Oktay Sinanoğlu

Oktay Sinanoğlu

8.4/10
422 Kişi
·
1.596
Okunma
·
401
Beğeni
·
12.297
Gösterim
Adı:
Oktay Sinanoğlu
Unvan:
Türk Kuramsal Kimya Mühendisi ve Moleküler Biyolog
Doğum:
Bari – İtalya, 25 Şubat 1935
Ölüm:
Florida , ABD, 19 Nisan 2015
Oktay Sinanoğlu, (d. 2 Ağustos 1934, Bari, İtalya) Türk kuramsal kimya mühendisi ve moleküler biyolog. Hayatı Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu. 1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi. 1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı. Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir. Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.
Efendim, gönlü sağlam olmayan adamdan bilim adamı da çıkmaz.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 42 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Kafalar garibanlaşmış, hatta perişan olmuş; çünkü kafalar köleleştiriliyor, kafalar sömürgeleştiriliyor.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 27 - undefined
"Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyordu içerde birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor "Türkiyeli", "Türk demek olmaz ırkçılık." ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk'ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor. ...

"Oturuyorduk, bir tanesi dedi ki ben Kürdüm, öbürü Çerkesim falan dedi," ben de şaşırdım dayanamadım; "afedersiniz, kusura bakmayın ama ben de Türk'üm." dedim, diyor. "Beni az daha döveceklerdi" diyor; "vay ırkçı, alçak, faşist."
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 50 - Otopsi Yayınları
Türkiye'nin dış politikası Avrupa ve Amerika'ya yalvarmaktan ibarettir
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 168 - Sekizinci Basım, Temmuz 2002
Bir gün derste, ''Fizik tabiatın müziğidir.'' dedim. Bu sözüme sınıftaki dinleyiciden bir güzel bir karşılık geldi: ''O halde, notası da matematiktir.'' Söz çok hoşuma gitti; kendisini tebrik ettim.
Hiçbir ayrımcılığı da kabul etmiyorum. Türkiye'deki 1950'lerden beri başlayan ve yoğunlaşan dış kaynaklı ayrımlar, sağcılık, solculuk, şuculuk, buculuk gibi ayrımların hepsi dışarıdan özellikle çıkarıldı.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 265 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Osmanlıca-Öz Türkçe diye anlamsız kavgalar ile dilseverlerimiz bölünürken,İngiliz atını alan sessizce Üsküdar ı geçiyordu.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 35 - Bilim+gönül
Televizyonların 100 kanalından 99'unda cinayet, uyuşturucu, dalavere ve ahlaksızlıktan başka şey göremezsiniz. Yani millet tamamen cahil bırakılmış, hiç düşünmeyen, sadece tüketen bir toplum oluşturulmuş.
"Gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler..." diyerek okul bursuyla Amerika'ya gönderilen Oktay Sinanoğlu 26 yaşında 300 yılın en genç profesörü olarak bir ilke imza atmıştır.

Amacının keskinliği, deha seviyesindeki IQ'su ve günde 12-18 arasında çalışma azmi ile Türklerin gururu olmayı başaran bu bilim insanı salt bilimle uğraşmamış ailesinden gelen edebiyat-sanat ruhunu da benliğinde yaşatmıştır. Bilim ve teknolojide ilerlemek için matematiğe, bilime ve en önemlisi de gönüle önem verilmesi gerektiğini savunan Sinanoğlu, Batı'daki temel eksikliğin gönül bağı olduğunu, hatta küresel dil adı altında bizlere yutturulmaya çalışılan İngilizce'nin bu kavramı karşılayacak bir karşılığa bile sahip olmadığını ifade eder. Oysa gittikçe yabancı kelimelerle istilaya uğrattığımız Türkçe; kendine has kuralları, sözcük türetebilme yeteneği ve matematiksel yapısıyla bilime en uygun dil işlevine sahiptir.

Sinanoğlu'na göre her şahsiyetli ve sömürgeleşmemiş ülkenin dersleri kendi resmi dilinde olur. O halde Türkiye sömürge ülkesi midir? Bu durum karşısında bir uyanış gerçekleştirmemizi içtenlikle isteyen, ülkesi için ciddi bir endişe içerisinde olan Sinanoğlu Atatürk'ün kurduğu Ankara Yenişehir Lisesi
-günümüzdeki TED Koleji-, Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi örneği üzerinden yabancı dille eğitimin ne tür sonuçlara sebebiyet vereceğini, bu tarz bir eğitimin misyonerlik hareketi olduğunu gözler önüne sermiştir. "Milli Eğitim mi Milli Eğitim mi?" sorusunu sorarak içinde bulunduğumuz durumun vehametini açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

Sinanoğlu Bye Bye Türkçe'de bir "Nev York Rüyası" oluşturarak Türkçe'nin Amerika'ya hakim oluşu üzerinden ütopik bir ortam oluşturmuştur. Ve bu Türkiye'nin geleceği için bir umut teşkil etmektedir.

"...ABD içinden çok göçmüş bir ülkedir, tabii pat diye göçmez, arada bir canlanır, tekrar bir şeyler olur ama içinden çok zayıf tarafları vardır. Dünyada en büyük borcu olan devlet mesela. İç ve dış. Ama bir devingen tarafı vardır, arada bir şey çıkarırlar bir sene öyle idare ederler, sonra yine inişe geçerler. Öyle pek göründüğü gibi bir güç değildir..." Bu sözleri, sürekli Amerika'nın Dünya gücü olduğunu düşünen ve bu ülkeye kendilerini yamamaya çalışan kişilere tokat gibi gelebilir. Fakat gerçekler bu yöndedir.

Zannımca Sinanoğlu'dan bizlere kalan en büyük miras ise aşağıdaki sözleridir.
"...GENÇLER, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur."

#27048111 Sinanoğlu'nun Türkçe'ye kazandırmak istediği birkaç kelimeye buradan ulaşabilirsiniz.
Türkçenin ve milli eğitimin önemi ancak bu kadar güzel anlatılırdı.Fakat günümüz dünyasında yabancı dile ve yabancı kültüre uzak kalmak maalesef mümkün değil.Konusu dil olan çok kitap okumuşumdur.Nihat sami Banarlı,Mehmet Kaplan ve diğerleri...Ancak yazarın dil konusundaki tavizsiz tutumu bana Nurettin Topçu'nun Türkiye'nin Maarif Davası adlı kitabındaki tutumunu hatırlattı.Kalınlığı sizi düşündürmesin.Elinize alın,inceleyin ve mümkünse okuyun.Çabuk biteceğini göreceksiniz.
Türk Aynştayn(Einstein)'ı 26 yaşında Profesör olmuş bir deha Oktay Sinanoğlu.Yabancı dilde eğitimin ülkenin fişini çekmek olduğunu,dilimiz ve ülkemiz üstüne oynanan oyunların ne denli ürkütücü duruma geldiğini kendi tabiriyle kelle koltukta verdiği anadilimizi koruma mücadelesine yer veriyor eserinde.Kitapta yer alan makaleleri okuduktan sonra televizyon izlerken,örütbağ(internet) kullanırken aslında dilimizin nerelere getirildiğini ürkerek görmeye başlayabiliriz.Eğer bu yanlışlardan gerekli tedbirler alınıp dönülmezse bir nesil sonra baba ile çocuk birbirini anlayamayacak hale gelecek ve Türkçe yok olup gidecek.Herkesin elinde kalemiyle okuyup notlar alması gereken bir kitap.
"Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz,
Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği olmaz,
Kimliksizin öz güveni, özüne itibarı yoktur,
Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu?
Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz."

Yazar kitabın özünde Türkçenin Türkiye için önemi anlatıyor. Ayrıca güçlü bir Türkiye için eğitimin amacı ne olması gerekir? Avrupa birliğine ne dememiz gerekir? Türkiye ve Türk dünyası üzerinde oynanan oyunlar nelerdir? Avrupa ülkeleri ve Amerika ile olan ilişkilerimiz nasıldır? Türk dünyasının nasıl olması gerekir? İçten ve dıştan Türkiye ye yapılan saldırılar karşısında Türkiye’nin tutumu ne olmalıdır? Yeni dünya düzeninde Türkiye nin geleceği hangi yönde ilerleyecek? Ve daha bir çok sorunuza bulabileceğiniz cevaplar..

Her insanın mutlak okuması gereken bir kitap!
Bir karikatürdeydi galiba, eleman çakır keyif halde yanında kendinden arta kalır yanı olmayan arkadaşına şöyle diyordu; " Abi mal bu Amerikalılar ya. Mehtaba çıkmak için o kadar paraya, masrafa ne gerek var. Bak biz iki tek atıp her akşam çıkıyoruz mehtaba." gülüşürler. Ve bir ağızdan başlarlar meşhur şarkıyı dillendirmeye;" Biz her gece Heybeli'de Mehtaba çıkardık."
Kitabın kapağında -tahminimce aya çıkmış-, atlı bir astronot, bir ilköğretim Türkçe kitabı ve galiba Orhun yazıtlarından bir parça mevcuttu. Bu resim dahi çok şey anlatma gayretindeydi. Zengin, çok eski ve güçlü bir geçmişe sahip olan Türkler kendilerinin olan araçları hiçe sayarak, kültürlerinden utanarak, tamamen batı hayranlığıyla, Atatürk'ten sonra yükselme hedeflerini unutmuş, zar zor ayakta durma derdindeydi. Kendi öz benliğinden, bir sömürge anlayışın içine itilmiş ve çırpınma gayreti bile göstermeden kurtuluşu, çağın teknolojik ve ekonomik gücünü elinde barındıran dünün - ve hatta bugünün - sömürge efendilerinin yaptıklarını yaparak, onların dilini konuşup, onlar gibi yaşayarak sürekli kendini ve geçmişini kötüleyip bunu bir kompleks(Alınganlık) durumuna getirerek, aramak gayretindedir.
Oktay Hoca geç tanıştığımız (Ki hala gerektiğince tanınmamıştır.) ömrü büyük başarılarla geçmiş, genç yaşta akademik olarak imkansızları yıkmış, Anştayn gibi büyük bilim insanlarıyla adı anılır hale gelmiş, yurt dışındaki bunca başarısına rağmen doğduğu toprakları unutmamış, oraların kurtuluşu, gelişmesi ve yükselmesi adına kafa yormuş, yol göstermeye çalışmış, bir memleket sevdalısı.
Bye-Bye Türkçe kitabı, Türkiye'nin hali hazırdaki durumunu eleştiren bir rüya bölümüyle açılır ve Türk dilinin önemi üzerine tarihsel, siyasal, coğrafi yargılara dayanarak uyarılarda bulunur. Yabancı dillerin istilasına savaş açılmasını, eğitim kurumlarında Türkçe'nin yabancı dillere karşı ezdirilmemesini, Türk dilindeki asaleti, matematikselliği ve İngilizce'nin kötü yanlarını (Belki birazda kayırarak) karşılaştırır. Kitap temelde farklı zamanlarda, farklı yayınlarda çıkmış yazıların toplamıdır. Oktay Hoca'nın yapmaya çalıştığı şey bu kitabın özelinde Dili, genel olarakta Milli Bilincin farkına varılması, sahip çıkılması ve ona bağlı kaldıkça Muasır Medeniyetler (Çağdaş Uygarlıklar, Bağımsız, Barışçıl ve Güçlü Ülkeler) seviyesine çıkılacağını anlatmaktır. Bazılarının kitabın tekrarlarının sıkıcılığına işaret eder, kimi Oktay Hoca'yı ırkıçılığa varan bir milliyetçi tarzı olduğunu öne sürerek suçlar, kimide kitabın gerçekçi olmayacak romantik savlar içerdiğini öne sürer. Boşverin onları, herhangi biri bir Oktay Sinanoğlu değildir. Öyle bir amaçları da yoktur. Siz Oktay hocayı ve kitaplarını okuyun ve okutun her daim. Bu memleket adına en azından bir şeyler yapmak adına.
Oktay Sinanoğlu'nun bir kitabını eleştirmek benim ne haddime! Ancak şunu söyleyebilirim ki her Türk vatandaşının okuması gerektiği kitaptır. Yıllardır Türkiye üzerine oynanan oyunları açıkça, korkusuzca dile getirilmiştir.

"Ben Türk'üm ve bununla iftihar ediyorum" (Oktay Sinanoğlu)

26 yaşında "profesör" olan dahi Türk'ü ne kadar tanıyoruz? Kaçımız Oktay Sinanoğlu'nun dahi olduğunu biliyoruz? Kaçımız "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözünün söylenmeyen kısmını biliyoruz?

Lütfen okuyun, okunmasını isteyin. Güzel Türkçemiz ancak bu yolla kurtulabilir. Unutmayın, Türkçe giderse Türkiye Gider!

İyi okumalar dilerim :)
İnceleme yapmadan önce ilk defa kitabını okumuş olduğum yazar ile ilgili birkaç anekdot sunmak istiyorum. Oktay Sinanoğlu Ankara TED'nin Yenişehir lisesini birincilikle bitirip Amerika' ya eğitimini tamamlamak için gitmiştir. Amerika' nın en tanınmış üniversitelerinde
(Berkeley,Yale)kariyerinin altın çağını yaşamıştır. Ayrıca Yale üniversitesinde öğretim elamanı olarak görev almıştır.
Türkiye' de ODTÜ' de Kimya bölümünün kurucusu olan Sinanoğlu dünyanın en genç profesorüdür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çıkardığı özel bir kanunla, Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Unvanı"nı verdı.
Gelelim kitap hakkındaki izlenimlerime; Oktay Sinanoğlu kitabına bir rüya ile başlıyor. Rüyasında Newyork' ta nereye başını çevirse karşısında Türkçe yazılmış tabelalar, dergiler, gazeteler...
Sinanoğlu özellikle Türkiye' de yabancı dile gösterilmiş olan abartılı teveccühü son derece acımasız bir şekilde eleştirmekte, yer yer İngilizce' yi yerin dibine batırıp çıkarmakta, Amerika' nın % 60 nin dahi okuma yazmayı tam bilmediği tabir-i caizse kara cahil olarak adlandirmakta, ingilizce' nin bir bilim dili olacak kadar bir istidadının olmadığını defaatle yinelemekte adeta Ingilizce' ye cephe almakta.
Türkiye'de' de üniversitelerdeki eğitim dilinin İngilizce olmaması gerektiğini, öğrencilerin 1 sene zaman kaybına neden olan hazırlık sınıfının gereksiz olduğunu her seferinde dile getirmekle birlikte öğrencilerin Yurtdışına gidip dil öğrenmesini dışarıya aktarılmış olan para ve zaman kaybı olduğunu düşünmekte...
Böyle devam ettiği sürece kısa süre içerisinde ne Türkçe' nin ne de Türk' ün kalacağını kitap boyunca okuyucunun kafasına adeta bir mıh gibi çakılmasini sağlamakta.
Son olarak kitap çok ağır bir şekilde milliyetçilik kokmakta.
Unutulmaması gereken bir şey var üstün ırk diye bir kavram nasıl yoksa üstün dil diye bir kavram da yoktur. İnsanoğlu duygularını hangi dilde ifade edebiliyorsa en güzel dil odur.
Kitap gereksiz, sürekli aynı bilgileri tekrar nitelikte...
Açık yüreklilikle kitabı beğenmediğimi itiraf etmek istiyorum.
Şayet okumak isteyen olursa kitabı, öncelikle bu incelememi okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
İyi okumalar...
Türkçenin ne hale geleceğini nasıl kurtulucağını tek tek yazmış rahmetli böyle bi değer 100 yılda bir gelir belkide gelmez Türkiye’nin en genç profesörü ve hep öyle kalacak
Profesör Oktay Sinanoğlu bu kitabında hayalindeki Türkiye ile şuan ki Türkiye'yi karşılaştırarak bize nasıl vahim bir durumda olduğumuzu anlatır.

Hayalindeki Türkiye'de düşünen bir insan topluluğu görür ancak asıl hayata baktığında ise bazı kimselerin buyruğu altında yaşadığımızı görür ve bu halden nasıl kurtalacağımızı da bizlere haber verir.

Ben bu kitabı Türkiye'nin kalkınmasını isteyen her vatandaşın okuması gereken bir kitap olarak görüyorum. Özellikle genç nesilin okumasını şiddetle tavsiye ederim.
Bu günlerde hep, yıllar önce gördüğüm bir kabusu hatırlıyorum. 1960'lardaydı. Bir gece, ateşimde çıkmış, baygın bir uyuyakalınca bir kabus gördüm. Korkulu rüyamda kendimi 40 yıl sonra İstanbul'da buldum. Zaman değişmiş, sokakta yürüyorum, tüm dükkan isimleri İngilizce...
Diyor yazar ve bu batıya duyulan empati ve özentimizi yenip kendimiz olmamızı söylüyor.
İki büyük yeni teknoloji var: Biri moleküler biyoloji bio-teknoloji, diğeri bilgisayar-elektronik-iletişim teknolojisi. Bu dallarda ulusal hedeflerimiz olmalı.
Bakıyorsun kendi milli okulumuz, lisemiz, üniversitemiz ve kendi ülkemizde ama ana dili eğitim dili İngilizce.
Yazar kesinlikle dil eğitimine karşı değil. Hatta teşvik ediyor ama okullarımızda ana dil olmasına karşı eğer Türkiye de isek eğitim dili Türkçe olmalı.
Dil, gönlü yüzdüren gemidir.
Toplumun gönlünün adı "Kültür" dür. Dolayısı ile dil giderse, kişinin gönlü gider; gönül giderse kimlik yok olur; kimlik gidince ne olduğunu, kökenini şaşırmış, dedesini İngiliz holiganı zanneden bir takım abuk subuk bir kalabalıktan ibaret bir güruh haline dönüşür toplum.

Yabancı Dil öğrenmek başka iş, yabancı dille eğitim tamamıyla başka bir iş.
Neden İngilizce bu derece içimize işleniyor.
Mesela, mimaride İtalyanca, İspanyolca bilmek daha faydalıdır, mimarlar için. Çünkü bu ülkelerde büyük bir mimarlık sanatı var. Mimariden hiç anlamayan ülke varsa, o da İngiltere 'dir. İstanbul teknik üniversitesi nde mimariye İngilizce öğretmeye başladılar. Ya siz Türkçe öğretin zaten İngilizce ye merakı olan öğrenir.
Yazar birçok ülkeyi gezmiş, ve gittiği ülkenin dilini öğrenmiş onlarla kendi dilleri ile konuşmuş ve buna teşvik ediyor. Çünkü bir ülkenin diline itibar ettiğin zaman onlara büyük bir saygı göstermiş olursun.
Bir alimin alim olabilmesi için hem maddi hem manevi ilimlere sahip olması gerekir. Aklı gönlün yönetmesi gerekir.
En zor şey kendini bilmektir.
Aklın üstünde birşey vardır oda gönüldür.
Herkes kendi diline, kültürüne sahip çıkmalı ve diğerlerinede saygı göstermeli.
Batıya özentiden kurtulmalıyız.
Batının teknolojisini örnek almalıyız.
Çok güzel bir kitaptı herkesin okumasını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Oktay Sinanoğlu
Unvan:
Türk Kuramsal Kimya Mühendisi ve Moleküler Biyolog
Doğum:
Bari – İtalya, 25 Şubat 1935
Ölüm:
Florida , ABD, 19 Nisan 2015
Oktay Sinanoğlu, (d. 2 Ağustos 1934, Bari, İtalya) Türk kuramsal kimya mühendisi ve moleküler biyolog. Hayatı Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu. 1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi. 1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı. Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir. Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.

Yazar istatistikleri

  • 401 okur beğendi.
  • 1.596 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 1.168 okur okuyacak.
  • 41 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları