Ali  Fuad Başgil

Ali Fuad Başgil

Yazar
8.8/10
471 Kişi
·
1.632
Okunma
·
130
Beğeni
·
4.456
Gösterim
Adı:
Ali Fuad Başgil
Tam adı:
Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil
Unvan:
Türk Hukukçu, Siyaset Adamı, Yazar
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1899
Ölüm:
17 Nisan 1967
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, (d. 1899 Çarşamba, Samsun - ö. 17 Nisan 1967 İstanbul), Türk Hukukçu ve siyaset adamı. Babası Halis Şükrü Efendi, annesi Makbule Hanım’dır. Dedesi Sölükbaşoğullargilden Hafız İbrahim Efendi’dir. İlkokulu Çarşamba'da okudu. Lise öğrenimine İstanbul'da başladı ve Paris'te tamamladı. İstanbul'da okurken I. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla beraber eğitimini yarıda kesip 4 yıldan fazla süre Kafkas Cephesinde subay olarak görev yaptı. İstanbul'a döndükten sonra bir müddet ticaret ile uğraşdıktan sonra eğitimini tamamlamak için Paris'e gitti. Paris'te önce Saint-Barbe Lisesi sonra Buffon Lisesi’nde gitti ve burada lise eğitimini tamamladı. Grenoble Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra doktorasını Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Daha sonra Paris Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü ile Paris Siyasi İlimler Merkezi'ni de bitirdi. Başgil ayrıca Lahey Devletler Hukuku Akademisi'nin derslerine devam edip, buradan da mezun oldu. Yani 36 yaşında yurda üç fakülte ve bir yüksek okul diplomalı hukukçu olarak döndü. Hatay'ın bağımsızlığa kavuşmasından sonra 1937'de Hatay Cumhuriyeti'nin anayasasını hazırladı.
Türkiye'de İstanbul Üniversitesinde uzun yıllar Teşkilat-ı Esasiye Hukuku (Anayasa) dersleri verdi. 1939 yılında ordinaryüs profesör unvanını aldı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından çeşitli üniversitelerden demokrasiye inandıkları için uzaklaştırılan 147'ler listesinde yer aldı. Bir yıl sonra (1961) MBK'nın, 147'lerin tekrar üniversiteye belki dönebileceklerine dair özel kanun çıkarmasına rağmen bunu kabul etmedi ve Adalet Partisi hareketi içerisinde siyasete atıldı.
15 Ekim 1961 seçimlerinde AP listesinden bağımsız Samsun Senatörü seçildi. Cumhurbaşkanlığı'na adaylığını koyması, Em. Org. Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığında ısrar eden askeri kesimden gelen yoğun tepkilerle karşılaştı. 24 Ekim 1961 gecesi Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay tarafından götürüldüğü Başbakanlık'a bazı Milli Birlik Komitesi üyesi subaylarınca "hayatınızı garanti edemeyiz" denilerek tehdit edildikten sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden de istifa ederek yurt dışına çıktı. [1] Bunu izleyen yıllarda Cenevre Üniversitesi'nde ders verdi, aynı üniversitede Türk Dili ve Türk Tarihi Kürsüleri'ne başkanlık yaptı. Adalet Partisi'nin %52 oy oranıyla tek başına kazandığı 1965 seçimlerinden sonra Türkiye'ye dönen Prof. Ali Fuat Başgil, 17 Nisan 1967 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı'ndadır...
Arkadaşın kötüsü, emin ol ki, bir gencin başına gelebilecek kötülüklerden en kötüsüdür.
Ali  Fuad Başgil
Sayfa 21 - Yağmur Yayınları
— Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
— Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
— Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
— Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir
zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
— Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
— Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
— Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
— Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
— Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
— Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
— işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
— Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
— Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
— Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
— Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
— Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
— Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
— Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
— İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
— Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
— Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
— Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
— Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
— Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
— Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
manalı olsun.
— Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
— Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
— Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
— Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
— Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
— Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
olan, fikir zenginliğidir.
— Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
— Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
— Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
— Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
— Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
daha vahimdir.
— Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
— Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
— Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
— Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
— Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
— Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
— Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
— Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
— Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
— Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
— Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
— En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
— Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
— Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
— Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
— Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
— Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
— Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
— Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
— Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
— Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
— Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
— Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
başkası da seninki ne hürmet etsin.
Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
— Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
— iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
— Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
— Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
— Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.
— Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.
— Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.
— Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
— Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
— İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.
— Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.
— Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.
— Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.
Genç okuyucum! Alışkanlıklara doğru atacağın ilk adıma bilhassa çok dikkat et. İyice düşün ve iradene sahib ol; kötülük yolunun çamuruna basmamaya çalış. Kumar masasında, meyhâne köşelerinde, kahve peykelerinde (sedirlerinde) ömür geçiren nice bedbaht görürsün ki, bunlar hep ilk adımın kurbanıdırlar.
Ali  Fuad Başgil
Sayfa 43 - ilk adımını iyi atasınki başarabilesin.(m.t)
Allah duygusundan ve sevgisinden uzak bir terbiye yalnız fayda ve menfaat düşüncesine dayanır.

Fakat din terbiyesi hasbi, karşılıksız ve ulvidir.
...bazısı iç âlemine çekilip kendi duygu ve düşünceleri ile yaşar; hazzı ve elemi olanca şiddeti ile duyar.
Çünkü saadet tamamiyle gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve saadeti sırf servet, iktidar ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir.
Çağımız düzensiz, kopuk, çıkarcı insan ilişkileriyle eskiyi mumla aratır oldu. Teknoloji ile birlikte insanın doğası sanal aleme topyekün kaydırılmış durumda. İnsan doğasına alenen yapılan bu hareketleri dengelemek gençlere yani bize düşüyor.

Böyle bir ortamda genç olmayı iki şekilde ele alabiliriz: İlki insanın doğasına aykırı bu hareketi, kendi içinde dengelemiş, sorumluluklarının farkında olan genç modelidir. İkinci modeli ise tasvir etmeye elim gitmiyor. Malumunuz görünen köy kılavuz istemez.

Kitap iki genç modeli içinde yol gösterici nitelikte. Başarının, çalışmanın, aklın, iradenin, sevginin, saygının, kısacası insana tasavvur edilmiş tüm şeylerin önemini vurguluyor.

Liselerde okutulan saçma sapan dersler yerine, ders kitabı olacak içeriğe sahip bu gibi kitapların, önemini vurgulamak şuan için toplumdaki sorunları düzeltmekten daha faydalı olacaktır bana göre.

Önemle ve dikkatle okumanız dileğiyle.
Şu günlerde birçok insanın "Adab-ı muaşeret dersleri geri getirilmeli" cümlesini sarf ettiğini duymaktayım ve sonuna kadar katılıyorum. Şu an genç arkadaşlarım böyle bir ders görmüyor. Görmüş olsalardı bu eserin ilk okutulması gereken kitap olması gerektiğini düşünüyorum. Başarı yolunda nasıl ilerlenmesi gerektiğini, alışkanlıklarımızın bizi nasıl etkilediğini, çalışmanın gerekliliğini muhteşem bir dille anlatılmış. Herkesin (bilhassa okul çağında olan bireylerin) bu kitabı okuması gerekiyor. Benim için çok kıymetli bir rehber oldu. Çalışmayı seven birisiydim ve bu öğütlerle artık daha bir şevkle, daha verimli bir biçimde çalışacağıma inanıyorum. Yazarında dediği gibi: "Çalış genç arkadaşım, çalış! Namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir. Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir"
Gençlerimiz için gerçekten tam bir rehber kitap.Her gencimizin kütüphanesinde bulunması gereken bir baş yapıt.Özellikle 5.bölümdeki çalışma hayatının ve başarılı olmanın kanunlarınher fırsatta tekrar edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Söyledikleri ve yaptıkları ile başarının anahtarını vermiştir Ali Fuad Başgil. Özellikle genç arkadaşlarımızın okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Beni en çok etkileyen cümlesi "çalış, genç arkadaşım çalış!Namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir" oldu. Bu türde yazılmış kitapları okumayı pek sevmem ama dili samimi olunca kendini okutuyor. Okumam için tavsiye eden çimen göze teşekkür ediyorum.
Ali Fuat Başgil, kendi birikimini sade bir üslupla kitaba aktarmıştır.
Bir şeyler öğrenirken anlam karmaşası yaşamıyorsunuz ve dilinin yalın olması böyle bir esere yorum yapabilme şansını veriyor sizlere.

Kitap başarının düşmanları ile başlayıp, başarının şartlarına ve sonrasında başarılı olmanın nelere bağlı olduğuna değiniyor. Bu sırada "Nasıl başarılı olunur?" sorusunu sizler için yanıtlıyor.Ve kişisel özelliklerin başarı üzerindeki etkisini de atlamıyor. Son olarak verimli çalışmaya değiniyor. Kitabın sonunda yaşamımızda bizlere yön gösterebilecek çok değerli maddelere yer viriliyor. Keyifli okumalar dilerim..
İçeriğinde başarısız olmanın nedenleri ve kurtulma yolları, tanıdık olduğumuz alışkanlık, mizaç, irade gibi kavramların açıklamaları, değiştirilip değiştirilemeyeceği, verimli çalışmanın yolları ve daha fazlasının bulunduğu,örneklerle açıklanmış,akıcı bir üslupla düşüncelerin aktarıldığı yükçe hafif,pahaca ağır kitaplardan..Allah mekânını âli eylesin, Ali Fuad Başgil'in sözlerinin özünden birkaç tane paylaşarak incelemeyi tamamlayayım:
-Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla.Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
- Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüte ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin kadardan bütün ömür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışıkta bütün ömrünce yolunu aydınlatır.
Genç arkadaşım. Yukarıda sıraladığım düsturları okuyup unutasın diye değil; kulağına küpe yapasın ve ileride beni anasın diye yazdım. Senden beklediğim, beni hayırla anmandır.
Az sözle çok şey anlatılabilir. bu mümkün burda bunu gördüm. özelikle kitabın sonunda her cümleyi kâğıtlara yazıp duvaralara yapıştırılması gerekir . montaigne denemer in yazarı kitabı yazdığı oda duvarında bir çok özlü sözle doluymuş . bu özlü sözler onu coşturur yazmasını sağladığı düşünülür. Sadece bir kitap degil yaşamımızın daha iyi şekillenmesi için faydalı olacaktır Toplumumuzu iyi bilen ordinaryüs profesör Ali Fuat Başgilinde fikirleri nasihatleri tavsiyeleri yabana atılmamalı okunmalı okutulmalı gençlere tavsiye edilmeli .Kitabın isminden anlaşıldığı gibi gençlerle baş başa sohbet vermeli . onun sohbetine, yazdığı kitapları okumakla mümkündür..
Okuduğum gençlerle başbaşa kitabi yasimdan dolayi çok zor bir kitap gibi gelmişti ilk. Ama daha sonra biraz okudukça ve bilmediğim kelimeleri büyüklerime sorarak anladim . Kitapta en önemlisi bence başarï ile ilgili olan sayfalardı.Çünkü o sayfalarda başarı yoluna nasıl gideceğimiz hakkında bilgi veriyordu. (güzelahlak),ve alçak gönüllülükten de . bahsediyordu genel itibari ile kitap iyi di başka dünyalara yolculuk yaptım
Hani başımız ağrıdığında bi ağrı kesici alırız da tek küçücük bir hap bile o dayanılmaz şiddetli baş ağrısına fayda gösterir ya işte bu esercikden aldığım haz hissettiğim duygu tam da bu söylediğim gibi.. Düşüncelerimde aklımda kalbimde ki manevi ağrılarıma bir aspirin etkisinde oldu adeta. Ve bundan sonra ki yaşamım da her başım sıkıştığında başvuracağım en güzel kaynak diyebilirim. Keşke hep çalışmanın ve başarının duygusal olarak sevdalısı olsak. Yada olmaya çalışsak.. Ya da ben bundan sonra olmak için elimden geleni yapacağım. Çünkü anladım ki ancak o zaman devletime ve milletime faydalı bir genç olabilirim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Fuad Başgil
Tam adı:
Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil
Unvan:
Türk Hukukçu, Siyaset Adamı, Yazar
Doğum:
Samsun, Türkiye, 1899
Ölüm:
17 Nisan 1967
Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, (d. 1899 Çarşamba, Samsun - ö. 17 Nisan 1967 İstanbul), Türk Hukukçu ve siyaset adamı. Babası Halis Şükrü Efendi, annesi Makbule Hanım’dır. Dedesi Sölükbaşoğullargilden Hafız İbrahim Efendi’dir. İlkokulu Çarşamba'da okudu. Lise öğrenimine İstanbul'da başladı ve Paris'te tamamladı. İstanbul'da okurken I. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla beraber eğitimini yarıda kesip 4 yıldan fazla süre Kafkas Cephesinde subay olarak görev yaptı. İstanbul'a döndükten sonra bir müddet ticaret ile uğraşdıktan sonra eğitimini tamamlamak için Paris'e gitti. Paris'te önce Saint-Barbe Lisesi sonra Buffon Lisesi’nde gitti ve burada lise eğitimini tamamladı. Grenoble Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra doktorasını Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Daha sonra Paris Edebiyat Fakültesi felsefe bölümü ile Paris Siyasi İlimler Merkezi'ni de bitirdi. Başgil ayrıca Lahey Devletler Hukuku Akademisi'nin derslerine devam edip, buradan da mezun oldu. Yani 36 yaşında yurda üç fakülte ve bir yüksek okul diplomalı hukukçu olarak döndü. Hatay'ın bağımsızlığa kavuşmasından sonra 1937'de Hatay Cumhuriyeti'nin anayasasını hazırladı.
Türkiye'de İstanbul Üniversitesinde uzun yıllar Teşkilat-ı Esasiye Hukuku (Anayasa) dersleri verdi. 1939 yılında ordinaryüs profesör unvanını aldı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından çeşitli üniversitelerden demokrasiye inandıkları için uzaklaştırılan 147'ler listesinde yer aldı. Bir yıl sonra (1961) MBK'nın, 147'lerin tekrar üniversiteye belki dönebileceklerine dair özel kanun çıkarmasına rağmen bunu kabul etmedi ve Adalet Partisi hareketi içerisinde siyasete atıldı.
15 Ekim 1961 seçimlerinde AP listesinden bağımsız Samsun Senatörü seçildi. Cumhurbaşkanlığı'na adaylığını koyması, Em. Org. Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığında ısrar eden askeri kesimden gelen yoğun tepkilerle karşılaştı. 24 Ekim 1961 gecesi Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay tarafından götürüldüğü Başbakanlık'a bazı Milli Birlik Komitesi üyesi subaylarınca "hayatınızı garanti edemeyiz" denilerek tehdit edildikten sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi ve Cumhuriyet Senatosu üyeliğinden de istifa ederek yurt dışına çıktı. [1] Bunu izleyen yıllarda Cenevre Üniversitesi'nde ders verdi, aynı üniversitede Türk Dili ve Türk Tarihi Kürsüleri'ne başkanlık yaptı. Adalet Partisi'nin %52 oy oranıyla tek başına kazandığı 1965 seçimlerinden sonra Türkiye'ye dönen Prof. Ali Fuat Başgil, 17 Nisan 1967 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı'ndadır...

Yazar istatistikleri

  • 130 okur beğendi.
  • 1.632 okur okudu.
  • 44 okur okuyor.
  • 509 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları