Hans Christian Andersen

Hans Christian Andersen

8.2/10
579 Kişi
·
4.536
Okunma
·
86
Beğeni
·
4.146
Gösterim
Adı:
Hans Christian Andersen
Unvan:
Danimarkalı Yazar
Doğum:
Odense , Danimarka, 2 Nisan 1805
Ölüm:
Kopenhag , Danimarka, 4 Ağustos 1875
2 Nisan 1805'te bir ayakkabıcının tek oğlu olarak dünyaya geldi. 11 yaşındayken babasının ölmesi üzerine okulu bıraktı ve annesiyle birlikte temizlikçi ve çamaşırcı olarak çalışmaya başladı. 1819'da tiyatro oyuncusu olmak ümidiyle gittiği Kopenhag'da başarılı olmadı ve 1828'deKopenhag Üniversitesi'ne girdi.

1829'da ilk önemli yapıtı sayılan "Holmen Kanalından Amager Adasının Doğu Ucuna Bir Yürüyüş"'ü yayımladı. Almanya, Fransa, İtalya, Türkiye veİngiltere'ye geziler yaptı ve yolculuklarından gezi kitaplarına birçok malzeme çıkardı. Oyun yazarlığındaki başarısız girişimlerinden sonra köleliğin kötülüklerini anlattığı "Mulatten" (1840) ile dikkat çekti. "Doğaçlamacı" (Improvisatoren, 1835) ve "İki Barones" (De to Baronnesser, 1847) romanlarından en tanınmışlarıdır.

Asıl başarısını "Kibritçi Kız", "Küçük Claus ve Büyük Claus" ve "Güzel Prenses ve Bezelye" gibi masalları içeren "Çocuk Masalları" (1835) kitabıyla yakaladı. Masallarının bazılarında iyiliğin ve güzelliğin zaferine olan iyimser bir inanç açığa vurulurken; bazıları da oldukça kötümser ve acıklıydı ve kendi yaşamından güçlü izler taşıyordu.

1872'ye kadar masal yazmayı sürdüren Andersen 4 Ağustos 1875'te Kopenhag'da hayata veda etti.

Kendine özgü masal anlatma yöntemiyle çocuk edebiyatına gerçek bir yenilik getirdi. Gündelik dilin deyimlerini ve kalıplarını kullandı. Masallarının çoğu Türkçeye de çevrildi.
- Evet yalnızlık kötü, ama önemli olan unutulmamak. Hatırlanmak çok güzel...
Büyükannesi: “Bir yıldız düştü mü, bir insanın ruhu gökyüzüne yükselir“ demişti...
Sadece yaşamak yetmez " dedi kelebek.
"Gün ışığı, özgürlük ve küçük bir çiçek de gerek!"
Denizlerin suyu öylesine mavidir ki, mavilerin en güzeli bile deniz suyunun renginin yanında silik kalır...
- Neden çiçekler bugün bu kadar üzgün görünüyorlar, diye tekrarladı İda.
Zavallı kız ısınmak için bütün kibritlerini yakmış dediler… Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü bilemezlerdi ki.
"Ne yazık ki iyinin, güzelin ömrü uzun olmuyor!"
Hans Christian Andersen
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 5. Basım, Mayıs 2017, Çeviri: Murat Alpar
Buğlem ve Kibritçi Kız

Küçük çocuk, o gün yine neşeli ve mutlu şekilde annesi ve babasıyla sabah kahvaltısını yapıyordu. Henüz altı yaşında olmasına rağmen ailesi tarafından birçok şeyle tanıştırılmıştı. Ailesi çocukları üzerinde duruyor, bir dediğini iki etmiyordu. Kızlarını daha okula başlamadan şehrin en güzel kreşlerine göndermişlerdi. Okula başlama yaşı geldiğinde ise uzun soluklu bir süreç oldu. Anne ve baba aylarca şehrin en güzide okullarını araştırdılar. En son şehrin en pahalı ve en güzide okuluna kaydı yapıldı. Okula gittiği kıyafetler türünün en kaliteli kumaşlarından yapılıyor, araştırılıp en sağlıklı yiyecekler ile besleniyordu. Buğlem’in ailesinin diğer zengin ebeveyneler bir artısı daha vardı. Çocuklarına paranın alabileceği değerlerin yanında paranın satın alamayacağı değerlerde öğretilmeye çalışılıyordu. Günümüzdeki ailelerin en büyük eksiği olan evladına zaman ayırma konusunda da baya başarılı sayılılardı. Çünkü anne ve baba işten arta kala zamanlarını kızlarına ayırmakla kalmıyor. İşlerini kızlarına zaman ayırmak için aksatıyorlardı. Buğlem’in her şeyi dört dörtlüktü. Her şey çok mutlu ve huzurlu gidiyordu.

Pazar günü yapılan kahvaltıdan sonra Buğlem babasının yanına gitti:
- Baba, bugün hava çok güzel. Lütfen hep beraber parka gidelim.
Babası düşünmedi bile. Kızı ondan bir şey istediğin anda hemen yerine getirmeyi kendine alışkanlık haline getirmişti.
- Tamam kızım, annene söyle hemen hazırlansın çıkalım.
Buğlem heyecan ve sevinç içinde koşarak annesine haber verdi. Anne, baba ve Buğlem hep birlikte hazırlanıp parkta piknik yapmaya gittiler. O zamanların en güzel ve şık tarzda tasarlanmış arabalarına bindiler.

Yolda sevinç ve neşe içinde ilerliyorlardı. Şehrin en işlek caddelerin birinde kırmızı ışıkta durdular. Arabaya doğru küçük bir kız çocuğu geldi. Küçük kız çocuğu; Buğlem’in yaşlarında, esmer olan yüzü kirden daha esmerleşmiş, kulakları soğuktan kıpkırmızı hale gelmiş, burnundan hafif su damlayan, yüzü gözü kir içindeydi. Soğuktan titreyen elleriyle elindeki siyah poşetinden bir mendil çıkarıp arabanın şoför koltuğunda oturan kişiye uzattı. O esnada Buğlem iyice yüzünü buruşturdu. Kıza bakarak içinden: “ Ne kadar da kirli ve pasaklı bir kız.” diye geçirdi. Babası camı indirdi, kızdan mendili aldı, cebinden çıkardığı elli lirayı kıza uzattı. Çingene kızı parayı aldığı gibi şok oldu. Beyni bunun doğru olabileceğini kabullenemedi. Adam kıza baktı baktı. Kızın yüzünde sevinçten güller açıyordu. Daha önce hiçbir insanı bu kadar sevindirdiğini hatırlamıyordu. Çingene kızı ise bu kadar yüksek miktarda bir para aldığı için değil, bu soğuk havada eve erken gidecek ve aç olan annesine yemek parası getirebilecek diye seviniyordu. Yeşil ışık yandı araba yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Camı kapatan baba eşine dönerek: “Gördün mü gariban kız ne kadar sevindi.” dedi. Anne de kızın sevincine ortak olmuş onun da yüzünde güller açıyordu. Kocasının omuzunu sıvadı. “İyi ki camı indirip parayı verdin.” dedi. Karı ve koca bu mutlu anın sefasını sürerken bu mutlulukların meyvesi olan Buğlem babasına seslendi: “Baba o mendili niye aldın? O kızdan arabamıza pislik bulaşacak. Iyyyy midem bulandı o kızdan.” dedi. Anne ve baba dona kaldılar. Yıllardır özenle büyüttükleri Buğlem’ den böyle bir söz duymayı asla ve asla beklemiyorlardı. Babasının beyni zonkluyordu. Sanki arabada nefes alamaz duruma geldi. Arabayı kenara çekti camı açtı. Dışarıdan gelen temiz hava ile biraz ferahladı. Sonra kızına dönüp ne dediğini tekrar sordu. Buğlem az önce söylediklerinin üzerine daha da ekleyip konuştu. Babası ile annesi Buğlem’e durumu anlatmaya çalıştılar fakat bir türlü muvaffak olamadılar. En iyisi üstüne gitmemek diye düşündüler. Fakat bu sorunu mutlaka aşmaları gerekiyordu. Çünkü özenle büyüttükleri yavruları insanları küçümseyen ve kibirli biri olarak karşılarına çıkmıştı. Uzun bir süre düşündükten sonra okuldaki öğretmenlerine danışmaya karar verdiler.

Öğretmen meseleyi iyice dinleyip analiz ettikten sonra elini kitaplığa uzatıp “Kibritçi Kız” kitabını alıp, anneye uzattı. “Bu kitabı ailecek okuyup birlikte değerlendirme yapmanızı istiyorum.” dedi. Anne ve baba durumu pek anlayamadılar. Hocadan Buğlem’i karşılarına alıp konuşmasını ona nasihat vermesini bekliyorlardı. Hoca bunu yapmamış onlara bir kitap vermişti. Bu şaşkınlık içinde baba tekrar içeri girip hocaya durumu tekrar sordu: “Hocam biz sizden nasihat vermenizi bekliyorduk ama siz kitap verdiniz.” dedi. Hoca: “Ben nasihat verme yerine Buğlem’e bir arkadaş verdim. Bence biran önce gidip Buğlem’i arkadaşı ile tanıştırın” dedi.

O akşam evde hep beraber “Kibritçi Kız” masalı okundu. Kibritçi Kız da tıpkı yolda gördükleri çingene kızı gibi soğuk havada satıcılık yapıyordu. Mendil yerine kibrit satıyordu. Soğuktan baya üşümeye başlayınca kibritleri yakıp ısınmaya çalışmış fakat kibritler onu ısıtamamış ve Kibritçi Kız soğuktan donarak ölmüştü. Masal bitmişti… Buğlem, gözleri dolu bir şekilde: “Baba Kibritçi kız öldü mü?” diye ağlamaya başladı. Ağladı ağladı. Daha sonra annesine döndü: “Anne, demek ki baba geçen gün yolda karşımıza çıkan mendil satan kıza para vermese oda soğuktan donarak ölebilirdi.” dedi. Anne ve baba o an hocanın ne düşündüğünü çok iyi anladılar… Yüzlerinde tebessüm oluştu. İçlerinden hocaya çok teşekkür ettiler. Anne o an Buğlem’e: “Peki kızım sana bir soru; O mendil satan kızın da annesi ve babası var demi?” “Evet”. “Peki, o anne ve baba senin anne ve baban olsaydı, şimdi o kız yerinde sen mendil satıyor olacaktın demi?” dedi. Buğlem düşündü ve cevap verdi. Daha sonra baba katıldı konuşmaya, bu konuşma yatma saatine kadar sürdü. Günün sonunda Anne, baba, Buğlem ve Kibritçi Kızımızın arkadaşça konuşmaları ile gereken dersler alındı…
Çok şükür Buğlem için geç kalınmamıştı.

Kibritçi kız kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum. 1. Ve daha alt sınıftaki çocuklar için büyük boy resimli çok güzel kitaplar mevcut. Onlar alınıp aile içinde birlikte okunulup üzerinde konuşulmalıdır. Özellikle baba ve annenin çocuğa: “Bu konuda senin fikrin nedir?” gibi sorular yöneltip onları konuşmaya dâhil etmeleri gerekir.
2. ve 3. sınıflar büyük boy resimli kitabı tek başlarına okuyabilirler. 2. Sınıf için ebeveyn gözetimi daha iyidir diyebilirim.
4. ve 5. Sınıflar için daha sade ve küçük boy tarza basılmış kitaplar mevcuttur. 6. Sınıf ve daha üst seviyedekiler için bu tarz masalların tek kitapta tonlandığı güzel basımlar mevcuttur.

Aile boyu iyi okumalar… :)
Çok küçükken okuduğum bir kitaptır. Amcamın memleketi ziyaret hediyesi olarak istemiştim. Kitap bulamamaktan tekrar tekrar okurdum. Her satırı ezberimde olurdu. O zamanlar her istediğin kitaba netten ulaşma fırsatı yoktu tabi. Gözümüzün nuru gibi bakardık kitaplarımıza. Hiç kimseleri dokundurtmazdık eskir diye. Masallarin içine girer bazen korkar bazen heyecanlanir gulerdik. Tek zevkimiz kitap okumaktı. Şimdiki çocuklar anca tablette oyun oynasın.
Bence kibritçi kız kitabı çok güzel.Kibritlerini satamaya bilir ama her bir kibriti çaktığında hayallere dalar ve bu hayaller onu birazcık olsada mutlu ediyor.Yıl başı gecesi bir tane bile kibrit satamamış olsa bile, hayallere daldığında ve nenesini gördüğünde mutlu oluyordu. Tam kibritleri bitmek üzereyken oda uyuya kalmış ve yıl başı sabahı onu sokakta yatarken bulmuşlar. Yüzündeki tebessümü görünce uyandırmaya kıyamamışlar.Benim çok beğendiğim bir kitap oldu. Umarım sizde beğenirsiniz.Şimdiden keyifli okumalar.
Karlar kraliçesini okurken gerçek dostluğun ve gerçek sevginin ne olduğunu anladım.Geçen kış filminide izledim ve çok güzeldi ama bence kitabı daha güzeldi.Bende bir anda karlar kraliçesi olmak istedim ama çok soğuk olabilceğini ve üşüyebilceğimi düşündüm ama çok güzel bir kitap.Keyifli okumalar :)
Kurşun asker kitabını okuduğumdan sonra bir çok klasik kitap okumaya başladım ve en güzeli diyebilirim size. Kitap bir kurşun askerin ayağından sakat olduğunu anlatıyor. Herkese tavsiye ederim.Keyifli okumalar.
"Kibritçi Kız" Andersen'ın en acıklı masalı diyebilirim. Çocukluğumda okuduğumda çok etkilenmiştim. Ailesine katkıda bulunmak için kibrit satan küçük bir kızın acıklı hikayesinin anlatıldığı bir kitaptır "Kibritçi Kız". Yeni nesil çocuklarının mutlaka okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum, özelliklede bilgisayar başından kalkmayan, elinden telefonu düşürmeyen çocukların okuyup ders çıkarabileceği nitelikte bir kitap..
Kibritçi kız kitabı çocukluğumun kitabı diyebilirim.Bir kaç sayfayla yazar insana vermek istediğini göstermiş ve çokta başarılı olmuş.kibrit dediklerinde aklına ne gelir diye sorsalar Kibritçi kız derim.Ya kaç kişi onun gibi hayatı daha önce tatmış?küçük yaşta bir çocuk üstelik sonra "Bu hayat dedikleri nedir ya?" İşte budur.soğukta kibrit satmak ve soğukta ölmek.gerçekten hayatınız değerini bilin...
Çok sevimli son derece keyifli ve eğlenceli minnak mı minnak çocukluğumun hikayesi tekrarını yine bir hayli beğenerek ve keyif alarak okudum ve bu durumdan son derece mutluyum. :))
Biri uzun biri kısa olarak büyüleyici iki hikayeden oluşan bu mini mini kitap şahsi kanımca her evin kitaplığında bulunmalı. Öyle anlamlı ki kendi yaşamınızı baz alarak hayıflanacağınız ibretlik bir hikaye özetlenmiş olarak ele alınmış ve dilerdim ki daha bir uzun olsun. :((
Çok güzel bir kitap.Ama keşke biraz daha uzatılsaydı mesela kibritçi kız daha sonra kibritleriyle meşur olsun herkes ondan kibrit alsın ve o sattığı kibritlerle güzel bir hayat ve güzel bir gelecek kursaymış diyorum ama ne yazık ki söyediğim gibi olmuyor.Kibritçi kız o hayeller arasında ölüyor....

Yazarın biyografisi

Adı:
Hans Christian Andersen
Unvan:
Danimarkalı Yazar
Doğum:
Odense , Danimarka, 2 Nisan 1805
Ölüm:
Kopenhag , Danimarka, 4 Ağustos 1875
2 Nisan 1805'te bir ayakkabıcının tek oğlu olarak dünyaya geldi. 11 yaşındayken babasının ölmesi üzerine okulu bıraktı ve annesiyle birlikte temizlikçi ve çamaşırcı olarak çalışmaya başladı. 1819'da tiyatro oyuncusu olmak ümidiyle gittiği Kopenhag'da başarılı olmadı ve 1828'deKopenhag Üniversitesi'ne girdi.

1829'da ilk önemli yapıtı sayılan "Holmen Kanalından Amager Adasının Doğu Ucuna Bir Yürüyüş"'ü yayımladı. Almanya, Fransa, İtalya, Türkiye veİngiltere'ye geziler yaptı ve yolculuklarından gezi kitaplarına birçok malzeme çıkardı. Oyun yazarlığındaki başarısız girişimlerinden sonra köleliğin kötülüklerini anlattığı "Mulatten" (1840) ile dikkat çekti. "Doğaçlamacı" (Improvisatoren, 1835) ve "İki Barones" (De to Baronnesser, 1847) romanlarından en tanınmışlarıdır.

Asıl başarısını "Kibritçi Kız", "Küçük Claus ve Büyük Claus" ve "Güzel Prenses ve Bezelye" gibi masalları içeren "Çocuk Masalları" (1835) kitabıyla yakaladı. Masallarının bazılarında iyiliğin ve güzelliğin zaferine olan iyimser bir inanç açığa vurulurken; bazıları da oldukça kötümser ve acıklıydı ve kendi yaşamından güçlü izler taşıyordu.

1872'ye kadar masal yazmayı sürdüren Andersen 4 Ağustos 1875'te Kopenhag'da hayata veda etti.

Kendine özgü masal anlatma yöntemiyle çocuk edebiyatına gerçek bir yenilik getirdi. Gündelik dilin deyimlerini ve kalıplarını kullandı. Masallarının çoğu Türkçeye de çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 86 okur beğendi.
  • 4.536 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 546 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları