• Şilili Victor Jara’nın elleri kırıldı gitar çalmasın diye. Kürt Hamido’nun tırnakları çekildi saz çalmasın diye....

    Victor Jara, Şili’de Augusto Pinochet’nin Salvador Allende hükümetine karşı gerçekleştirdiği darbe sırasında işkenceyle öldürülen bir sanatçı. Jara, darbeciler tarafından yoldaşlarıyla beraber Şili Ulusal Stadyumu’nda işkence görür. Bir daha gitar çalmaması için elleri kırılır; o halde şarkısını söylemeye devam eder. Ve işkence ile katledilir. Bu hikaye de bir nevi Kürt Victor Jara’nın hikayesidir. Pek bilinmez. Anlatacağımız Hamido’nun bilinmeyen hikayesidir…

    Asıl adı Hamit Gezginci. Çocukluğumun efsane sesi, babamın yoldaşıydı. Bu hikayeyi yazmak için yıllardır koşulları zorluyorum. Nitekim koşullar oluştu ve Mardin Kızıltepe’ye doğru yola çıktım. Yoldaşlarını, ailesini dinlemek istiyorum. Kimine Kızıltepe’de ulaştım, kimine Diyarbakır, kimine İzmir, kimine Avrupa’da.

    1954’te Mardin Kızıltepe’de dünyaya gelen Hamido, 8 kardeşten biri, daha küçük yaştan itibaren saz çalmaya başlar. Babasından saz çalmayı öğrenen Hamido, 15’ine geldiğinde artık Mardin’de tanınan bir yerel sanatçıdır. Genç yaşta evlenir ve bir çocuğu olur. Hamido, gittiği birçok yerde düğünleri, etkinlikleri şenlendirir. Gür ve güzel sesiyle aranan biridir. Hamido’nun kardeşi Ozan İbrahim Gezginci, siyasi sürecin Hamido için nasıl başladığını şöyle anlatıyor: “Hamit abim, toplumun uyanışı için şarkılar söylemeye başladı. 1965-66’larda artık tanınıyordu. Ve büyük saygı görüyordu. Müziğiyle ve sesiyle farklı bir duruşu vardı. 1973-74’te Kızıltepe’ye Abdullah Papur geldi ve abimle bir konser sergilediler. O konserden sonra siyasi süreç de başladı. Kürtçe şarkı söyledikleri için artık hedefteydi.”

    1980 Mart’ının ilk günlerinde, darbenin hemen öncesinde tutuklanır. Ve vahşi işkencesiyle bilinen Diyarbakır Cezaevi’ne gönderilir. Tam 5 yıl burada Esat Oktay Yıldıran’ın işkencelerine boyun eğmez, 4 kibritle direniş meşalesi olan yoldaşlarıyla birlikte direnir.

    Helva kutusundan saz

    Kardeşi İbrahim Gezginci, Hamido’nun Diyarbakır zindanında yaşadıklarından bölümler anlattı: “Esat Oktay Yıldıran’ın beynini allak bullak eden rahmetli Hamido’dur. Bunun tanıkları var. Peki, nasıl oldu? 81 yılında o direnişte helva kutusundan bir tane bağlama yapmış. Helva kutusu ağaçtan yapılmıştı. İşte o helva kutusu ve süpürgenin sapı, çorapların lastikleriyle bir bağlama yapmış. Nasıl mı yapmış? Süpürgenin sapını kutunun içine yerleştirmiş ve lastikleri de kutuya bağlamış. Ve şarkılar söylemeye başlamış.

    Bağlama nerede?

    “Hamido saz çaldığında koğuş arkadaşlarından birisi nöbet tutuyor. Esat Oktay gelince Hamido’ya söylüyor geldi diye, hemen sapı ve lastiği çıkarıyor, kutuyu kenara koyuyor. Esat Oktay koğuşun önünden geçiyor, içeri bir sivrisinek girmezken bir tane bağlamanın sesi geliyor. Esat Oktay içeri giriyor. O bağlamayı verin diyor. Bunlar diyor bağlama diye bir şey yok. İçeri bakıyor, gerçekten bağlama yok. Bakıyor yok, çekip gidiyor. Bir gün sonra Hamido yine bağlamayı yapıp çalıyor. Psikolojik işkence için tekrar Esat Oktay koğuş koridorlarında tur atıyor. Bakıyor yine bağlamanın sesi geliyor. Nöbet tutan arkadaşlar yine bunu fark ediyor. Hamido’ya diyorlar geldi. Hamido yine bağlamayı söküyor oraya atıyor. Esat diyor ben bağlamanın sesini duyuyorum onunla şarkı söyleyen biri var. Koğuştaki arkadaşlar diyor ki, farkındaysan yaptığın işkence nedeniyle sende psikolojik sorun oluşmaya başlamış. Bu kelimeyi kullandığı için arkadaşların hepsi sıra dayağından geçiyor.
    Aradan bir iki gün geçiyor aynı koğuşta yine bağlama sesi geliyor. Yine içeri giriyor, yine yok. Israrla diyor buradan bağlama sesi geliyor. Arkadaşlar diyor ki, sen psikiyatriye gitsen tedavi olsan iyi olur, senin psikolojin bayağı kötüye gidiyor.

    Esat Oktay tarumar

    “Bu kendisinden şüpheleniyor? Aradan birkaç gün geçiyor, tekrar bağlama sesi geliyor. Rahmetli Hamit abim, Kîne Em’i söylüyor. O söylediğinde tüm zindan sesiyle doluyor. Yine içeri giriyor ama bağlama yok. Bu allak bullak oluyor. Bu direnişleriyle Esat Oktay Yıldıran’ı tarumar ediyorlar.”

    85’te tahliye oluyor

    Diyarbakır zindanında 5-6 beste yapan Hamido, 1985’in başında tahliye oluyor. Onun cezaevi sürecine tanıklık edenler yaşadığı işkencelere rağmen teslim alınamadığını gururla söylüyor. Tahliye olduktan sonra sanatsal faaliyetlerine devam ediyor. Bir yandan ise Kürtçe şarkı söylenmesine de tahammülsüzlük artıyor. Ve sonra tehditler başlıyor.

    Saz çalan tırnakları çekiliyor

    Hamido’nun tehditlere boyun eğmediğini söyleyen kardeşi İbrahim Gezginci, “Düğünlerde Kürtçe şarkı söyleme artık buna izin vermeyeceğiz, diyorlar. Şarkıları, halkı direnişe davet eden şarkılar olarak tanımlanıyordu. Ve bu yüzden ağır baskılara maruz kalıyordu. En az ayda 2 kez onu gözaltına alıyorlardı. Ve Kürt sanatçılarından ilk olarak işkenceyle tırnağını kaldırdılar. Bir defa gözaltı alındığında bağlamayı çalan elinin 2 parmağının tırnaklarını çektiler. Bir süre saz çalamadı. Sürekli gözaltına alınıyordu, bazen bir ay, bazen bir hafta, bazen 5 gün ama sürekli gözaltına alınıyordu. Yine İskenderun’da işe gitmişti, dönüşünde önünü kestiler hatta başına silah dayadılar, Kızıltepe’den git, eğer gitmezsen öleceksin diye tehdit ettiler” diyor. Yıl 1989-90.

    Kurşunlar sessiz mi çıkıyor?

    Hamido, videosu da olan şarkı söylediği düğünlerden birinde yine gözaltına alınıyor. Kardeş Gezginci anlatıyor: “92’de Derik’te bir düğündü, binlerce insan vardı. Düğün baskına uğradı, Hamido ablukaya alındı. ‘Sazı yavaş çal, sesi yüksek olmasın sen insanları rahatsız ediyorsun’ diyorlar. Hamit abim onlara şöyle bir cevap veriyor: ‘Siz insanları öldürürken sessiz mi öldürüyorsunuz? Silahınızdan çıkan kurşunlar sessiz mi çıkıyor?’ Ve tekrar 4-5 gün gözaltında kalıyor.”

    3 araçla pusu kurdular

    Yıl 93. JİTEM’in her gün bir Kürt yurtseverini sokak ortasında vurduğu günler. Tehditler artmış, ama Hamido inatla Kürtçe direniş şarkıları söylemeye devam eder. DEP Milletvekili Mehmet Sincar JİTEM tarafından vurulduktan sonra taziyesine gider Hamido… Gerisini kardeşi Gezginci anlatıyor: “Mersin’den işten gelirken gözaltına alınıp tehdit ediliyor. Çekip gitmezsen gereği neyse yapılacak diyorlar. Hamit abim, ‘Ben bu coğrafyada doğdum, büyüdüm, kültürünü aldım ve Kürdüm, Kürtlerin içinde öleceksem de ölürüm gitmiyorum’ diyor. Bundan birkaç gün sonra bir daha gözaltına alındı, bırakıldı. Şehadetinden önce rahmetli Mehmet Sincar’ın taziyesine gitti, geldi. Aradan 2 gün geçtikten sonra 27 Eylül 1993’te sabah birileri ona telefon açtı. Seninle işimiz var diye. Evden Veysi abimle çıktı. Kızıltepe’nin tarihi Dinaysir Köprüsü’nde (Taş Köprü) pusu kuruyorlar. 3 araçla silahlı saldırı düzenliyorlar. Hamit abim şehit oluyor. Veysi abim de 9 tane kurşunla ağır yaralanıyor.” Ve Kürt Viktor Jara, tırnakları saz çalmasın diye çekilen Hamido, JİTEM tarafından katlediliyor. Şimdi Kızıltepe’de Fırat Mezarlığı’nda Mehmet Sincar’ın yanı başında yatıyor.

    Gerçekten doyamadık ona

    Hamido’nun düğününde çaldıklarından biri de HDP Artuklu İlçe Eşbaşkanı Bekir Dağ. Hamido’yu bir de ondan dinliyorum. Dağ’ın ilk sözü “Herkes onu çok severdi” oluyor ve şöyle devam ediyor: “Çok güzel bir ozanımızdı. 10 yıl komşu kaldık, gerçekten ona doyamadık. Sesi çok güzeldi. Onun sesini Şivan’ın sesine benzetiyordum. Gür ve süper bir sesi vardı. Allah rahmet eylesin. Çok değerli bir insandı. Benim düğünümde de o çalmıştı.”

    Konuşmadı konuşturulamadı

    Hozan Hamido’nun cezaevi arkadaşı Bûbê Eser ise yaşadığı işkenceyi Gardiyan ismiyle kitaplaştırmış. Şimdi yurt dışında yaşıyor. Ağır yaralı olarak Türkiye’den çıkmış. Eser’e ulaştığımda Diyarbakır zindanından sonra prensip olarak Türkçe konuşmama kararı aldığını anlatıyor. Şöyle diyor: “Bugüne kadar 10 kitap yazdım hepsi Kürtçe. Fakat Gardiyan Türkçe’ye çevrildi, Yunanca, İsveççe ve Arapça’ya çevrildi. İngilizce, Almanca, Fransızcası da hazırlanıyor.”

    Bûbê Eser.

    Hamido ile tanıklığını anlatan Eser, “Hamido’yla Kızıltepe’den tanışıyorum. Hem bizim ozanımız hem de bizim arkadaşımızdı. Ben kendisinden önce hapishaneye girdim, sonradan kendisinin hapishaneye geldiğini işitince onunla aynı koğuşa geçtim. Hamido çok büyük işkencelerden geçmesine rağmen bir tek kelime bile konuşmadı, konuşturulmadı. Hep direndi. Bu direnme sürecinde 5 Nolu Cezaevi’ne gelince Hamido hiçbir zaman kendi benliğinden, kendi şahsından, kendi niteliğinden taviz vermedi” diyor.

    Bir kahramandı

    Eser, “Bir Kürt genci olarak, hem kendisini hapishanede yaşatmaya hem de arkadaşlarına yardımcı olmaya çalıştı. Hatta işkencelerin yoğun olduğu dönemlerde işkencelerden sonra Hamido, arkadaşları güldürmek için çok defa kendisine dayak atıyordu. Hamido’nun yaptığı bazı hareketleri, şarkı söylemeleri, şakalaşmaları gardiyanları rahatsız ediyordu. Onu çıkarıp işkence yapıyorlardı. Çeşitli işkencelerden geçmesine rağmen Hamido dik yaşamını sürdürdü. Hapishanede bir kahraman olarak yaşadı. Ve bir kahraman olarak da hapishaneden çıktı. Tüm arkadaşlarını orada yaşatabilmek, onlara moral verebilmek çabalıyordu. Çünkü hapishanede moral gerçekten çok önemliydi. Her koğuştan ispiyoncu çıkarmak istiyorlardı. Bizim koğuştan böyle biri çıkmadı. Hamido’ya bunu yapmaya çalıştılar ama Hamido işkencelere rağmen bu teklifi kabul etmedi. Ve sürekli direndi, sürekli morali yüksek, arkadaşlarına moral veren bir insandı. Hamido devrimci anlayışıyla, ileri görüşlü anlayışıyla harekete katılarak daha çok, daha yoğun çalışabilmek için, Kürt halkının kurtuluşu için canını bile feda etti” diye vurguluyor.

    Hamido Kürtperwer

    Hamido’nun cezaevinden arkadaşı Mehmet Can Azbay da prensip olarak Türkçe konuşmayı tercih etmiyor ve bunu özellikle belirtmemi istiyor. Onunla yaptığımız röportaj da Kürtçe gerçekleşiyor. Bu hikayenin paylaşılacak olmasından duyduğu mutluluğu dile getiren Azbay, şöyle anlatıyor: “Ben prensip olarak Kürtçe konuşacağım, bir Kürt olarak 20 sene zindanda kaldım. Biz önce birlikte 1 Nolu’da kaldık. 1980’in Mart ayıydı. 1 Nolu’dan 5 Nolu’ya, oradan da 21 ve 24. koğuşlarda birlikte kaldık. Hamido Kürtperwer, halkını seven biriydi. Mücadeleciydi. O Kürdistan özgürlük mücadelesinin üyesiydi. Gerçekten değerli bir yurtseverdi. Hem sanatçı hem mücadeleci biriydi, zindanlarda hiçbir zaman düşmana boyun eğmedi.”

    Mehmet Can Azbay.

    Arkadaşlarının moral kaynağı olduğunun altını çizen Azbay, “En zor dönemlerde, ki Türkçe bu döneme ‘vahşet süreci’ deniyor. Devrim şarkılarıyla insanların yurtsever duygularını yükseltirdi. Mesela ‘Kîne Em’ parçasını en iyi yorumlayanlardan biri de oydu. Che Guevara için özel bir şarkı söylemişti. Güney Kürdistan, Leyla Kasım hakkında şarkılar söylüyordu. 12 Eylül Darbesi geldiğinde, biz havalandırmaya çıktık slogan attık, 12 Eylül Darbesi’ne karşı. Hamido sazıyla ‘Kîne Em’ parçasını söyledi. O zaman yüzbaşı ve askerleri geldi dedi, ‘Bu sloganları atmayın. ‘Biz, sizden korkmuyoruz ve direniyoruz. Biz devrimciyiz, Kürdistanperweriz, karşınızda duruşumuzu gösteriyoruz’ dedik” diye kaydediyor.

    İnsan sağken de değerlidir!

    Hamido’nun büyük sıkıntılar yaşadığına da dikkat çeken Azbay, sözlerini şöyle noktalıyor: “Hamido, 12 Eylül Darbesi’nde 5 Nolu’da çok ağır işkencelerden geçti. Sağlığı çok bozuldu. Dışarı çıktığında da fakirlik ve yokluk içinde yaşadı. Benim halkımıza, kurumlarımıza, medyamıza bir eleştirim var. İnsanlarımız ne zaman ki ölüyor, o zaman kıymetini biliyorlar. Bu Kürtlerin çok büyük bir eksikliği. Bu eksiğimizi görmeliyiz. İnsan sağken değerlidir. Sahip çıkmamız lazım. Gittikten sonra da anmak gerekiyor.”
  • “Ben yazmak istemiyordum. Hiçbir şey istemiyordum. Dünya üzerinde yapılacak işlerim bitmişti. Düşündüğüm her şeyi denemiştim. Şimdiyse sakin bir şekilde ölümü beklemek istiyordum. Zihin yolculuğumun son aşamasındaydım. Dünyanın en güzel sanat eserini yaratıp on dakika seyrettikten sonra yakan bir ressam gibi ben de keşfettiğim düşünce cennetimi tasfiye ediyordum. İki aydır bunu yapmaya çalışıyordum ve bitmesine çok az kalmıştı. En azından ben öyle düşünüyordum. Sona erdiğinde ise beş yaşındaki bir çocuğa dönüşecektim. Ve bu zaten çok büyük bir çaba gerektiriyordu. Cehalete geri dönüşün cehaletten çıkmaktan çok daha zor olduğunu, hafızamın rahatsız eden darbeleriyle anlamıştım... Hatta belki yaratacağım yeni ve bomboş aklım sayesinde mutlu bile olabilirdim...”
  • Pazar günü yapılacak en güzel şey hiçbir şey yapmamak.
  • Ona göre sıcak bir temmuz günü yapılacak en güzel şey, çayırlara gidip çimenlerin üzerine uzanmak, havada uçuşan arıların ninniye benzer vızıltısını, tepemizde şarkı söyleyen bülbülleri dinlemekmiş. Masmavi, bulutsuz bir gökyüzü, ışık saçan parlak bir güneş.. Ona göre cennet buymuş. Bense batı rüzgârının esintisinde yaprakları hışırdayan bir ağacın dalında sallanmak istiyorum.
    Emily Brontë
    Sayfa 365 - Martı Yayınları
  • 280 syf.
    ·2 günde
    Rozet Atatürkçülerinin ve sözde aydınların gocunacağı güzel bir eser. Nesin; “hiçbir şey yapmamış olmakta, yapılacak kötülüklerin en kötüsüdür” diyor aydınlara, “Atatürkçülüğü, coşkudan akılcılığa getirmek zorundayız” diyor Atatürkçülere...
    Yakın çevrenizde en az beş adet; Atatürk ilke ve inkilaplarını say desen sayamayan, ama herkesten çok “ilkelerine bağlı” olduğunu iddia eden... Lüks mekanlarda “yardım gecesi” adı altında buluşup, pahalı kürkler ve binlerce dolarlık takım elbiseler giyip, şarabını yudumlarken “aydınlık bir gelecek için el ele veriyoruz, ihihihi...” diye kikirdemekten öteye gidemeyen “aydın(!)” tipler mevcuttur. Örneğe uyan kişilere küçük sürprizler yapıp bu kitabı hediye edebilirsiniz.
    “Tıpış tıpış gittik” değil, “tıpış tıpış gönderdik” diyenlerden olursak her şey değişecek. Ne şiş yansın ne kebap demeye devam edersek de sonuç ortada zaten...
    İster iğneyi ister çuvaldızı kendinize batırın tercih sizin, batıra batıra okuyun, sonra da okutun.

    •Tavsiye ediyorum.
  • 176 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamlar ola şekerim .. Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamayıp yazayım istedim bir şeyler .. O kadar kırmızı tuborg içmişiz bari bi işe yarasın di mi ama?!? =)) Bu yolla yazdığım sanırım ikinci inceleme olacak bu .. Yani kitabı bitirmeden yazdıklarım .. 1000 kitap, hem yönetimiyle olsun hem de okuyanları ile olsun çeşit çeşit garip gurup insanla dolu olduğu "İÇÜN" ( AZİZ "BABA" BÜYÜKSÜN! BABALARIN BABASISIN SEN !! ) henüz kitabı okuyorken yazdığım ilk inceleme şikayet edilmişti ( Bkz: #44585204 ) .. Sanırım bu inceleme de şikayet edilip kaldırılacak .. Yine de şikayete bakacak moderatör arkadaşımız olur da benim dişimi kırar da okur diyerek bu notu düşmek istedim buraya ki BİLİNSİN !!! Site kuralları gereği yaptığım bir ihlal değil .. Ve hemen ahlak jandarmaları için de not düşeyim siz sevgili 18 yaşı görmemiş kardeşlerimiz için : ALKOL ALMAYIN !! =)) Evet .. Sanırsam bahsedilen bu iki noktada mutabığız .. O yüzden ben dolgulu dişimi test ederek kemirdiğim kavurgaların tuz oranını test ederken dilimle ve kırmızı tuborgları güp güp deyerek mideme indirirken startı veriyorum ... Damalı bayrağımız havada !!!!

    Bir cumartesi .. 80 lerin neredeyse sonundayız .. Sabah Star'da Transformers izlenmiş .. Neşe damarlarda akıyor.. Dönüşebilsem dönüşeceğim ( PEK TABİİ DECEPTICONS!!!! ÖLÜMÜNE KÖTÜLÜK !) ama realite izin vermemekte .. Ve talihe bakın ki uyanır uyanmaz pencere önüne koşmuş "şahsımın" çapaklı gözleri bembeyaz bir örtüyle sarmalanmış Ankara sokaklarına bakıyor .. Hava bunca kirlenmediği ve metropol hayatı henüz Ankara'yı esir etmediği için o dönemlerde kar , yağınca 10 AYI gücünde yağıyor .. İnanılmaz bir neşe .. Gözü kör olası ifrit kargalar henüz bokunu yememiş...Öyle ki henüz merkezi ısı sistemi devreye girmemiş .. Sevgili Salvatore' un Buzyeli Vadisi Üçlemesi'ni yazmasına daha seneler var ama paf küf sesleriyle alıp verilen soluklar ile kara tren misali beyaz buharlar atarak gezmekteyim ben o buzdan vadi içinde ... Bizde kuraldır .. Herkes sofraya oturacak .. Kahvaltı yahut yemek adı her ne ise beraber yapılacak ! Lakin benim beklerken beyin hücrelerimi buharlaştıran dermanım ve sabrım limitleri zorlamakta ... Dokuzarlı dokuz doğum yapıp atıyorum kendimi sokağa.. Annemin ardımdan, "montunun önünü sakın açma, sonra götün cücük salar oğlum!" seslerini hiç duymaksızın .. Nereye gidiyorum derseniz söyleyeyim .. Dinazorlu parka !!! Benim o gün için adını öylece koyduğum dinazorlu parka .. İşçi kesiminin oturduğu semtteki parktan ne olacak diyorum şu an ama o zamanlarda çakıl taşları üstüne oturtulan bir gemi , iki salıncağından birinin zincirleri kopmuş malulen emekli eğlence birimleri ve uzun boynundan kaydığımız bir dinazorun olduğu bu park bizim için bir define adası .. Hem de karlarla kaplı !!! Kar öyle güzel bir olgu ki kanlı bıçaklı olduğumuz aşağı mahalle çocuklarıyla bile koalisyon kurdurtuyor bizlere .. Daha düne kadar bahçedeki iğdeye daldı diye kafasına tuğla attığım kızla beşik kertmesi olmuşuz .. Sarmaş dolaşız .. Pek tabii karlar eriyene kadar !!! HIH !!! NE SANDIN !! =))

    İğde in the bahçe is our namus..
    Bu yolda ölüm gerekirse tek HUSUS!! =))

    KuP KuP Boy from Mexico

    Evet !! O gün sabah 9' da çıkıp eve akşam 8' de girip türlü türlü zılgıtları yedik mi ? YEDİK !! Ölümüne CIRCIR olduk mu ?!? EVET! Olduk !! Yine olsa yine gider miyiz !! EVET !! GİDERİZZ !! =))

    Şimdi diyeceksin ki kenafir gözlü "gavur" Tuco !!! Bana bunları niçin anlatıyorsun .. Banane ulan senin dinazorlu parkından .. Bu kitapla bu anlattıklarının ne alakası var ?!?!?

    ÖYLE Mİ ?!?!?

    Madem öyle .. Buyrun HÖŞMERİME !! O parkın bir adı var .. O ismin de bir hikayesi .. HEPİNİZİN ELİNDE BİR KAŞIK VAR !! Lokmasını yutmadan tatlıya kaşık sallayanın gözünü oyarım .. Açgözlülük yapmayın !!! Sindire sindiree !!!

    İki kardeş .. Bir anadan doğma iki kardeş .. ÖZ BE ÖZ !! Bir cipin içindeler o dönem .. Bir gece yarısı .. Ben henüz anamın karnındayım .. Nato paşası kenan evren denen tipleme kurmuş cuntasını .. Vurmuş demir yumruğunu sofraya !! HÖŞMERİM DE BENİM KAŞIK DA deyerekten esip gürlemekte .. Bir gece yarısı alınmışlar evlerinden bu iki kardeş .. Nereye götürülüyorlar dersiniz ? MAMAK CEZAEVİNE !!! O dönemleri okuyanlar Mamak'ı çok çok iyi bilir .. O döneme dair yazmak istemiyorum .. Yazayım diyeceğim ama çok uzayacak bu inceleme .. Ne sizde o sabır, ne de bende o siniri izole edecek dirayet var .. 24 Ocak kararlarını bu millete kim nasıl kabul ettirmiş .. O kararlar ne imiş siz açıp bakın .. Bizi Usa'in koynuna kim sokmuş açıp okuyun !!! Ben ağzımı bozmak istemiyorum ...

    Yanaşıyor cip Mamak'a .. RACİ TETİK isimli bir nazi subayı emir veriyor erlere : "ANALARINI AĞLATMAZSANIZ BEN SİZİN ANANIZI AĞLATIRIM!" ... Daha adımlarını atar atmaz başlıyor darp .. Şimdi herşeyi bir kenara bırakalım .. Ben size tek bir soru sorayım! Kaçınızın gözleri önünde DÖVE DÖVE ÖZ KARDEŞİ ÖLDÜRÜLDÜ !!

    Bu sorunun yanıtı sanıyorum ki 1000kitapta bir boş küme !!!

    BOMBOŞ!!!

    Ben yaşadım diyen var mı aranızda ? Onu geçtim .. Ben aklıma getirebiliyorum şu dediklerini , kendimi onun yerine koyabiliyorum diyen var mı ?!? VAR MI ?!?!?

    EFENDİM ?!?

    "Vurma !!" "Bizi artık dövme" diyor subaya ağabey !! DÖVE DÖVE ÖLDÜRÜYORLAR !!!

    Büyük kardeşin hiçbir suçu yok .. Kardeşinden dolayı onu da gözaltına almışlar .. Küçük kardeşin suçu ne peki biliyor musunuz ? Bilmek ister misiniz ?

    KİTAP BASMAK !!

    KİTAPÇI DÜKKANI VAR ONUN !!!

    OLUR MU ULAN ÖYLE ŞEY !!!! OLUR MU ?!?!?

    Soruyorum olur mu ?!?!? Ben soruyorum ben cevap vereyim .. 12 Eylül ' de en çok toplatılan kitaplar listesinin başında kim var biliyor musunuz ? JACK LONDON !! DEMİR ÖKÇE İLE İLK ONDA.. HATTA BEŞTE .. Peki bu listede daha kimler var ?! Bekir Yıldız !! Halkalı Köle kitabı ile yer alıyor ... "EVLİLİK KURUMUNU ANLATAN ROMANI İLE !!!! AMA HEM HALKALI HEM DE KÖLE !! OLACAK İŞ Mİ?!?!?

    Görüyor musunuz hayatınızın nelere bağlı olduğunu .. O gün pamuk ipliğinden çekip koparılan iki isimden biri kimdi peki bilmek istermisiniz ?


    İLHAN ERDOST !!

    Ağabeyinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost !! Benim gidip oynadığım o parka adını veren İLHAN ERDOST !! SIRF KİTAP BASTI DİYE , NE BASTIĞINA BAKILMAKSIZIN ÖLDÜRÜLEN İLHAN ERDOST !!!

    Geçen yine bir dost meclisindeyim .. Yine oturuyoruz karşılıklı .. Ne okuyorsun muhabbeti açıldı .. Karşımdaki sayıyor bana okuduklarımı.. Fakir Baykurt .. KÖYLÜLER.. KAHROL AMERİKA !!

    BAK SEN !! =))

    Ulan o adamlar, o kitapları zamanında yazmasalardı , sen bugün bu denli rahat ağzını açıp cümle kurabilecek miydin? "Köylü" diyip dudak büzerek bugün aşağıladığın o insanlar ve o insanların yanında yer alan İLHAN ERDOST gibiler olmasa sen bugün bu denli rahat konuşabilecek miydin ? NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİN ??!? NEYİ BAŞARDIN ? NE BEDEL ÖDEDİN ?!??

    Bu soruların cevabıdır işbu kitap ! Cevapların karşısındaki muhataptır Osman Şahin ...Kitaba dair tanıtım da sadece bu 3 soru cümlesinin yazar tarafından kitap içinde verilen cevabıdır..


    Kusura bakmayın .. Alkol tamam .. Davaro OST si de arkada çalıyor ama GOY GOY yapamadık bugün .. İLHAN VE MUZAFFFER İLHAN ERDOST' un hatırası izin vermedi .. Bir başka işsiz incelemede görüşmek üzere .. Başlığı tanıtım içerisinde geçirmedim bilerek .. Eşleşmeyi sizler yapasınız sevgili Cin Ali ve Aliye'ler ..
  • "O an çok yorgun olduğumu hissettim. Kurduğu cümleler beni eskilere götürmüş ve verdiğim mücadeleleri aklıma getirmişti. Sadece bunları yeniden düşünmek bile kendimi ölüm döşeğinde yatan bir yaşlı gibi hissetmeme yetmişti. Ben yazmak istemiyordum. Hiçbir şey istemiyordum. Dünya üzerinde yapılacak işlerim bitmişti. Düşündüğüm her şeyi denemiştim. Şimdiyse sakin bir şekilde ölümü beklemek istiyordum. Zihin yolculuğumun son aşamasındaydım. Dünyanın en güzel sanat eserini yaratıp on dakika seyrettikten sonra yakan bir ressam gibi ben de keşfettiğim düşünce cennetimi tasfiye ediyordum, iki aydır bunu yapmaya çalışıyordum ve bitmesine çok az kalmıştı. En azından ben öyle düşünüyordum."