Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı

Yazar
8.6/10
498 Kişi
·
1.984
Okunma
·
951
Beğeni
·
31909
Gösterim
Adı:
Yahya Kemal Beyatlı
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Siyasetçi, Diplomat.
Doğum:
Üsküp, 1884
Ölüm:
İstanbul, 1958
Yahya Kemal Beyatlı (d. 2 Aralık 1884, Üsküp - ö. 2 Kasım 1958, İstanbul), Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Türk edebiyatı tarihi içinde "Dört Aruzcular"'dan biri olarak kabul edilir (Diğerleri Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim'dir). Sağlığında Türk edebiyatının baş aktörleri arasında kabul edilmiş ancak hiç kitap yayınlamamış bir şairdir.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği ve bürokratlık gibi siyasi görevler üstlenmiştir.

1884 yılında Üsküp'te dünyaya geldi. Annesi; ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım; babası dönemin Üsküp Belediye Başkanı İbrahim Naci Bey'dir. Asıl adı Ahmed Agâh’tır.
İlköğrenimini Üsküp'te gördü. 1897 yılında ailesiyle Selanik'e yerleşti. Annesinin veremden ölümü onu çok etkiledi. Babasının tekrar evlenmesi üzerine ailesinin yanından ayrılıp Üsküp’e döndüyse de kısa süre sonra Selanik'e geri döndü. “Esrar” takma adı ile şiirler yazdı. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderildi. Galatasaray İdadisi veya Robert Kolej’de okuma imkanı bulamayınca Vefa Lisesi’ne kaydoldu ve 1902 kışını İstanbul’daki akrabalarının yanında geçirdi. Serveti Fünuncu “İrtika” ve “Malumat” adlı dergilerde, "Agah Kemal" mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.
Okuduğu Fransızca romanların etkisi ve ve Jön Türkler’e duyduğu ilginin etkisiyle 1903 yılında II. Abdülhamit baskısı altındaki İstanbul’dan kaçarak Paris’e gitti. İstanbul’a 1912’de geri döndü.

Paris yıllarında Ahmet Rıza, Sami Paşazade Sezai, Mustafa Fazıl Paşa, Prens Sabahattin, Abdullah Cevdet, Abdülhak Şinasi Hisar gibi Jön Türklerle tanıştı. Hiç dil bilmeden gittiği bu kentte hızlı bir şekilde Fransızca öğrendi. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi bölümüne kaydoldu. Okulda ders veren tarihçi Albert Sorel’den etkilendi.
Okul hayatı boyunca derslerinin yanı sıra tiyatro ile ilgilendi; kütüphanelerde tarih hakkında araştırmalar yaptı; Fransız şairlerin kitaplarını inceledi. Tarih alanındaki incelemeleri sonucu 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihinin başlangıcı sayılması gerektiği görüşüne vardı. Araştırmaları ve sosyal etkinlikleri derslere zaman ayırmasını ve sınavlarda başarılı olmasını engelleyince bölüm değiştirerek Edebiyat Fakültesi’ne geçti ancak bu bölümden de mezun olamadı. Paris’te geçirdiği dokuz yılda tarih bakışı, şairliği, kişiliği gelişti.

1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka İdadisi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; bir süre Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması onu derinden üzdü.
Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Yakup Kadri gibi şahsiyetlerle tanıştı. 1916’da Ziya Gökalp’in tavsiyesi ile Darülfünun’a Medeniyet Tarihi müderrisi olarak girdi. Sonraki yıllarda Garp Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi derslerini de okuttu. Hayatının sonuna kadar çok yakın dostu olarak kalan Ahmet Hamdi Tanpınar, onun Darülfünun’da öğrencisi oldu.
Bir yandan da yazın faaliyetlerini sürdüren Yahya Kemal; Türk dili, Türk tarihi konularında gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Peyam gazetesinde, "Süleyman Nadi" mahlasıyla, "Çamlar Altında Muhasebe" başlığı altında yazılar kaleme aldı. 1910’dan beri yazmakta olduğu şiirlerini ilk defa 1918 yılında “Yeni Mecmua” adlı dergide yayımladı; Türk edebiyatının baş aktörleri arasına girdi.

Mondros Mütarekesi’nin ardından gençleri etrafında toplayarak “Dergâh” adlı bir dergi kurdu. Dergi kadrosunda Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Ahmet Kutsi Tecer, Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler yer almıştır. Yahya Kemal’in yakından ilgilendiği bu dergide yayınlanan tek şiiri "Ses Manzumesi”dir. Ancak dergi için pek çok düzyazı kaleme alan yazar; bu yazılarla Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye destek vermiş ve İstanbul’da Kuvay-ı Milliye ruhunu canlı tutmaya çalışmıştır. Benzer yazıları İleri ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde de sürekli yayınlandı.

Yahya Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin zaferi ile sonuçlanmasının ardından İzmir’den Bursa’ya gelen Mustafa Kemal’i tebrik için Darülfünun tarafından gönderilen heyette yer almıştı. Bursa’dan Ankara’ya giderken Mustafa Kemal’e eşlik etti; ondan Ankara’ya gelmesi için davet aldı.
19 Eylül 1922’de Darülfünun Edebiyat Medresesi’nin müderrisler toplantısında Mustafa Kemal’e fahri doktorluk unvanı verilmesini teklif eden Yahya Kemal’in bu teklifi oybirliği ile kabul edildi.

1922’de Ankara’ya giden Yahya Kemal, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yaptı. O yıl, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine danışman atandı. 1923'te Lozan’dan döndükten sonra II. Dönem TBMM’ye Urfa milletvekili olarak seçildi. Milletvekilliği 1926’ya kadar devam etti.

1926’da İbrahim Tali Öngören’in yerine Varşova’ya elçi olarak atandı. 1930’da Lizbon büyükelçisi olarak Portekiz’e gitti. İspanya Orta Elçiliği görevi de kendisine verildi. Madrid’de görev yapan ikinci edebiyatçı sefir oldu (ilk, Samipaşazade Sezai’dir). İspanya Kralı XIII. Alfonso ile yakın dostluk kurdu. 1932’de Madrid elçiliğindeki görevine son verildi.

İlk defa 1923-1926 arasında Urfa milletvekili olarak görev yapan Yahya Kemal, 1933 yılında Madrid’deki diplomatik görevinden döndükten sonra milletvekili seçimlerine girdi. 1934 yılında Yozgat milletvekili oldu. O yıl çıkan Soyadı Kanunu’ndan sonra “Beyatlı” soyadını aldı. Ertesi seçim döneminde Tekirdağ milletvekili olarak meclise girdi. 1943’te İstanbul’dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği döneminde Ankara Palas ‘ta yaşadı.

Yahya Kemal, 1946 seçimlerinde meclise giremedi ve bağımsızlığını yeni ilan etmiş Pakistan’a 1947’de büyükelçi olarak atandı. Yaş haddinden emekli oluncaya kadar Karaçi’de elçilik görevini sürdürdü. 1949’da yurda döndü.

Emekli olduktan sonra İzmir, Bursa, Kayseri, Malatya, Adana, Mersin ve civarını ziyaret etti. Atina, Kahire, Beyrut, Şam, Trablusşam gezilerine çıktı İstanbul’da Park Otel’e yerleşti ve ömrünün sonuna kadar bu otelde yaşadı. 1949’da kendisine “İnönü Armağanı” verildi.
1956 yılında Hürriyet gazetesi her hafta bir şiirine yer vererek tüm şiirlerini yayımlamaya başladı.
Yakalandığı bir çeşit bağırsak iltihabı nedeniyle tedavi için 1957’de Paris'e gitti.Bir yıl sonra 2 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Yahya Kemal'in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır, onun vefâtından sonra açılan 'Yahya Kemal Enstitüsü; şairin, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı tarafından derlenen eserlerini yayınlamıştır.
1961 yılında Çarşıkapı’da Karamustafapaşa Medresesi’nde Yahya Kemal Müzesi açıldı.
1968 yılında Hüseyin Gezer tarafından yapılan bir heykeli İstanbul’daki Maçka Parkı’na yerleştirildi.
' Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar ! '
Rindlerin Akşamı
Dönülmez akşamın ufkundayız.Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.
Yahya Kemal Beyatlı
Sayfa 53 - İstanbul fetih cemiyeti yayınları
181 syf.
·Puan vermedi
'
Buraya ‘' Mısra benim haysiyetimdir" cümlesini söyleyerek, şiirlerini mükemmel hale getirmediği gerekçesiyle sağlığında kitaplaştırmak istemeyen Yahya Kemal hassasiyeti bırakıyorum.
.
*

Yahya Kemal, Cumhuriyet döneminde divan şiir geleneğinin en önemli temsilci olmakla beraber,

_Mazi ve Ati
_Gelenek ve Modernlik
_Doğu ve Batı arasında

köprü görevini üstlenen
eskiyi reddetmek yerine günümüze uyarlamaya çalışan, tarih bilinci yüksek, modern Türk Edebiyatının en önemli silüetlerinden birisi.

Sanat anlayışına göz attığımızda Edebiyat’da çok üretkenlik yerine mükemmelliyetçi olan bir şair portresi karşımıza çıkmakta, sanırım eserlerinin vefatından sonra yazılması bu durumun en güzel göstergesi.

*

‘Kendi Gök Kubbemiz’ yazarın hayatından enstantaneler sunan, mekan tasvirlerinin güzel yapıldığı sanata bakış açısını güzel bir şekilde bizlere yansıtan açık ve akıcı  bir hazine.

Okumanızı tavsiye ederim.


*
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

Yahya Kemal Beyatlı


Bazen hayaller, realiteden daha iyidir.

Keyifli Okumalar Dilerim
102 syf.
·Beğendi·8/10
Konu: Kitap üç bölümden oluşur. İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından bir araya getirilen şiirler bütünü olan kitapta birinci bölümde Türk ve Türk'ün tarihteki rolü işleniyor. Kitap aşağıdaki şiir ile başlar.

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymaniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati...

İstanbul'u daha güzel anlatan bir şair görmedim dersem yalan olur, çünkü Orhan Veli'nin İstanbul'u dinliyorum Şiiri de bu kadar kalitelidir.

Sana dün bir tepeden baktım İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer…
(Bir Başka Tepeden adlı şiiri)

Kitabın ikinci bölümünde ise daha çok Cahit Sıtkı Tarancı tarzıyla karşımıza çıkıyor. Ümitsizlik, ölüm sıkça işlenmiş.

Bu defa farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayatı bir camın ardında gösteren tılsım
Bozulmuş anlıyorum çıktığım seyâhatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette…

Kitabın üçüncü ve son bölümünde sevdaya dönük dizeler yer alıyor.

Yine dün geçtim o yoldan;
Aynı raylarda trenler geçiyor...
Karşı dağlar,hep o dağlar...
Kıyı hep aynı kıyı
Ve deniz aynı deniz;
O gülüşten bir eser yok yalnız;
O güzel çerçeve bomboş!
Belki kalbim daha boş!
194 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Yahya Kemal kitaba İstanbul tarihi ile başlamış. İstanbul tarihi deyince ilk akla 1453 geliyor. 1453'ü anlamak için Bizans'ı ve Osmanlıyı anlamak gerekiyor, Osmanlıyı bilmek içinde Türklerin Anadolu'ya ilk girişine, 1071'e gitmek gerekiyor... Bu bağlamda kitabın ilk 35-40 sayfası enfes bir tarih kitabı niteliğinde. Ben tarih derslerini hiç sevmezdim sürekli savaşların, antlaşmaların tarihleri, nedenleri, sonuçları ile doluydu. Kitaplar ve tarih öğretmenlerimiz hep ezberci ders işlerlerdi... İlber Ortaylı hocamızın Eski Dünya Seyahatnamesi ile tarih merakı oluşmaya başladı bende. Peşinden tevafuk eseri böyle bir giriş iyice tarih sevgisi ve merakı uyandırdı... Oysa bir millet için kendi tarihini bilmek çok elzem. Bu konuda yeni nesil tarih öğretmenlerine çok iş düşüyor. Neyse Aziz İstanbul ile devam edelim...

Yahya Kemal'in İstanbul aşkı, engin bilgisi ve güçlü kalemi ile çok harika bir kitap ortaya çıkmış. Eyüb'ü, Üsküdar'ı, Boğaziçi'ni bir başka güzel anlatmış. Ve kitabın sonuna doğru da Avrupalı seyyahlardan ve İstanbul'un gelişmesinden bahsetmiş.

İstanbul'da yaşayan, İstanbul'u seven herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap.
102 syf.
·3 günde·10/10
Okuduğum şiirler, tanıdığım şairler her geçen gün artıyor. 
Yahya Kemal'in 3 bölümden oluşan Kendi Gök Kubbemiz kitabını bambaşka bir heyecanla okudum. Yahya Kemal ait olduğunu bilmediğim ancak dilime pelesenk olan Akıncılar ve Rindlerin Gecesi (Dönülmez Akşamın Ufkundayız )şiirlerini bu kitapta görünce hiç şaşırmadım çünkü ilk dizelerde böyle bir sürprizin olacağını tahmin etmiştim. 
İstanbul'un bir semtini sevmek için bir ömür verilmesi gereken diyen Yahya Kemal şimdiki İstanbul'u görse ne düşünür merak ediyorum. Şiir yorumlayacak yeterlilikte olmadığım için incelememi bitirmek istiyorum. 
Bugün şairimizi tiyatroda izledim, çok etkileyiciydi. Unutmayacağım bir gösteri oldu.
102 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Şiirlere karşı olan sevgim gitgide artıyor böyle kitaplar sayesinde. Çok ama çok beğendim. Tam bir İstanbul aşığı bir yazar. Şiirlerinin dili muazzam. Kafiyeler oldukça etkileyici. Herkese göre şiirler var. Savaş, kahramanlık, sevgi, barış, aşk....

Küçük bir kitap, dili çok hafif ağır. Bazı kelimeler yabancı gelebilir ama onu bile hissettirmeyecek kadar güzel. Mutlu günler, iyi okumalar...
181 syf.
·2 günde·8/10
Üç bölümden oluşan güzel bir şiir kitabı. Tabii şiir okumak hatta şiir kitabı okumak çok hassas ve ilgi gerektiren bir konudur. Çünkü şairin her bir şiirini hissederek ve anlayarak okumak çok önemli. Elimden geldiğince bunu yapmaya çalıştım. Bir şiir kitabının bir kaç saatte okunduğunu görmek çok üzer beni. Bu yüzden her dizeyi ve mısrayı dikkatle okudum. Her şiir elbette etkilemeyebilir herkesi ama öyle şiirler vardı ki sadece onlar için bile "Kendi Gök Kubbemiz" okunmalı.
102 syf.
"Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati
Dokuz asrında bütün halkı bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan."

Bir toplulukta gençler Yahya Kemal'e "Ankara'nın en çok neyini seviyorsunuz?" diye sormuşlar Yahya Kemal de "İstanbul'a dönüşünü.." demiş.
İstanbul sevdalısı olan şair, şiir kitabında da İstanbul'un fethini, İstanbul manzarasını nadide tasvirlerle bize aksettiriyor.
Kitap, "Kendi Gök Kubbemiz", "Yol Düşüncesi" ve "Vuslat" olarak üç bölümden mürekkep olmuştur.
Birinci bölümde tema, Türk tarihini konu almış. İkinci bölümde yaşam ve ölüm arasında gel-gitli düşünceler anlatılmış. Son bölüm olan "Vuslat"ta ise daha çok aşk şiirlerini toplamıştır.
102 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Yahya Kemal Beyatlı'nın Kendi Gök Kubbemiz adlı eseri 3 bölümden oluşuyor ve ilk iki bölümü bir yandan muhteşem bir vatan ve İstanbul portresi çizerken bir yandan da ömrün sonuna varmaya ve limandan demir almak gününe dair bir çok güzel dizeler sıralıyor; çok büyük keyif aldım ve çok beğendim. Son kısım 'Vuslat' ise daha çok şiir ve sair şeylere dair şiirlerle dolu, ilk bölümle doğrudan bağlantılı değil. Yine de son tahlilde ürpertici güzellikte şiirlerle dolu bir eser bu. Özellikle 'Yol Düşüncesi' adlı ikinci kısımda bulunan şiirler enfesti. Aklıma Bediüzzaman hazretlerinin Eyüp'te mezar taşlarına bakarak söylediği sözler geldi okurken; yüzlerce kez dolup boşalan bu mezarlar hepimizin kaçınılmaz sonunu aklımıza getiriyor; evet, bizler burada misafiriz ve ebediyete giden yolcularız,bir gün öleceğiz, burada geçen nice senenin sonu da bir avuç toprağın serinliği olacak. İşte Yahya Kemal Beyatlı bu toprağı ve o serinliği, bu misafirhanede zamanı dolmuş, ayrılma vakti gelmiş bir misafirin hüzünlü kabullenişiyle yazmış .

Okumayan varsa, herkese öneriyorum, mutlaka.
168 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yahya Kemal engin bilgisi ve güzel üslubu ile İstanbul'u tarihiyle birlikte incelikle anlatmış bu eserinde. İstanbul'u seven herkesin okumasını tavsiye ederim.

"Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. 
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul! 
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer."

Yazarın biyografisi

Adı:
Yahya Kemal Beyatlı
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Siyasetçi, Diplomat.
Doğum:
Üsküp, 1884
Ölüm:
İstanbul, 1958
Yahya Kemal Beyatlı (d. 2 Aralık 1884, Üsküp - ö. 2 Kasım 1958, İstanbul), Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Türk edebiyatı tarihi içinde "Dört Aruzcular"'dan biri olarak kabul edilir (Diğerleri Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim'dir). Sağlığında Türk edebiyatının baş aktörleri arasında kabul edilmiş ancak hiç kitap yayınlamamış bir şairdir.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği ve bürokratlık gibi siyasi görevler üstlenmiştir.

1884 yılında Üsküp'te dünyaya geldi. Annesi; ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım; babası dönemin Üsküp Belediye Başkanı İbrahim Naci Bey'dir. Asıl adı Ahmed Agâh’tır.
İlköğrenimini Üsküp'te gördü. 1897 yılında ailesiyle Selanik'e yerleşti. Annesinin veremden ölümü onu çok etkiledi. Babasının tekrar evlenmesi üzerine ailesinin yanından ayrılıp Üsküp’e döndüyse de kısa süre sonra Selanik'e geri döndü. “Esrar” takma adı ile şiirler yazdı. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderildi. Galatasaray İdadisi veya Robert Kolej’de okuma imkanı bulamayınca Vefa Lisesi’ne kaydoldu ve 1902 kışını İstanbul’daki akrabalarının yanında geçirdi. Serveti Fünuncu “İrtika” ve “Malumat” adlı dergilerde, "Agah Kemal" mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.
Okuduğu Fransızca romanların etkisi ve ve Jön Türkler’e duyduğu ilginin etkisiyle 1903 yılında II. Abdülhamit baskısı altındaki İstanbul’dan kaçarak Paris’e gitti. İstanbul’a 1912’de geri döndü.

Paris yıllarında Ahmet Rıza, Sami Paşazade Sezai, Mustafa Fazıl Paşa, Prens Sabahattin, Abdullah Cevdet, Abdülhak Şinasi Hisar gibi Jön Türklerle tanıştı. Hiç dil bilmeden gittiği bu kentte hızlı bir şekilde Fransızca öğrendi. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi bölümüne kaydoldu. Okulda ders veren tarihçi Albert Sorel’den etkilendi.
Okul hayatı boyunca derslerinin yanı sıra tiyatro ile ilgilendi; kütüphanelerde tarih hakkında araştırmalar yaptı; Fransız şairlerin kitaplarını inceledi. Tarih alanındaki incelemeleri sonucu 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihinin başlangıcı sayılması gerektiği görüşüne vardı. Araştırmaları ve sosyal etkinlikleri derslere zaman ayırmasını ve sınavlarda başarılı olmasını engelleyince bölüm değiştirerek Edebiyat Fakültesi’ne geçti ancak bu bölümden de mezun olamadı. Paris’te geçirdiği dokuz yılda tarih bakışı, şairliği, kişiliği gelişti.

1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka İdadisi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; bir süre Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması onu derinden üzdü.
Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Yakup Kadri gibi şahsiyetlerle tanıştı. 1916’da Ziya Gökalp’in tavsiyesi ile Darülfünun’a Medeniyet Tarihi müderrisi olarak girdi. Sonraki yıllarda Garp Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi derslerini de okuttu. Hayatının sonuna kadar çok yakın dostu olarak kalan Ahmet Hamdi Tanpınar, onun Darülfünun’da öğrencisi oldu.
Bir yandan da yazın faaliyetlerini sürdüren Yahya Kemal; Türk dili, Türk tarihi konularında gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Peyam gazetesinde, "Süleyman Nadi" mahlasıyla, "Çamlar Altında Muhasebe" başlığı altında yazılar kaleme aldı. 1910’dan beri yazmakta olduğu şiirlerini ilk defa 1918 yılında “Yeni Mecmua” adlı dergide yayımladı; Türk edebiyatının baş aktörleri arasına girdi.

Mondros Mütarekesi’nin ardından gençleri etrafında toplayarak “Dergâh” adlı bir dergi kurdu. Dergi kadrosunda Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Ahmet Kutsi Tecer, Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler yer almıştır. Yahya Kemal’in yakından ilgilendiği bu dergide yayınlanan tek şiiri "Ses Manzumesi”dir. Ancak dergi için pek çok düzyazı kaleme alan yazar; bu yazılarla Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye destek vermiş ve İstanbul’da Kuvay-ı Milliye ruhunu canlı tutmaya çalışmıştır. Benzer yazıları İleri ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde de sürekli yayınlandı.

Yahya Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin zaferi ile sonuçlanmasının ardından İzmir’den Bursa’ya gelen Mustafa Kemal’i tebrik için Darülfünun tarafından gönderilen heyette yer almıştı. Bursa’dan Ankara’ya giderken Mustafa Kemal’e eşlik etti; ondan Ankara’ya gelmesi için davet aldı.
19 Eylül 1922’de Darülfünun Edebiyat Medresesi’nin müderrisler toplantısında Mustafa Kemal’e fahri doktorluk unvanı verilmesini teklif eden Yahya Kemal’in bu teklifi oybirliği ile kabul edildi.

1922’de Ankara’ya giden Yahya Kemal, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yaptı. O yıl, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine danışman atandı. 1923'te Lozan’dan döndükten sonra II. Dönem TBMM’ye Urfa milletvekili olarak seçildi. Milletvekilliği 1926’ya kadar devam etti.

1926’da İbrahim Tali Öngören’in yerine Varşova’ya elçi olarak atandı. 1930’da Lizbon büyükelçisi olarak Portekiz’e gitti. İspanya Orta Elçiliği görevi de kendisine verildi. Madrid’de görev yapan ikinci edebiyatçı sefir oldu (ilk, Samipaşazade Sezai’dir). İspanya Kralı XIII. Alfonso ile yakın dostluk kurdu. 1932’de Madrid elçiliğindeki görevine son verildi.

İlk defa 1923-1926 arasında Urfa milletvekili olarak görev yapan Yahya Kemal, 1933 yılında Madrid’deki diplomatik görevinden döndükten sonra milletvekili seçimlerine girdi. 1934 yılında Yozgat milletvekili oldu. O yıl çıkan Soyadı Kanunu’ndan sonra “Beyatlı” soyadını aldı. Ertesi seçim döneminde Tekirdağ milletvekili olarak meclise girdi. 1943’te İstanbul’dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği döneminde Ankara Palas ‘ta yaşadı.

Yahya Kemal, 1946 seçimlerinde meclise giremedi ve bağımsızlığını yeni ilan etmiş Pakistan’a 1947’de büyükelçi olarak atandı. Yaş haddinden emekli oluncaya kadar Karaçi’de elçilik görevini sürdürdü. 1949’da yurda döndü.

Emekli olduktan sonra İzmir, Bursa, Kayseri, Malatya, Adana, Mersin ve civarını ziyaret etti. Atina, Kahire, Beyrut, Şam, Trablusşam gezilerine çıktı İstanbul’da Park Otel’e yerleşti ve ömrünün sonuna kadar bu otelde yaşadı. 1949’da kendisine “İnönü Armağanı” verildi.
1956 yılında Hürriyet gazetesi her hafta bir şiirine yer vererek tüm şiirlerini yayımlamaya başladı.
Yakalandığı bir çeşit bağırsak iltihabı nedeniyle tedavi için 1957’de Paris'e gitti.Bir yıl sonra 2 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Yahya Kemal'in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır, onun vefâtından sonra açılan 'Yahya Kemal Enstitüsü; şairin, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı tarafından derlenen eserlerini yayınlamıştır.
1961 yılında Çarşıkapı’da Karamustafapaşa Medresesi’nde Yahya Kemal Müzesi açıldı.
1968 yılında Hüseyin Gezer tarafından yapılan bir heykeli İstanbul’daki Maçka Parkı’na yerleştirildi.

Yazar istatistikleri

  • 951 okur beğendi.
  • 1.984 okur okudu.
  • 58 okur okuyor.
  • 1.065 okur okuyacak.
  • 28 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları