Denis Diderot

Denis Diderot

Yazar
8.2/10
91 Kişi
·
276
Okunma
·
66
Beğeni
·
4.278
Gösterim
Adı:
Denis Diderot
Unvan:
Fransız Yazar ve Filozof.
Doğum:
Fransa, 1713
Ölüm:
Fransa, 1784
Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişiliklerinden biridir.

Denis diderot "yaygın olan düşünüş tarzını değiştirmek için kurulmuştur" dediği Ansiklopedi'yi, Aydınlanma'nın temel metni haline getirme uğraşısı veren en önemli düşünürlerdendir.

Edebiyat alanında da bir çok katkısı bulunan Diderot'nun başlıca özelliği romanları şekil ve içeriğinin yanı sıra, felsefi olarak da incelemesiydi. Romantizm akımının öncüsü ve humanist olan Diderot; zengin kiliseler kontrolünde bir endüstri olarak gördüğü Hıristiyanlık dinini reddetmiş ve bir çok aşırı dincinin saldırılarına uğramıştır.

Bütün bunların yanında Diderot, tiyatro alanında da birçok yenilik getirmiş, gerçeği ve toplumsal sorunları sahneye sokmaya çalışmış, kimilerince modern tiyatronun gerekçi ve toplumcu kolunun öncüsü sayılmıştır .

Bütün bunların yanında Diderot, tiyatro alanında da birçok yenilik getirmiş, gerçeği ve toplumsal sorunları sahneye sokmaya çalışmış, kimilerince modern tiyatronun gerekçi ve toplumcu kolunun öncüsü sayılmıştır.

Diderot'un bir felsefe öğretisi yoktur. Eserleri arasında en kalıcı olanlar romanları ve özellikle de «Rameau'nun Yeğeni»dir.

Denis Diderot, 31 Temmuz 1784 tarihinde Fransa’nın başşehri Paris’de ölmüştür.
Derler ki, akıllıların aklını başından alan aşk, akılsızları akıllı yapar; yani başka bir deyişle, aşk, kimilerini duyarlı ve sersem, kimilerini de soğukkanlı ve girişken kılar.
Mükemmeliyetle ilgili fikirler diğerleri gibi görelidir. Yeryüzünde her şey mükemmel olsaydı, hiçbir şey mükemmel olamazdı ve daha da kötüsü var olan hiçbir şey var olamazdı.
Denis Diderot
Sayfa 12 - Türkiye İş Bankası
- Ah genç hanım, herkes çıkarını düşünür! Yoksa aslan payını elde edemezlerdi. Bu dünyada herkes kendini düşünüyor.
Denis Diderot
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası
İnsanın dostu olur mu? Böyle kimseler varsa, onları zorla nankörleştirmek neye yarar? Etrafınıza bir bakın, her yardımın daima bir nankörlükle karşılandığını görürsünüz. Minnet ağır bir yüktür ve kimse bu yükü taşımak istemez.
Denis Diderot
Sayfa 35 - Türkiye İş Bankası
Öteki yaşam düzenlerinin de dikenleri yok mu? İnsan yalnız içinde yaşadığı durumun acılarını duyar.
Denis Diderot
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası
Hoşumuza giden yalanları avuç avuç yutarız, ama acı gerçekleri yudum yudum içeriz. Üstelik kendimize çok güvenen, kavrayışlı bir tavır takınırız.
Denis Diderot
Sayfa 49 - Türkiye İş Bankası
112 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Hani bazı insanlar vardır. Varlıkları ile bulundukları ortama renk katar. Yokluklarında da eksikliklerini hissetmeyiz de, bazen var olsalar da olur, var olmasalar da olur dediklerimiz vardır ya, işte Rameau'da o insanlardan biridir.

Eserde, Denis Diderot bu tip insanlardan hoşlanmadığına atıfta bulunsa da, yaşamın olağan seyrine renk kattıkları için, yılda en fazla bir kere olmak üzere karşılaşmaktan keyif aldığını vurgular. Hatta daha da ileri giderek, eserinde bu insanların çılgınlıklarına gülen diğer insanların, günümüz üç maymunu oynayan insanların aksine, " Sağduyu sahibi insan görür, duyar, düşünür ve çevresinde olup bitenlerin iç yüzünü kavrar. " diye de, vurgulamaktan geri durmaz.

Günümüz yaşam koşullarında bile, budalaca ve ahmakça davranışlar sergileyenler, faziletli ve erdemli davranışlar sergileyenlerden daha çok sevilmiyor mu? Vakur bir tavırla hakikatlere değinenler, toplum tarafından nedense sevilmez ve dışlanır. Ama aynı meseleyi soytarılık ve dalkavukluk ederek ele alıp, topluma mal edenler hep el üstünde tutulur. İlginç bir tezahür fakat doğruluğu kanıtlanmış bir hakikat. Kim aksini iddia edebilir ki!

Bazı insanlar soytarılık anlarında öyle tumturaklı bir nükte dile getirirler ki, ortamda bulunan diğer insanlar, anlatıcıya gülmekten konunun vehametini kavrayamazlar bile! Anlatıcı çevresindeki insanları aşağılamış mı, yoksa göğe mi çıkarmış, kimin umurunda. Herkes anı yaşamak derdinde.

Denis Diderot'u " Rahibe " isimli eseriyle tanıdım ve hayran kaldım. Ben ki, o kadar çok eser okumuş olmama rağmen, böyle coşkun bir anlatım diline çok nadir rastladım. Benim bakış açıma göre de, bir elin beş parmağını geçmez, eserlerinde coşkun bir anlatım dili kullanan yazarlar. Denis Diderot eser de, filozofça tavırlar sergilerken, Rameau'nun dilinden de aşağılanan ve horlanan insanları sorgular. İyilik yapan insanların büyük bir saygıyı hak ettiklerini lâkin, iyilik adı altında lütufta bulunanların karşısındaki insanı ezme ya da hor görme yetisinin tekelinde olmadığına dem vurur.

İnsanın fıtratı gereği, " Biz er geç yapılan iyiliğe, kötülükle karşılık vereceğiz. " der, Denis Diderot. İstisnalar olsa da, topluma mal olmuş genel yargıdır bu. Bir kimseye hayrın dokunmaya görsün! Sonrasın da senden kötüsü olmaz.

Ah! İnsanoğlu...
Beşeri mahlûkat içinde yaratılanlardan en şerefli varlık sen olduğun halde, nasıl da alçaltırsın değerini. Sen ki, cûz-i de olsa bir akla sahipsindir ama aklını hep kötüye kullanmaktan da kendini alamazsın. Hani bazı insanlar kötülükle beslenir derler ya, doğrudur.

Değerli okurlar, Denis Diderot muhteşem bir yazar. Eğer yazar ile daha tanışmadıysanız, bir an önce tanışmanızı isterim. Okumuş olduğum ikinci eseri olsa da nazarımdan kaçmayan, insana verilen değer!
" İyi bir insanı alaylarla hırpalamak çok yaygın bir alçaklıktır. " diyen, Denis Diderot'a kulak vermenizi ve okumanızı tavsiye ederim...
208 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Eser Suzanne tarafından, Croimare markizine yazılan bir mektup adı altında başlamakta ve böyle devam etmektedir. O anılar ki, hatırladıkça hâlâ etkisinden kurtulamadığım acı ve trajedi dolu yaşanmışlıklar içermekte. Daha ilk başlarda etkileyici ve coşkun bir yazım dili, okuru sarıp sarmalamakta.

Sorarım size, değerli okurlar! Yaşamak istemediğiniz halde, yaşamak zorunda kaldığınız bir yaşama mı, sahipsiniz? Yoksa kendi istekleriniz doğrultusunda gelişen bir yaşantınız mı, var? Evet, hangisi? Çoğunluğun benim seçimlerim bu yönde değildi ama eğilimlerim beni bu hayata zorladı, yada ebeveynlerim hayatıma yön verdi, dediklerini duyar gibiyim.

Biz insanoğlu kararlar alıp duralım, kader de örecek baş arayıp bulsun! Değil mi?Bazılarımız kadere boyun eğenlerden, bazılarımız da Suzanne gibi, hayatı pahasına da olsa bulunduğu zindandan kurtulmak adına illegal yollara başvuranlardan.

Eserde kahramanımız Suzanne'in isteği dışında ailesi tarafından, türlü türlü desiselerle Manastıra kapatılmak zorunda bırakıldığına ve rahibe olmamak adına, vermiş olduğu haklı davasına yer verilmiştir.

Asıl ironik olan, anlatılan olayların bir kurgu değil de, hakikatlerle harmanlanmış olması! Betimlemeler kurgu olamayacak kadar hakikatlere dem vurduğu için, eseri bitirince araştırma ihtiyacı hissettim. Ve nitekim de, hislerimde yanılmamışım. Netice itibarıyla, bir zamanlar yazarın kız kardeşi de manastıra kapatılmış ve delirerek nihai yaşamına son vermiş. Bu hakikati okuduğumda, nasıl sarsıldığımı anlatamam. Demek yazar çok büyük bir travma yaşamış ki, eserin de anlattıkları hissettiklerini belgeler nitelikte.

Asıl anlamakta zorlandığım yada anlayamadığım bir husus var ki, insanoğlu neden bir günahının bedelini, başka bir günahla kapatmaya çalışır. Zavallı günahkârların vicdanlarını rahatlatma eylemi midir, çevrelerine yaşattıkları onca trajedi.

Suzanne'nin annesi de, eşini ve diğer çocuklarını korumak adı altında, işlediği günahın bedelini Suzanne'ye ödetenlerden. Zavallı Suzanne tek hatası, şehvet uğruna başka bir babadan doğmak. Ve hiçbir kabahat yada suç işlemediği halde, hak etmediği bir muameleye tabii olmak.

Anlamakta akli melekelerimin bile, yetersiz kaldığı başka bir husus da, din adı altında inançların istismar edilmesi ve tertemiz, masum genç kızlarımıza yapılan zülüm ve işkencelerin reva görülmesi.
Bu yola baş koymuş olanlar hangi hakla, kendilerini Allah'ın yeryüzünde ki vekili olarak addediyorlar da, böyle insanlık dışı davranışları başka insanların üzerinde deneme gafletinde bulunuyorlar.

Ne gelir elden, Rabbim cümlemizi hidayete erdirsin demekten başka.
" İnsanların kötülükleri mermere, iyilikleri de suya yazılır. " der, Dostoyevski. Kötü olarak anılmamak ve hatalarımızdan ders almak adına, mutlaka eseri okumanızı tavsiye ederim.
296 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Bu bir roman değildir !
Yazarın kendisi bunu dile getirse de roman, hatta güzel bir roman örneğiydi diye düşünüyorum. Kitap hakkında söylenenler zaman konusunda tedirginlik yaratsada ilkokul beşinci sınıftan beri kullandığım yöntem olan 117. sayfa tekniğiyle kitabın okunabilir olduğuna karar verdim. Kitap bitti ve hiç pişman degilim. Jacques' i tanımak kesinlikle gerekiyor.
Yazarın kitaba aşırı müdahalesi ve zaman zaman okuyucuya bazı hakaretler etmesi olmasa diyenler vardı o zaman bu kitap bu kitap olamazdı. Kendi adıma hakaretleri kişisel algılamadım ve yazarın tarzı deyip devam ettim.
Her şey kader diyor Jacques. Kitap bitti demekki bu kitabı okumam kaderimde varmış dedim sırf çok sevgili dostum Jacques için. Umarım sizinde kaderinizde bu kitabı okumanız yazılmıştır. :)
Kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar.
Jacques'e sevgilerle...
208 syf.
·9/10
Yunan yazar diderotun başarılı bi romanıydı... Hristiyanlığı, kilisede ki yaşamın ardında ki gizli kalmış gerçekliği gözler önüne seriyor burada yazar... Fakat duyumlarıma göre ateist bir yazarmış.. Acaba gerçekten objektif bir biçimde mi ele aldı kilisedeki rahibelerin yaşantısını orası tartışılır. Ama yinede okunması gereken kitaplardan diyebilirim...
208 syf.
·Puan vermedi
İstemediği halde sürekli rahibe olmak için zorlanan genç bir kızın mücadelesidir. Çok şey anlatır şayet anlamak isterseniz. Acısına dert ortağı arayan bir kitap. Okudukça asi rahibemizin yanında olup derdine ortak, sözlerine kulak oluyorsunuz.
234 syf.
·Beğendi·9/10
18. yüzyılda dünyaya bir adam gelir. Aydınlanma çağında ön tara çıkıp ‘Eşitlik, Özgürlük’ gibi çığırtkanlıklar yerine bunun nasıl yapılacağına dair bir Ansiklopedi yazar. Kitap da yetmez ona. Kilise ona baskı yapar. Çünkü çok akıllı bir adamdır. Yetmez ‘Filozofça Düşünceler’ adındaki kitabını da yakar kilise. Tabi ona yetmez, 37 tane eser bırakır ardından.
Tabi bu bıraktığı eserlerden en ünlüsü de ‘Rahibe’ adlı eseridir onun. Kiliseyi böyle detaylıca eleştirmesi onu mükemmel bir yere oturtmuştur. 21. yüzyılda halen kitabı kara listede kalmayı başarabilmiştir çünkü. Ona yetmez bu ve meşhur sözlerinden birisini söyler. "Ve der ki; Umut geleceği hatırlama, mutluluk geçmişi unutma sanatıdır. Ve insanoğlunun tek bir görevi vardır; mutlu olmak. Onun için mutluluk çoğunluğun uyduğuna uymamaktır."
Haydi gelelim en can alıcı o noktaya. Bu yazarın bir kız kardeşi vardır. Catherine kardeşimiz günümüz tabiriyle etliye sütlüye karışmayan, dünya hayatından çekinen ve manastıra giden birisidir. Manastır’da gördüğü eziyetler ve işkencelerin üstüne ‘Rahip’ sıfatlıların da defalarca tecavüzüne uğramış ve intihar etmiştir. Yazar tüm bu olanları kaldıramaz artık ve kilisenin hain, yalancı ve yazmaktan çekindiğimiz tüm sıfatlarını eklediği ve adını en büyük aydınlanma hareketlerine yazan birisi vardır. Denis Diderot!
Kiliseye karşı büyük bir mücadeleye girer. İyi insanların hakkını vermekten de geri kalmaz. Catherine’nin öcünü kitabında Suzanne ile almıştır artık. Böylelikle arkasında çok büyük ve Dünya Romanı sınıfına bir eser bırakabilen yazar amacına ulaşmıştır. Rönesans ve Reform sonrası Aydınlanma Çağı için en büyük katkısını vermiştir. Kilise ve başta Cizvitlerle yaptığı mücadeleler sonrası yorgun düşen bu büyük savaşçı 1784 yılında dünyadan ayrılmış ve hepinize okumasını sevgiyle tavsiye ettiğim bir eseri bırakmıştır. Keyifli okumalar..
208 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Saramago'nun Çatıdaki Pencere'sinde geçtiği için merakımı cezbeden kitapta; rahibe olmayı yaradılışına aykırı bulan bir genç kızın, isteği dışında gönderildiği manastırlarda çektiği sıkıntılar konu edilmiş. Anlatımda zaman zaman kopukluk olsa da tahminimden daha akıcı buldum. Cânım Saramago, güzel bir eserle buluşturdu beni. Demek ki neymiş, doğru yazarlar sizi doğru eserlere götürürmüş. Tavsiyemdir. =)
208 syf.
·Beğendi·8/10
Gördüğüm en cesurca yazılmış kitaplardan biri.Yazar Hristiyanlığı ağır bir dille eleştirmiş.Yazarın değindiği dinsel çarpıklıkların günümüze kadar gelmesi ve devam etmesi, kitabın çağını aştığının ve aşacağının göstergesidir bence.Üslubun çok akıcı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.Bu kitabı okuduğunuzda hem Hristiyanlık hakkında birçok şey öğreneceksiniz hem de bir rahibenin dramını yaşayacaksınız.
159 syf.
·Beğendi·9/10
Adnan Cemgil’e 1991 yılında yaptığı bu güzel çalışma için teşekkür ederek başlamak kitap yorumundan daha ötedir benim için. Nedeni biraz garip bir şekilde olabilir mi? Öyle olacağını zannederim. Adnan Cemgil orijinal metin yerine Fransızca bir çeviri ve derleme sonrası bunu kaleme almakla kanımca daha iyi yapmıştır ve bunu yapan çevirmenler benim için çok ötedir. Bazen yazarlar dönemin kişilerini eklerken kim olduklarını belirtmek istemezler. O milletten başka birisi çıkarak bu metinlerin altına açıklamasını ekler, yazıldığı tarihi ekler, konu edilen kişilerin kim olduğuna değinir ve başka dile çeviren bir çevirmen de bunları kitabına koyarak bizi meraklanmaktan kurtarır. Kafaya takma bahtsızlığını engeller. İşte Adnan Cemgil tam olarak bunu yapıyor çünkü bazen neyin ne olduğunu şaşırmamız çok mümkün. Haydi bunu detaylandırayım. Aristo ve Eflatun’u eksik etmediklerini o dönem zenginleri için kullanırken; bunun Aristo ve Eflatun resimleri oyulmuş yüzükler olduğunu kaçımız anlayabiliriz? Bunun için böyle açıklamalar yapmak çok önemlidir kitaplarda. Ellerinde, diye detay bile verse -ki bu bile yetersizdir bakınız- acaba direkt yüzük diyebilir misiniz yoksa aklınıza kitap da gelmez mi? İşte bu sebeple çevirmenlerin orijinal metin yanında derleme ve düzenlemesi yapılmış metinden çeviri yapmaları daha mühim ve daha etkileyicidir. Kitabın gidişatını etkiler.
Kitabın ana karakterlerinin Ben ve O olarak isimlendirildiği bu büyük konuşmada Diderot öldükten sonra bu yapıtın şans eseri ele geçtiği ve Schiller elinden Goethe ile yayımlandığını biliyoruz. 1762 yılında yazılıp 1805’de diye de eklemek gerek. Tabi kitapta her düşünceden ziyade bir ‘Kapak’ niteliği ön plana fazlasıyla çıkıyor. Asıl bundan bahsetmek gerek.
Charles Palissot 1760 yılında yani 30 yaşında en verimli eserlerinden birini yazar. Filozoflar adlı komedi oyununu. Kendisi de bir oyun yazarıdır zaten. Bu oyunda Diderot ve arkadaşlarını gülünç hallere sokar. Tabi Diderot bunun altında kalır mı? Sizce? O da buna karşın şimdikiler gibi 2 satırlık gazete yazısı yerine kalkar kocaman bir kitap yazar ve Palissot’u yerden yere vurur. Gök’e kaldırır oradan tekrar yere çarpar. Sonra ne olduysa -kıyamaz- yayımlamaz bu eserini. Ta ki Almanya’da Schiller bir kitapçıda eski el yazması metni ele geçirip de gerisini getirene dek kalır o eser. Ülkemizde de yaklaşık 200 yıl sonra ‘Aydınlanma Çalışmaları’ neticesinde “-Böyle de bir kitap vardır.” Denilerek 1991, 2006 ve 2008 yıllarında yayımlanır. Bize de tebrik etmek düşer.
Böylelikle güzel bir güne güzel bir kitapla başlamış olduk. Şimdiden keyifli okumalar ve mutlu bir gün diliyorum..
119 syf.
·Beğendi·7/10
Dünyanın en kederli felsefecisi denildiğinde tanınması imkansız ama Diderot denildiğinde de ‘Haaaa Şuu’ tepkisinin verilmesine neden olan büyük adam! Bu tepkiyi nereden mi biliyorum? Bir arkadaşımdan.
Sizlere tanıttığım bu eserde 1943 yılına ait bir basım ve sitemize de bunu ekledim zaten haricen. Bir de benim eski üniversite yani İstanbul Üniversitesinden ve Edebiyat Fakültesi Profesörü ‘Sabri Esat Siyavuşgil’den harika bir çeviri eser.
Kitap tam da adına layık aslında. Kimler kimler yok. Clairon (ki kendisi meşhur bir aktris. Fransız İhtilali ile her şeyini kaybedip sefalet içinde ölenlerden birisi de kendisi), Duquesnoy (Belçika asıllı bir heykeltraş. Kendi eserinden birisi de -adını burada zikredemeyeceğim- link olarak paylaştım), Voltaire’nin eserlerinde de oynayan Henri Louis Kain. Gene Voltaire’nin kendisine hediye ettiği Ecossaise ve tiyatroda yaptığı değişiklerle adını Fransız Tiyatro tarihine yazdıran Louis Leon Felicite de Brancas.
Moliere ile çalışan Michel Boyron ya da nam-ı değer Baron, Gaussem (az evvel sözünü ettiğimiz baronun yeğeni), Matmazel Raucourt, hatıratı da basılan Clairo Rene Mole. Hicivleriyle ve Shakespeare oyunlarıyla tanınan Dev. Garrick ve diğerleri…
https://i.hizliresim.com/2aAqr0.jpg
Kitap 2 adamın konuşması üzerine geçiyor. Birinci adamı zaten anlayacağımız üzere -ki kendisi ayrıca kitabın da yazarı- orada bir sorun yok ama ikinci adamı bir türlü çıkaramadığım da utanç resmen benim gibi hafiye için. :))))))
Böyle bir muhteşem eseri daha tadına doyamadan bitirmek, gerçekten kötü bir his. Bu arada bir önceki paragrafta da kelime oyunu yapmaya çalıştım ama beceremedim. Hadi sizi şu sürprizle baş başa bırakayım. İkinci de Diderot. Zaten burada iki tip sanatçı arasında kendi kişiliğini tartıştığını söylemek de manasız olmaz. Güzel ve doyamadığım bir kitaptı ne diyim ki? Bol keyifli okumalar, mutlu akşamlar dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Denis Diderot
Unvan:
Fransız Yazar ve Filozof.
Doğum:
Fransa, 1713
Ölüm:
Fransa, 1784
Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişiliklerinden biridir.

Denis diderot "yaygın olan düşünüş tarzını değiştirmek için kurulmuştur" dediği Ansiklopedi'yi, Aydınlanma'nın temel metni haline getirme uğraşısı veren en önemli düşünürlerdendir.

Edebiyat alanında da bir çok katkısı bulunan Diderot'nun başlıca özelliği romanları şekil ve içeriğinin yanı sıra, felsefi olarak da incelemesiydi. Romantizm akımının öncüsü ve humanist olan Diderot; zengin kiliseler kontrolünde bir endüstri olarak gördüğü Hıristiyanlık dinini reddetmiş ve bir çok aşırı dincinin saldırılarına uğramıştır.

Bütün bunların yanında Diderot, tiyatro alanında da birçok yenilik getirmiş, gerçeği ve toplumsal sorunları sahneye sokmaya çalışmış, kimilerince modern tiyatronun gerekçi ve toplumcu kolunun öncüsü sayılmıştır .

Bütün bunların yanında Diderot, tiyatro alanında da birçok yenilik getirmiş, gerçeği ve toplumsal sorunları sahneye sokmaya çalışmış, kimilerince modern tiyatronun gerekçi ve toplumcu kolunun öncüsü sayılmıştır.

Diderot'un bir felsefe öğretisi yoktur. Eserleri arasında en kalıcı olanlar romanları ve özellikle de «Rameau'nun Yeğeni»dir.

Denis Diderot, 31 Temmuz 1784 tarihinde Fransa’nın başşehri Paris’de ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 66 okur beğendi.
  • 276 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 303 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları