• 280 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bu kitabın yorumuna başlamadan önce bir adamdan bahsetmek gerek,muhtemelen hemen hepinizin tanıdığı ama yine muhtemelen tanıdığınızın farkında bile olmadığınız bir adam Michael MOORE :D Adını yazarken bile bir gülme geliyor :)


    Vatandaşı olduğu ülke Amerika'da sert ve sivri çıkışları ile kendini ara sıra ülkemiz medyasında da gösteren,egemen güçlere ve yanlış olduğunu düşündüğü yasalara karşı provakatif,manipülatör,yazılarında çokça ironi kullanarak doğru bildiğini (ki doğru) halka empoze etmeye,onlarda farkındalık yaratmaya çalışan acaip matrak,acaip eğlenceli,acaip dürüst,acaip sivri dilli,acaip zeki,acaip... Ne!daha ne yazayım acaip manyak bir adam işte ;) Başka ne yazılır ki?


    Tamam tamam fazla durmayalım adamın üzerinde şımarmasın,hem maazallah USA bizi de takibe falan alır.


    Hadi yavaştan girelim kitaba:
    Ahahahaha kitap benden çok hoşlandı,kaç aydır rafdan seslenip duruyordu,hep duymazdan geliyordum,hiç gönül koymamış sarılıverdik birbirimize.Sabırlı ve terbiyeli kitapmış vesselam,ben olsam biraz trip atardım bana :D


    Başlayıverdi anlatmaya
    11 Eylül faciası ile ile başladık konuşmaya,tanıdıklarını,başlarına gelenleri ve zamanın ABD Başkanı Bush hakkında konuştuk biraz,vayy kitap kara mizahtan hoşlanıyor,o sebepden ısındık demek birbirimize :)


    Kitap MOORE'un zamanın ABD Başkanı George W.Bush'a sorduğu yedi (7) soruyu anlattı bana,Abilerim/Ablalarım adam bi sorular sormuş,valla ben diyim size bu sorular karşısında Bush ve ekibi kesinlikle Küçük Emrah tribine girmiştir,kime baba diyeceklerini şaşırmışlardır.Hani Komplo teorileri falan da değil bildiğin belgeli işlerin,ortaklıkların ''Neler oluyor?Bu b.. ları nasıl yedin anlat bakalım'' halleri.HÖNKK!!Güzel ülkem geldi aklıma,bizde de çok değerli bir medya var;) Boyu posu devrilesiceler,ocaklarına incir ağacı dikilesiceler,uyuz olupta kaşınmaya tırnak bulamayasıcalar.(beddua değil hee iyi niyet bunlar,beddua olsa ünlem (!) koyardım ;) )


    çok değerli yöneticilerimize şu sorulardan dört tanesini sormaya cesaret etseniz adınız tarihe kazınır.

    Neyse tamam sakinim :O Öyle doluymuş ki zavallı kitap,yavrucuğum daha önce söylesene bana bunları bunları anlatacağım,acaip kıyaslamalar yapıp,yaşadığın yeri de bulacaksın ,acaip zevk alacaksın,ilginç gelecek desen bana bekletirmiyim hiç seni :D KAHROLSUN KİTAPLARI BEKLETEN RAFLAR!! (Valla benim suçum yok,rafın suçu ;) )


    Bildiğin can ciğer samimi olduk kitapla,okuma değil de resmen dertleşme faslına geçtik.O bana anlatıyor aha ben aynı şu şekil :O ''Lan bu bizde de böyle!''diyorum.Nasıl yani abi dediğinde de;Bak şimdi gece uyumak için pc'yi kapatırsın,olmaz telefonla devam edersin yatak da,telide kapatırsın bi zaman sonra,aa aklına gelir abi yastık yorgan da net bağlantısı olsa manyak satar lan,parayı kırarız bundan,ne güzel fikir ürettim diye düşünürsün,ama sabaha unutursun o başka ;) bizim de milletin ve medya nın kafası bu şekil de çalışır deyince bi anlam veremedi sanırım.Neyse konuşmaya devam edelim biz kitapla ama önce kahve! ;) Bekleyin valla hemen gelicem.....
    GELDİM!Kahve,kitap,ben üçlüsü,koalisyonu kurduk devam edelim...


    Yöneticilerin oturdukları o koltuklardan söyledikleri yalanlara vuruyor şimdi de Örnek: Irak ve olmayan kitle imha silahları :O Amerikan Medyasında yine soran yok''Evlatlarınızı hiç de gerekli olmayan bir savaşa neden gönderdiniz?'' Bak yine geldiler bana,ben de şunu söyledim kitaba ''Bizim evlatlarımız Suriye'de hiç de gerekli olmayan bir savaşta iken Suriyeliler neden plajlarımızda mangal ve nargile keyfi yapıyor,ve biz de MALAK!gibi izliyoruz ses çıkarmadan biz de anlamış değiliz'' dedim.üzüldü tabi,du bakalım neler olacak,neler anlatacak daha devam...

    Abilerim/Ablalarım bu bölümde ki sorular ve suçlamalar (belgeli) kimseye yapılamaz!Kendisine sonsuz güveni olmayan hatta ölmekten korkan bir adamın yazabileceği şeyler değil. :O Öyle işler yapmışlar ki OrtaDoğu'da bu da aynı şu durum medyada : Çocuk ev de odasından çıkar annesine seslenir -Anne odam da kendi imkanlarımla atomu parçaladım. Anne-Oğlum yerlere saçmasaydın bari kendin süpürürsün bak ona göre. Çocuk-......... Medya her şeyi bildiği halde öbür tarafa bakar (e beyin yaz tatilinde ;) ) Yine geldik medyaya yaa,iki ülkenin medyasının bu kadar ortak noktası olması inanın müthiş!Gurur duyuyorum medyamızla ;) ve bir kaç paragraf üstte yazdığım güzel iyi niyet dileklerimi arttırıp tekrar gönderiyorum.


    PETROL!!!
    Geldik 2054'e kitap bu kez bana MOORE'un çokta uzak olmayan gelecek kuşaktaki torunu ile konuşmasını anlattı (Rüya görüyormuş adam)Konuşma evlere şenlik,deli gerçekçi,deli eğlenceli :D
    Bitiverse!Evet petrol bitiverse kalmasa Kaput,Finish,End,Finito,Bitti olsa,damla kalmadı kardeş çıkmıyor artık dense :D oovvvv curcunaya bak sen!Gel de duyarsız kal ;) Ne eğleniriz ama,kibrit bile üretilmez''Mangalı neyle tutuşturucaz lan!!''Ne biliyim ya benim aklıma ilk mangal geldi :O Duyarsızmıyım neyim...


    TERÖR!!!
    İşte bir ortak yazgı daha.Bu bölümde de MOORE'un fikirlerini anlattı kitap bana,ondan duymuş ;) bazı bazı fısıldıyordu rahat ol dedim,fısıldamana gerek yok,aynı bela bizde de var.O anlattı ben ilginç gerçekten dedim ve çabucak yazıp geçmeye çalıştım,bu sorunu ve bu konuyu sevmiyorum...İş dünyasının ve Emperyalist güçlerin yine doğal kaynaklar için geri kalmış ülkeler de gizli servisleri eliyle çevirdiği dolaplara değinmiş MOORE.(Bu adam farkındalık adına hakikaten ciddiye alınmalı)


    VERGİ İNDİRİMİ!!!
    MOORE hakikaten deli bir şekil de takmış Bush'a ama onun Bush olduğu için değil inanın,o koltukta kim oturursa otursun adı ne olursa olsun aynı tavırla devam edeceğine emin olun.Hiç üşenmemiş Vergi Kanununa eklenen vergi indirimlerinden kendisinin (halkın) ve Bush ve ekibinin (ekibi derken iş dünyasından büyük çoğunluğu) ne kadar yararlanacaklarını eline hesap makinesi alıp kuruş kuruş hesaplamış.SONUÇ???Ee tahmin edin bakalım,o kadar da ayrıntıya girmeyeyim (siz bu sıralar çok hazırcı oldunuz farkındamısınız ;) )

    Bu adamın kafası bir değişik çalışıyor abi dedi kitap.Görüyorum gerçekten de öyle ama adamın sütten ağzı yanmış soğumasını bekliyor,bizimkiler gibi yoğurtla ilişkilendirmiyor,ne alakaysa dedim.

    Çok uzun oldu bu yorum yaa,kimse okumaz abi bunu,kaptırdın gidiyorsun yine diyerek uyardı,hakikaten öyle olmuş :D Neyse kısa keselim.

    DUYARLILIK ve FARKINDALIK adına MOORE ve benzeri adamlar nerede olursa olsun bulunmalı,ne yazarsa yazsın okunmalı...
    Bu kitap tavsiyedir.Bu normal bir Topesto (tanıyan tanır ;) ) sesiyle ''Tavsiye Ediyorum'' değil ;) Tamamen Tuzsuz Deli Bekir'in attığı nara gibi bir tavsiyedir (Bekir nereden geldi şimdi aklıma :O )

    Okuyun kardeşim.Bana ne USA'dan demeyin,tamam adam USA'yı yazmış ama bildiğin bizim memleketi anlatmış.Abilerim/Ablalarım hani bazı insanlar vardır ya,doğuştan manyak derecede şanssız,her şeyi düşünen,her şeyi kafaya takan,her şeyi yanlış gören hani okyanusta balık olsa bir geminin altında kalacak cinsten insanlar aha bu MOORE onlardan.Ben adamı çok sevdim.Bizim memlekete de lazım böyle adamlar.Yeni evli arkadaşlara sesleniyorum ''Dört (4) çocuk yapacağınıza bir (1) tane MOORE gibisini yapın,emin olun dünya daha iyi bir yer olur.

    ÖNCE EĞİTİM!!!!


    (Kim Okur ki Bunu yaaa)

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Güzel Günler.Teşekkür Ederim
  • 444 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Eğer bir kitap onu bitirdikten bir ay sonra dahi ‘Beni inceleee.. analiz eeeet.. beni görmezlikten gelemezsin değil mi?’ diye kımıl kımıl kulağınıza sokuluyor, peşinizi bırakmıyor, kendini ille de yazdırtıyorsa o kitap olmuş-uçmuş-pişmiş bir kitaptır. Evet 'Divan’ın haykırışlarına karşı koyamadım. Boynu büyük durdu sanki yorumumu esirgeyince. ‘Sen’ dedi, ‘Benden bu denli lezzet, bilgi, hayat ve alan dersi aldıktan sonra beni nasıl bir köşeye itersin?’ ‘Ölürüm Allah yakanı bırakmam!’ ‘Borcunu öde.’ Haklıydı. Bu borcu ödemezsem rüyalarımdan çıkmayacaktı. Ki bu kitabın bu kadar kült olup çok az yorum alması da beni üzdü. İşte böyle böyle kanıma girdi veled..

    Öncelikle birazdan hafiften psikoloji kavramlarıyla da süslediğim yazımda kitaba önyargı ile yaklaşırsanız suçlusu benimdir, kitap değil. Affola. Zira kitap herkesi kucaklayan türden. Kitabın dili son derece açık ve anlaşılır. Evet yer yer alan terimleri geçiyor fakat kitabın dilinin çok ağır olduğuna dair bazı yorumlara epey bi gönül koydum. Salt bu alanı ilgilendiren değil, her kitap okuyucusunun keyif alacağı ve yaşamını gözden geçirteceği bir kitap. Zaten Nietzsche Ağladığında’yı okuyanlar Yalom’un her kesime hitap ettiğini bilir. Siz efenim bu yorumlara kulak asmayın. Kitabın bunun aksine çok sıcak bir dili var. Çevirisini başta yapay hatta acemice, komik bulduğum ama sonrasında bana kitabı ve olayın geçtiği yeri içimizdeymişçesine hissettirdiği için sevdim, benimsedim, içime aldım. Kabulümdür. Çevirmen yahut yayınevi bu yolu bilinçli tercih ettiyse eğer onları tebrik ediyorum. Amerikan futbolunu bizim holiganlara dönüştürerek kitabı ısıttırmayı başarmış çünkü böylece. Fakat yok eğer hiç böyle bir amaç gütmediyse çok garip bi çeviri. İnşaallahlar, ekmek çarpsınkiler, Allahın izni ileler… Daha neler neler. Hayır şaka değil. Üstelik bir iki yerde de değil kitap boyunca bu üslup kullanılıyor. Özellikle kumarbaz hastamız Shelly’nin konuştuğu kısımlar evlere şenlik. Bir iki örnek vermezsem gözüm açık gider: “ ‘Hey Doktor, nassın yav? Vay, n’aber kız Sheila’ diyerek garson kıza bir öpücük gönderdi ve ‘Bana da Doktorun yediğinden getir’ dedi”. “Hişşş, Doktor. Şu ‘Bay Merriman’ı bırakalım artık. Bu alemde sizi, bizi bırakacaksın. Racona uyacaksın. ‘Shelly’ ve ‘Marshal’ anlaştık mı?”. İşte böylece Shelly’i kadırgalı Nusret’e çeviren Özden Arıkan’a selam olsun!. Her ne olursa olsun sırf bu detaylar bile kitabı okurken gülümsetiyor insanı..

    Kitap temelde psikiyatr/terapist/psikolog/psikolojik danışman v.b. meslek erbapları için çok mühim bir konuyu ele alıyor. Birçok alan kitaplarında geçen sıkıcı, bazen çok katı bazen ise yer yer ucu açık, muğlak, netlik kazanmayan/kazanamayan ve biraz da yerden yere, kişiden kişiye, olaydan olaya şekil alan ‘Etik’ konusuna yer veriyor. Olayların tamamı ise bu pencerede keyifle, baymadan, asla uyutmadan; tersine heyecanlı, merak uyandıran, roman havasının hakkını veren bir eda ile çerçeveleniyor. Bu etik mevzusunun içinde Danışan(hasta) ile Danışman(terapist) arasında geçen para, cinsellik, seks, duygusal aktarım, mesafenin ölçüsü, yakınlığın sınırı v.s. bir çok konu var. Ki bunlar alanımızın “işin içine girince bakarız yeaa” diye kulak ardı ettiğimiz, hocalarımız salık verince pekte ciddiye almadığımız epey önemli mevzular. Mevzularmış. Çünkü bunu kitabı okuyunca fark ediyorsunuz. Danışan ve psikolojik danışman arasında ki yoğun duygu aktarımının onları ne boyutlara iteceğini ve olayları nereye taşıyacağını bin nasihat yerine bir musibetle tek tek hatta birazda ufaktan kafaya tokmakla dokunarak gösteriyor. Zaten kitap terapist Dr. Trotter’in hastasıyla girdiği cinsel ilişkinin Psikanaliz Enstitüsü tarafından yargılanmasıyla başlıyor. Sonrasında kahramanlar, hastasıyla yaşadığı cinsel,duygusal,maddi sorunlarla çıkmaza giriyor. Bazısı hasta ile girilen bu ilişki boyutunun zararlarından yakınırken bazısı bu yakınlaşmanın terapinin doğasında var olması gerektiği savını inatla sürdürüyor. Öyle ki hasta ile terapist arasındaki seans ücretlerini bile samimiyetsiz ve çıkarcı bulduğu hissine kapılıyor zaman zaman. Danışan ile Danışman arasındaki ilişkinin merdümperest ve agape(Yunan mitolojisinde 4 sevgi türünden biri. Karşılıksız, boyut aşmış sevgiye tekabül eder) şeklinde olması gerektiğini vurguluyor. Ve Yalom gerçek yaşamda yıllarca bu konulardan kaçan terapistleri, kahramanları vasıtası ile romanında açık yüreklilikle konuşturuyor.

    Kitabın ele aldığı bir diğer konu günümüz modern psikanalizi ile kurallara hala sıkı sıkıya tutunan eski dogma psikanalizi kıyaslaması. Terapistlerin de sıkı analizlerden geçme şartını benimseyen Dr. Marshal ile psikanalizin artık çağdaş psikanalize geçilmesi gerektiğini alttan alta veren öğrencisi Dr. Ernest'in fikirleri temsili olarak sürekli karşı karşıya geliyor. Carl Rogers’ın: “ psikoterapist yetiştirmekle vaktinizi boşa harcamayın, asıl mesele psikoterapist olabilecek adamı seçmektir.” Sözü daha en başta temel fikri veriyor. Ayrıca eski kalıp teknikler yerine terapistin her hasta için yeni bir terapi dili, hastaya özel spontan terapi tekniği geliştirilmesi gerektiği dile geliyor. Ve bunlar hastayla işbirliği içinde gelişirse süreçteki iyileştirme gücüne dönüşmesinin vurgusu yapılıyor. Özellikle de hasta–terapist ilişkisinin artık sahicilikten uzak olmaması ve terapistin terapötik ilişki namına terapi süresince kendini daha sık açması gerektiğini öne atıyor. Daha sonra bu kendini açmanın sınırlarından, ‘hastanın yararına olacaksa kendini aç’a geliyor konu. Ve kitapta bu ilişki ileri boyuta giderse başımıza ne belalar geliri gösteriyor.

    Yalom tüm kitaplarında varoluşçu düşünceyi habire oraya buraya serpiştirir. Temelde bir varoluşçu olduğundan bu kitabının da tümünde bu düşüncenin hakim olmasını beklerken bizi sürprizlerle donatıyor. Varoluşçuluğun yanında Freud, Jung ve Fromm’ un izlerini görüyoruz sık sık. Yalom Dr. Ernest’i adeta kendi sesinden konuşturuyor.Rüya analizleri bir hayli ön planda. Ayrıca Freud’un dogmatizmine zıt olan Jung’un mistitizmi, personaları, köken aile teorisi, mitleri havada cirit atıyor. “insanın hayatının ilk yıllarında yaşadıklarının onu böyle programlamış olması ne kadar ürkütücü.” diyip Fred’un psikosekseksüel kuramının determinizmine atıfta bunulurken; Bir yandan da “Başkalarının kişisel sorumluluklarını gasp etme. Bütün kainatı emziren bir meme olmaya heves etme. İnsanların büyümesini istiyorsan, kendi ana-babası olmayı öğrenmelerine yardım et” o kadar diyerekten Fromm’a sürüklüyor bizi. Muazzam. Ama tabiî ki varoşsal terapiden de mahrum bırakmıyor bizi. Sorumluluk, kişisel seçimler, özgürlük ve bunların getirisi götürüsü hakkında düşündürtüyor. Alın yazım böyle imişe tokat vuruyor. Özellikle Marshal’ın son sayfalarda kendisiyle, seçimleriyle, paraya ve hayatındakilere atfettiği değerlerle yüzleşmesi varoluşa tam bir el sallama. Bakmayınız böyle terimsel anlattığıma, tüm bunları günlük bir havayla sunuyor. Marshal’ın eşine karşı koyduğu mesafe ve cinsel isteksizliğin, eşinin -eşi Budist ve ikebana (Japon çiçek tasarımı) terapisine merak salmıştır- bir açıdan Jung’u, Rollo May’i yahut Freud’un yani aslında Marshal’ın mesleki görüşüne kim ters ise onu temsil ettiği hissine kapıldığından ötürü bunu bir hakaret olarak algılayıp kin beslediğini fark ettiği büyülü an…

    Son olarak kitabın dokunduğu diğer mesele ise terapistlerin de özünde insan oldukları. Ellerin de sihirli değneğin olmadığı. Olsa zaten kel kalmayacaklarını vurguluyor. Klasik düşünce terapistin daima kendine hakim, duygusunu ölçülü ve yerli yerinde hiç şaşmadan ifade eden, yaşamındaki tüm problemlerin üstesinden gelmiş ermiş kişiler olarak görür. Ama onlarında zaafları olduğu, hastalarına karşı duygusal oluşumlar hissedebilecekleri, pot kırabilecekleri, hatta sık sık kendi hayatları ile çıkmaza girdikleri, öyle ki terapistlerinde bir terapiste ihtiyaç duydukları çoğusunun aklına gelmiyor. ‘Yok ya sen Psikolojik danışmansın halledersin’e yumruk atıyor. Terapistin merhem olması için en önce kendisinin ilaç alması gerektiğini yüksek sesle fısıldıyor..
  • 472 syf.
    ·4 günde·9/10
    Kitabımız adını sislerin içinde pastel renklerin birbirine dönüştüğü, güneşin kubbelerinde tutuştuğu rüya bir şehirden alıyor. Başkentte bulunan tüm binaların içini dışını hatta zeminini sedef ile kaplamak şahane ve olanaksız bir fikir. Okurken imkansızlıkların sözünün bile edilmediği alemlere yapacağınız yolculuk nefes kesici. Seriye yeni bir isim vermek yerine Elenium 4-5-6 diye devam edebilirdi. Benim gibi yazarla yeni tanışanlar yanlışlıkla Bu seriden başlasalar önceki serinin yaşatacağı süpriz şansını bulamayacaklardı.
  • Antolojinin hazırlıklarına ilk başladığımda bu kadar çok yazar ve eserle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Çoğu insanın kafasındaki yanılgılardan bazıları bende de vardı. Ancak listeyi hazırlarken son ana kadar adını daha önce bilmediğim pek çok yazarla karşılaştım. İleride bu antolojiyi sözlük olarak daha gelişmiş ve detaylı bir şekilde yazmayı da düşünüyorum. Bu çalışmayı da, “Türkler bilimkurgu yazamaz,” diyenlere ithaf ediyorum.

    Listeye basılı ya da elektronik dergilerde çıkan, çeşitli elektronik ortamlarda yayımlanan yazarları dâhil etmedim. Ele aldığım kriter en az 1 basılı yapıtının olmasıydı. Yazarların bütün eserlerini listeye almadım, sadece külliyatları içindeki bilimkurgu yapıtlarını değerlendirdim. Öyküleri seçki içinde yayımlanan yazarlar için * işaretini kullandım.

    Bütün dikkatime ve çabalarıma rağmen elbette bu antolojinin eksiksiz bir sunuma sahip olduğunu düşünmüyorum. Gözden kaçan yazar ve eserleri yorumlarda belirterek siz de bu seçkiye katkı sağlayabilirsiniz.

    Abdülkadir Doğanay
    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Adam Şenel
    Teleandregenos Ütopyasında Evlilik Hayatı (1968)

    Ozmos Kronos (1993)

    Afşin Kum
    Sıcak Kafa (2016)

    Ahmet Avcı
    Mars’a Yolculuk (2018)

    Ahmet Doğru
    Işığın Oğulları (2015)

    Reptilian (2017)

    Ahmet Tural
    Uzay Çocukları(1980)

    Akın Başal
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Poyraz’ın Gelecek Öyküleri Serisi (2018)

    Alev Alatlı
    Schrödinger’in Kedisi (Kâbus) (2011)

    Ali Demirel
    Ya da (2001)

    Zamanın Kaçak Yolcuları (2002)

    Acun 2 (1996)

    Ali Nar
    Uzay Çiftçileri (2002)

    Arzu Eylem
    Çok Çağı (2018)

    Aşkın Güngör
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)

    Gohor Serisi: Cam Kent (2003)

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Kurtlar Yolu (2011)

    Mesih’in Klonu (2012)

    Gohor: Kıyametten Sonra (2009, Gohor serisi tek cilt)

    Atilla İlhan
    Yengecin Kıskacı (2002, yalnızca Dr. Cemile Ceyda adlı öyküsüyle)

    Aydoğan Yazıcı
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Ayhan Yıldırım
    C-4000 Ufkun Ötesi (2013)

    Aysun Bitir
    Excido (2011)

    Ayşe Acar
    Yüzyıl: Bay Binet (2017)

    Yüzyıl 2: Yeşil Adam (2018)

    Ayşegül Engin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003, Robot ile Söyleşi)

    Badahan Canatan
    Adsız İnsanlık (2009)

    Bahadır İçel
    Benim Adım Z (2015)

    Bahar Korçan
    Gelecek Öyküler(2003)

    Barış Müstecaplıoğlu
    Osmanlı Cadısı: Bir İstanbul Bilimkurgusu (2016)

    Beyazıt H. Akman
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Burak Eldem
    Seni Tılsımlar Korur (2004)

    Fraternis: Kayıp Kitaplar (2006)

    Günbatımı Fandango (2007)

    2012 Mardukla Randevu (2008)

    Kozmik Okyanus (2011)

    Burak Özdemir
    Yıl 2binyüz2 (2002)

    Burhan Can Ahıpaşaoğlu
    C-4000: Ufkun Ötesi (2013)

    Bülent Kayran
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Bülent Özden
    Sonsuz Gençlik Tröstü (2007)

    Kozmik Tayyare (2012)

    Bülent Tanyolaç
    Sonsuzluğun Sırrı (1997)*

    Coşkun Hepyonar
    Geçmiş Olsun (e-kitap)

    Herşeyi Bilen Adam (e-kitap)

    Gümüş Kemikler(e-kitap)

    Sinek İkilisi (2018)*

    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Gültekin
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Cüneyt Uçman
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Çağdaş Bozkurt
    Bağlantı (2017)

    Çağıl Yaman
    Güneş Makinesi (2015)

    Doğu Yücel
    Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları (2000)

    Güneş Hırsızları (2014)

    Dost Körpe
    Zaman Sona Ermeli (1993)

    Günah Yiyen (1997)

    Kıyı (1998, şiir)

    Nötralizör (2010)

    Efekan Efeoğlu
    Gerçeğe Alınan Yol (2014)

    Efsun Önder
    9 (2009)

    Ege Görgün
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Engin Eryıldız
    Temas (2010)

    Ölüm Adası (2012)

    Sabaha Karşı Öyküleri (e-kitap)

    Erdoğan Ekmekçi
    Londra İnekleri (2005)

    Eren Sezen
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Esin Kıroğlu
    Nessehira (2013)

    Esra Avgören
    İlya’nın Sırrı (2013)

    Ethem Kocabaş
    Bir (2014)

    Fatih Çatallar: Evrenin Kapısı (1997)

    Dönüşüm (1995)

    Fatih Emre Öztürk
    Mut (2012)

    Andromedan-Bumerang’ın Ölümü (2013)

    Funda Özlem Şeran
    Dünyalılar (2016)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    GÖZ ATIN Bilimkurgunun Kısa Tarihi
    Gamze İstanbulluoğlu
    Omartha (2015)

    Giovani Scognamillo
    Dünyamızın Gizli Sahipleri (2007)

    Gökcan Şahin
    Düşlerin İzinde Seçkisi (2015, yalnızca Metal Fareler Kenti öyküsüyle)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017, Karavanlar Çağı öyküsüyle)*

    Yeryüzü Müzesi (2018, A-T-G-C öyküsüyle)*

    Gurur Asi
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Cam Dünya (1998)

    Gülten Dayıoğlu
    Işın Çağı İnsanları (1984)

    Gürhan Öztürk
    Varoluş (2013)

    H. Mükremin Barut
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Hakan Alpin
    1001 Soruda Çizgi Roman (2002)

    1001 Soruda Bilimkurgu ve Fantastik (2005)

    Çizgi Roman Ansiklopedisi (2007)

    Hakan Yılmaz Çebi
    Kara Divan: Yeraltının Gizli Tarihi (2006)

    3.Dünya Savaşı (2013)

    Haldun Aydıngün
    2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Başkan Oyunu: 2000’li Yılların Öyküleri (1991)

    Dağın Ötesi (1996)

    Boğaziçi ve Ötesi (1999)

    Planımız Katliam (2001)

    Gelecekten Öyküler (2003)*

    Toso: Dağın Ötesi (2006)

    Koyun Paradoksu (2009)

    Halil Gökhan
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Halil İbrahim Balkaş
    Yıldızlar Işıyacak (2001,aynı eseri 2002’de bir de yayınevinden bağımsız olarak kendisi yayımlamıştır.)

    Halil Kocagöz
    Uzaya Kaçış (2012)

    Hüseyin Tuğrul Atasoy
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)

    İhsan Oktay Anar
    Puslu Kıtalar Atlası (1995)

    İlknur Uğur
    Yansıma (2012)

    Karanlık Fısıltı (2016, Yansıma romanının tekrar yayımı)

    İmren Mutlu
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003,Yosun Kokusu adlı öyküsüyle)*

    Gelecek Öyküler (2003)*

    İskender Fahrettin Sertelli
    Makineli Kafa (1928)

    Kaan Arslanoğlu
    Sessizlik Kuleleri 2084 (2007)

    Kadir Özden
    Bir Başlangıç (e-kitap)

    Kazım Çende
    Andromeda’ya Dönüş-Durkonlar (2011)

    Kudret Alkan
    2080 (2017)

    Lami Tiryaki
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Levent Caşka
    Astera Kaşifleri: İçdünya Destanı (2015),

    Astera Kaşifleri: Türlerin İttifakı (2017)

    Levent Şenyürek
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Çıldırtan Kitap (2007)

    İsa’yı Beklemek (2013)

    Levent Tuğrul
    Ay Koruyucuları (Vigilante Lunaris)

    1. Kitap: Somata Et Gezegeni (2017)

    M.H. Kan
    Umay (2017)

    M.İhsan Tatari
    Yitik Öyküler Kitabı (2011)

    Yitik Öyküler Kitabı 2: Bilekbüken (2012)

    M. Ömer Nayır
    Türk Bilimkurgu Öyküleri (2003)*

    Mazlum Akın
    Türk Çocuk Edebiyatında Bilimkurgu (2009)

    Mehmet Açar
    Siyah Hatıralar Denizi (2000, ikinci baskısı 2005, üçüncü baskı 2018)

    Mehmet Barış Albayrak
    Kırmızı Top (2018)

    Mehmet Emin Arı
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Mehmet Mutlu
    Uzay 3981 (1999)

    Mehmet Sağbaş
    Barbar Yeni Dünya (2018)

    Mehmet Zaman Saçlıoğlu
    Kader Yıldızı Pars (2017)

    Meltem Özkaya
    Yeni Dünya-Ametist (2016)

    Metin Atak
    Gezegenler Savaşıyor (1970)

    Arena (1971)

    Metin Güçlü
    Evrenin Türk Bekçileri (2007)

    Hedef Dünya (2017)

    Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi
    Rüyada Terakki ve Medeniyet-I İslamiyeyi Rüyet (2012)

    Morpheus
    Beyaz Kelebek: Kopya Hayatlar (2017)

    Murat Kaya Beşiroğlu
    Aşk Algoritması (2018)

    Anlam Satan Android – Dünyalılar (2016)*

    Onsekiz – Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Ogox (2016)

    Murat Yılmaz
    Zenar’ın Geleceği (2012)

    Murathan Mungan
    Şairin Romanı (2011)

    Mustafa Ali Targaç
    Ölüm İlahları (1970)

    Arılar Tarikatı (2015)

    Mustafa Öncel
    7 Gezegenin Sırrı 2: Sır Açığa Çıkıyor (2014)

    Mustafa Resul Yalçınkaya
    Ambrosia Laneti (2012)

    Mustafa Semih Arıcı: Uluğ Bey
    Ganimid Savaşçıları (2002)

    Müfit Özdeş
    Asker Kaçağı (1991,Krrciysk adlı öyküsüyle)*

    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Son Tiryaki (1996, yeni baskısı 2018)

    Nevra Bucak
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Nihan Sarı
    Benek’in Masalı-Tuhaf Yolculuk (2011)

    Benek’in Masalı-Issız Gezegen (2011)

    İki Dünya Arasında (2016)

    Nurcihan Doğuç
    Hayalet Kentin Kadınları (2009)

    GÖZ ATIN Türk Edebiyatında Vampirler Dizini
    Olcay Şeker
    7 Pencere (2016)

    Hiçbir Zamana Ait Olmayan Adam (2017)

    Orhan Duru
    Yoksullar Geliyor (1982)

    Sarmal (1996)

    Fırtına (1997)

    Düşümde ve Dışımda (2003)

    Boğultu (2011)

    Orhan Seyfi Şirin
    Cennet Atları (1993)

    Orhan Yüksel
    Merihe Yolculuk (1966)

    Orkun Uçar
    Kızıl Vaiz: Derzulya (2002)

    Kült (2019)

    Ömer Faruk Yazıcı
    Pezevenk Gömleği – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Deux Ex Kaynata – Âlemlerin Çöpçatanı (2018)

    Ömer Serkan Turan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Öner Çayırlı
    1. Kâinat Savaşı 2050 (2012)

    Özcan Güler
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Özgen Biçgin
    Kayıp Rota (2018)

    Özgün Özerk
    Relorya (2011)

    Özlem Ada
    Fafa ile Mimi-Fafa Bilgisayarda (1995)

    Embriyogenesis (1997)

    Özlem Alpin Kurdoğlu
    Son Cephede Şafak (1996)

    Karanlığı Taramak (1998, Philip K. Dick çevirisi)

    Sıfır Noktası (1999, William Gibson çevirisi)

    Robot Öyküleri Antolojisi (2002, çeviri)*

    Yüreğin Zafere Çağrısı (2000)

    Alacaşafağın Rengi (2002)

    Gelecek Öyküler (2003)*

    Karanlık Uykusu (2006)

    Son Cephede Şafak (2003) 2.baskı

    Son Cephede Savaş (2000)

    Zamanda Kuşatma (2014)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Çemberkıran (2018)

    Pia
    GriTopya (2017)

    Rafet Arslan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Refik Halid Karay
    Hülya Bu Ya… (1921, hikaye)

    Refik Özdek
    Uzaylı Bargan’ın Dönüşü (1979)

    Sabri Gürses
    Boşvermişler: Bir Bilimkurgu Üçlemesi (1996)

    Sadık Yemni
    Hayal Tozu Gölgecisi (2009)

    Akisfer (2011)

    Zaman Tozları (2011)

    Ağrıyan (2012)

    Sokaklar Benim Yeniden (2011)

    Arafor (2012)

    Korkulobin (2012)

    Ela (2016)

    Selim Erdoğan
    Denizatı Vadisi (2012)

    İkibinseksendört: Bir Dijital Kara Ütopya (2013)

    Trinidad’ın Dönüşü (2015)

    Gofer Ağacı (2014)

    Selma Mine
    Uzay Yolu(1973)

    Renkli Ülkeler(1976)

    Tarihin Başladığı Gün(1979)

    Obi JS 927(1980)

    Unutulan Gezegen: Dunia (2002)

    Tanrıların Kenti- A’bab’ilu (2002)

    Ben Robot: Mekanik Adam Devri (1983, Isaac Asimov çevirisi)

    Semih Bulgur
    Düş Mühendisi 2123 (2018)

    Seran Demiral
    Hayat Üretim Merkezi (2015)

    Karanlıktaki Kadınlar (2018)

    Sercan Leylek
    Cydonia (2012)

    Piri Reis ve Nostradamus (2015)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Serdar Hamdi Semiz
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Serdar Yıldız
    İllet (2013)

    Karanlık Gökkuşağı (2014)

    Yüksek Doz Gelecek (2017)

    Sinem Ataklı
    Proje 2417 (2018)

    Soner Işıksal
    En Gerçek Dünya(2014)

    Suat Başkır
    Mekanik (2015)

    Biz Diğerleriyiz (2017)

    K-X İnsanın Vedası (2018)

    Süleyman Akdoğan
    Küller-Nayakun (2011)

    Ş. Yüksel Yılmaz
    M4Y4: Tehlike Yaklaşıyor (2016)

    M4Y4: Nesil (2017)

    Yerli Bilimkurgu Yükseliyor- Bilimkurgu Öykü Seçkisi (2018)*

    Şükran Tunç
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Şükrü Soydaş
    Gerçek 1.0: Geçmişe Dönüş (2017)

    Taner Güler
    Supra: Bir Parçacık Sonsuzluk (2015)

    Tevfik Uyar
    İz Odası (2011)

    GİO Ödülleri Seçilmiş Öyküler (2013)*

    Galaktik Tiyatro (2014)

    CCLXXX (2015)*

    Dünyalılar (2016)*

    Tek Kişilik Firar (2016)

    Yeryüzü Müzesi (2018)*

    Tolga RA
    İsyankâr (2016)

    Diktatör (2017)

    Ufuk Ata Bora
    Zaman Kaptanı (2012)

    Umut Altın
    Metal Fırtına 5-Tengri (2015)*

    Yüksek Doz Gelecek (2017)*

    Ümit Yaşar Özkan
    Bilimkurgu Öyküleri (2005)*

    Vedii Bilgin Hataylı
    Rüya mı Hakikat mi? (1943)

    Yeşim Demir
    GriTopya (2017)

    Yiğit Kulabaş
    Zamanya (2006)

    Yusuf Eradam
    Gelecek Öyküler (2003)*

    Zübeyir Tokgöz
    Küre (2006)

    Ongay (2007)

    Jüpiter’den Kaçış (2018)

    Zühtü Bayar
    Filler Mezarlığı (1991)

    Geyşa Android Şirketi (1999)

    Sahte Uygarlık (1999)

    Bilimkurgu ve Gerçeklik (2001)

    Kıyametten Sonra (Jack London çevirisi)


    Derleyen: Emrecan Doğan
  • Neler yazılmadı neler söylenmedi ki bu şehir için. Kimi bir kadına benzetti kimi onun kültürüne, tarihi güzelliklerine aşık oldu. Bazılarının aşkını, bazılarının nefretini kazandı.

    Ama İstanbul hep aşkın ve şiirin başkenti olarak kaldı.

    Ancak şu bir gerçek ki onu sevmek için ruhunu anlamak, insanlarıyla kaynaşmak, her saniyesinden zevk alıp rengarenk şivesini paylaşarak içsel ritmine ayak uydurmak gerekir.

    Bu şehri anlamak için öncelikle İstanbul’un gözlerine ihtiyaç var... Mesela Ondokuzuncu yüzyılda İstanbul’a bakan bir Doğu bilimcinin betimlemelerinin gücü ve berraklığı silinmeyecek şekilde hala zihinlerdedir. Şehir duvarlarının etrafında ağırbaşlı atlı araba gezileri, Ramazan’ın şenlikli geceleri, şehrin büyük kısmını yok eden büyük yangınlar, mezarlıkların arasında gezintiler, Küçüksu’daki piknikler… Hepsi, bir rüya şehrini yaratan sanatsal anlatımlardır.

    Evet İstanbul hep bir rüya şehri olmuş kadim bir medeniyetin mirasıdır... Ona bakan yerli ve yabancı gözler o rüya şehrinin farklı anlatımlarını yaptılar, şairler sayısız şiirler yazdılar, gezginler o rüyanın içinde kayboldular... Ama bugün bu şehre bakanlar nasıl bir rüya görür doğrusu onu kestirmek biraz zor.

    Çünkü bu şehri öylesine hor kullandık ki, bırakın güzelliklerini anlatmayı kimsenin rüya görmeye bile mecali kalmadı. Maalesef sermaye birikim rejimini kent rantlarına el konulmasına odaklamış kentsel politikalar ve inşaat odaklı büyüme stratejileri, İstanbul’u nefes almakta bile sıkıntı çekilen bir şehir haline getirmiş bulunuyor. Camilerin, çeşmelerin, medreselerin devasa gökdelenlerin gölgesinde ezildiği bir şehirde kim nasıl rüya görebilir ki...

    ***

    Tarih ve kültür artık kimse için bir kıymet ifade etmediği için, bu şehrin tarihinden, kültüründen bahsetmenin hala bir anlamı var mıdır bilemem ama, mesela başta Ayasofya ve çevresi olmak üzere inanılmaz bir yer altı zenginliğine sahip olduğumuz bir şehirde yaşıyoruz. Ayasofya’nın altındaki ve kadim İstanbul’un tamamına yayılan yeraltı ağı en az 1800 yıllık. 1929 yılında Çemberlitaş civarında yapılan arkeolojik bir kazıda dehlizlere rastlandığı ve antik kentin bazı noktalarına devam ettiği kazı raporlarına geçmiş. Çemberlitaş’ın karşısında 1930’lu yıllara kadar hizmet vermiş okulda yer altı kapı ve dehlizlerinin olduğu, bu dehlizlerin okuldan kaçmak isteyen çocuklar tarafından keşfedildiği raporlar arasında. Bir başka söylence de eski Bizans’ın merkezi olan Hipodrom (Sultan Ahmet Meydanı) ve civarının Aksaray’a ve daha ötelere giden yer altı galerileriyle döşeli olduğudur.

    İnanıyorum ki İstanbul’u sevmek hiç bitmeyecektir, bizim bütün hoyratlıklarımıza kıymetbilmezliklerimize rağmen... İşte şair dostumuz Ömer Erdem’in yeni şiir kitabı “İstanbul’a” çıktı bile... Eminim “Parmak ucuyla sevmek”şiiriyle İstanbul’u hissedeceksiniz..

    /istanbulun her harfine

                    bir kelime

                          bulsaydım

    her seferinde yine başa döner

    parmak uçlarıyla sever gibi

                            bir güzelliği

    öyle dokunurdum köşelerine

    gökyüzünün eksikliğine

    temmuz günü ateş sıcakta

    birden bir sokağa girince

    seni serinliği ile kucaklayan rüzgar

                                           bilirdim

     

    antik şehri kazan arkeolog

    ince ince dokunursa nasıl her şeye

    kırık dökük demeden

    hayat bilip her nesneyi

    nefesini tutar gibi keşifle

    öyle öyle severdim

     

    harem eski sarayın orada

    böyle bir gün yaşadım sabah erken

    ayaklarımın altındaki sesler

    birden denize doğru beni

                            sürüklediler

    biz dediler yapılıp yıkılan

    yıkılıp tekrar yapılan

    o İstanbul denilen ölümsüz yapının

    perileriyiz/

    Mehmet Ocaktan
  • Hayalgücü yeniden ayağa kalkmış, harekete geçmiş ve birden yeni bir dünya, yeni nefes kesici bir yaşam gözünü kamaştırarak ışıldamıştır. Yeni bir rüya, yeni bir mutluluk! O rafine, şehvet uyandıran zehirden bir yudum daha!
    Dostoyevski
    Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Rüknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

    bir mevsimin kıyısından tutarsan Rüknettin 
    kurak ovalara yağmur yağar 
    ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi 
    kalbin şiir olup vadileri sular.

    senin de vadilerin vardır Rüknettin! 
    kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini 
    kurtarıp o yangında ilk önce kalbini 
    niyedir, aynalarda azalır sesin.

    doktorum 
    ben bu kalbimi sarınır örtünürüm 
    kış gecelerinde onu yakar ısınırım 
    üşürsem helak olacağımdan korkarım.

    doktorum 
    gayya kuyusuna inmek istemem 
    bana bir ip uzat, yağmurlar istemem 
    aynaları kırarım, suretimi istemem 
    mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem

    ben hep aynalardan geçerim doktor, 
    aynalar benden geçer 
    Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı 
    doluşur içine narin böcekler 
    yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler 
    üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı 
    ben hep aynalardan geçerim doktor.

    günahları için ağlayan kim varsa 
    kanatları ile okşar onu melekler

    hep böyle midir 
    kalbin hep böyle yavaş mıdır rüknettin 
    aynalar sana bir savaş mıdır rüknettin 
    yârin dudaklarından trenler geçer de 
    kalbinin istasyonunda durmaz mı 
    sen hiç satrançta yenilmez misin 
    atına binip hep gidermisin rüknettin 
    bilmez misin atından ayrı düşen bir vezir 
    zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı 
    ve nihayet şahlar da aynalardan geçer 
    bir sen mi kalırsın bu rüyada rüknettin 
    herhalde hep böyledir 
    bu dünya sevenlere bir tuzaktır rüknettin

    Rüknettin'in kalbinin birinci muhasarası;

    buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik 
    konuşmayı unuttuyduk hâl diliyle söylediydik 
    duâ okuduyduk yağmur dilediydik 
    kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

    hoşgeldiniz. buyrun, işte kalbim. 
    adımı unuttuğum zamanlarda rüknettinim. 
    gövdesi ihlâl edilmiş bir yetimim. 
    şu kapıdan buyurun, az ilerisi benim kalbim.

    benim kalbim bir ıslah evidir doktor 
    yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde 
    benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir 
    kuştur 
    uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde 
    kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor 
    tıkanır, ölür metropollerde 
    ardından ağıtlar okunur.

    bir çiçeği uyandırmek için mi 
    söner bu ateşgâhlar 
    kaldırmak için mi yeraltını 
    o derin uykudan 
    kurur bu göl 
    ne var ne oluyor 
    neden türkü söylüyor fesleğenler 
    uzakta biri mi göründü 
    biri incil okurken düşüp bayıldı mı 
    bir rüya mı gördü yalnız keşişler 
    yeni bir ilim mi keşfedildi 
    ne oldu?

    adım rüknettin, tanışıyor olmalıyız 
    bir çay oçağında yahut bir merdiven başında 
    sunmuş olmalıyım kalbimi size 
    bakın! demiş olmalıyım henüz avladım onu 
    iğvanın zehrini boşalttığı kuyularda. 
    yalnız günah parlar zifiri karanlıkta 
    ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur 
    bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda 
    ay gibi ışıdığında bir aşk 
    bir mevsim yönünü şaşırdığında.

    hayret etmiş olmalsınız, kalbim 
    hazerfen misali havalanınca.

    korkarım sevgili doktor bu mektuba kendimi 
    üzerek başlayacağım 
    çabuk büyüyen bir çocuk gibi çeplerimin 
    nerede olduğunu unutacağım önce 
    ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.

    sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı 
    unutacağım 
    unutacağım hangi şehirde durursam yâr 
    beni karşılar 
    nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar 
    gülümseyen bir arap olacak yüzümün size 
    bakan tarafı 
    terkedip gitmelerin ağırlaştırdığı bir güz 
    olacak öte yarısı

    alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak 
    ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet 
    gönüllü mahlupları olacak hayatın doktor! 
    'yarından korkan adam' rüknettin böyle söyler.

    siz doktor yazabilir misiniz bir gülü yeniden 
    alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa 
    kabaran yağmuru yeraltına 
    ve bir aşkı ayrılığa 
    yakıştırabilir misiniz doktor 
    kanatlarında hüzün ve manolya 
    taşıyan kuşlarla konuşabilir 
    ve trampetimi geri verebilirmisiniz bana

    bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı 
    cenevizden geliyordum elimde mektuplarım vardı 
    elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı 
    benki rüknettindim kuşlardan bir ordum vardı 
    bir mevisimin ortasında kalakaldıydım

    bakkaldan manavdan değil 
    cenevizden geliyordum doktor 
    o kızın saçlarından geliyordum 
    yitirilmiş bir mahkemeden 
    galiba kalbimden geliyordum.

    o ayaklarını değdirdiğin deniz rüknettin, 
    yani yarın 
    o ıssız ve derin ülkesi yavrukurtların 
    içli kızlarım kederine ilişkin o hakikat 
    gün gelir seni açıklarında boğar 
    ve haykırır ardından terkedip geldikleri sulara 
    hiç ağ vurmamış balıklar; 
    eve dön! eve dön!

    dönersin aklında hüthüt kuşları kalır 
    ardında sevmeyen ve sevilmeyen bir adam kalır 
    ve rüknettin, senin kalbinden, her akşam 
    utangaç çocuklar yeryüzüne dağılır.

    güvercinler nasıl taşırsa ömrünü 
    öyle taşırsın sır misali kalbini 
    tabipler o yardan el çekerse 
    aynalar sırrına agâh olur rüknettin

    ne bir halvet olur sana bu dünya 
    ne tutuşan gövdene bir gölge 
    suskun balıkların dilini çözen rüya 
    gün gelir sana mihrap olur rüknettin.

    bir güle boyun eğdiren nedir 
    o aşk değilse 
    nedir kalbe çıkartılan 
    tutuklama emri 
    aşk değilse 
    Ah, o sığınaklardan 
    yitikleri toplayan 
    ve düşlere vuran gemi 
    nedir aşk değilse

    size kendimden bahsediyorum doktor 
    'biraz yağmur kimseyi inciltmez'

    iyi ruhların arasında dolaşan 
    bir gölgeden söz ediyorum 
    acıdan çatlamış kalbi 
    soğu dayanıklı kılan 
    bir bilgiden 
    terkedilmiş şizofrenleri 
    kendine çeken vadiden 
    keşişlerin hüznünden 
    ve bir aşk yüzünden 
    ayları karıştıran kişinin 
    tababeti ruhiyesinden

    size kendimden bahsediyorum doktor 
    'ben kar yağarken ıslanmam'

    benim öbür adım rüzgar 
    uğradığım orman 
    değdiğim kalp uğuldar