Birhan Keskin

Birhan Keskin

8.7/10
410 Kişi
·
1.390
Okunma
·
578
Beğeni
·
32.195
Gösterim
Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk şair, yazar
Doğum:
Kırklareli, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.
Sustum. Sustum. Sustum.
Bütün aşkların sonunda yaptığım gibi,
konuşmak hiçbir şeyi, hiçbir şeye ulaştırmıyordu.
Biliyordum.
"Bilme tanıma beni..
Merdivenleri üçer beşer çıkmanın sevinci yok içimde.."
"Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Bunun dayanıklı bir şey olmadığını
Sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
Yapılan bir şey olmadığını,
Başlangıçta bir melek konduğunu
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın,
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
Bütün bunları sana
Nasıl anlatacağım?"
''...Bilsen, nasıl üşüyorum
Al şu ellerimi ısıt biraz, ya da al götür bu soğukları...''
İçime işleyen acıyı size değil
bir suya bırakmayı öğrendim
dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
bu yüzden ne bir ağacım var
bana beden
ne de çiçek açacak benden.
"Erkekler daha çok sever o yüzden de kadın şair yok denecek kadar azdır." gibi basit, cinsiyetçi, hiç bir dayanağı olmayan alelade bütün cümleleri reddediyorum. Sevgisini bir şekilde meşrulaştırma çabasının cümlesidir çünkü. Sevgiyi böyle bir cümleyle ölçmeye kalkmak acizliktir. Bunlardan biri de "Günümüzde iyi şair yetişmiyor" Laf! (Hatta laugh)... Günümüz şiirinde, neredeyse bir kaç kelimeyle şair olmaya özenen her ne kadar primci tacirler cirit atıyor da olsa, diğer yandan; hatrı sayılır, kallavi, nitelikli, donanımlı, duyarlı ve hassas şairler de yetişiyor. Bu tür derme çatma cümleleri kuranların, Gülten Akın'dan, Nilgün Marmara'dan, Günseli İnal'dan ve Birhan Keskin'den (isimler çoğaltılabilir) haberdar olduklarını düşünmüyorum. (Niye bu kadar sinirlendim bilmiyorum. Sanırım beni bu popüler kültür mahvetti.)

Sizi temin ederim, bundan yıllar sonra bahsettiğim tacirlerin (Kimlerden bahsettiğimi anladınız siz) esamesi okunmazken, Birhan Keskin gibi zamanının ötesinde şairlerin kırılgan şiirlerini bütün hassasiyetimizle okumaya devam edeceğiz. Sorarım size; şu Birhan Keskin dizeleri eskiyebilir mi?

"Yenildim ben, unutuldum ve üzgün değilim inan.
Büyüktü çünkü onların dünya arzusu
Benim otların sesiyle kaplı kalbimden
Söktüm atımı söğüdün gölgesinden
Şimdi yol benim yeniden.
...
Bir cümledir insan
arşla ferş arasında ve hep haklı
Vardım işte demek için
ömür denen cisimde saklı." (s.71)
Bu kitaba inceleme yazmayı düşünmüyordum ama kendime de hatıra olarak kalsın bu yazım. Bu kitap bir şiir kitabı. Tür olarak öyle geçiyor ama bence şiir kitabı değil. Şiir gibi. Nesir gibi. Öykü gibi. Deneme gibi. Bunların hepsi gibi, ara tür desek yeri: ŞİİRİMSİ. Asla başarılı bir kitap da değil. Öyle kaliteli şiir kitapları gördü ki bu gözler, buna hmm çok iyi diyemem. Lakin başarı, hissettirmek değil midir? Benim için öyle. Birhan Keskin ne yazsa okurum diyeceğim insanlardan olalı uzun zaman geçmiş. Onun kaleminde, okuruna hissettirdiklerinin farkında olup olmadığını bilmediğim, ama onu okurken hissettiklerimi onun da bilmesini istediğim bir şeyler var. Hani böyle mideniz karıncalanır, peki kalbiniz? Sizin, bazı kalemlerin kelamlarını okurken kalbiniz karıncalanır mı? Göğsümde karınca yuvası meydana geliyor benim. Yuvalarını, 12'den vururcasına, kalbimden başlıyorlar kurmaya. Sonra ben öksürmeye korkar geziyorum ortalıkta. Ya öksürür de yuvalarını sarsarsam, varsın onlar beni sarssın diyorum. Yine içimde bir yerlerde hareketlilik var. Midemde ateş yakıp marshmallow pişiriyor olamazlar. Galiba Birhan Keskin etkisi bu.

Kitabın ilk şiiri Kargo adlı şiir. Belki 37 kere okumuşumdur. Bir şiir neden 37 kere okunur? Ben bu kitabı da 37 kere okumuş olabilirim bu süre içerisinde. Çünkü.. Söyletme işte hayat. Karınca yuvası diyorum daha ne söyleyim sana. Kışları dünyada olduğunu daha iyi anlayan bu kadının, ilkokula başlarken her gün taraması zor olur diye saçlarını kısa kestiren annesi, acaba hayatı boyunca saçlarını kısa tutacağını bilebilir miydi? İlk arkadaşı Nurcan esmer diye geceyi sevmiş misal. Lan dediğine, ağzının biraz bozuk olduğuna bakmayın. Şu incelik kimde var? Geceyi sevmek, daha güzel hangi sebeplere bağlanabilir?

''Anne bak ben kime yazılmış çok eski bir mektubum'' cümlesi gözümün önüne sararmış, elimde dağılmasından korktuğum, yer yer mürekebi dağılmış bir mektubu getirdi. İnsan, bir mektuptur, zamana bağlı da dağılır mürekkebi. Kırışmamız, boşunu mı sandınız?

''Hayat bazen katırlara sümbül vermek filandı.'' :) Evet Birhan Keskin. Hayat katırların sümbülleri bazen ezdiği, bazen çiğnediği bir metropoldür. Şaşırdınız mı? Uzun kulaklarını, beyünlerünün içüne içüne kıvıran katırlar, daha nelerin üstünde mel mel bakarak gezindiler, ah. Ya da vah. Belki de peh. Daha çok tüh. Bazen de tın. Artık en çok tın. İnsanlık olmuş vın. Ben hayatımda hiç böyle bir inceleme de yazmadımdı. Kendimi de bir farklı gördüm şimdi. Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Ve şu an hissettiğim sarı sarı buğday tarlalarında Eti Burçak püskevitimi çaya bandırırken, ilerde gördüğüm koca asırlık çınara bakarken, derin bir iç geçirerek tebessüm ettiğim. Halbuki masamdayım. Evde. Yan komşutatlişkoloşlarımız torun seviyor. Zeytin gözlü bir kız bebek. Köpekler ve bebekler popolarını dıgıl dıgıl sallayarak yürürler. Sanırım onları bu yüzden seviyorum. Bebek severken önceden insan gibi sevmezdim. Sarılırken bebekler kafayı yerdi. Gözleri yuvalarından uğrardı gariplerin. Annem de öyle sever. Sonra dedim ki bir gün evladıma biri böyle sarılırsa... O gün bugündür insan gibi seviyorum. Da. Konu buraya nasıl geldi?

Artık kış eski fotoğraflar gibi dediği anda bayılmışım. Belki de bayılır gibi oldum. Belki de o an şuurum kapandı. Belki de hiç bu kadar gerçeğin içinde olmamıştım. Olmuşumdur. Yalan olur olmadım dersem. Yazsam roman olacak hayatımda, neler neler gördük geçirdik. En güzel günler, babamın ellerini tuttuğum, ponpon örgü şapkalı küçük bir kızkenki kış günleriydi. Yine neden o demlere uzandı ki bu zihin. Yine Birhan Keskin etkisi. Kış artık sahiden fotoğraflarda mı kaldı? Üzülürüm..

Koyu yeşil gözlü Zehra teyzesi ve kızı Lan Hayriş'e yazdığı öykümsü şiirimsi yazıda, birden baharın geldiği ama hüznü de içinde barındıran, güneşli bir eve gittim. O evi hiç görmemiştim. Sanırım resim kursuna gitmeliyim. 26 yaşında da insanın eli fırça tutabilir mi? Eğer mümkünse, şu kitapta uçtuğum yerleri resmetmek isterdim. Ne de güzel olurdu. An'ı dondurur, duvarıma asardım.

Toparlamalıyım artık. Çok tuhaf şeyler yazar oldum. İnsan kendinin tekrarıdır. Ama ilk defa böyle garip bir şey yazdığım için "tekrar" şimdi uzaklarda. Mevzu en çok ne biliyor musunuz? Ruhların rengi var. Her nasıl oluyorsa, onlar birbiriyle bir ahenk içinde buluveriyorlar kendilerini daha ilk karşılaşmalarında. Öyle hissediyorum. Yaşayan şairler içinde İbrahim Tenekeci benim için bu dönemin şair-i azamıdır. Furkan Çalışkan tanışırsam yüreğim hoplar diye asla tanışmayacağım, en sevdiğim şairdir. Muzaffer Serkan Aydın adam gibi adam, mükemmelin karşılığı satırlarda neden daha fazla kitabı yok diye üzüldüğüm şairdir. Ahmet Telli Belki Yine Gelirim'i aklıma her geldiğinde, hele bir daha okumalı, o neydi o dediğim değerli şair. Didem Madak, saç tellerin kadar yazmadan gitmemeliydin dediğim, yürek değil merhamet taşıyan kadın. Ne çok severim onun satırlarını. Metin Altıok okuyup, adamlık ve sevmek nedir öğrenilecek insan. Gönlümün göğüne öyle süzüldü ki asil bir kuş gibi. Hangi sözle onu övebilir şu yüreğim, bilmiyorum. Son olarak https://1000kitap.com/yazar/Birhan-Keskin. Kısa saçlarında, neşeyi ve öfkeyi taşıyan, ince kadın. Varlığın ne de güzel bir bilsen. Ama yaz, daha çok. Yaz ki, şu dimağlar şenlensin.
Kitaba başlarken inceleme yazmayı düşünmüyordum, demiştim ki kitap zaten kısa inceleme yazmayayım ama yanılmışım dolu dolu geçti sayfalar. Yer yer düz yazı şiire dönüştü şiir düz yazıya... Sıkıldım okurken bunaldım bir de ağladım gerçekten ağladım çünkü kanayan yarama tonlarca tuz döktü ... Sizinle de paylaşmak istiyorum bitirdiğim saatten beri
http://www.anitsayac.com
Bu linkte takılı kaldım açıp açıp ağlıyorum yazık olan hayatları gördükçe, siz de görün ki utanalım ayıbımızdan. Siz de görün ki acım yalnızlık çekmesin. Şiiri de bırakıyorum buraya siz de okuyun belki kitabı okuyamazsınız ama şiir yer etsin belliğinizde...
Giydiğimiz etek boyuna, doğuracağımız çocuğa karar verenler kim
Kadınlar ilk sevişmesinde neden babasının yüzünü gördü
Küçücük kızlar dedesi yaşındaki adamlarla neden
Neden genelevler var neden hep bir kadın otobanda
Ütü reklamında bir kadın çıplak
Otomobil fuarında bir kadın öyle arabalar üstünde, neden
Doğum günlerimizde bize mutfak robotu hediye edenler kimlerdi
Şakağımıza silahı dayayanlar kimler, kimlerdi Birhan?
...
Zıvanalı geçme tekniği nedir Aslı bilir misin?
Bak öğren bunu.
Çünkü bu şiir birbirine geçmiyor.
Acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor.
Bitişmiyor. Birinin acısı öbürüne geçmiyor.
Bütün kadınlara bundan böyle başka türlü "ateşli" olmayı
"şiddetle" öneriyorum Aslı
Çıkıp iki oda bir salondan
Ateşli silahlar elimizde, Uma'nın kılıcı belimizde,
Savunma ve dövüş sanatlarında ustalıklı.
Anitsayac'ta bu kadar kadın ismi yeter,
Yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan.

**Biz bu şiiri yazarken, Özgecan henüz katledilmemişti. http://www.anitsayac.com
sitesine ve son yıllarda hızla artan erkek şiddetine dikkat çekmek amaçlı böy­le bir işe girişmiştik. Son bölüm Özgecan' ın vahşice katledilmesinden sonra yazıldı. Ve anladık ki artık bu şiire devam etmek başka türlü bir acizliğe dö­necekti. Çünkü yaklaşık iki ay süren bu şiir çalışmasında hemen her gün bir
kadın cinayetine tanık olduk. Çok üzgünüz ama yasta değiliz. Hiçbir devlet
"büyüğünden" ve hiçbir saraydan adalet beklemiyoruz. "Kadınlar savaşçıdır"
diyen Didem Madak'ı selamlayarak, içimizdeki yerlileri dürtüyoruz. Biliyo­ruz ki kadın cinayetleri politiktir. Ama unutmasınlar ki meydanlar, sokaklar
bizimdir. - 16 Şubat 2015, Birhan Keskin-Aslı Serin.
" Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.İnsan olmuştum ilk o zaman.Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım, ölünmüyordu,hatırladım."(21)
Güvenmiş bir kadının Keskin dizeleri, şiir tavsiyelerimi aldığım arkadaşım şairin bu kitabını daha çok seveceksin dediğinde bu kadarını düşünmemiştim, her dizenin altını çizmek istedim, bazı dizelerinin altını 10 renk kalemle tekrar tekrar çizmek...

İşte kadın şairin haslarından bir tanesi, her kitabı okunması gereken beyaz gömleklerimize rağmen içimizdeki narı dürtmeye çekinmeyen biri o.
Kimi zaman acısını kimi zaman umutlarını paylaşan...
"Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun." (Fakir Kene) duysun diyorsun, diyorsun da acaba duyan var mı...?

"Gördüğüm her "cümle" bana bıçak gibi battı, anlayamadım. "(10) okuduğum her cümlen bıçak gibi hatta bir hançer gibi batti içime, sen duygularıma tercüman olan mükemmel bir kadınsın...
Yakıyorsun, yıkıyorsun ama en çok da iyileştiriyorsun...

" Halimi anlatacak sözler yazamam artık" (68) 80 sayfalık şu kitapta dolup dolup taşıyorsunuz dizelerden, eriyorsunuz bitiyorsunuz en çok da
"Ben seninle sevgilim
Mutsuz ama bahtiyardım" deyip basıyorsunuz bu kırılmış şairi bağrınıza...

Ve incelememi kitabın son dizeleri ile bitirmek istiyorum.
" Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor"

Kitaplarla kalın kitap dostlarım...
Arkadaşlar uzun aradan sonra merhaba :) ölmedim buradayım sadece azcık azalttım 1k yı...
Uzun zamandır kendimi hazır hissetmiyorum inceleme yazmak için. Zor geliyor, cümleler toplanmıyor ama azıcık hatırlatayım kendimi diyorum ve bunun için Birhan Keskin'i seçiyorum =)
Birhan Keskin ile Fakir Kene kitabında tanıştım soyadı gibi Keskin dizelerini çok sevdim ve ilk kitap siparişimde 2 kitabını aldım... Ba kitabına başladığımda ise anladım neden sevdiğimi "Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için..." diye başlamıştı kitabına ve anladım ki; yarım kalan yerimden yarım kalmıştı cümleleri... Sonra dünyaya bakışı değişmişti bilirim böyle olur çünkü. "O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için." (40) diyor zaten ne yazılabilir ki bu dünya için güzel???

Biraz araştırdım Birhan Keskin'i ama çok fazla bilgi yok hakkında. Gülten Akın hayranıymış mesela çok büyük sevgisi varmış hatta Gülten Akın'ın toplu şiirlerinin editörlüğünü yapmış, tanımayan çoğu kişi Ezel dizisindeki şiirinden sonra tanımış ve sevmiş... Yaz mevsimini pek sevmiyor şiirlerinde sıkça dile getiriyor bunu ve saçlarını da uzatmak için kimseye sözü olmadığını söylüyor (sanırım Kim Bağışlayacak Beni kitabında şuan yanımda değil) yani şaçlarından vazgeçecek kadar yıpratmış hayat onu, saçlarına bile küsen bir kadın o...

Ba kitabı ona 2006 Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazandırmıştır böylece edebiyatta bu ödülü alan ikinci kadın şairimizdir...
İncelemeden çok bilgilendirme olan bu yazıda az da olsa Birhan Keskin i anlatmaya çalıştım çünkü 50 sayfalık kitabında "Karnıyım dünyanın. Yeryüzünün ağrısı bendedir." (37) diyerek tüm acıları akıtmış dizelerine, salmış ağrılarını şiirlere...
Keyifli okumalar diyemeyeceğim çünkü neresinden tutarsan tut kırılgan dizeler bunlar...
Uzattığım için affola, tekrar görüşene kadar hoşça kalın :)
BİRHAN KESKİN ŞİİRLERİNİN BANA FISILDADIKLARINA DAİR
Birhan Keskin şiirlerini Eser Gökay’ın okumalarıyla tanıdım. “Hüzünlü Gezinti Güvertesi”ni ve “Kışın Bana Yaptıkları”nı ezber edinceye kadar defalarca dinledim ve hala da dinliyorum. Öncelikle ifade edeyim ki bu bir şiir kitabı tanıtımı yazısı değil, inceleme, tahlil hiç değil, zira bana göre şiir anlatılabilir bir şey değil. Müzik gibi, rüya gibi, hayal gibi soyut bir şey şiir. Bu sebeple bu yazının okuyucuya verdiği, vereceği tek şey Birhan Keskin şiirlerine dikkat çekmek olabilir ki bu yazının bunun dışında bir amacı da yok zaten.
Ben şiir tahlili konusunda Ahmet Haşim gibi düşünürüm hep. Üstat, şiirin soyut bir şey olduğunu, musiki gibi ruha dolacağını, şiiri tahlil etmeye kalkışmanın bülbülü eti için öldürmeye benzeyen nafile bir iş olduğunu ifade eder ki bence çok da haklıdır. Bazı şiirler okundukları anda nettirler, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, ama bazı şiirler önce ruhu doldururlar öyle ki şiir bize musikinin verdiği zevke yakın bir lezzet verir. Ve böyle şiirler okundukça derinleşir, okundukça anlam kazanırlar. İşte Birhan Keskin şiirleri de böyle. Şair, bize çok tanıdık gelen hisleri öyle başka türlü anlatıyor ki okudukça içinizde bir yerlere dokunuyor ve mısralar ruhunuza yerleşiyor adeta.
"Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır /yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
hışırdayan rüzgârdır / yaprak hışırdamaz."(s.90)diyor mesela ve sonbahar ve yapraklar konusundaki tüm kalıplaşmış düşüncelerimizi yerle bir ediyor.
"Anı olacak bir şeyim yok /her şeyin dünündeyim."(s.116) diyor ve uzun uzun düşündürüyor. “Her şeyin dününde olmak” diye tekrar edip duruyorsunuz içinizden ve anısızlığın iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğuna bi türlü karar verememiş olarak sayfayı çeviriyorsunuz.
"Uçurumu anladım / inadım bitti artık / uçurumu anlayan haklıdır / uçurumu anlayan susar."(s.87) diyor mesela. Bazı durumlarda susmanın ne de zor olduğunu hatırlıyorsunuz ve acaba diyorsunuz kendi kendinize, susmak, susabilmek için illa uçurumun dilini mi anlamak lazım? Kim bilir belki de öyledir…
"umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı, /umutsuzluğumu, dalgınlığımı; /yani benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa..." (s.71) diyor sonra. Keder, haylazlık, umutsuzluk ve dalgınlık kelimeleri nasıl böyle büyüleyici şekilde bir araya getirilir ve insan geride bıraktığı sevdiğine kendisini bu kadar zarif şekilde nasıl ifade eder diyor ve tutulup kalıyorsunuz.
“Sana böyle akmaktan çok korktuğum için / oldu her şey, /şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni” diye başlıyor bir şiire ve modern çağın insanının tüm korkularına tercüman oluyor. Acılarını mısralar boyunca anlattıktan sonra “Neyse, / sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.” Derken hem gülümsetiyor hem de aşkta bir tarafın hep daha fazla yandığını, diğerinin ise acıya yalnızca seyirci kaldığını kısacık bir dizeyle zihnimize kazıyıveriyor.
"Biliyorsun, / bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,"(s.56) diyor mesela ve hayatın ve yaşamanın insan ruhuna yaptıklarını kısacık iki mısrayla en veciz şekilde özetleyiveriyor. Sonra "Serin bir rüyanın hatırınadır Çektiğim dünya ağrısı."(s.13) diyor ve dünyaya dair çektiğimiz tüm ağrılar bir anda diniveriyor. “Madem serin bir rüyanın hatırına çekelim bari”, deyiveriyorsunuz, içiniz umutla doluyor.
Birhan Keskin şiirlerini anlatmaya kalkışmak haddim değil. Benim aciz kalemimin elinden gelen bu şiirlere dikkat çekmektir sadece. Umarım bu yazı böyle bir amaca hizmet edebilmiştir.
BU YAZIYI BLOGUMDAN ALTI ÇİZİLİ DİZELER VE FON MÜZIĞİ EŞLİĞİNDE OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...sildadiklarina-dair/
Birhan Keskin, keskin dizlerin sabihi şairimiz...
Şiirleri yazmak kadar şiirlere inceleme yazmak da zordur, zaten şiir incelemenmez her zaman ki gibi şuralara duygulu yazılarımdan bırakıyorum...

"Hiç kimse durup dururken şiir yazmaz. Bilakis, düzenle ilgili ve genel olarak bir rahatsızlığı olduğu için yazar. Yoksa, kendini dünyayla son derece barışık hisseden bir insanın şiir yazmasını beklemeyiz" diyor ve dünyaya ayak uyduramadığı için yeni bir dünya uydurduğunu söylüyor. Ne yaşadığını bilmediğimiz ama acıyla bir güzel mayaladığı şiirleri önümüze sunuyor...
"
Şiir denen şeyle hayatınızın sonuna kadar uğraşacak mısınız, uğraşmayacak mısınız? Yani bu hakikaten bir karar bana göre. Şiir, diğer yazım türleri gibi değil. Romancı olacağım, hikâyeci, gazeteci olacağım diyebilirsiniz ama şair olacağım diyemezsiniz. Yani o zaten bir kader gibi gelir bulur sizi ama yırtabilirsiniz de ondan.” diye tanımlıyor şairliği ve ben 3. kitaptan sonra şair olacağım değil de şiir'de kalacağım dedim diyor...

Şiir denince Türkiye’de akla hep aşk şiiri, aşk geliyor. Oysa aşklar hiç de şiir gibi yaşanmıyor. Hatta, insanlar doğru düzgün aşk yaşayamadıklarını söylüyorlar. Bir şair olarak şiir’in bu konuda haksızlığa uğradığını düşünüyor musunuz? Diye bir soru soruluyor Birhan Keskin'e ve o da şu enfes cevabı veriyor.
"Aynen öyle. Haksızlık ediliyor. ”Şiir gibi aşk”, ya da ”şiir gibi bilmem ne” gibi söylemleri kullanıyoruz. Daha önce de söylemiştim, bir daha söyleyeyim: Şiir herhangi bir sözcüğün önüne ya da arkasına takılacak bir sıfat değildir. Mesela ”şiir gibi kadın” diye, şiir biraz kavranmadan, anlaşılmadan söyleniyor. Oysa şiir, kendi başına bir şeydir. Bir şeyin önüne ya da arkasına takılamaz. Aslında burada şiir’i bir nevi yüceltme de var tabii. Şiir gibi kadın derken övgüyle bahsetmek söz konusu ama bunu yapanlar şiir bile okumuyorlar ki! Hem okumadığın, hem de hiç takip etmediğin bir şeyi böyle kullandığın zaman evet, o zaman şiire haksızlık olur. Dillerine pelesenk olmuş bir şey. Ama gelgelelim ki okumuyorsun, anlamıyorsun. Bir ”şiir gibi” dir gidiyor. Çok saçma bence."

Ortak bir payda olarak şiirlerde buluştuğumuzu ve bu ortak paydada olan kesimin şiirlerini benimsediğini söyleyen birisi o :)
Yazı hiç sevmiyor ve yalnızlığı da dizelerine yansıtmış bunları dizelerinde yerlerini almış uzun saçı ve yazı sevmediği de.
" Ne kıştan yakınacak ne yazı özleyecek sebebim vardı" (40) her şeyi açıklıyor
Hayalleri dik tutmak gerekir diyerek dizelerini dik ve kayalıklı bırakıyordu bize ama biz onu bu kadar o dik yamaçların dizelerinde sevdik bilemiyor mutlu olsaydım yazamadım diyor o yüzden utanıyorum kendimden bir insanın acılarını bu kadar sevdiğim için...

"Sustum. Yeryüzü olacağı gibi olsun. " 22
bazı şiirlerini kısa, geçici delilik anlarında yazdığına emin olduğum şair kadınlardan biri Birhan Keskin.
kısa,geçici delilik anlarında yazdığı satırlarda bu etkileyici kitabında bolca mevcut.

"onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

Alt metinlerinde şiddetli patlamalar barındıran ve aslında göründüğü kadar naif olmayan dizelerin sahibi Birhan Ablamız iyi ki de var..

"yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi,
iyileşen yerde iz kalınca?"

Yoğunluğu Kalbinize,beyninize lök diye oturan kadın.O Yazıyor,siz okuyorsunuz sonrada bön bön bakıyorsunuz kitap satırlarına.

"dur diyor ayaklarım, dinlen, bekle.
her şey her şey terketmiş seni
bir taşın bir kumun gölgesi bile."
“İnsanoğlundan beklediğim her şeyi
şiirden bekliyorum.”

“Edebiyat sanatının hemen hemen bütün milletlerin tarihindeki en temel, en eski, en estetik ve en asli türü şiirdir. Şiir, ilk edebi söyleyişlerden bugüne, insanoğlu için en sıcak, en etkili ve en lirik bir söz sanatı olagelmiştir. Peki şiir nedir? Arapça’dan girip yerleşmiş ve Türkçeleşmiş bir kelimedir. Kelime mânâsı “anlama, fehm, idrak, sezme, sezgi yoluyla bilmedir” Kavram anlamı olarak ise “Edebi değeri olan nazımlı ve kafiyeli söz”, demektir. Edebiyat bilimcileri ve şâirlerin şiir tarifleri ise şöyledir.
“Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.”
“Şiir,sırrın dilidir.”
“Şiir, bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır.”
“ Şiir kelimelerin bir araya gelemesinden hasıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir.” “İsmail Çetişli

Adeta terapi kitabı gibi de görülen Kim Bağışlayacak Beni. Söyleyemediklerimizi, dilimizin ucuna gelipte sustuklarımızı söylüyor, yazmıyor ağlıyor satırlara.Tavrını koyamadığımız şeylerin tavrı oluyor. Bununla da kalmayıp bütün içtenliğiyle çıkıyor karşımıza...Nitekim Tarhan’nın da dediği gibi “En güzel, en doğru, en büyük şiir bir hakikati müthişenin tazyiki altında hiçbir şey söyleyememektir. Yani, ne estetik haz veren bir şiir ne de sembolik simgelerle örülmüş bir şiir değil asıl şiir. Asıl şiir, müthiş bir gerçeklik karşısında dilini tutmaktır, hiçbir söz söyleyememektir. Ya da “kalemini ayağının altına alıp ezmektir.” Ondandır ki Kim Bağışlayacak Beni bizleri susturabilmiştir. “Sardunyalarla konuşarak çoğalttım aramızdaki ayrılığı/Sayarak çoğalttığım günleri tamamladım/Kirpiklerimin arasına çektiğim tülde/Yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor/ Oysa kimse yokmuş dışarda/ İçim dışıma vuruyor.”

“Aşar-ı edebiyede de ve bilhassa şiirde üç nevi güzellik takdir olunur ki birincisi mehasin-i fikriyye ikincisi bedayi’-yi hayaliye üçüncüsü de sünuhat-ı kalbiyeye mahsûstur.” Yani şiirde his, hayal ve fikir örmüş olduğu güzellik anlayışının olmazsa olmazıdır. Kim Bağışlayacak Beni’de de bu üç özelliğin ne kadar güzel örtüştüğünü görmekteyiz. “Yüzümü ve anılarımı çıkaracak kadar güneşi yoktu yazların. Ağır ve nazlı, ben sizi develer tellâl değilken de sevdiydim. Var ettinizdi beni hem de yok ettinizdi, bense bir çocuğun rüyasındaki kartopu kadar gerçek olmak mı istedim.”

“ Şiir hadd-ı zâtında âli olduğundan tabiatı süfli olan müteşa’irlerden sadır olamaz.( Recaizade Mahmut Ekrem) Yani her şair geçinen güzel şiir yazamaz, yazsa da ruhsuz ve cansız olur, şiir yazmak yetenek işidir.” Şiir Mallarme’nin de dediği gibi “Kelimeler dinidir” Şiir Birhan Keskin’deki gibi hüner ve marifet işidir.
“Bahsetmediğim çok şey var daha/yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor/ Akşamın altını gümüşe dönüyor/ Bunlar da önemli elbette/ En az/ Bana ihaneti öğrettiniz/ Bana kanatlarımı bıraktığınız kadar. “

Şiir Cahit Sıtkı Tarancı’nın da söylediği gibi samimiyet ister. Kim Bağışlayacak Beni de şair gerçekten duyduğunu, hissettiğini, inandığını, yaşadığını ve intibalarını bütün samimiyetiyle anlatmıştır. “Unutmak için verdiğim bunca çabadan/geçtiğim bunca yıldan sonra/ tam unutmaya alıştırmışken kendimi/artık unutmak istemediğimi fark ettim./ Artık unutmak istemiyorum!/ Artık unutmak istemiyorum.”

Kim Bağışlayacak Beni’yi okuyan insan, şairle arkadaş olmak ister. Şairin akrabası, halası teyzesi amcası, kızı, oğlu ya da herhangi bir şeyi olmak ister. Bilmek ister: “Bana ihaneti öğrettiler derken de parktaki salıncağa binmeyi beceremedim bugün ben de “ derken de Birhan Keskin, nasıl bir psikolojidedir. Kim Bağışlayacak Beni’yi yazdıran nedir?

“Biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya...”
“Bir gün bir yerde şiiri gördüğümde
hayatı da birlikte
yalan söyleyemem”

Turgut Uyar

Lacivert ışığa doğru yöneldim sokakta... Köşe başına az kalmıştı, korna sesleri duydum, insan sesleri...fakat hiçbiri ben de etki etmedi. İnsanlar peşime takılmış durdurmaya çalışıyorlardı beni. Bense aldırış etmeden yürüdüm, gidecek bir yerim yoktu, kalacak bir yerim yok, şiirden başka. Ah, kaçıncı kaçışım mısralara... Elimde bir Birhan Keskin metni daha...

Ben “ne zaman bunalsam okurum seni kadın”derim hep, Ben “ne zaman üzülsem Birhan kitabı alırım yanıma...”Bir yolculuğa başlarım “atların peşine takılıp” giderim uzaklara... Bir türkü tuttururum sonra hep eskiden kalma...

Uzaklarda uzun uzun düşünürüm. İhaneti öğrenmiştim ya ben Kim Bağışlayacak Beni de ağlaya ağlaya, ihanet yorgunuyum yine de unutuşum olmadı hiç, hep hatırladım dünden sonra.”Benim kalbim bir hatıraya kalsın
Bu çukur vadiye, kazıdım buraya
Gelsin okusun;
Kimin eli değmişse bir ayrılığa
Tütecek sandığı ocak sönecek
Bir daha hiç görünmeyecek o rüya.
Eski vakitlerdi, küçüktüm, aksaktım
Beni kızımdan kardeşimden etmişlerdi.
Kanatladığım yol, indiğim vadi
Hiç bitmedi çıktığım göç bir daha.
İçimdeki od’a hiç varamazam
Önüme artık bakamazam men
Yaklaşan şeyi kim örüyor,
bilemezem.
Kırdığım buncacık kabuk
Kırdığım buncacık kabuk”


Gülüme dadanmışlardı, “gülümü kesmişlerdi” sonra, “onu kırdıkları yerden beni de kırmışlardı “ondandı şiirin ritmine kapılıp gitmem. Gerisini sen anla... “Oysa, suyun üstünü kaplayan şeyler vardı.
Suyun üstünü kaplayan şeyleri aralayıp
sudan alman gereken şeyi aldın.
Kolaymış. Çok kolaymış dedin.Tabiatın kanunlarına hiç alışamadım ben.
Ve rüyamda çok gerekmedikçe bir şey görmem.
Bir sebebi vardır, mutlaka vardır,
Hayyyıır diye uyanmamın bir rüyadan
Bu ne ki, elin olsun ıslanmıyor senin, bunca zaman
Neyi bekliyor, sudaki o büyük beyaz hayvan.
Kolaymış, çok kolaymış dedin.”

“benim seninle ilgili
bildiğim her şey bir
yalandı. buna çalıştım.
tersinden bir adaletsizliği
anlamam gerekti benim,
ve ben
hoh,
ben bunun için bir afrikalı gibi çalıştım.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk şair, yazar
Doğum:
Kırklareli, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.

Yazar istatistikleri

  • 578 okur beğendi.
  • 1.390 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 660 okur okuyacak.

Yazarın sıralamaları