• Bir gecede kendisini okutan, insanın iyi ki böyle bir yazarlar var diye şükrettiği kitaplardan. Cemil Kavukçu hep elimin altında fakat bir türlü okumaya sıra gelmeyen yazarlardan. Okumaya başlayınca da yazarla dolup taşıyorsunuz, sanki tanıdık gibi. Kitaptaki hikayelerin bağlantılarını çok sevdim sanki tek bir uzun öyküymüşçesine okuttu kendisini. Öykülere çabuk adapte olup bitince üzen türden. Yaz için ideal bir kitap.
  • Mısır'ı fetheden Amr İbn-i As‟ın oğlu, bir yerlinin oğlu ile yaptığı koşuda yarışmaya kaybettiği için yerliyi dövmüştü. Yerli, Hz. Ömer'e şikayet edince hac mevsiminde büyük bir kalabalık önünde Amr'ın oğlundan kısas yapılmıştı. bu, meşhur bir olaydır.

    Yabancı yazarlar bu olayın Hz. Ömer'in adaletine ait olduğunu söylerler. Oysa bu, İslamın insanların vicdanlarında, hayatlarında başlattığı özgürlük akımının bir belgesidir.
  • İyi yazarlar genellikle hayatın gerçeklerine dokunurlardı. Bu bakımdan kitaplardan neden bu kadar nefret edildiğini, korkulduğunu anlıyor musunuz? Hayatın gerçek yönlerini veriyorlar.
  • Haşhaşın kullanım alanları ve tesi­ri o dönemde de bir sır değildi ve ne İsmaililerin yazarla­rı ne de aklı başında Sünni yazarlar müritler arasında haş­haş kullanıldığına dair bir beyanda bulunmamışlardır. Haşhaşi ismi Suriye coğrafyasına özgüdür ve muhteme­len de zamanla halk arasında her yöne çekilebilecek bir kelime haline gelmiştir.
  • Başından beri başucumda olan ve okumamı bekleyen bir kitaptı. Sonunda bugün okumam nasip oldu.

    Öncelikle kitabın bu özel baskısı hakkında konuşmak istiyorum. 25. yıla özel çıkarılan bu baskıyı alıp almama konusunda biraz kararsızdım ancak şuan çok memnunum aldığıma. Cildi, kutusu, sayfaları vs. gerçekten çok kaliteli. Üzerine birde hikayede size eşlik eden sanatsal çizimler ile aldığınız keyif oldukça artıyor. Yani Simyacı okumak isteyen arkadaşlara 5-6 TL fazla verip bu versiyonu almalarını önerebilirim. Kitaplıklarında da oldukça şık duracaktır.

    İlk paragrafları kitabı okusam mı diye araştıran arkadaşlar için spoilersız yazıyorum. Spoiler ibaresi yazan yere kadar gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

    Kitap, rüyasına giren hazinesini aramaya çıkan bir çobanın yolculuk öyküsünü anlatıyor. Bu yolculukta çobana eşlik ediyor ve yolculukta başına gelen her şeyle bize de ders veriyor ve nasihatlarını evrensel bir dilde iletiyor. İçinde bir çok mesaj barındırıyor ancak bu mesajların tek okumayla (en azından benim için) anlaşılmayacağı açık.

    Her sayfasında sizi farklı düşünceler içinde bırakıyor kitap. Ancak bazı mistik kısımlarda hafif rahatsızlıklar duyduğumu söyleyebilirim. Yani okumaya karar verirseniz içerisinde garip mistik olayların bulunduğunu unutmamanız iyi olur.

    Her insanın yeryüzünde özel bir görevi olduğunu ancak çoğu kişinin bu özel görevini takip etmekten vazgeçtiğini anlatıyor ana tema olarak. Bizim İspanya'da yaşayan Endülüslü çobanımız ise bu özel görevi için Mısır piramitlerine gitmeyi bile göze alıyor ve sizde onun bu cesaretini izliyorsunuz.


    <--- BURADAN SONRASI SPOİLER --->

    Çobanımızın atmacaları gördüğünde savaş öngörüsü yapması, rüzgara dönüşmesi vb. aşırı mistik olaylar benim okuma keyfimi biraz kaçırdı. Evet, hikaye içindeki anlatıma çok uygun ve güzel olmuş ancak gerçeklikle çok içli dışlı bir okur kimliğim var sanırsam. Başkaları bu mistik kısımlar hakkında neler düşünüyor merak ediyorum açıkcası.

    Kitabın sonlarında piramitleri bulup gözyaşının düştüğü yeri kazmaya başlayınca bende çobanla birlikte heyecanlandım. Çobanı dövüp orada bırakan ve kendi gördüğü ispanya rüyasını anlatan haydutlardan sonra bir an kitap bitti sandım. Bir telaş aldı beni ancak sondeyiş kısmı ile ferahladım. Özellikle Fatima'yı bile arada kaynatmayıp hikayesini tamamladığı için kitaba teşekkür ettim. Malum konuyu havada/yarım bırakan eserlerden bıkmaya başlamıştım son zamanlarda. Kitabı okuyan arkadaşlar girişte yazdığım "Başından beri başucumda olan ve okumamı bekleyen bir kitaptı." göndermemi anlamışlardır sanırsam :)

    Kısacası okunası akıcı ve değişik bir tarzı olan roman. Yanlış hatırlamıyorsam yaşayan yazarlar arasında bir eseri en fazla dile çevrilen insan rekorunu kazandırmış bu kitap yazarına. Haklı bir rekor olduğunu söyleyebilirim. Tavsiye ederim.
  • “Siz dünyanın bir ucunda bütün gözlerin üzerinize çevrildiği bir yerde, biz dünyanın öteki ucunda ayrı uluslardan da olsak, askında yazarlar sadece kendilerinden oluşan bir ulustur; yazarlık ulusu. Çünkü nerede bir acı varsa, yüreğimiz aynı anda sızlar.”
  • Say Yayınları’nın ABC diye nitelendirdiği “başucu” veya farklı bir yolla söylersek el kitapları serisinden ilk kitabı bitirmiş oldum.

    Sitede kitaplarla ilgili pek fazla inceleme yapmasam da bu el kitabı ile ilgili konuşmak, hakkında yorumlar yapmak, kitabı tanıtmak istedim. Bunun sebeplerinden birincisi göstergebilimi açıklayan, tanıtan böyle faydalı bir kitap hakkında bir inceleme veya alıntı dahi olmamasıydı. İkincisi de göstergebilimin tanıtılmasına bir faydam olacağı düşüncesi oldu.

    Bildiğimiz gibi dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren çevremizi, ailemizi, toplumumuzu yorumlamaya, kendimize göre bir süzgeçten geçirmeye başlarız. İşte göstergebilim de dünyayı yorumlayan insan için üretilmiş bilimsel bir yöntem, bir bakış açısı.

    Göstergebilime göre hayattaki her resmi, fotoğrafı, romanı, şiiri veya trafik ışıklarını bile dilsel düzlemde yorumlarız. Hiçbir yorumumuz dil düzlemi dışında gerçekleşmez. Yani bir filozofun belirttiği gibi “Dilimin sınırları dünyamızın da sınırlarıdır,” aslında değil mi?

    Dilin imkanları doğrultusunda bu incelemeleri yaparken de bir üstdil oluştururuz. İncelemelerimizi oluştururken kullandığımız özel bilimsel bir dil diyebiliriz. Çeşitli kavramlardan oluşan ve devamlı yeni kavramların eklenmesiyle kendini geliştiren bilimsel bir dil de diyebiliriz buna.

    Bu üstdil ve çeşitli metin yorumlamaları üzerine göstergebilimciler birçok çalışma üretmiş. Psikoloji alanında Kristeva, felsefe alanında Lacan, dil alanında eser veren Hjelmslev bu araştırmacılardan bazıları. Roland Barthes ile Türkiye’de dersler vermiş masal alanında çalışamalarda bulunmuş Greimas alanda eserler veren bir başka değerli yazarlar.

    Kitap bağlamında değerlendirecek olursam, kitap akıcı bir dille yazılmış. Bir el kitabı olmaya uygun. Açıkladığı konular net bir şekilde anlaşılıyor. Bu konuyu özellikle vurguluyorum, çünkü Türkiye’de yazılmış göstergebilim kitapları kolay kolay anlaşılmıyor. Bunun sebebi göstergebilimin kendi özel kavramları olduğu kadar, göstergebilimle ilgilenen Türk yazarların Öztürkçe sevgisi. Kitabın yazarı Mehmet Rıfat’ın olduğu kadar örneğin Tahsin Yücel’in dili de anlaşılmaz kelimelerle yüklü. Dolayısıyla hem bilimsel bir yöntemdeki kavramlarla cebelleşiyorsunuz hem de Öztürkçe ile. Ama dediğim gibi kitap yalın bir dille yazılmış, ilk bakışta anlaşılmayan kavramlar da Mehmet Rifat tarafından açıklanıyor.

    Kitabın sonunda ise bir Kırmızı Başlıklı Kız çözümlemesi ile bu alanda Türkçede yayınlanmış eser katalogu veriliyor. Özellikle katalogun kitaba eklenmesi bizim gibi alanı tanımak isteyenler için faydalı olmuş. Böylece kendimize bir yol haritası çizebiliyoruz .

    Özetleyecek olursam göstergebilim gibi dünyayı etkileyen, sarsan bir yöntemi tanımaya başlamak isteyenler için iyi bir başlangıç kitabı. Herkese tavsiye ederim.