Oktay Sinanoğlu

Oktay Sinanoğlu

Yazar
8.7/10
1.159 Kişi
·
4.400
Okunma
·
905
Beğeni
·
28,3bin
Gösterim
Adı:
Oktay Sinanoğlu
Unvan:
Türk Kuramsal Kimya Mühendisi ve Moleküler Biyolog
Doğum:
Bari – İtalya, 25 Şubat 1935
Ölüm:
Florida , ABD, 19 Nisan 2015
Oktay Sinanoğlu, (d. 2 Ağustos 1934, Bari, İtalya) Türk kuramsal kimya mühendisi ve moleküler biyolog. Hayatı Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu. 1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi. 1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı. Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir. Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.
Hiçbir ayrımcılığı da kabul etmiyorum. Türkiye'deki 1950'lerden beri başlayan ve yoğunlaşan dış kaynaklı ayrımlar, sağcılık, solculuk, şuculuk, buculuk gibi ayrımların hepsi dışarıdan özellikle çıkarıldı.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 265 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Gençler, bilim için akıllarını matematiğe sarılarak, gönüllerini ise Türkçeye sarılarak geliştireceklerdi.
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 2 - Bilim+Gönül, 36.Baskı, Eylül 2010
Öğretmenler! Atatürk size güvenmedi mi? Neredesiniz? Hangi kuvvet, hangi ücret sizi bir Türk çocuğuna ders verirken, yabancı dil dersi dışında, İngilizce konuşmaya zorlayabilir, teşvik edebilir? Derslerinizi Türkçe veriniz ki çocuklar konuyu iyi öğrensin. Onların kafasına her gün vurur gibi aşağılık duygusu, ulusal kimliksizlik aşılamayı kabul etmeyiniz.


Öğrenciler, gençler! Atatürk'ün gençliğe hitabesi işte bu günler için yazılmıştı. Siz sömürge evlatları olmayacaksınız. Atatürk'ün ümidini boşa çıkartmayacaksınız. Yabancı dilleri de, ama önce kendi dilinizi, edebiyatınızı, tarihinizi iyi öğreneceksiniz.
"Konuşurken İngilizce lâflar katmak övünülecek bir şey değil,ayıplanacak bir şey olmalıdır."
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 27 - Bilim+Gönül Yayınları
"Türkiyeli" lafını Türk dememek için kullanıyordu içerde birileri biliyorsunuz; efendim, bir türlü Türk diyemiyor; kendisi basbayağı Türk, başka dil de bilmiyor, her şeyiyle Türk, bırak soyunu sopunu, kültürüyle Türk. Adam tutmuş yazıyor "Türkiyeli", "Türk demek olmaz ırkçılık." ondan sonra kalkıyor orada başkaları için bir sürü edebiyat yapıyor, Türk'ten gayrı kimden bahsetse ırkçılık olmuyor. ...

"Oturuyorduk, bir tanesi dedi ki ben Kürdüm, öbürü Çerkesim falan dedi," ben de şaşırdım dayanamadım; "afedersiniz, kusura bakmayın ama ben de Türk'üm." dedim, diyor. "Beni az daha döveceklerdi" diyor; "vay ırkçı, alçak, faşist."
Oktay Sinanoğlu
Sayfa 50 - Otopsi Yayınları
434 syf.
·4 günde·9/10
-Sabah Filan Brasserie’de şöyle güzel bir ‘brunch’ yapıp oradan Falan Cofee’de kahvelerimizi içtikten sonra City’s Şişli AVM’de alışveriş yapalım mı? Yok yok, orası masraflı olur, biz en iyisi Fox Outlet Center’a gidelim.
- Ok, Dream Güzellik Merkezi’ne gitme işini haftaya realize ederiz.
- İndirim zamanında gidelim de timing hatası yapmayalım. Giydiklerim hep deforme olmuş, minimum da olsa bir şeyler alırız.

‘Mega kent’lerde yaşıyor, ‘dubleks’ evlerde oturuyor, ‘center room’larda geziniyor, ‘prestij’li işlerde çalışıyor, ‘air bag’li arabalara biniyor, ‘free time’ larımızı ‘aktivite’ veya ‘hobby’lerle değerlendiriyor, ‘nostaljik’ mekanları beğeniyor, ‘antipatik’ insanlardan ve ‘kaos’tan kaçıyoruz. Cafe Zero’da oturup neskaave içiyoruz.
Kimse yabancı dil öğrenme şansım olmadı demesin. Yukarıdaki yabancı sözcüklerin hiçbiri bize yabancı değil. DİLİMİZİ ELİMİZDEN ALMIŞLAR, haberimiz yok. Kendim de dahil olmak üzere, konuşurken veya yazarken sayısız yabancı sözcük kullanıyoruz.

Türkçe öğretimin yaygınlaşması ve dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmayı hedefleyen Oktay Sinanoğlu, TÜRKÇE GİDERSE TÜRKİYE GİDER diye boşuna çırpınmamış.

1953 'de milli eğitimimize İngiliz ve Amerikan gizli teşkilâtlarının el atmasıyla dilimize yerleşen İngilizce etkisinin tesadüfi olmadığından, okullarımızda birçok dersin Türk öğretmenlerce Türk öğrencisine İngilizce anlatılmaya başlandığından kaygıyla bahsedip, bu durumu sinsi ve en tehlikeli sömürgeleştirme oyunu olarak nitelendirmiş.

" ‘ Kolej ‘ (Robert Kolej gibi) misyoner okulu demekti. Sonra açılan bu İngiliz deliğinden kova gibi su girdi. "Anadolu Liseleri" vb. aldı yürüdü. Millete de yabancı dil öğretmenin yolu buymuş gibi yutturuldu. Geleceğimizin teminatı Türkçe kalemizde bu gediği açmayı başaran Oxfordlu Mr. Browning'e de 20 yıl sonra İngiltere Kraliçesi madalya verdi. Törene katılanlar, sanırım, "ufak bir okulda İngilizce dersi veren bir garip öğretmene koskoca Kraliçe niye madalya verir?" diye sormadılar.” cümleleri öyle çok şey anlatıyor ki.

Kitabın her sayfası ana diline sahip çıkmayan bir milletin nasıl yok olup gitmeye mahkum olduğunu aklımıza ve gözümüze sokan örneklerle dolu. Yabancı dil öğretimi ile yabancı öğretimi birbirine karıştırmayalım. Batı uygarlığından faydalanacağız diye milletimizi ve yurdumuzu istismara kurban etmeyelim. Bu uyarıları en güzel vurgulayan paragraflardan birini aynen aktarıyorum:
“Türk ülkesinde kataloğunu yalnız İngilizce basan, öğretim üyeleri toplantısını İngilizce yürüten, içinde yalnız İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü olup da Türk Dili ve Edebiyatı, başka diller ve edebiyatı olmayan, Osmanlı - Türk tarihini bile, yalnız onun karşıtı İngilizler'in kitaplarından İngilizce okutan Türk üniversiteleri ( Evrenkentleri ) düşünülemez.”

Müslümanlığı dahi İngilizce kitaplardan öğretmeye çalıştığımız ‘ Anadolu İmam Hatip Liseleri ‘ diye bir okulumuz varken, seçeceği mesleğin derslerine daha çok zaman ayırması gereken öğrenciler bir yıl fazladan hazırlık sınıflarında okumaya mecbur bırakılırken, hele de hepimiz yabancı dille eğitim veren okulları Türkçe eğitim veren okullardan üstün tutarken, Türkçe’miz gerçekten de ciddi tehdit altındadır.

Yalnız buradan yabancı dil öğrenmek iyi değildir sonucu çıkarılmasın. Çağın gerisinde kalmamak için elbette yabancı dil de öğreneceğiz, bilimsel gelişmeleri de takip edeceğiz. Sahip çıkılması gereken konu, eğitim dilimizin Türkçe olmasıdır. Dilimizi yabancı dillerin boyunduruğuna sokmamaktır.

Diline sahip çıkamayan milletlerin sömürge olmaktan, hatta tarihten silinmekten kurtulamadığı birçok örnek varken aklımızı başımıza almak zorundayız. Bir yandan konuştuğumuz her cümlenin içinde yabancı sözcükler cirit atarken diğer yandan artık işyeri ve dükkânlara konulan İngilizce isimler gözümüze batmaz oldu. Hatta kendi dilimizde anlamını bilmediğimiz kavramların İngilizcesi daha önce aklımıza gelir oldu.
Uyanmanın zamanı geldi de geçiyor. Dilimiz kimliğimizdir. Kimliğimize sahip çıkalım.
426 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10
"Gideceğim ve orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler..." diyerek okul bursuyla Amerika'ya gönderilen Oktay Sinanoğlu 26 yaşında 300 yılın en genç profesörü olarak bir ilke imza atmıştır.

Amacının keskinliği, deha seviyesindeki IQ'su ve günde 12-18 arasında çalışma azmi ile Türklerin gururu olmayı başaran bu bilim insanı salt bilimle uğraşmamış ailesinden gelen edebiyat-sanat ruhunu da benliğinde yaşatmıştır. Bilim ve teknolojide ilerlemek için matematiğe, bilime ve en önemlisi de gönüle önem verilmesi gerektiğini savunan Sinanoğlu, Batı'daki temel eksikliğin gönül bağı olduğunu, hatta küresel dil adı altında bizlere yutturulmaya çalışılan İngilizce'nin bu kavramı karşılayacak bir karşılığa bile sahip olmadığını ifade eder. Oysa gittikçe yabancı kelimelerle istilaya uğrattığımız Türkçe; kendine has kuralları, sözcük türetebilme yeteneği ve matematiksel yapısıyla bilime en uygun dil işlevine sahiptir.

Sinanoğlu'na göre her şahsiyetli ve sömürgeleşmemiş ülkenin dersleri kendi resmi dilinde olur. O halde Türkiye sömürge ülkesi midir? Bu durum karşısında bir uyanış gerçekleştirmemizi içtenlikle isteyen, ülkesi için ciddi bir endişe içerisinde olan Sinanoğlu Atatürk'ün kurduğu Ankara Yenişehir Lisesi
-günümüzdeki TED Koleji-, Boğaziçi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi örneği üzerinden yabancı dille eğitimin ne tür sonuçlara sebebiyet vereceğini, bu tarz bir eğitimin misyonerlik hareketi olduğunu gözler önüne sermiştir. "Milli Eğitim mi Milli Eğitim mi?" sorusunu sorarak içinde bulunduğumuz durumun vehametini açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

Sinanoğlu Bye Bye Türkçe'de bir "Nev York Rüyası" oluşturarak Türkçe'nin Amerika'ya hakim oluşu üzerinden ütopik bir ortam oluşturmuştur. Ve bu Türkiye'nin geleceği için bir umut teşkil etmektedir.

"...ABD içinden çok göçmüş bir ülkedir, tabii pat diye göçmez, arada bir canlanır, tekrar bir şeyler olur ama içinden çok zayıf tarafları vardır. Dünyada en büyük borcu olan devlet mesela. İç ve dış. Ama bir devingen tarafı vardır, arada bir şey çıkarırlar bir sene öyle idare ederler, sonra yine inişe geçerler. Öyle pek göründüğü gibi bir güç değildir..." Bu sözleri, sürekli Amerika'nın Dünya gücü olduğunu düşünen ve bu ülkeye kendilerini yamamaya çalışan kişilere tokat gibi gelebilir. Fakat gerçekler bu yöndedir.

Zannımca Sinanoğlu'dan bizlere kalan en büyük miras ise aşağıdaki sözleridir.
"...GENÇLER, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur."

#27048111 Sinanoğlu'nun Türkçe'ye kazandırmak istediği birkaç kelimeye buradan ulaşabilirsiniz.
294 syf.
·3 günde·7/10
Oktay Sinanoğlu Kimdir?

Sinanoğlu'nun babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu Atatürk tarafından atanmış kosoloslardandır. Aynı zamanda "Latin Edebiyatı Antolojisi", "Grek ve Romen Mitolojisi" kitaplarını yazmış ve İtalyan Goldini'nin "İki Efendinin Uşağı" tiyatro oyunu ve Dante'nin "Divina Komedia" sını ilk kez Türkçeye çeviren kişidir.

Annesi Rüveyde Hanım Karacabey ailesinden Ankara'nın yerlisi kalemi kuvvetli Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerindendir.

Kız kardeşi Efşin Afşar sanatçıdır.

" Ben yazar bir aileden geliyorum annemin kalemi oldukça kuvvetliydi çok da severdim ne yapsam ben bunları geçemem en iyisi bilime yöneleyim dedim" diyor kendisi.

25 Şubat 1935 yılında babasının konsolosluk yaptığı İtalya/Bari'de dünyaya gelmiş. 2. Dünya Savaşı çıkınca 1939 da ülkeye dönmüşler. Kendisi o dönem " Türk Maarif Cemiyeti Yenişehir Lisesi" olan şimdiki adı " Ted Yenişehir Koleji" mezunudur. Okul o dönem Türkçe eğitim vermekte olup ne üzücüdür ki şimdi yabancı dille eğitim yapmaktadır.

1953 de Ted'den birincilikle mezun olup devlet bursuyla A.B.D Berkeley'de Kaliforniya Üni. Kim. Böl. gider okulu dereceyle bitirir(1956). "MIT" de yüksek lisansını tamamlar 1Temmuz 1960'da Yale Üni. de öğretim üyesi olarak devam eder. 1963 yılında Yale Üni.de 26 yaşında son 300 yılın en genç profesör ünvanına sahip olur. Yale Üni.deki Retorik Kimya Böl. kurucusudur.

İki kez Nobel'e aday gösterirlir kendisinden istenilen evrakları göndermez.

Ben iki kitabını okudum "Büyük Uyanış" ve
" Hedef Türkiye". Her iki kitap ta içerik olarak hemen hemen aynı diyebilirim. O nedenle burada " Büyük Uyanış" kitabıyla ilgili de bir kaç cümle söylemek isterim. "Büyük Uyanış" hocanın makale, röportaj, tv programlarındaki konuşmalarından oluşuyor. Yaklaşık olarak son yüz sayfası da okur ve takipçilerinden gelen mektup ve maillere ayrılmış açıkcası "Büyük Uyanış" okunmadan "Hedef Türkiye" nin okunması yeterli diye düşünüyorum.

Peki nedir bu adamın derdi?

Türkçe...ille de Türkçedir.
Sayısız prof.lar yetiştirmiş, kuramlar bulmuş, 50 yılldır çözülemeyen bir problemi çözmüş, matematikle kimyayı birleştirmiş, yeni bölümler açmış bu adam niye illa da Türkçe diye tutturmuş.

Dünyanın sayısız önde gelen ülkesi ona kapılarını açmışken, Yale Üni.de 40 yaşından evvel prof olmak mümkün değilken üni. onun için kurallarını esneterek ona prof.ünanını vermişken kendi milleti onu niye bu kadar az tanır? Niye kendi ülkesinde söz sahibi olamaz? Çok övülüp alkışa tutulup lakin iş yapması engellenir?
Niye?
Bu niyeye vereceğimiz cevap bellidir ama kimilerince komik bulunacaktır. " Dıj güçler mi ho ho hoo" diye alaya alınma ihtimali kaçınılmazdır. Siz ülke üzerinde oynanan oyunları küçümseyip alaya aldıkça birileri de size kıçıyla gülmektedir.

Sayın Sinanoğlunun söylevlerinden yabancı dillere düşman olduğu çıkmasın bu büyük bir yanılgıdır. Kendisinin ısrarla altını çizdiği şey ana dilde eğitimdir. Yabancı dille eğitim yapan ülkelerin yalnızca sömürge ülkeler olduğunu ısrarla vurgular. Bir ülkede hangi dilin dünya dili olduğu safsatası yayılmışsa bilinki orası o dilin sahibinin sömürgesidir, kölesidir der.

Bir ülkeyi ilerletmemek için suni sebepler yaratır, misal, dinci, milliyetçi, sağ, sol, öztürkçe, eski türkçe gibi kavramları birbiriyle çatıştırır eğitimin kendi dilinde değil başka dilde olmasını sağlar hem birbirine hem kendi kimliğine düşman nesiller yetiştirir ve böylelikle o ülkeyle savaşmanıza gerek kalmaz tüm benliğiyle size hizmet eden gönüllü kölelere sahip olursunuz kendi ideolojilerini öne çıkarmak için size ummadığınız tavizler verir bir gecede sizin çıkarınıza olan yasaları çıkarttırırsınız diyor.

Yanlış olanı alenen söyleyen hiçbir ideolojik kimliğin arkasına sığınmayan bu dürüst adamın bu ülkede bilinmemesi de revanşta olmaması da oldukça normaldir. Şakşakçılar grubundan destek almak için taraf tutmak zorundasınız. Tarafınızı belli etmek takım tutar gibi tuttuğunuz bir grubun tüm saçmalıklarını onaylamak karşı tarafta olan kimliklerin vasıflarına ve bu ülkeye hizmetlerine bakmaksızın karalamak, bu ülkede normal olan budur.

Hem Atatürk'ü ve Atatürk'ün dil polikalarını destekleyip hem ağzınızdan İslam sözcüğünün çıkması tam da yakındığınız ve eleştirisini yaptığınız bölünmüşlükler bağlamında ne muhafazakar kesimin ne de yenilikçi çağdaş geçinenlerin rağbet etmeyeceği konuma indirgenmeniz elbette kaçınılmazdır.

Türk dilini zayıflatmak için Atatürk'ün ölümünden itibaren başlayan tezgahları işaret ederek gerek eğitimci gerek ebeveyn olarak yolunuza ışık tutuyor, uyarıyor, uyandırmaya çalışıyor.

Gerçekten vatanını ve milletini seven Türkiye'nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü kendine dert edinen bireyler iseniz kulak verin bu adamın dediklerine. En azından makalelerini okuyun.

Yabancı dilde eğitimin bize neler kaybettireceğini, AB'nin neden gerekli olmadığını, küreselleşme safsatasının ne manaya geldiğini, toprak ve tohum yasalarını, özelleştirmeyi, yurt dışında doktora eğitimi adı altında ülkenin nasıl soyulduğunu, sanayileşmenin nasıl ve neden durdurulduğunu, bu ülkeden neden bilim insanı çıkmadığını ve Türkçemizin neden önemli olduğunu yönetimde kim olursa olsun halkın nasıl ve neden uyanık olması gerektiğini dilinde tüy bitinceye kadar anlatan bu adamın derdi devleti ve milleti ve bilhassa Türkçesinden başka bir şey değildir.

Sayın Oktay Sinanoğlu 19 Nisan 2015 de Hakkın rahmetine kavuşmuştur saygı ve rahmetle anıyorum.

Kendisinin yürürken ve düşünürken dilinden düşürmediği Dumlupınar Marşını da eklemek isterim.

https://youtu.be/U9BVe3jiL2Y
310 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Ruhun şad olsun Oktay Sinanoğlu...
Bazı konularda güncelliğini yitirmiş olsa da çıkarılması gereken o kadar çok dersler var ki kitapta.
Örneğin "Türk'ü Muslumana, Müslümanı Türk'e " düşman ettiler diyor günümüz için o kadar geçerli bir tespit ki maalesef artık insanlar Türk ve Atatürk düşmanlığı yapmayı maharet sayar hale geldiler.
Ve bir de şunu ogretti bu kitap bize " Türk demek Türkçe demek, Ne mutlu Türk'üm diyene "
426 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Türkçenin ve milli eğitimin önemi ancak bu kadar güzel anlatılırdı.Fakat günümüz dünyasında yabancı dile ve yabancı kültüre uzak kalmak maalesef mümkün değil.Konusu dil olan çok kitap okumuşumdur.Nihat sami Banarlı,Mehmet Kaplan ve diğerleri...Ancak yazarın dil konusundaki tavizsiz tutumu bana Nurettin Topçu'nun Türkiye'nin Maarif Davası adlı kitabındaki tutumunu hatırlattı.Kalınlığı sizi düşündürmesin.Elinize alın,inceleyin ve mümkünse okuyun.Çabuk biteceğini göreceksiniz.
310 syf.
·2 günde·10/10
Oktay Bey'in en beğendiğim eseridir. Diğer kitaplarındaki fikirleri içinde barındıran, Türk halkına özgü, özgüveni sarsılmış bizlere özgüven aşılayan değerli bir eserdir. Oktay Sinanoğlu'nu anlamaya bu eserle başlanabilir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
426 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Türk Aynştayn(Einstein)'ı 26 yaşında Profesör olmuş bir deha Oktay Sinanoğlu.Yabancı dilde eğitimin ülkenin fişini çekmek olduğunu,dilimiz ve ülkemiz üstüne oynanan oyunların ne denli ürkütücü duruma geldiğini kendi tabiriyle kelle koltukta verdiği anadilimizi koruma mücadelesine yer veriyor eserinde.Kitapta yer alan makaleleri okuduktan sonra televizyon izlerken,örütbağ(internet) kullanırken aslında dilimizin nerelere getirildiğini ürkerek görmeye başlayabiliriz.Eğer bu yanlışlardan gerekli tedbirler alınıp dönülmezse bir nesil sonra baba ile çocuk birbirini anlayamayacak hale gelecek ve Türkçe yok olup gidecek.Herkesin elinde kalemiyle okuyup notlar alması gereken bir kitap.
426 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Oktay Sinanoğlu bu kitabında türk dilinin önemini tarihsel, siyasi ve coğrafi yargılara dayanarak kanıtlayarak yalın ve sadece Türkçeyle dile getirmiş tabiki. Türkçenin yabancı dillerin istilasına karşı mücadelesi onların karşısında ezilmemesi, türkçenin asaletini, matematikle baglantısını dile getirmiştir. İngilizceyle karşılaştırma yaparak türkçenin ne kadar köklü, temiz, kolay oldugunu örneklerle açıklamıştır. Sinanoğlu milli şuuruyla diline sahip olasın ki türkiye ilelebet payidar kalsın düsturunu benimsemiş ve bizlerinde benimsemesini istemiştir. Sonuç olarak okumalı okutmalı, anlamalı anlatmalı...
310 syf.
·Puan vermedi
"Türkçe olmadan Türk Kültürü olmaz,
Türk Kültürü olmadan Türk Kimliği olmaz,
Kimliksizin öz güveni, özüne itibarı yoktur,
Özüne itibarı olmayanın haysiyeti olur mu?
Türk dediğin haysiyetsiz yaşamaz."

Yazar kitabın özünde Türkçenin Türkiye için önemi anlatıyor. Ayrıca güçlü bir Türkiye için eğitimin amacı ne olması gerekir? Avrupa birliğine ne dememiz gerekir? Türkiye ve Türk dünyası üzerinde oynanan oyunlar nelerdir? Avrupa ülkeleri ve Amerika ile olan ilişkilerimiz nasıldır? Türk dünyasının nasıl olması gerekir? İçten ve dıştan Türkiye ye yapılan saldırılar karşısında Türkiye’nin tutumu ne olmalıdır? Yeni dünya düzeninde Türkiye nin geleceği hangi yönde ilerleyecek? Ve daha bir çok sorunuza bulabileceğiniz cevaplar..

Her insanın mutlak okuması gereken bir kitap!
426 syf.
·Beğendi·8/10
Bir karikatürdeydi galiba, eleman çakır keyif halde yanında kendinden arta kalır yanı olmayan arkadaşına şöyle diyordu; " Abi mal bu Amerikalılar ya. Mehtaba çıkmak için o kadar paraya, masrafa ne gerek var. Bak biz iki tek atıp her akşam çıkıyoruz mehtaba." gülüşürler. Ve bir ağızdan başlarlar meşhur şarkıyı dillendirmeye;" Biz her gece Heybeli'de Mehtaba çıkardık."
Kitabın kapağında -tahminimce aya çıkmış-, atlı bir astronot, bir ilköğretim Türkçe kitabı ve galiba Orhun yazıtlarından bir parça mevcuttu. Bu resim dahi çok şey anlatma gayretindeydi. Zengin, çok eski ve güçlü bir geçmişe sahip olan Türkler kendilerinin olan araçları hiçe sayarak, kültürlerinden utanarak, tamamen batı hayranlığıyla, Atatürk'ten sonra yükselme hedeflerini unutmuş, zar zor ayakta durma derdindeydi. Kendi öz benliğinden, bir sömürge anlayışın içine itilmiş ve çırpınma gayreti bile göstermeden kurtuluşu, çağın teknolojik ve ekonomik gücünü elinde barındıran dünün - ve hatta bugünün - sömürge efendilerinin yaptıklarını yaparak, onların dilini konuşup, onlar gibi yaşayarak sürekli kendini ve geçmişini kötüleyip bunu bir kompleks(Alınganlık) durumuna getirerek, aramak gayretindedir.
Oktay Hoca geç tanıştığımız (Ki hala gerektiğince tanınmamıştır.) ömrü büyük başarılarla geçmiş, genç yaşta akademik olarak imkansızları yıkmış, Anştayn gibi büyük bilim insanlarıyla adı anılır hale gelmiş, yurt dışındaki bunca başarısına rağmen doğduğu toprakları unutmamış, oraların kurtuluşu, gelişmesi ve yükselmesi adına kafa yormuş, yol göstermeye çalışmış, bir memleket sevdalısı.
Bye-Bye Türkçe kitabı, Türkiye'nin hali hazırdaki durumunu eleştiren bir rüya bölümüyle açılır ve Türk dilinin önemi üzerine tarihsel, siyasal, coğrafi yargılara dayanarak uyarılarda bulunur. Yabancı dillerin istilasına savaş açılmasını, eğitim kurumlarında Türkçe'nin yabancı dillere karşı ezdirilmemesini, Türk dilindeki asaleti, matematikselliği ve İngilizce'nin kötü yanlarını (Belki birazda kayırarak) karşılaştırır. Kitap temelde farklı zamanlarda, farklı yayınlarda çıkmış yazıların toplamıdır. Oktay Hoca'nın yapmaya çalıştığı şey bu kitabın özelinde Dili, genel olarakta Milli Bilincin farkına varılması, sahip çıkılması ve ona bağlı kaldıkça Muasır Medeniyetler (Çağdaş Uygarlıklar, Bağımsız, Barışçıl ve Güçlü Ülkeler) seviyesine çıkılacağını anlatmaktır. Bazılarının kitabın tekrarlarının sıkıcılığına işaret eder, kimi Oktay Hoca'yı ırkıçılığa varan bir milliyetçi tarzı olduğunu öne sürerek suçlar, kimide kitabın gerçekçi olmayacak romantik savlar içerdiğini öne sürer. Boşverin onları, herhangi biri bir Oktay Sinanoğlu değildir. Öyle bir amaçları da yoktur. Siz Oktay hocayı ve kitaplarını okuyun ve okutun her daim. Bu memleket adına en azından bir şeyler yapmak adına.

Yazarın biyografisi

Adı:
Oktay Sinanoğlu
Unvan:
Türk Kuramsal Kimya Mühendisi ve Moleküler Biyolog
Doğum:
Bari – İtalya, 25 Şubat 1935
Ölüm:
Florida , ABD, 19 Nisan 2015
Oktay Sinanoğlu, (d. 2 Ağustos 1934, Bari, İtalya) Türk kuramsal kimya mühendisi ve moleküler biyolog. Hayatı Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. 1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu. 1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir. 1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi. 1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı. Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir. Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu. Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.

Yazar istatistikleri

  • 905 okur beğendi.
  • 4.400 okur okudu.
  • 112 okur okuyor.
  • 3.443 okur okuyacak.
  • 118 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları