Birhan Keskin

Birhan Keskin

8.6/10
468 Kişi
·
1.606
Okunma
·
644
Beğeni
·
34.211
Gösterim
Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.
Sustum. Sustum. Sustum.
Bütün aşkların sonunda yaptığım gibi,
konuşmak hiçbir şeyi, hiçbir şeye ulaştırmıyordu.
Biliyordum.
"Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Bunun dayanıklı bir şey olmadığını
Sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
Yapılan bir şey olmadığını,
Başlangıçta bir melek konduğunu
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın,
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
Bütün bunları sana
Nasıl anlatacağım?"
İçime işleyen acıyı size değil
bir suya bırakmayı öğrendim
dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
bu yüzden ne bir ağacım var
bana beden
ne de çiçek açacak benden.
''...Bilsen, nasıl üşüyorum
Al şu ellerimi ısıt biraz, ya da al götür bu soğukları...''
"Erkekler daha çok sever o yüzden de kadın şair yok denecek kadar azdır." gibi basit, cinsiyetçi, hiç bir dayanağı olmayan alelade bütün cümleleri reddediyorum. Sevgisini bir şekilde meşrulaştırma çabasının cümlesidir çünkü. Sevgiyi böyle bir cümleyle ölçmeye kalkmak acizliktir. Bunlardan biri de "Günümüzde iyi şair yetişmiyor" Laf! (Hatta laugh)... Günümüz şiirinde, neredeyse bir kaç kelimeyle şair olmaya özenen her ne kadar primci tacirler cirit atıyor da olsa, diğer yandan; hatrı sayılır, kallavi, nitelikli, donanımlı, duyarlı ve hassas şairler de yetişiyor. Bu tür derme çatma cümleleri kuranların, Gülten Akın'dan, Nilgün Marmara'dan, Günseli İnal'dan ve Birhan Keskin'den (isimler çoğaltılabilir) haberdar olduklarını düşünmüyorum. (Niye bu kadar sinirlendim bilmiyorum. Sanırım beni bu popüler kültür mahvetti.)

Sizi temin ederim, bundan yıllar sonra bahsettiğim tacirlerin (Kimlerden bahsettiğimi anladınız siz) esamesi okunmazken, Birhan Keskin gibi zamanının ötesinde şairlerin kırılgan şiirlerini bütün hassasiyetimizle okumaya devam edeceğiz. Sorarım size; şu Birhan Keskin dizeleri eskiyebilir mi?

"Yenildim ben, unutuldum ve üzgün değilim inan.
Büyüktü çünkü onların dünya arzusu
Benim otların sesiyle kaplı kalbimden
Söktüm atımı söğüdün gölgesinden
Şimdi yol benim yeniden.
...
Bir cümledir insan
arşla ferş arasında ve hep haklı
Vardım işte demek için
ömür denen cisimde saklı." (s.71)
BİRHAN KESKİN ŞİİRLERİNİN BANA FISILDADIKLARINA DAİR
Birhan Keskin şiirlerini Eser Gökay’ın okumalarıyla tanıdım. “Hüzünlü Gezinti Güvertesi”ni ve “Kışın Bana Yaptıkları”nı ezber edinceye kadar defalarca dinledim ve hala da dinliyorum. Öncelikle ifade edeyim ki bu bir şiir kitabı tanıtımı yazısı değil, inceleme, tahlil hiç değil, zira bana göre şiir anlatılabilir bir şey değil. Müzik gibi, rüya gibi, hayal gibi soyut bir şey şiir. Bu sebeple bu yazının okuyucuya verdiği, vereceği tek şey Birhan Keskin şiirlerine dikkat çekmek olabilir ki bu yazının bunun dışında bir amacı da yok zaten.
Ben şiir tahlili konusunda Ahmet Haşim gibi düşünürüm hep. Üstat, şiirin soyut bir şey olduğunu, musiki gibi ruha dolacağını, şiiri tahlil etmeye kalkışmanın bülbülü eti için öldürmeye benzeyen nafile bir iş olduğunu ifade eder ki bence çok da haklıdır. Bazı şiirler okundukları anda nettirler, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, ama bazı şiirler önce ruhu doldururlar öyle ki şiir bize musikinin verdiği zevke yakın bir lezzet verir. Ve böyle şiirler okundukça derinleşir, okundukça anlam kazanırlar. İşte Birhan Keskin şiirleri de böyle. Şair, bize çok tanıdık gelen hisleri öyle başka türlü anlatıyor ki okudukça içinizde bir yerlere dokunuyor ve mısralar ruhunuza yerleşiyor adeta.
"Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır /yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
hışırdayan rüzgârdır / yaprak hışırdamaz."(s.90)diyor mesela ve sonbahar ve yapraklar konusundaki tüm kalıplaşmış düşüncelerimizi yerle bir ediyor.
"Anı olacak bir şeyim yok /her şeyin dünündeyim."(s.116) diyor ve uzun uzun düşündürüyor. “Her şeyin dününde olmak” diye tekrar edip duruyorsunuz içinizden ve anısızlığın iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğuna bi türlü karar verememiş olarak sayfayı çeviriyorsunuz.
"Uçurumu anladım / inadım bitti artık / uçurumu anlayan haklıdır / uçurumu anlayan susar."(s.87) diyor mesela. Bazı durumlarda susmanın ne de zor olduğunu hatırlıyorsunuz ve acaba diyorsunuz kendi kendinize, susmak, susabilmek için illa uçurumun dilini mi anlamak lazım? Kim bilir belki de öyledir…
"umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı, /umutsuzluğumu, dalgınlığımı; /yani benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa..." (s.71) diyor sonra. Keder, haylazlık, umutsuzluk ve dalgınlık kelimeleri nasıl böyle büyüleyici şekilde bir araya getirilir ve insan geride bıraktığı sevdiğine kendisini bu kadar zarif şekilde nasıl ifade eder diyor ve tutulup kalıyorsunuz.
“Sana böyle akmaktan çok korktuğum için / oldu her şey, /şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni” diye başlıyor bir şiire ve modern çağın insanının tüm korkularına tercüman oluyor. Acılarını mısralar boyunca anlattıktan sonra “Neyse, / sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.” Derken hem gülümsetiyor hem de aşkta bir tarafın hep daha fazla yandığını, diğerinin ise acıya yalnızca seyirci kaldığını kısacık bir dizeyle zihnimize kazıyıveriyor.
"Biliyorsun, / bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,"(s.56) diyor mesela ve hayatın ve yaşamanın insan ruhuna yaptıklarını kısacık iki mısrayla en veciz şekilde özetleyiveriyor. Sonra "Serin bir rüyanın hatırınadır Çektiğim dünya ağrısı."(s.13) diyor ve dünyaya dair çektiğimiz tüm ağrılar bir anda diniveriyor. “Madem serin bir rüyanın hatırına çekelim bari”, deyiveriyorsunuz, içiniz umutla doluyor.
Birhan Keskin şiirlerini anlatmaya kalkışmak haddim değil. Benim aciz kalemimin elinden gelen bu şiirlere dikkat çekmektir sadece. Umarım bu yazı böyle bir amaca hizmet edebilmiştir.
BU YAZIYI BLOGUMDAN ALTI ÇİZİLİ DİZELER VE FON MÜZIĞİ EŞLİĞİNDE OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...sildadiklarina-dair/
bazı şiirlerini kısa, geçici delilik anlarında yazdığına emin olduğum şair kadınlardan biri Birhan Keskin.
kısa,geçici delilik anlarında yazdığı satırlarda bu etkileyici kitabında bolca mevcut.

"onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

Alt metinlerinde şiddetli patlamalar barındıran ve aslında göründüğü kadar naif olmayan dizelerin sahibi Birhan Ablamız iyi ki de var..

"yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi,
iyileşen yerde iz kalınca?"

Yoğunluğu Kalbinize,beyninize lök diye oturan kadın.O Yazıyor,siz okuyorsunuz sonrada bön bön bakıyorsunuz kitap satırlarına.

"dur diyor ayaklarım, dinlen, bekle.
her şey her şey terketmiş seni
bir taşın bir kumun gölgesi bile."
“İnsanoğlundan beklediğim her şeyi
şiirden bekliyorum.”

“Edebiyat sanatının hemen hemen bütün milletlerin tarihindeki en temel, en eski, en estetik ve en asli türü şiirdir. Şiir, ilk edebi söyleyişlerden bugüne, insanoğlu için en sıcak, en etkili ve en lirik bir söz sanatı olagelmiştir. Peki şiir nedir? Arapça’dan girip yerleşmiş ve Türkçeleşmiş bir kelimedir. Kelime mânâsı “anlama, fehm, idrak, sezme, sezgi yoluyla bilmedir” Kavram anlamı olarak ise “Edebi değeri olan nazımlı ve kafiyeli söz”, demektir. Edebiyat bilimcileri ve şâirlerin şiir tarifleri ise şöyledir.
“Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.”
“Şiir,sırrın dilidir.”
“Şiir, bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır.”
“ Şiir kelimelerin bir araya gelemesinden hasıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir.” “İsmail Çetişli

Adeta terapi kitabı gibi de görülen Kim Bağışlayacak Beni. Söyleyemediklerimizi, dilimizin ucuna gelipte sustuklarımızı söylüyor, yazmıyor ağlıyor satırlara.Tavrını koyamadığımız şeylerin tavrı oluyor. Bununla da kalmayıp bütün içtenliğiyle çıkıyor karşımıza...Nitekim Tarhan’nın da dediği gibi “En güzel, en doğru, en büyük şiir bir hakikati müthişenin tazyiki altında hiçbir şey söyleyememektir. Yani, ne estetik haz veren bir şiir ne de sembolik simgelerle örülmüş bir şiir değil asıl şiir. Asıl şiir, müthiş bir gerçeklik karşısında dilini tutmaktır, hiçbir söz söyleyememektir. Ya da “kalemini ayağının altına alıp ezmektir.” Ondandır ki Kim Bağışlayacak Beni bizleri susturabilmiştir. “Sardunyalarla konuşarak çoğalttım aramızdaki ayrılığı/Sayarak çoğalttığım günleri tamamladım/Kirpiklerimin arasına çektiğim tülde/Yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor/ Oysa kimse yokmuş dışarda/ İçim dışıma vuruyor.”

“Aşar-ı edebiyede de ve bilhassa şiirde üç nevi güzellik takdir olunur ki birincisi mehasin-i fikriyye ikincisi bedayi’-yi hayaliye üçüncüsü de sünuhat-ı kalbiyeye mahsûstur.” Yani şiirde his, hayal ve fikir örmüş olduğu güzellik anlayışının olmazsa olmazıdır. Kim Bağışlayacak Beni’de de bu üç özelliğin ne kadar güzel örtüştüğünü görmekteyiz. “Yüzümü ve anılarımı çıkaracak kadar güneşi yoktu yazların. Ağır ve nazlı, ben sizi develer tellâl değilken de sevdiydim. Var ettinizdi beni hem de yok ettinizdi, bense bir çocuğun rüyasındaki kartopu kadar gerçek olmak mı istedim.”

“ Şiir hadd-ı zâtında âli olduğundan tabiatı süfli olan müteşa’irlerden sadır olamaz.( Recaizade Mahmut Ekrem) Yani her şair geçinen güzel şiir yazamaz, yazsa da ruhsuz ve cansız olur, şiir yazmak yetenek işidir.” Şiir Mallarme’nin de dediği gibi “Kelimeler dinidir” Şiir Birhan Keskin’deki gibi hüner ve marifet işidir.
“Bahsetmediğim çok şey var daha/yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor/ Akşamın altını gümüşe dönüyor/ Bunlar da önemli elbette/ En az/ Bana ihaneti öğrettiniz/ Bana kanatlarımı bıraktığınız kadar. “

Şiir Cahit Sıtkı Tarancı’nın da söylediği gibi samimiyet ister. Kim Bağışlayacak Beni de şair gerçekten duyduğunu, hissettiğini, inandığını, yaşadığını ve intibalarını bütün samimiyetiyle anlatmıştır. “Unutmak için verdiğim bunca çabadan/geçtiğim bunca yıldan sonra/ tam unutmaya alıştırmışken kendimi/artık unutmak istemediğimi fark ettim./ Artık unutmak istemiyorum!/ Artık unutmak istemiyorum.”

Kim Bağışlayacak Beni’yi okuyan insan, şairle arkadaş olmak ister. Şairin akrabası, halası teyzesi amcası, kızı, oğlu ya da herhangi bir şeyi olmak ister. Bilmek ister: “Bana ihaneti öğrettiler derken de parktaki salıncağa binmeyi beceremedim bugün ben de “ derken de Birhan Keskin, nasıl bir psikolojidedir. Kim Bağışlayacak Beni’yi yazdıran nedir?

“Biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya...”

Yazarın biyografisi

Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.

Yazar istatistikleri

  • 644 okur beğendi.
  • 1.606 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 749 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları