bir ders oluyor. Onlara verebileceğim öğütlerden çok daha fazla işe yarıyor" yanıtını verdi.

    'Umutsuz' rumuzlu bir kadın Hürriyet gazetesinde 'Güzin Abla' olarak yazılar yazan Feyza Algan'a başına gelen tecavüz olayını anlaratarak tavsiye istedi. 'Umutsuz' özetle şunları yazdı: "Sevgili Güzin Abla, bir süreden beri üniversitede tanıştığım bir gençle arkadaşlık ediyordum. Görünüşte temiz ve kibar bir gençti. Elimi tutmak için bile benden izin istiyordu. Meğerse güvenimi kazanmaya çalışıyormuş...

    Yine birlikte çıktığımız bir akşam beni bir arkadaşının evine götürdü. Ona güveniyordum, bir sakınca görmedim. Ama orada bana içki içirdi ve rızam dışımda benimle beraber oldu. Karşı koyamadım. Şu anda perişanım. Üstelik o günden sonra beni bir daha aramadı. Ben aradığımda da cevap bile vermedi. Daha sonra bir arkadaşından onun sözlü ve pek yakında da evlenmek üzere olduğunu öğrendim. Bu kötülüğü bana neden yapmış olabilir, bir türlü anlam veremiyorum. O gece canavara dönüştü, ona karşı koyamadım, çünkü beni öldürebilirdi. İntihar etmeyi düşündüm, çünkü beni yere göğe koyamayan aileme ne diyecektim. Ama ölürsem onları daha da fazla üzeceğimi düşündüm. Üstelik onun gibi biri için ölmenin çok saçma olduğuna karar verdim. Vazgeçtim. Şimdi ben erkeklere artık nasıl güvenebilirim, söyleyin bana..."

    YANIT: BU OLAY SANA DERS OLSUN

    Algan'ın 'Umutsuz'a cevabı özetle şöyle oldu: "Sevgili kızım, iyi ki aklını başına toplamış, yanlış bir adım atmaktan geri dönmüşsün. Dediğin gibi böyle bir adam için ölmeye değer mi?
    Bunları benimle paylaştığın için teşekkür ederim sana. Çünkü işte bu tür olaylar, genç okurlarıma örnek oluyor, iyi bir ders oluyor. Onlara verebileceğim öğütlerden çok daha fazla işe yarıyor. Her önünüze çıkan erkeğe hemen güvenmeyin, onu çok iyi tanımadan baş başa kalmayın.
    Bazıları benim tutucu olduğumu, kadınların özgürce dişiliklerine yaşamalarını engellediğimi söylüyorlar ya... İşte benim bütün korkum bu ve buna benzer yaşananlar.

    Bu olay sana bir ders olsun.

    Bundan böyle tatlı sözlere inanmadan önce daha bir temkinli olursun eminim."