Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı

Yazar
8.7/10
203 Kişi
·
734
Okunma
·
615
Beğeni
·
23.421
Gösterim
Adı:
Yahya Kemal Beyatlı
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Siyasetçi, Diplomat.
Doğum:
Üsküp, 1884
Ölüm:
İstanbul, 1958
Yahya Kemal Beyatlı (d. 2 Aralık 1884, Üsküp - ö. 2 Kasım 1958, İstanbul), Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Türk edebiyatı tarihi içinde "Dört Aruzcular"'dan biri olarak kabul edilir (Diğerleri Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim'dir). Sağlığında Türk edebiyatının baş aktörleri arasında kabul edilmiş ancak hiç kitap yayınlamamış bir şairdir.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği ve bürokratlık gibi siyasi görevler üstlenmiştir.

1884 yılında Üsküp'te dünyaya geldi. Annesi; ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım; babası dönemin Üsküp Belediye Başkanı İbrahim Naci Bey'dir. Asıl adı Ahmed Agâh’tır.
İlköğrenimini Üsküp'te gördü. 1897 yılında ailesiyle Selanik'e yerleşti. Annesinin veremden ölümü onu çok etkiledi. Babasının tekrar evlenmesi üzerine ailesinin yanından ayrılıp Üsküp’e döndüyse de kısa süre sonra Selanik'e geri döndü. “Esrar” takma adı ile şiirler yazdı. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderildi. Galatasaray İdadisi veya Robert Kolej’de okuma imkanı bulamayınca Vefa Lisesi’ne kaydoldu ve 1902 kışını İstanbul’daki akrabalarının yanında geçirdi. Serveti Fünuncu “İrtika” ve “Malumat” adlı dergilerde, "Agah Kemal" mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.
Okuduğu Fransızca romanların etkisi ve ve Jön Türkler’e duyduğu ilginin etkisiyle 1903 yılında II. Abdülhamit baskısı altındaki İstanbul’dan kaçarak Paris’e gitti. İstanbul’a 1912’de geri döndü.

Paris yıllarında Ahmet Rıza, Sami Paşazade Sezai, Mustafa Fazıl Paşa, Prens Sabahattin, Abdullah Cevdet, Abdülhak Şinasi Hisar gibi Jön Türklerle tanıştı. Hiç dil bilmeden gittiği bu kentte hızlı bir şekilde Fransızca öğrendi. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi bölümüne kaydoldu. Okulda ders veren tarihçi Albert Sorel’den etkilendi.
Okul hayatı boyunca derslerinin yanı sıra tiyatro ile ilgilendi; kütüphanelerde tarih hakkında araştırmalar yaptı; Fransız şairlerin kitaplarını inceledi. Tarih alanındaki incelemeleri sonucu 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihinin başlangıcı sayılması gerektiği görüşüne vardı. Araştırmaları ve sosyal etkinlikleri derslere zaman ayırmasını ve sınavlarda başarılı olmasını engelleyince bölüm değiştirerek Edebiyat Fakültesi’ne geçti ancak bu bölümden de mezun olamadı. Paris’te geçirdiği dokuz yılda tarih bakışı, şairliği, kişiliği gelişti.

1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka İdadisi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; bir süre Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması onu derinden üzdü.
Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Yakup Kadri gibi şahsiyetlerle tanıştı. 1916’da Ziya Gökalp’in tavsiyesi ile Darülfünun’a Medeniyet Tarihi müderrisi olarak girdi. Sonraki yıllarda Garp Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi derslerini de okuttu. Hayatının sonuna kadar çok yakın dostu olarak kalan Ahmet Hamdi Tanpınar, onun Darülfünun’da öğrencisi oldu.
Bir yandan da yazın faaliyetlerini sürdüren Yahya Kemal; Türk dili, Türk tarihi konularında gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Peyam gazetesinde, "Süleyman Nadi" mahlasıyla, "Çamlar Altında Muhasebe" başlığı altında yazılar kaleme aldı. 1910’dan beri yazmakta olduğu şiirlerini ilk defa 1918 yılında “Yeni Mecmua” adlı dergide yayımladı; Türk edebiyatının baş aktörleri arasına girdi.

Mondros Mütarekesi’nin ardından gençleri etrafında toplayarak “Dergâh” adlı bir dergi kurdu. Dergi kadrosunda Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Ahmet Kutsi Tecer, Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler yer almıştır. Yahya Kemal’in yakından ilgilendiği bu dergide yayınlanan tek şiiri "Ses Manzumesi”dir. Ancak dergi için pek çok düzyazı kaleme alan yazar; bu yazılarla Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye destek vermiş ve İstanbul’da Kuvay-ı Milliye ruhunu canlı tutmaya çalışmıştır. Benzer yazıları İleri ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde de sürekli yayınlandı.

Yahya Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin zaferi ile sonuçlanmasının ardından İzmir’den Bursa’ya gelen Mustafa Kemal’i tebrik için Darülfünun tarafından gönderilen heyette yer almıştı. Bursa’dan Ankara’ya giderken Mustafa Kemal’e eşlik etti; ondan Ankara’ya gelmesi için davet aldı.
19 Eylül 1922’de Darülfünun Edebiyat Medresesi’nin müderrisler toplantısında Mustafa Kemal’e fahri doktorluk unvanı verilmesini teklif eden Yahya Kemal’in bu teklifi oybirliği ile kabul edildi.

1922’de Ankara’ya giden Yahya Kemal, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yaptı. O yıl, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine danışman atandı. 1923'te Lozan’dan döndükten sonra II. Dönem TBMM’ye Urfa milletvekili olarak seçildi. Milletvekilliği 1926’ya kadar devam etti.

1926’da İbrahim Tali Öngören’in yerine Varşova’ya elçi olarak atandı. 1930’da Lizbon büyükelçisi olarak Portekiz’e gitti. İspanya Orta Elçiliği görevi de kendisine verildi. Madrid’de görev yapan ikinci edebiyatçı sefir oldu (ilk, Samipaşazade Sezai’dir). İspanya Kralı XIII. Alfonso ile yakın dostluk kurdu. 1932’de Madrid elçiliğindeki görevine son verildi.

İlk defa 1923-1926 arasında Urfa milletvekili olarak görev yapan Yahya Kemal, 1933 yılında Madrid’deki diplomatik görevinden döndükten sonra milletvekili seçimlerine girdi. 1934 yılında Yozgat milletvekili oldu. O yıl çıkan Soyadı Kanunu’ndan sonra “Beyatlı” soyadını aldı. Ertesi seçim döneminde Tekirdağ milletvekili olarak meclise girdi. 1943’te İstanbul’dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği döneminde Ankara Palas ‘ta yaşadı.

Yahya Kemal, 1946 seçimlerinde meclise giremedi ve bağımsızlığını yeni ilan etmiş Pakistan’a 1947’de büyükelçi olarak atandı. Yaş haddinden emekli oluncaya kadar Karaçi’de elçilik görevini sürdürdü. 1949’da yurda döndü.

Emekli olduktan sonra İzmir, Bursa, Kayseri, Malatya, Adana, Mersin ve civarını ziyaret etti. Atina, Kahire, Beyrut, Şam, Trablusşam gezilerine çıktı İstanbul’da Park Otel’e yerleşti ve ömrünün sonuna kadar bu otelde yaşadı. 1949’da kendisine “İnönü Armağanı” verildi.
1956 yılında Hürriyet gazetesi her hafta bir şiirine yer vererek tüm şiirlerini yayımlamaya başladı.
Yakalandığı bir çeşit bağırsak iltihabı nedeniyle tedavi için 1957’de Paris'e gitti.Bir yıl sonra 2 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Yahya Kemal'in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır, onun vefâtından sonra açılan 'Yahya Kemal Enstitüsü; şairin, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı tarafından derlenen eserlerini yayınlamıştır.
1961 yılında Çarşıkapı’da Karamustafapaşa Medresesi’nde Yahya Kemal Müzesi açıldı.
1968 yılında Hüseyin Gezer tarafından yapılan bir heykeli İstanbul’daki Maçka Parkı’na yerleştirildi.
Ahiret öyle yakın ki seyredilen manzarada,
O kadar komşu ki dünyaya duvar yok arada...
Yahya Kemal Beyatlı
Sayfa 26 - Fetih Cemiyeti Yayınları
"Kalbimin takati yok, hem bu duyuş çok sürecek...
Macera başlamadan ben buradan ayrılayım."
Yahya Kemal Beyatlı
Sayfa 92 - Fetih Cemiyeti Yayınları
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden
Her gezmeğe çıkmasıyle her yer
Bir zevkini andırır baharın.
Endamını zanneder görenler
Bir bestesi eski bestekarın.
Yahya Kemal Beyatlı
Sayfa 40 - Fetih Cemiyeti Yayınları
Konu: Kitap üç bölümden oluşur. İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından bir araya getirilen şiirler bütünü olan kitapta birinci bölümde Türk ve Türk'ün tarihteki rolü işleniyor. Kitap aşağıdaki şiir ile başlar.

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymaniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati...

İstanbul'u daha güzel anlatan bir şair görmedim dersem yalan olur, çünkü Orhan Veli'nin İstanbul'u dinliyorum Şiiri de bu kadar kalitelidir.

Sana dün bir tepeden baktım İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer…
(Bir Başka Tepeden adlı şiiri)

Kitabın ikinci bölümünde ise daha çok Cahit Sıtkı Tarancı tarzıyla karşımıza çıkıyor. Ümitsizlik, ölüm sıkça işlenmiş.

Bu defa farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayatı bir camın ardında gösteren tılsım
Bozulmuş anlıyorum çıktığım seyâhatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette…

Kitabın üçüncü ve son bölümünde sevdaya dönük dizeler yer alıyor.

Yine dün geçtim o yoldan;
Aynı raylarda trenler geçiyor...
Karşı dağlar,hep o dağlar...
Kıyı hep aynı kıyı
Ve deniz aynı deniz;
O gülüşten bir eser yok yalnız;
O güzel çerçeve bomboş!
Belki kalbim daha boş!
Yahya Kemal kitaba İstanbul tarihi ile başlamış. İstanbul tarihi deyince ilk akla 1453 geliyor. 1453'ü anlamak için Bizans'ı ve Osmanlıyı anlamak gerekiyor, Osmanlıyı bilmek içinde Türklerin Anadolu'ya ilk girişine, 1071'e gitmek gerekiyor... Bu bağlamda kitabın ilk 35-40 sayfası enfes bir tarih kitabı niteliğinde. Ben tarih derslerini hiç sevmezdim sürekli savaşların, antlaşmaların tarihleri, nedenleri, sonuçları ile doluydu. Kitaplar ve tarih öğretmenlerimiz hep ezberci ders işlerlerdi... İlber Ortaylı hocamızın Eski Dünya Seyahatnamesi ile tarih merakı oluşmaya başladı bende. Peşinden tevafuk eseri böyle bir giriş iyice tarih sevgisi ve merakı uyandırdı... Oysa bir millet için kendi tarihini bilmek çok elzem. Bu konuda yeni nesil tarih öğretmenlerine çok iş düşüyor. Neyse Aziz İstanbul ile devam edelim...

Yahya Kemal'in İstanbul aşkı, engin bilgisi ve güçlü kalemi ile çok harika bir kitap ortaya çıkmış. Eyüb'ü, Üsküdar'ı, Boğaziçi'ni bir başka güzel anlatmış. Ve kitabın sonuna doğru da Avrupalı seyyahlardan ve İstanbul'un gelişmesinden bahsetmiş.

İstanbul'da yaşayan, İstanbul'u seven herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Şiirlere karşı olan sevgim gitgide artıyor böyle kitaplar sayesinde. Çok ama çok beğendim. Tam bir İstanbul aşığı bir yazar. Şiirlerinin dili muazzam. Kafiyeler oldukça etkileyici. Herkese göre şiirler var. Savaş, kahramanlık, sevgi, barış, aşk....

Küçük bir kitap, dili çok hafif ağır. Bazı kelimeler yabancı gelebilir ama onu bile hissettirmeyecek kadar güzel. Mutlu günler, iyi okumalar...
Yahya Kemal Beyatlı'nın Kendi Gök Kubbemiz adlı eseri 3 bölümden oluşuyor ve ilk iki bölümü bir yandan muhteşem bir vatan ve İstanbul portresi çizerken bir yandan da ömrün sonuna varmaya ve limandan demir almak gününe dair bir çok güzel dizeler sıralıyor; çok büyük keyif aldım ve çok beğendim. Son kısım 'Vuslat' ise daha çok şiir ve sair şeylere dair şiirlerle dolu, ilk bölümle doğrudan bağlantılı değil. Yine de son tahlilde ürpertici güzellikte şiirlerle dolu bir eser bu. Özellikle 'Yol Düşüncesi' adlı ikinci kısımda bulunan şiirler enfesti. Aklıma Bediüzzaman hazretlerinin Eyüp'te mezar taşlarına bakarak söylediği sözler geldi okurken; yüzlerce kez dolup boşalan bu mezarlar hepimizin kaçınılmaz sonunu aklımıza getiriyor; evet, bizler burada misafiriz ve ebediyete giden yolcularız,bir gün öleceğiz, burada geçen nice senenin sonu da bir avuç toprağın serinliği olacak. İşte Yahya Kemal Beyatlı bu toprağı ve o serinliği, bu misafirhanede zamanı dolmuş, ayrılma vakti gelmiş bir misafirin hüzünlü kabullenişiyle yazmış .

Okumayan varsa, herkese öneriyorum, mutlaka.
Yahya Kemal Beyatlı, Türk şiirinin temel direklerinden birini oluşturuyor.
“Şiir: Kalbden geçen bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir, hissin birden bire lisan oluşu ve lisan halinde kalışıdır.” diyerek şiire ne denli değer verdiğini gösteriyor.
Kendi Gök Kubbemiz adlı şiir kitabı da onun temel direği. En önemlisi.
Eğer bir kitap "Süleymeniye'de Bayram Sabahı"yla başlıyorsa o bir başyapıt demektir. Daha ilk sayfadan sizi avucunun içine sarıp sarmalıyor.
"Bir Başka Tepeden" diyerek İstanbul'a baktırıyor gönül tahtında.
"Akıncı" ve "Mohaç Türküsü" ile cenkten cenge götürüyor çocuklar gibi şen.
"Siste Söyleyiş" adlı şiiriyle "Bir devri lanetiyle boğan şair"e dünyayı dar ediyor.
Atik Valde'den, Üsküdar'dan, Koca Mustapaşa'dan, İstinye'den, Maltepe'den bakıyor aziz sevgilisi İstanbul'a.
"Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene." diyerek Yıldırım Beyazıd Han'ın diyarı Üsküp'ü "Kaybolan Şehir'de bize kaybettirmiyor.
Aruzdur onun ölçüsü ama "Başlarken aldığım gazâ yarası / İçinden çektiğim bu altın oktu!" diyerek "Ok" şiiriyle heceye de kitabında sadece bir kişilik yer açmıştır.
"Sessiz Gemi" ile meçhule yol almıştır hiç yolcusu yokmuş gibi.
"Rindlerin Hayatı, Akşamı ve Ölümü" ile şaire göre hayatın boşluğu ve ölümün gerçekliği karşısında yapılacak başka pek bir şey yoktur.
Öyle bir hocadır ki "Bahçelerden Uzak" şiirini öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar'a gönderir gönüller arası köprüyle.
Yahya Kemal, sağlığında hiçbir kitap yayımlamamıştır. Vefatından sonra Nihad Sami Banarlı, büyük şairin eserlerini titizlikle hazırlayıp okurlarına sunmuştur.
Bu eserde üç bölümden teşekkül etmiş: Kendi Gök Kubbemiz, Yol Düşüncesi ve Vuslat.
Bu kitabı okurken şairin Ankara'dan İstanbul'a dönerken ki mutluluğunu hissedeceksiniz.
Sağlığında hiçbir kitabı yayınlanmayan Yahya Kemal Beyatlı'nın vefatından sonra merhum Nihad Sami Banarlı, şairin sağlığındaki düşüncelerinin ışığında eserlerini okuyuculara kazandırmıştır. Bu kaynak dahilinde Kazım Yetiş bu şiirleri Kendi Gök Kubbemiz, Yıl Düşüncesi, Vuslat olmak üzere üç ana grup altında sunmuştur.
Kitap 3 bölümden oluşuyor; Kendi Gök Kubbemiz, Yol Düşüncesi ve Vuslat.
İlk iki bölümde vatan ve istanbul (şehre aşık bir adam olduğu belli) öne çıkarken son bölümde bitmek bilemeyen bir cânan özlemi hakimdi. Şiir seven herkes okumalı, sevmeyenler de bir şans vermeli.
Bütün şiirleri çok güzel olmakla beraber sadece "Sessiz Gemi" şiiri için dahi bu kitap alınır. Şiir severlerin kitaplığında bulunması gereken bir eser.
İş bu kitap ne zamandır aklımın bir köşesindeydi, Eski kitapları karıştırırken tekrardan karşıma çıktı ve üzerine bir inceleme yazısı farz oldu. - Ki kifayeyi hatırası ileride rahatsız etmesin.-
Kitap şairin ölümünden, çeşitli dergiler ve bazı mecmualarda yayımlanmış şiirlerinden özenle derlenmiş bir eser . Ve Yahya Kemalin ruhunu yansıtır.
Bu arada Yahya Kemal ömrünce şiir kitabı çıkartmamıştır. Çünkü y bir kitap için eksik görür. Şiir onun için kutsaldır. Mısrası icabında namusudur. Hatta Otuz üç yıl sonra bazı şiirlerine bazı mısralar ekleyecek denli de namusuna düşkündür.
Şiiri İlmek ilmek örer. Nadasa bırakır Yakar sonra tekrar örer.
İş bu kitapta ilk şiir olarak yeralan Süleymaniyede bir bayram sabahı şiirine, İslami cenahtan bir çok entelektüel kapılmış ve eserlerinde bir çok gönderme yer vermiştir.
Sonra Endülüste bir akşam..
Endülüsün yani bir yaranın tasviri..
Eski zamanlardan
Parıldayan bir prenses..
Mihrimah... Kaçırılması gerekir. Fakat ;
'Daima yollar uzar, kalb üzülür;
Ömrü oldukça yürür her yolcu:
Varmadan menzile bir yerde ölür.'
Ve ölüm takıntı halidir şairde.
Dönülmez akşamın ufkuna dalmıştır.
Dili annesinin sütünün tadındadır.
Velhasıl ölümü çok şiirinde çok güzel öğretir.
Çünkü akşam olunca bitim Hatırlanır.
Bak bunu da Öğretir.
yine bu kitabından, Geçiş şiirinden bir dize;
'hiç şaşmayan saat gibi işler durur kader,
bir gün saat çalar... çok uzaktan gelir haber.
artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,
rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur. '
Eyvallahtır yani. Eyvallah..
Şaire ilk kulak aşinalığımız Müfredattan, fakat Lise bitimi meraklı ve kelimeler peşinde dikkatli birisi için, Yahya Kemali keşfi dikkate alınacak bir dönümdür. Bende elimde eski bir kamusu osmanlı dolaştım şiirde. Saf. Saf.
Çok sonraları rakı sofrasında balık ve Münir Nurettin oluyordu. Bir aymazlık. Şaire bir edepsizlik. Fakat edebiyat dedikodusu gibi olmasın ama kendisi için efsane gamsız derler. Sonra çok şeyler de derler de önemi yok. Velhasıl vaktince ve sonrasınca bolca Canımız sıkıldı. Çünkü
'bir bitmeyecek şevk verirken beste
bir tel kopar âhenk ebediyen kesilir.' demişti.
İşittik. Gördük..
İstanbul' u bir de tutkulu bir aşığından okuyun. Aslında dinleyin demeliyim. Öylesine şiirsel ve ahenkli bir dille yazmış ki üstad, insan içinden okurken bile melodik sesler dinliyormuş hissine kapılıyor. İstanbul' u sevdiğinizi mi iddia ediyorsunuz? Yahya Kemal' in İstanbul' una bir göz atın ve tekrar düşünün. Beyatlı' nın bu şehir üstüne yazdığı yazılardan oluşan kitabı okursanız, hem başka bir İstanbul öğrenirsiniz, hem de bu şehri başka türlü seversiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Yahya Kemal Beyatlı
Unvan:
Türk Şair, Yazar, Siyasetçi, Diplomat.
Doğum:
Üsküp, 1884
Ölüm:
İstanbul, 1958
Yahya Kemal Beyatlı (d. 2 Aralık 1884, Üsküp - ö. 2 Kasım 1958, İstanbul), Türk şair, yazar, siyasetçi, diplomat. Doğum adı Ahmed Agâh’tır.
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir. Türk edebiyatı tarihi içinde "Dört Aruzcular"'dan biri olarak kabul edilir (Diğerleri Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim'dir). Sağlığında Türk edebiyatının baş aktörleri arasında kabul edilmiş ancak hiç kitap yayınlamamış bir şairdir.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği ve bürokratlık gibi siyasi görevler üstlenmiştir.

1884 yılında Üsküp'te dünyaya geldi. Annesi; ünlü divan şairi Leskofçalı Galip’in yeğeni Nakiye Hanım; babası dönemin Üsküp Belediye Başkanı İbrahim Naci Bey'dir. Asıl adı Ahmed Agâh’tır.
İlköğrenimini Üsküp'te gördü. 1897 yılında ailesiyle Selanik'e yerleşti. Annesinin veremden ölümü onu çok etkiledi. Babasının tekrar evlenmesi üzerine ailesinin yanından ayrılıp Üsküp’e döndüyse de kısa süre sonra Selanik'e geri döndü. “Esrar” takma adı ile şiirler yazdı. Orta öğrenimine devam etmek üzere 1902 yılında İstanbul’a gönderildi. Galatasaray İdadisi veya Robert Kolej’de okuma imkanı bulamayınca Vefa Lisesi’ne kaydoldu ve 1902 kışını İstanbul’daki akrabalarının yanında geçirdi. Serveti Fünuncu “İrtika” ve “Malumat” adlı dergilerde, "Agah Kemal" mahlasıyla şiirler yazmaya başladı.
Okuduğu Fransızca romanların etkisi ve ve Jön Türkler’e duyduğu ilginin etkisiyle 1903 yılında II. Abdülhamit baskısı altındaki İstanbul’dan kaçarak Paris’e gitti. İstanbul’a 1912’de geri döndü.

Paris yıllarında Ahmet Rıza, Sami Paşazade Sezai, Mustafa Fazıl Paşa, Prens Sabahattin, Abdullah Cevdet, Abdülhak Şinasi Hisar gibi Jön Türklerle tanıştı. Hiç dil bilmeden gittiği bu kentte hızlı bir şekilde Fransızca öğrendi. 1904 yılında Sorbonne Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi bölümüne kaydoldu. Okulda ders veren tarihçi Albert Sorel’den etkilendi.
Okul hayatı boyunca derslerinin yanı sıra tiyatro ile ilgilendi; kütüphanelerde tarih hakkında araştırmalar yaptı; Fransız şairlerin kitaplarını inceledi. Tarih alanındaki incelemeleri sonucu 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’nın Türk tarihinin başlangıcı sayılması gerektiği görüşüne vardı. Araştırmaları ve sosyal etkinlikleri derslere zaman ayırmasını ve sınavlarda başarılı olmasını engelleyince bölüm değiştirerek Edebiyat Fakültesi’ne geçti ancak bu bölümden de mezun olamadı. Paris’te geçirdiği dokuz yılda tarih bakışı, şairliği, kişiliği gelişti.

1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka İdadisi’nde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; bir süre Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devleti’nin elinden çıkması onu derinden üzdü.
Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Yakup Kadri gibi şahsiyetlerle tanıştı. 1916’da Ziya Gökalp’in tavsiyesi ile Darülfünun’a Medeniyet Tarihi müderrisi olarak girdi. Sonraki yıllarda Garp Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi derslerini de okuttu. Hayatının sonuna kadar çok yakın dostu olarak kalan Ahmet Hamdi Tanpınar, onun Darülfünun’da öğrencisi oldu.
Bir yandan da yazın faaliyetlerini sürdüren Yahya Kemal; Türk dili, Türk tarihi konularında gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Peyam gazetesinde, "Süleyman Nadi" mahlasıyla, "Çamlar Altında Muhasebe" başlığı altında yazılar kaleme aldı. 1910’dan beri yazmakta olduğu şiirlerini ilk defa 1918 yılında “Yeni Mecmua” adlı dergide yayımladı; Türk edebiyatının baş aktörleri arasına girdi.

Mondros Mütarekesi’nin ardından gençleri etrafında toplayarak “Dergâh” adlı bir dergi kurdu. Dergi kadrosunda Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Ahmet Kutsi Tecer, Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler yer almıştır. Yahya Kemal’in yakından ilgilendiği bu dergide yayınlanan tek şiiri "Ses Manzumesi”dir. Ancak dergi için pek çok düzyazı kaleme alan yazar; bu yazılarla Anadolu’da devam eden Milli Mücadele’ye destek vermiş ve İstanbul’da Kuvay-ı Milliye ruhunu canlı tutmaya çalışmıştır. Benzer yazıları İleri ve Tevhid-i Efkar gazetelerinde de sürekli yayınlandı.

Yahya Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın Türklerin zaferi ile sonuçlanmasının ardından İzmir’den Bursa’ya gelen Mustafa Kemal’i tebrik için Darülfünun tarafından gönderilen heyette yer almıştı. Bursa’dan Ankara’ya giderken Mustafa Kemal’e eşlik etti; ondan Ankara’ya gelmesi için davet aldı.
19 Eylül 1922’de Darülfünun Edebiyat Medresesi’nin müderrisler toplantısında Mustafa Kemal’e fahri doktorluk unvanı verilmesini teklif eden Yahya Kemal’in bu teklifi oybirliği ile kabul edildi.

1922’de Ankara’ya giden Yahya Kemal, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yaptı. O yıl, Lozan görüşmelerinde Türk heyetine danışman atandı. 1923'te Lozan’dan döndükten sonra II. Dönem TBMM’ye Urfa milletvekili olarak seçildi. Milletvekilliği 1926’ya kadar devam etti.

1926’da İbrahim Tali Öngören’in yerine Varşova’ya elçi olarak atandı. 1930’da Lizbon büyükelçisi olarak Portekiz’e gitti. İspanya Orta Elçiliği görevi de kendisine verildi. Madrid’de görev yapan ikinci edebiyatçı sefir oldu (ilk, Samipaşazade Sezai’dir). İspanya Kralı XIII. Alfonso ile yakın dostluk kurdu. 1932’de Madrid elçiliğindeki görevine son verildi.

İlk defa 1923-1926 arasında Urfa milletvekili olarak görev yapan Yahya Kemal, 1933 yılında Madrid’deki diplomatik görevinden döndükten sonra milletvekili seçimlerine girdi. 1934 yılında Yozgat milletvekili oldu. O yıl çıkan Soyadı Kanunu’ndan sonra “Beyatlı” soyadını aldı. Ertesi seçim döneminde Tekirdağ milletvekili olarak meclise girdi. 1943’te İstanbul’dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği döneminde Ankara Palas ‘ta yaşadı.

Yahya Kemal, 1946 seçimlerinde meclise giremedi ve bağımsızlığını yeni ilan etmiş Pakistan’a 1947’de büyükelçi olarak atandı. Yaş haddinden emekli oluncaya kadar Karaçi’de elçilik görevini sürdürdü. 1949’da yurda döndü.

Emekli olduktan sonra İzmir, Bursa, Kayseri, Malatya, Adana, Mersin ve civarını ziyaret etti. Atina, Kahire, Beyrut, Şam, Trablusşam gezilerine çıktı İstanbul’da Park Otel’e yerleşti ve ömrünün sonuna kadar bu otelde yaşadı. 1949’da kendisine “İnönü Armağanı” verildi.
1956 yılında Hürriyet gazetesi her hafta bir şiirine yer vererek tüm şiirlerini yayımlamaya başladı.
Yakalandığı bir çeşit bağırsak iltihabı nedeniyle tedavi için 1957’de Paris'e gitti.Bir yıl sonra 2 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Cenazesi Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Yahya Kemal'in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır, onun vefâtından sonra açılan 'Yahya Kemal Enstitüsü; şairin, edebiyat tarihçisi Nihad Sami Banarlı tarafından derlenen eserlerini yayınlamıştır.
1961 yılında Çarşıkapı’da Karamustafapaşa Medresesi’nde Yahya Kemal Müzesi açıldı.
1968 yılında Hüseyin Gezer tarafından yapılan bir heykeli İstanbul’daki Maçka Parkı’na yerleştirildi.

Yazar istatistikleri

  • 615 okur beğendi.
  • 734 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 412 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları