Emil Michel Cioran

Emil Michel Cioran

Yazar
8.4/10
1.361 Kişi
·
4.655
Okunma
·
980
Beğeni
·
40298
Gösterim
Adı:
Emil Michel Cioran
Unvan:
Filozof, Deneme Yazarı ve Tanınmış 20. Yy. Retorik Sentezcisi
Doğum:
Răşinari, Romanya, 8 Nisan 1911
Ölüm:
Paris, 20 Haziran 1995
Emil Michel Cioran (Emile Michel Cioran), Rumen yazar. (8 Nisan 1911 Răşinari, Romanya - 20 Haziran 1995 Paris) filozof, deneme yazarı ve tanınmış 20. yy. retorik sentezcisidir. Eserlerinin bir bölümünü Fransızca bir bölümünü ise Rumence kaleme almıştır. Ortodoks bir papazın oğlu olarak dünyaya gelen Cioran, Sibiu şehrinde Colegiul National Gheorghe Lazăr Lisesi’nde okumuş ve on yedi yaşından itibaren Bükreş’de felsefe ve estetik öğrenimi görmüştür. 1928 yılında burada iken Eugène Ionesco ve Mircea Eliade ile tanışmış ve onlarla sıkı bir dostluk kurmuştur. 1932′den itibaren düzenli olarak bazı dergilerde yazmaya başlamıştı. Bükreşli entellektüeller Eiserne Garde adlı radikal, faşist, anarşist partinin kabartması gibiydiler. Cioran, diğer bazı entellektüeller gibi bu gerçeği inkâr etmiyordu. Ve bolşevizmin boğdurucu şiddet ruhuna doğru yanılsamayla çekildiklerini görüyordu. Daha sonra bu düşüncelerindeki samimiyetin sıkıntılarını kendi öz eleştirisinde verirken etki altında kalmasından ve buna olan şaşkınlığından dolayı özür dileyecekti. 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar Eiserne Garde’nin sempatizanı, Hitler’in ve antisemitizmin takipçisiydi. 1933’de Hitler hakkında yazdığı şey çarpıcıdır: „Hitler kadar bugün bizi etkileyen, sempati uyandıran ve hayranlık bırakan başka bir politikacı lider göremiyorum!“ Daha sonra bu açıklamasını şu şekilde soruyla karşılamıştır: „…öyleyse hümanizm nedir, neyini kaybetmiştir eğer Röhm-Putsch katliamında o denli moral ve ruhen zaten her şeyini kaybedenler öldürülüyorsa?!“ 1933’den 1935’ye kadar Cioran, Berlin’de kalır. 1937’den sonra ömrünün geri kalan kısmını çatı katında bir evde yaşadığı Paris’de geçirir. Önceleri Rumence yazan Cioran, 1945’den itibaren de Fransızca yazmaya başladı. Bir filozof olarak Fransızca dilinde isminin ilk duyulduğu, ya da okunduğunda etkileyici ve sürükleyici bir yumuşaklığı olamadığını düşünerek ismine M. kısaltmasını yani Michel eklemesini koydu. Bu isim değişikliği böylece tarihe E. M. Cioran olarak kaydoldu ve yazılarındaki etnik muhalifliğinin belirgin karakteri oldu. Cioran, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki tarihteki deneme yazarları ve radikal kültür eleştirmenleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Gerek denemelerinde, gerekse eleştirilerinde öncesinde pesimistçe yola çıkarken şaşkınlık yaratan yanılgılarının ve özdeyişlerinin vardığı zirve çaresizliktir. Bu tespite istinaden şunu söylemiştir: „Hiç bir kriterin olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim… Hiç bir prensibin ve formun olmadığı bir dünya! Bir dünya ki, belirsizlikler diyarı; çünkü bizim şu ana dek yaşadıklarımız tamamen formlara, kriterlere bağlı o kadar yavan. Lisansını Bergson üzerine hazırladığı bir tezle aldı. 1934'te Bükreş'te yayımlanan ilk kitabı Sur les cimes du désespoir Ümitsizliğin Doruklarında, kendisinin de kabul ettiği gibi, sonradan Rumence ve Fransızca yazdığı her şeyin özünü barındırır. Hayatın trajik boyutundan habersiz olmakla suçladığı Bergsonculuk'tan o dönemde koptu. 1937'de, dini bir krizin ürünü olan ve tartışmalar yaratan kitabı Gözyaşları Ve Azizler Üzerine yayınlandı. Aynı yıl, Bükreş Fransız Ensititüsü'den bir burs alarak Paris'e gitti ve oraya yerleşti. 1995 yılında Alzheimer hastalığından öldü. Cioran konservatif felsefeye olan ilgisini ilk gençlik yıllarında kaybetmiş, kişisel düşünce ve lirizm adına sistematik düşünce ve soyut spekülasyonlarda bulunmayı reddetmişti; "Hiçbir şeyi keşfetmedim. Ben sadece kendi hislerimin sekreteri olmaya devam ettim" Son dönem eserlerinde kötümser hava çoğu eleştirmen tarafından çocukluğundaki olaylarla ilişkilendirilmiştir. Ancak ondaki septiklik, nihilizme yakın duruşun tek bir sebebe irca edilemeyeceği de söylenebilir. Jean-Paul Sartre ve Albert Camus gibi tanınmış varoluşçu yazarların eserlerindeki beşeri yabancılaşma teması henüz 1932'lerde genç Cioran'ın eserlerinde görülmektedir. "Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?" diye sormaktaydı Cioran o yıllarda. Cioran# insanlığın trajedisini değil fakat kendisi gibi hem düşünen hem hisseden bir ontolojik vatanından sürgüne gönderilmişliğin kolay kolay kimsenin hesabını yapmadığı iç çekişleriyle , bir yurtsuz kimliğiyle yaşamış ve yazmıştır.Dünyanın hergünkü işleyişini,acılarını,sevinçlerini genelden ayrı düşen yönüyle kimi zaman buruklukla kiminde de kahırla yorulmuş bir farkındalıkla ilmek ilmek kitaplarına işlemiştir.Koyunun derdinden geçenlerin,hatta koyunun derdinde bile olmayanların hayatı muştulamalarının, rezilliklerinin ve kaybolmuş bir vicdanla bu hayatı olurlamalarıyla bir kez daha bu temele harç atanların asla anlayamayacakları bir yanlış yerde aranan 'cephane' olarak bilinmektedir.Öteden beri aynı döngünün aynı kıvrak zekayla birer parçası olmuş adam gibi adamların adam olmayan adamlıklarının ipliğini pazara çıkarmış ve aynı kahpeliği masallardan oluşmuş fazilet,uluhiyet ve vicdan tarzı tanımı kendi ellerinde oyuncak olmuş kutsal yaftalı aşağılık kavramları zihinlerin harcı yapan devridaim işbirlikçilerinin uyuttuğu bir insanlığı sersemliklerinden silkinmeye ömrünü adanmış eşsiz bir bilge.
“Vaktiyle bir benliğim vardı, artık sadece bir nesneyim. Yalnızlığın bütün uyuşturucularını tıka basa alıyorum, dünyanın uyuşturucuları bana benliğimi unutturmayacak kadar hafiftiler. içimdeki peygamberi öldürmüş olduğuma göre, nasıl olur da insanlar arasında yerim olabilir ki?”
Bir gün bir adam onu zengince döşenmiş bir eve soktu ve şöyle dedi: 'sakın yerlere tükürme!' canı tükürmek isteyen Diogenes, adamın suratına tükürdü ve ona, bulduğu tek pis yerin orası olduğunu haykırdı.
“Kendini yok etmek için bir yardımcıya,
Bir kadere ihtiyacı olacağını düşünmek,
İnsana büyük bir hakarettir. Kendi efsanesini
Tasfiye etmekle, içindeki en berrak parçayı
Harcamamış mıdır? Mazereti, ya da, vaktiyle
Söylendiği gibi dersek; azameti, o sürüp gitmeyi reddedişte, kendine karşı duyulan o dehşettedir..”
168 syf.
·4 günde·9/10
Çürüyoruz gönülsüzlüğümüzle, saldırgan dilimizle, zalimliğimizle, fanatizmliğimizle…

Kokuşuyoruz düşünce bulantılarımızla, hırpalanan ruhumuzla, kelime fuhşiyatımızla…

Eriyoruz yaşamı olumsuzlaştırmakla, düşünce itibarsızlaştırmalığımızla, yüz buruşturmalığımızla…

“Çürümeyi mi ilginç bulduğunuzu, Çürüyenleri mi ilginç bulduğunuzu” mutlaka sorgulamalısınız eğer bu kitaba gönlünüz kayarsa.

Her bunaldığınızda, “İntihar mı etmeli?” ya da “İntihar meyilinden olumlu bir yaşam mı çıkarmalı?” sorularına cevap verememekliğinizi irdelersiniz eğer bu kitabı arzularsanız.

Kitabı okuduğumda “Ne gülün, ne de ağlayın. Sadece anlayın.” diyen Spinoza’ya ayrı bir saygı duymak ihtiyacı hasıl oldu düşüncelerimde.

Uykusuz bedenler, yorgun ruhlar için bir nefes gibi yazılmış kitabı kim okumak istemez ki?

İnsanın derdi, ebedi yenilmiş olsa bile yine de vazgeçmeden hayatla didişmek değil midir?

İşte burada kararı siz vereceksiniz. “Çürümek” yada “Düş kırıklarını ölmeden önce gömmek”

Çürümeye savaş açan tüm gönüllülere…

Saygılarımla…
168 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Aşka, hırsa, topluma sırt çevirenlerden kendinizi sakınınız. Vazgeçmiş olmanın intikamını alacaklardır."

"Hiçbir kriterin olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim' Hiçbir prensibin ve formun olmadığı bir dünya! Bir dünya ki, belirsizlikler diyarı; çünkü bizim şu ana dek yaşadıklaɾımız tamamen foɾmlara, kriterlere bağlı o kadar yavan. "

Kitap sindire sindire yavaşça okuyabileceğiniz tarzda felsefik ve bir o kadar dopdolu , felsefe severlerin okumasını tavsiye ederim.Hayatla ilgili her duyguya değinmiş yazar.İnsana gerçek anlamda birşeyler kattığını düşünüyorum.

Bilmeyenler için; Cioran’ın yabancılaşma üzerine fikirleri, varoluşçu yazarlardan olan Albert Camus ve Jean-Paul Sartre'yi derinden etkilemiştir.Pesimist yaklaşımıyla Cioran, hayatın, anlamsızlığı, sıkıntısı, çaresizliği ve sakıncaları üzerine çok yazdı.Ve Cioran aynı zamanda filozoftur.

Kitapla ilgili not; beğendiğiniz yerleri bir kâğıda aktarın kitap bitince kendi notlarınızı baştan sona okuyunuz.
Bana bu kitabı hediye eden değerli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.
168 syf.
·6 günde·9/10
Çürümeyi okumaya karar verdiyseniz ve kitabı elinize aldıysanız sizi kimsecikler bundan alıkoyamaz, tavsiyeye de gerek duymazsınız. Çünkü kitabın kapağını açar açmaz sizi içine çeken çekene; çürümeler, kokuşmalar, bunalımlar, haykırışlar; düşünceler, tespitler, eleştiriler...
Kitaptan alıntılarla somutlaştırayım, daha iyi anlaşılır: “Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet.. Geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. Iz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?"
Fakat Çürüme, o kadar da basit değil herkesin okuyabileceği, satırlarını kaldırabileceği bir kitap değil; aşırı yoğun bir kitap, Cahil Hoca’dan sonra okurken zorlandığım ilk kitap. Cioran, okuyucuyu paragraflar arasında hazmede hazmede yürüyüşe çıkartan bir yazar...bu yüzden hemen bitirip köşeye atabileceğiniz bir kitap olarak düşünmeyin! Günlük ortalama 25-30 sayfa ancak okuyabiliyordum. Bazen bir sayfadan sonra ikinci sayfayı kaldıramıyor kitabı sessizce yerine bırakıverirdim🤷‍️
Çürümenin Kitabı okurken can sıkar, okuruna acımaz, bazı gerçekleri insanın yüzüne yüzüne çarpar; “İnsan, kendini Şeytan’da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz; ondan bilerek nefret eder; kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar. Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez: Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”
Ruhunuzu doyumsuz, boşlukta hissettirir, hayata tutunduğunuz değerleri şöyle bir silkeler(özellikle inanç konusunda):
“Niçin Tanrı o kadar soluk, o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir? Niçin ilginçlik, tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer? Bundan daha az insan biçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”
Ya bizler! bizler masum muyuz? Cioran’e göre değiliz hatta daha da ileri gider bir caniyle aynı kefeye koyar; “Cani, özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanır ve gücünün fikrine karşı koyamaz. Başkalarının hayatına son verme konusunda, o da her birimizle aynı düzeydedir. Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız.” yine bir başka sayfada;
“Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz.” der.
Kitap boyunca yazar, günlük hayatı deşmeye devam eder, bazı yerlerde tercihinizi yazardan yana kullanmak istemezsiniz bu durumda kafa karışıklığınızla kala kalırsınız... Dinler, ‘intiharı’ günah olarak(bunun sebebini de söylüyor o da ayrı bir konu) yazar ise yaşamı Tanrı’dan uzaklaşma olarak değerlendiriyor. Bu yüzden yazar 30 yaşına varmadan ölmeyi düşündüğünü fakat intiharı bir türlü gerçekleştiremediğini sık sık dile getirir. “Bir insanın ihtirasından fazla yaşaması, onu benim gözümde hor görülmeye lâyık ve iğrenç kılmaya yetiyordu. İnsanlığın bana fazla geldiği de söylenebilir. Onda az sayıda büyük karar ve öyle bir yaşlanmaya teşnelik görüyordum ki yüz çeviriyordum; otuzuma gelmeden bu işi bitirmeye karar vermiştim. Fakat yıllar geçtiğinden, gençliğimin gururunu kaybediyordum: Her gün, bir tevazu dersi gibi hâlâ hayatta olduğumu, hayatın çürüttüğü insanların arasında rüyalarıma ihanet ettiğimi hatırlatıyordu bana.”
... Ölümü seçenler dışında hiç kimsenin Tanrı’nın sevgili kulu olamayacağını tekrarlıyordum kendime. Şimdi bile, kendini asan bir kapıcı yaşayan bir şairden daha değerlidir gözümde. İnsan intiharı ertelenmiş birisidir.”
Çürüme varoluşu, işlenen bir günah, bir suç nedeniyle olduğunu savunur. “Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın?...
Çürüme sizi düşünmez; tam aksine sizi azarlar, bunaltır, mutsuz eder ve yerden yere vurur; insanın aklına, yazarın biz okurla, hayatla ne alıp veremediği sorusu gelir; ben bunu tüm satırlarda sorguladım...
Yeri gelir yazarın karşısında dehşete kapılırsınız, okurken insan yazarla kavga ederken, tartışırken buluyor kendini.
İçinizden bir çığlık yükselir, neden...?
Kitabın sonlarına doğru kitapla barışır kucaklarsınız, yazarına bir göz kırpar ve şöyle dersiniz: Evet, bunlar senin doğruların...

Son olarak eğer Cioran’i daha önce okumadıysanız; kitaba başlamadan önce birkaç iyi inceleme okumanızda ve alıntılara göz atmanızda fayda var. Çürüme’yle beraber yazarın diğer kitapları da okuma listeme eklendi. Mutlaka okunması gereken bir eser, okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim...
168 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Cioranın bu eseri için anahtar kelimeler sanırım şunlardır; Mükemmel, düşündürücü, etkileyici, çarpıcı, felsefik, dramatik, şiirsel, açık.

Ciroan, eserinde felsefi görüşlerini kendisine has çarpıcı üslubu ile ifade etmiş. Eser bazı yerlerde düşünselliği devreye soktuğu için aktarımı yavaşlatsa da genel itibari ile akıcı ve tamamlayıcı seriler şeklinde ilerliyor.

Kitapta yoğun bir haz ve ilham'ın eşlik ettiği anlatım söz konusu. Yazar, eserini yazdığı duygusal ve düşünsel havayı tamamen eserine aktarmış, ama yine de tam olarak tanımlayamayacağım bir yoğunluk var sanki: Öfke, açıklık, kibir, sıkışmışlık hisleri arasında bir yerlerde...

Eseri felsefi olarak inceleyecek olursak; kitap okuyucunun fikirsel düzlemini kırarak ilerliyor. Sanırım eserin çarpıcı olması da bu sebepledir. Yazarın kimseyi gücendirmemek veya zihnini alt-üst etmemek gibi bir kaygı gütmediği çok açık. Belki de felsefi eserler hatta özellikle felsefi eserler böyle olmalı.

Kitaba dair ne söylesem sanırım biraz eksik kalacaktır. Bazı eserler hakkındaki en iyi fikir ancak okunarak alınabilir. Eseri tekrar, belki de sonra bir tekrar daha yaparak okuyacağım. Zira oldukça keyif aldım. Sizlere de şimdiden keyifli okumalar dilerim.
185 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
UYARI: GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEYE HAZIR DEĞİLSENİZ BU KİTABI OKUMAYIN!

Çürümeye sebep bakteriler midir? Ama bu kitap bir meyvenin çürümesini anlatmıyor ki! Ruhun, yüreğin önce kokuşmasını, sonra da çürümesini anlatıyor. O zaman en baştan başlayalım, bakalım bakteri değilse nedir çürüme sebebi!

İnsan dünyaya yalnız gelir ve zamanla kalabalıklar içine karışır. Yalnızlığı bozan dünyadır. Kişi zaman içerisinde yurtsuzlaşır, ruhuna dertler sızar. Istırap çeken ilk insan zanneder kendini, kendi acısı dışında herkesin acısı meşru ve gülünçtür aslında. Işığa yürümek isterken karanlıklara çıkar. Yeşermesine susadığı ümit tohumlarını dünya geçersiz kılar. Bu safhada bir koku oluşmaya başlar, kokuşmaya başlar ruh. Ve devamı gelecektir.

Çürümenin kokusu geleceğe buram buram yayılır. Gelecekte özgürlük arar insan, sonunu ertelemeye uğraşır. Yaşamaya devam etmek için hakikati kabul etmeye çalışır. Fakat hangi yöne giderse gitsin adımları yere batacaktır. Çürümüşlüğü beraberinde parça parça sürükleyecek, kendine yalanlar söylediğinin farkında olmayacaktır. Öyle bir an gelecek ki keşfedilmemiş bir gezegen kadar uzaklaşacak kendinden!

İçine kapanacak, uykusuz gecelere birçok sorgulama sığdıracak. Kendisinden kurtulmak belki de son çaresi olacak ya da mutsuzluğuna alışacak. İki bacağın üzerinde onca malzemeyi ve buna bağlı tüm tiksintileri taşıyacaktır. Her şeyle hesabı kapatmak için kendini tasfiye mi etmesi gerekir yoksa? Ya da her bir anının 'neden' ini, 'nasıl' ını mı sorgulamalı?

"Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir?"
Bu alıntı çok düşündürücü değil mi? Sorgulamamak elde mi!

Bu bahsettiğim insan aslında hepimizin içinde, içimizde bir kuytuda. Bu kitap kendime tuttuğum bir ayna oldu adeta. Gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım belki, yine de kendimi kandırmak yerine yüzleşmeyi yeğlerim...

Yazar, kitapta tanrıları fazlasıyla yargılamış ve nefretini açıkça dile getirmiştir.

Emil Michel Cioran da ilk defa okuduğum yazarlardan. Kitabın akıcı olduğunu söyleyemeyeceğim maalesef. Zor ve yorucu bir deneyimdi. Kısaca ve en yalın halde anlatmaya çalıştım fakat daha bu kitap hakkında sayfalarca yazabilirim. Sıkmamak adına kısa olmasını tercih etmeliyim galiba.

Kitabı okumak için geniş vakit ayırabileceğiniz bir zaman tercih etmenizi tavsiye ederim. Kitabın çekici kapağı sizi aldatmasın, zira asla aralara sıkıştırılacak bir eser değildir. Keyifli Okumalar...
168 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Çürümenin Kitabı diğer kitaplardan çok farklı çünkü buhran karamsarlık huzursuz olacağınız bir kitap.Kitabı okumadan bu kadar karamsar bir kitabı neden okuyayım.Kitaplar huzur bulmak ve dünyadan biraz uzaklaşıp rahatlamak için değil miydi ? Evet öyleydi ama biraz olsun kitapların güzel hayal dünyalarından hayatın gerçeklerini görmemiz gerekiyor.Kitap kanıksamış olduğumuz düşünceleri ve hayatı sorgulatıyor sorgulatırken korkunç olabilir ama Bu oldukça zor olsa bile, belki çürümüş de olsa gerçeklerin peşinden koşmak, onlarla tanışmak, farkındalıklarımızla birlikte yaşayabilmemize olanak sağlayabilecektir. Kitapta en beğendiğim aforizmalar ve alıntılar;
“Hayat ancak içine kattığımız yutturmaca derecesiyle hoş görülebilirdir.”
“Hüzün ilk günahın şiiridir...”
“Gündüzleyin güneş marifetiyle bir balmumu gibi eriyorum ve geceleyin katılaşıyorum; beni paramparça eden ve beni kendime iade eden art ardalık; cansızlık ve miskinlik içindeki başkalaşım...”
İyi Okumalar Dilerim...
168 syf.
·14 günde
Cioran okurları olan bizleri zerre kadar umursuyor mu? Kesinlikle hayır! Varoluşun ve her türlü kavramın boşunalığı ve çürümüşlüğünü ruhunun her zerresinde hissediyor. Bize de ruhuna ve beynine tuttuğu aynaya bakmayı yazınsal miras olarak bırakıyor. Aforizmaları ile kuşatırken intiharı damarlara enjekte ediyor. Kendisi ise yıllarca kah öğrenci olarak kah umursamazca da olsa yaşıyor ta ki alzheimer olana dek. Belki de zihninin her şeyi unutmayı istemesinin bir işaretidir bu. Aksi takdirde ne intihar etme gücünü bulacaktır ne de bu fikirlerle daha fazla yaşayabilme. Eğer bu kitabı depresif bir ruhtayken okuyan olur da hayatına mal olursa veya olmuşsa çok yazık! Yaş ve ruh durumu kısıtlaması konularak satılmalı. Kırmızı reçeteli ilaç misali!

Aforizmaları, satır satır okunası cümlelerini, fikirlerini yorumlamak ise keyifli! Yine de insanoğluna dair bu kadar kötümser bakmamak gerekir. Çok sert ve vazgeçirici tüm güzelliklere yönelik. Okunması kolay mı? Kesinlikle değil. Hap gibi dozunda alınmalı ki zehirlenme yaşatmasın fazla dozdan ötürü.

Yaz döneminde okumasaydım ne kadar dibi görürdüm hayal edemiyorum. Düşünceler günlerce zihninizde demleniyor. Hayat enerjisini emiyor. Bazı sözleri o kadar keskin bir doğrulukta ki hak vermemek elde değil. Öte yandan hayat böyle düşünülerek devam ettirilesi bir şey değil.

Camus’yü etkilediği söylense de Camus çok ama çok daha iyimserdir hayatta kalmaya dair. Ateistler için ateşle oynamak gibi bu kitabı okumak! Aman dikkat!

Kitabın hatırlattığı parça ise anathema’nın flying parçasıdır:

https://m.youtube.com/watch?v=Am_VzTpXStA

Türkçe şarkılardan ise “Dolu Kadehi Ters Tut” un şu parçasıdır:

https://m.youtube.com/watch?v=EmZVeNIAG4U
168 syf.
·6 günde·10/10
Kitabın ne kadar sarsıcı olduğunu yorumlardan anlamak mümkün ancak ben bu kadarını beklemiyordum. Hem kitap hem de kitabın içindeki bölümler gayet kısa fakat okunan her bir bölümü iyice sindirebilmek için çok zamana ihtiyaç var. Bazen sadece bir cümle okuyup kitabı kapattığım da oldu. Zihni oldukça yoruyor, biraz da felsefeye, sorgulamaya meraklıysanız düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Elimin altından ayırmak istemediğim bir kitap. Sık sık okuyup daha iyi anlamak gerekiyor. Böyle bir kitap yazdığı için yazarı da iyice araştırıp diğer kitaplarını da okuyacağım.Varoluşçuluğa,sorgulamaya, felsefeye ilgi duyan herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
168 syf.
·8/10
ACABA DİYORUM İNSAN DENİNCE HATIRLANIYOR MUYUZ?

“ her fikir yansızdır ,ya da öyle olmalıdır;ama insan onu canlandırır,alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona ;saflığını yitirmiş ,inanca dönüştürülmüş fikir ,zaman içindeki yerini alır,bir olay çehresine bürünür .Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur ..ideolojiler ,doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar.”

Bir kitaba anca bu kadar güzel ve derin başlanabilirdi.Kaçıncı defa okudum anlamak için bilmiyorum .Felsefenin en sevdiğim yanı da her okunuşunda akla yeni yorumlar getirmesi .

Çürümenin kitabı;insanlığın bir özet kitabı,varoluşçuluk,insan ,tanrı ,
İnanç,iyilik ve kötülüğün tezatlığı,hayat ve ölüm ,daha bir çok konu üzerine derin bir düşünce kitabı.

DİKKAT!!!

Kitaba başlayacaklar için birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum.
1-Kitabı okurken yalnız olduğunuzdan ,sessiz ve sakin bir ortamda bulunduğunuzdan emin olun çünkü bu kitap kalabalık bir ortamda ayak üstü okunabilecek bir kitap değil.
2-Kitabı okurken yanınızda mutlaka bir kalem ve bir not defteri bulundurmanızı öneririm .
3-Beğendiğiniz ve not aldığınız alıntıları kitabı bitirdikten sonra bir daha okumanız ,verilmek istenen mesajı daha iyi algılamanızı sağlayacak .
4-Son olarak asla bir ön yargıyla başlamayın ve kesinlikle bırakmayın .


Her cümlesi çok kıymetli ,her kelimesi çok çarpıcı kitaptan beni en çok sarsan insan,tanrı,ölüm ,hayat
Üzerine olan tespitleriydi.Kitabın bütününden çıkardığım varsayımlar şöyle ki:

İNSANA DAİR
“İdeal bir şekilde zihni açık ,yani ideal bir şekilde normal insan ,içindeki “hiçlikten” başka hiçbir şeye tutunmamalıdır..”

Oysa bizler varoluşumuzu dahi bir şeylere tutundururuz .Benliğimizi arzularımıza ve ihtiyaçlarımıza kaptırırız.Bir süre sonra ruhumuz ve algılarımız bu yönde şekillenir.
İyilik ve kötülüğe dair algılarımız bile bize göre şekillenir bu sayede .

Doğru yada yanlışı ayırt edemediğimiz bir hal aldığında benliğimiz ,ki insan belli bir yaşa geldiğinde herşeyi farkına vardığı ve hayatı anladığı kanısına varır .Bu yüzden ;” Vaaz verme çılgınlığı içmizde öylesine yer etmiştir ki ,korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar.Her insan ,kendinin bir şey önereceği ânı bekler :Ne önerdiği önemli değildir.Bir sesi vardır ya ,o yeter .Ne sağır ,ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz ...”

TANRIYA DAİR
Tanrı :Ürküntülerimizin üzerine dosdoğru düşüş;hiçbir ümide kanmayan arayışlarımızın ortasına yıldırım gibi inen selâmet ;tesellisiz kalmış ve zaten teselli edilmek de istemeyen kibrimizin dolambaçsız bir biçimde geçersizleşmesi;bireyin kızağa çekilme yolunda ilerlemesi;endişe noksanlığı yüzünden ruhun işsiz kalması..

E.M.Cioran ‘ın yazdıklarından şu çıkarımlarda bulunuyorum kendimce .Onun anlattıklarından yola çıkılarak şu sorular cevaplanmalı asıl .İçimizdeki korku mu bizi bir tanrı inancına götürür?
Yoksa insan bir hiçten yaratılma düşüncesini fazla mı basit bulur ?
Yada bir Tanrı tarafından yaratılmış olmak onu daha üstün mü kılar? Bir hiçten varolmak şüphesini bitirmek için en kestirme çözümdür belkide tanrı.Şüphe insanı kemiren en kötü duygudur çünkü .Öldüğümüzde bizi karşılayacak kimsenin olmayacağı korkusu,beraberinde karşılayan ve yargılan birinin olma düşüncesi hayat boyu kemirir içimizi.
“Yanılmak,kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek ;insanların yaptığı budur.Ama bizi Tanrının içinde yok olmaktan koruyan ve bütün anlarımızı ,hiç etemeyeceğimiz dualara dönüştüren bir haysiyet de vardır .”
Asla Tanrı tanımaz değil ,ancak tamamiyle tanrı bağımlısı da değil.

HAYATA -ÖLÜME DAİR
İnsan ile “insan “arasında bir ince çizgi vardır .Tıpkı hayat ile ölüm arasında olduğu gibi .Biri mutlak ve kesin ,diğeri belirsiz ve süresiz .
Çoğumuz ölümden korkarız.Çünkü bir son olduğuna inanırız .Buna sahip olduğumuz dinler ve inançlar bile engel olamaz .İnsanın yaşadığı en büyük ironi belkide budur .Herkes öldükten sonra bir yaşam ümidiyle yaşar ama asla ölmek istemez .Çünkü her ne kadar zor ,sıkıntılı ve kısa olsa da ;hayat daha keyifli ve çekicidir .Bu yüzden ölüm daha sert ve korkunç gözükür .
“Hiçbir şeye dayanmadığı için bir gerçeğin gerekçesi bile bulunmadığı için ,hayata sebat ederiz .Ölüm fazla kesindir ;bütün sebepler onun tarafında bulunur.”

Oysa Emelie ye göre asıl korkunç olan hayattır .Çünkü:” Hükümsüz sırları biriktire biriktire ,anlamsızlığı tekeline ala ala,hayat ölümden fazla ürküntü verir .Büyük meçhul odur.”


EN BEĞENDİĞİM ALINTI
“Ölüm duygusu olan insanla bu duyguya hiç sahip olmayan insan arasında ,iletişimi mümkün olmayan iki dünyanın uçurumu açılır ;bununla birlikte ikisi de ölür ;fakat biri ölümünden habersizdir ,ötekiyse bunu bilir ;biri sadece bir anda ölür ,ötekiyse sürekli ölmektedir.”

BENİ EN ÇOK SARSAN ALINTI
Hayatla dolup taştığı için,Şeytan’ın hiçbir sığınağı yoktur:İnsan kendini Şeytan ‘da çok fazla bulduğu için O’na tapamaz;ondan bilerek nefret eder;-kendinden-yüz çevirir ve Tanrı’nın yoksul vasıflarını ayakta tutar.Ama Şeytan bundan şikayetçi değildir ve bir din kurmaya hiç heveslenmez:Zayıflatılmamasını ve unutulmamasını temin etmek için burada değil miyiz biz?”

KÜÇÜK BİR ELEŞTİRİ

İnsan ,varoluşçuluk ve daha birçok konudaki görüşleri hakikaten okunmaya ve düşünmeye değerdi .Ancak bir çok konunun sonunda Tanrı’ya eleştirisel bir yaklaşımda bulunması ,hatta çok sert ifadeler kullanması gereksiz tekrarlara düştüğünü hissettirdi.Örneğin;”Niçin Tanrı o kadar soluk,o kadar dermansız ve o kadar vasat bir çekiciliktedir?Niçin ilginçlik ,tutarlılık ve güncellikten yoksundur ve bize o kadar az benzer ?Bundan daha az insanbiçimli ve bundan daha ucuz bir biçimde uzak bir imge var mıdır?”

KÜÇÜK BİR SİTEM

Yazılabilecek konuşulabilecek hemen her konu üzerinde felsefik bir yaklaşımla bir fikir beyan eden yazar niçin kadına dair yıkıcı eleştirileri tercih etmiştir .Filozofların bir öz kimlik arayışı cinsiyet ayırımı gözetmeli midir ?Yani savunacağı tezi kadınları aşağılayarak yapan birinin savunduklarını kendi elleriyle çürütmesinden başka nedir bu ?
Kadını bu kadar ucuz,tüm günahların suçlusu,kendi deyimiyle “yosma “şeklinde tanımlaması kadın düşmanlığından başka bir şey değildir .


........................&................................

Felsefecilerin hep bir tanrı tanımaz yanları varmış gibi gelir bize .Belki de herşeyi bu kadar irdelemeleri ,karşı çıkmaları bizi bu düşünceye sevk eder.Çürümenin kitabı doğrusu ,yanlışıyla çok yönlü bir kitap kesinlikle .Sıkılmadan okuyacağınızdan eminim .Kendinize bir şans verin ve mutlaka okuyun derim .

Kayıp gitmemiz yakındır ,ama kaçınılmaz değildir.İlginç bir kazadır ,ama hiç yeni değildir;korkularımızın ufkunda şimdiden bir tebessüm doğmaktadır ..duanın kucağına hiç düşmeyeceğizdir...Zira sonunda O kazanmamalıdır;büyük harfle yazılan ismini lekelemek ,istihzamıza düşer;saçtığı titremeleri dağıtmak da yüreğimize..

Yazarın biyografisi

Adı:
Emil Michel Cioran
Unvan:
Filozof, Deneme Yazarı ve Tanınmış 20. Yy. Retorik Sentezcisi
Doğum:
Răşinari, Romanya, 8 Nisan 1911
Ölüm:
Paris, 20 Haziran 1995
Emil Michel Cioran (Emile Michel Cioran), Rumen yazar. (8 Nisan 1911 Răşinari, Romanya - 20 Haziran 1995 Paris) filozof, deneme yazarı ve tanınmış 20. yy. retorik sentezcisidir. Eserlerinin bir bölümünü Fransızca bir bölümünü ise Rumence kaleme almıştır. Ortodoks bir papazın oğlu olarak dünyaya gelen Cioran, Sibiu şehrinde Colegiul National Gheorghe Lazăr Lisesi’nde okumuş ve on yedi yaşından itibaren Bükreş’de felsefe ve estetik öğrenimi görmüştür. 1928 yılında burada iken Eugène Ionesco ve Mircea Eliade ile tanışmış ve onlarla sıkı bir dostluk kurmuştur. 1932′den itibaren düzenli olarak bazı dergilerde yazmaya başlamıştı. Bükreşli entellektüeller Eiserne Garde adlı radikal, faşist, anarşist partinin kabartması gibiydiler. Cioran, diğer bazı entellektüeller gibi bu gerçeği inkâr etmiyordu. Ve bolşevizmin boğdurucu şiddet ruhuna doğru yanılsamayla çekildiklerini görüyordu. Daha sonra bu düşüncelerindeki samimiyetin sıkıntılarını kendi öz eleştirisinde verirken etki altında kalmasından ve buna olan şaşkınlığından dolayı özür dileyecekti. 2. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar Eiserne Garde’nin sempatizanı, Hitler’in ve antisemitizmin takipçisiydi. 1933’de Hitler hakkında yazdığı şey çarpıcıdır: „Hitler kadar bugün bizi etkileyen, sempati uyandıran ve hayranlık bırakan başka bir politikacı lider göremiyorum!“ Daha sonra bu açıklamasını şu şekilde soruyla karşılamıştır: „…öyleyse hümanizm nedir, neyini kaybetmiştir eğer Röhm-Putsch katliamında o denli moral ve ruhen zaten her şeyini kaybedenler öldürülüyorsa?!“ 1933’den 1935’ye kadar Cioran, Berlin’de kalır. 1937’den sonra ömrünün geri kalan kısmını çatı katında bir evde yaşadığı Paris’de geçirir. Önceleri Rumence yazan Cioran, 1945’den itibaren de Fransızca yazmaya başladı. Bir filozof olarak Fransızca dilinde isminin ilk duyulduğu, ya da okunduğunda etkileyici ve sürükleyici bir yumuşaklığı olamadığını düşünerek ismine M. kısaltmasını yani Michel eklemesini koydu. Bu isim değişikliği böylece tarihe E. M. Cioran olarak kaydoldu ve yazılarındaki etnik muhalifliğinin belirgin karakteri oldu. Cioran, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki tarihteki deneme yazarları ve radikal kültür eleştirmenleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Gerek denemelerinde, gerekse eleştirilerinde öncesinde pesimistçe yola çıkarken şaşkınlık yaratan yanılgılarının ve özdeyişlerinin vardığı zirve çaresizliktir. Bu tespite istinaden şunu söylemiştir: „Hiç bir kriterin olmadığı bir dünyada yaşamak isterdim… Hiç bir prensibin ve formun olmadığı bir dünya! Bir dünya ki, belirsizlikler diyarı; çünkü bizim şu ana dek yaşadıklarımız tamamen formlara, kriterlere bağlı o kadar yavan. Lisansını Bergson üzerine hazırladığı bir tezle aldı. 1934'te Bükreş'te yayımlanan ilk kitabı Sur les cimes du désespoir Ümitsizliğin Doruklarında, kendisinin de kabul ettiği gibi, sonradan Rumence ve Fransızca yazdığı her şeyin özünü barındırır. Hayatın trajik boyutundan habersiz olmakla suçladığı Bergsonculuk'tan o dönemde koptu. 1937'de, dini bir krizin ürünü olan ve tartışmalar yaratan kitabı Gözyaşları Ve Azizler Üzerine yayınlandı. Aynı yıl, Bükreş Fransız Ensititüsü'den bir burs alarak Paris'e gitti ve oraya yerleşti. 1995 yılında Alzheimer hastalığından öldü. Cioran konservatif felsefeye olan ilgisini ilk gençlik yıllarında kaybetmiş, kişisel düşünce ve lirizm adına sistematik düşünce ve soyut spekülasyonlarda bulunmayı reddetmişti; "Hiçbir şeyi keşfetmedim. Ben sadece kendi hislerimin sekreteri olmaya devam ettim" Son dönem eserlerinde kötümser hava çoğu eleştirmen tarafından çocukluğundaki olaylarla ilişkilendirilmiştir. Ancak ondaki septiklik, nihilizme yakın duruşun tek bir sebebe irca edilemeyeceği de söylenebilir. Jean-Paul Sartre ve Albert Camus gibi tanınmış varoluşçu yazarların eserlerindeki beşeri yabancılaşma teması henüz 1932'lerde genç Cioran'ın eserlerinde görülmektedir. "Varoluşun kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?" diye sormaktaydı Cioran o yıllarda. Cioran# insanlığın trajedisini değil fakat kendisi gibi hem düşünen hem hisseden bir ontolojik vatanından sürgüne gönderilmişliğin kolay kolay kimsenin hesabını yapmadığı iç çekişleriyle , bir yurtsuz kimliğiyle yaşamış ve yazmıştır.Dünyanın hergünkü işleyişini,acılarını,sevinçlerini genelden ayrı düşen yönüyle kimi zaman buruklukla kiminde de kahırla yorulmuş bir farkındalıkla ilmek ilmek kitaplarına işlemiştir.Koyunun derdinden geçenlerin,hatta koyunun derdinde bile olmayanların hayatı muştulamalarının, rezilliklerinin ve kaybolmuş bir vicdanla bu hayatı olurlamalarıyla bir kez daha bu temele harç atanların asla anlayamayacakları bir yanlış yerde aranan 'cephane' olarak bilinmektedir.Öteden beri aynı döngünün aynı kıvrak zekayla birer parçası olmuş adam gibi adamların adam olmayan adamlıklarının ipliğini pazara çıkarmış ve aynı kahpeliği masallardan oluşmuş fazilet,uluhiyet ve vicdan tarzı tanımı kendi ellerinde oyuncak olmuş kutsal yaftalı aşağılık kavramları zihinlerin harcı yapan devridaim işbirlikçilerinin uyuttuğu bir insanlığı sersemliklerinden silkinmeye ömrünü adanmış eşsiz bir bilge.

Yazar istatistikleri

  • 980 okur beğendi.
  • 4.655 okur okudu.
  • 501 okur okuyor.
  • 7.362 okur okuyacak.
  • 259 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları