seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın, sözün, türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın

şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de

biz seni
tâ eskiden tanırız
hani göğüslerimize taş olur inerdin
avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

biliyorum
hiçbir tarih yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize 
mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını

seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın

ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

ve ibrahim'in baltasını
biliyorum

nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?

kim kimin yanında
kim kimin karşısında

meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki

seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın

öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize

pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin / ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...

ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor

seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz

hani siz, fatihler doğururdunuz...

gelin kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı

'elem yecidke yetimen feava'

ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü; sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk

kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları

gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek

bunu böyle bilin; ve
unutmayın..


Ferman Karaçam

MERHABA YÂR!
Melekler adedince, kâinat dolusu Merhaba Yâr!
Merhaba ey kalbimizde tek intizar!
Hoş geldin ezel ikliminden..
Şerefe boğdun, mest eyledin fani yuvamızı. Faniler adedince, zerreler adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey kalbimizdeki yangına medar!
Herkesin var bir sevdası. Herkeste bir gönül yarası. Her kalbin derinliklerinde biri yatar. Her kalp kendini bir yâre bağlar. Vallahi Sensin bize tek Yâr. Bunca kırık, bunca yıkık, bunca harap kalbimiz var. Bırakalım Sana meftun kalbimiz böyle viran mı kalsın? Şefkat dolu dokunuşunla bizi onarmaz mısın?
Merhaba ey dupduru gönüllere Yâr!
Ne varsa Sende var. Seni var edene sonsuz hamd-u senalar. Kalbimiz zikrinle çarpar.
Merhaba ey kalbimize nur olan Yâr!
Gelişinle yeryüzü pırıl pırıl, gökyüzü ışıl ışıl, haneler cıvıl cıvıl.. Zulüm saraylarında vaveyla koptu; kâhinlerin, ruhunu biçti cinnet… Bu gelen put kıran Muhammed . İbrahim’in oğlu, on sekiz bin âleme rahmet…
Rahmet sonsuzluğunca Merhaba Yâr! Yaralı yüreklerimizde hep ümit var. Nuruna hasret kaldı bütün kıtalar. Ellerinde güllerle bekleşir bak, dudakları ismine kanmış bütün çocuklar.
Hoş geldin ey yaratılmışlara Serdar…
Yaratılmışlar adedince Merhaba Yâr! Merhaba ey âleme iftihar! Kalbimizde hep yâdın var.
Sen var isen her şey var.. Sensiz kalp neye yarar. Merhaba ey cana can katan Yâr! Tertemiz ruhlar Seninle bahtiyar. Kalbimizde sevdan var.
Merhaba karanlık zamana güneş gibi doğan Yâr! Veyl olsun Sensiz geçen zamanlar.. Senin olmadığın yerde gurbet var. Merhaba çölleri gülşene çeviren Yâr!
Yükün altında büzülmüş, ezilmiş bir köle.. Siyah. Kâh ağlıyor, kâh inliyor. Sonra zulüm altında bir fakir.. Dışlanmış, tepelenmiş.. Hor ve hakir. Ötede toprağa gömülmüş minnacık bir çocuk… Kız. Hep birden ağlaşıyor, soruyorlar: ‘Nerde kaldı kurtarıcımız?’
Merhaba imdada yetişen Yâr!
Sen geldin cennet oldu dünyalar. Ve işte hayat dolu bir bahar. Seni gönderene bitimsiz şükranlar. Seni gönderenin salât ve selamıyla Merhaba Yâr! Sensizlik cehennemi kalbimizi yakar.
Bahtı karadır Seni kaybeden. Harap ve bitaptır ruh ve beden. Senin için geçilir candan ve her şeyden. Bana ne ağyardan, elden. Sensin ruhumu revan eden, beni Kıtmir-i zaman eden. Kalbimi şerha şerha aşkına Suzan eden.
Merhaba ey âşıklara kıble olan Yâr!
Sana kurban, Sana hayran Yusufların var! Adın anılınca Yâr; yanaklarında aşk kızıllığı yanar. Gözleri hep Seni arar, kalpleri hep Seni sorar, dilleri hep Seni anar. Ve mücahitlerin var, saf, saf dizilmiş; alınlarına Senin adın yazılmış.
Merhaba ey mücahitlere Yâr! Dünyalar dolusu derdimiz var. Bitmek bilmeyen hasretimiz var. Sensiz saraylar mezar. Sensiz cennet bile dar. Vuslatın umuduyla merhaba Yâr! Sana yangın, Sana ölgün kalbimiz var.
Sensiz Mekke öksüz kaldı, Medine yetim. Kudüs kan ağlıyor.. Bağdat kan ağlıyor.. Kabil kan ağlıyor.. Ve kan ağlıyor dört duvar arasında kalbim, Şam, Amman, Kahire… Sensiz kahır ve çile.. İstanbul, Konya, Amed… Meydanlarda güllerle bekliyor Seni ümmet.. Açe, Keşmir, İslamabad.. Ancak Seninle oluruz âbâd… Priştine, Saraybosna ve Mostar.. Her kıtada yetim ümmetin var. Gel ey mazlumlara Yâr! Sana tutkun kalbimiz var.
Merhaba ey Yetim Yâr!
Sensin yetimlere yâr. Sensiz her garip, her öksüz, her yetim ağlar. Bencileyin gariplerin senden başka kimi var? Merhaba ey kimsesizlere Yâr!
Sevdan bir usare ve biz içtik ondan kana kana; eriştik o eşsiz gülzare. Misk-u amber sünnetindir her derde çare. Sensiz insanlık avare; sönüp dökülür semada her sitare. Gel ey ışığıyla âlemi aydınlatan mehpare. Sensizlik gurbetinde yanan kalbimiz var, pare pare.
Merhaba ey derde derman Yâr!
Merhaba ey âleme sultan Yâr!
Merhaba ey Şah-ı devran Yâr!
Bir kalbimiz var.. Yalnız Sana giriftar. Rabbim ayırmasın Senden, sonsuza kadar…

Nurullah Gülsever 

Gonca Çolak, Böyle Bir Sevmek'i inceledi.
26 Mar 03:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

#KitapYorumu
#BöyleBirSevmek
#ŞiirGecesi
#SezginKöysüren

SUÇLUYUZ ÇOCUK

Ah üstü başı kir pas içinde, yüreği gökkuşağı renginde çocuk
Çiselenen yüreğinde saf tutamadık,öylece bakakaldık.(Suçluyuz)
Kelimeler kifayetsiz kaldılar,onlar birer birer döküldü dudaklarımızdan
Boğazımızda düğumlendi,yankılanmadı hüngür hüngür gülüşlerin
Yerini gözyaşı aldı tüm kaldırımların.(Suçluyuz)

Sakın ola affetmeyesin bizi çocuk,küfür dolusu bak gözlerimize
Bak ki resmi çıksın gökyüzünde tüm yetim kaldırımlarda
Küçük yüreğine sığdırdığın büyük korkular canlanıyor yüreğimizde
Hani o seni saklayamadığımız yüreğimizde.(Suçluyuz)

Oysa ne kadar çok korkardın,ellerin kir pas içerisinde eve geldiğin vakit
Ne kadar da masumdu annenden yediğin tokat
Yüreğine sığmazdı gülüşlerin,caddelerde yankılanırdı
Yetim kaldı sokaklar be çocuk,sahip çıkamadık haykırışlarına.(Suçluyuz)

Bu muhteşemmmm şiir kitabımızın ana teması genelde sevgiliye olan aşk ve acı ,anne sevgisi,anne özlemi, yalnızlık,paylaşmak.Şairimiz şiirlerinde tekrir(tekrar) ve kişileştirme sanatlarına bolca yer vermiş.Ayrıca serbest ölçüyle yazmış şairimiz şiirlerini.Üslubu çok süslü değil yani ağır bir dil kullanmamış.Bu yüzden de şiirleri çok akıcı ve anlaşılır.Tek kelimeyle muhteşem.Herkese tavsiye ederim.Yazarımızın yüreğine sağlık.

Ne kadar cok insanı seversek, asıl sevdiğimizi o kadar çok ve kuvvetli severiz.
Sevmek istiyorum 
Yalnızca sevmek
Yetim başı okşar gibi
Sular gibi bir çiçeği
Bir kuşun kafesini açmak gibi
Uçar gibi özgürlüğe
Sevmek istiyorum
Yalnızca sevmek
Dudağa konan nar-ı buse gibi
Bayramda anne eli öper gibi
Çocuğun salıncağa koşması gibi sevmek
Başım her secdeye düşüşünde
Seni içimde aminlemek
İman gibi tutmak sevdamı kalbimde
Günahsız değil
Tövbeli
Sevmek

Sevmek istiyorum
Yalnızca sevmek
Can pahasına
Yaratılış hikmetinin hakkını verir gibi 
Aşk için yaratılan on sekiz bin alem gibi
Miraçta titreyen dizler gibi
Ümmetim ümmetim diyen Resulün (s.a.v) dili gibi
Yalnızca sevmek

Ayette saklı duanın hürmetine
Kalbindeki sevdanın hürmetine
Gerdanındaki canın hürmetine
Allah için 
Senin için
Alem bir sevgi görsün
Onca insansızlıkların arasından 
Bunca ihanetlerin 
Soysuzlukların arasından sıyrılıp
Allah a sığınarak
Bir kaplan gibi, deli taylar gibi koşmak sana
Sana koştukça dinlenen ruhum için
Seni sevgi yapmak için
Cennete koşar gibi
Feda edilecek ne varsa lügatimde vermek
Korka korka
Can boğazdan çıkar gibi
Sevmek
Şimdi benden geriye adı sen olan bir sevgi kaldı
Canım bir kuşun kanadında ince bir tüy misali
Sana çırpınıyor yüreğim yalnızca sana
Sevmek istiyorum yalnızca sevmek
Yalnızca sevmek..

https://youtu.be/uM4bwo7tLTg

#nazımköyce

Kader
( Adam koltukta yatmaktadır. Elinde ısırılmış elma vardır, elinden kaymış düşmüştür. Etraf dağınık, kağıtlar etrafa saçılmıştır. Kapı çalar, adam dayanamaz kapıyı açmaya gider. )

ADAM – Ben sana kaç sefer diyeceğim Azray?. ( Şaşkın ) Siz kimsiniz?.
KADIN – Özür dilerim, apartman ışığına basacaktım ama sizin zile basmış oldum.
ADAM – Önemli değil canım.
KADIN – Siz Sır olmalısınız?.
ADAM – Tanışıyor muyuz?.
KADIN – Yok buraya büyük harflerle yazmışsınız da…
ADAM – ( Kapı Girişine bakar. ) Ha… evet… Sırrı olmayan bir sır ( Gülümserler. ) Siz?.
KADIN – Yeni taşındım aslında, hemen üstünüzde oturuyorum artık.
ADAM – Orası perili diye düşünmeye başlamıştık.
KADIN – Tık derken?.
ADAM – Ev arkadaşım, Azray… Sizi o sandım.
KADIN – Hım.. ( Gülümser. ) Anladım.
ADAM – Zaten anlayışlı bir kadın olduğunuzu sezmiştim.
KADIN – ( Tutamaz kendisini. ) Sizin de, esprili yanınız halinizden belli oluyor.
ADAM – ( Adam çıplaklığını fark eder, kapının diğer tarafına yaslanır. ) Çok özür dilerim, işte öyle bir anlık öfkeyle kalkınca, insan zararla oturuyor işte. Şey diyecektim, yardıma ihtiyacınız var mı?.
KADIN – Yok hallettik her şeyi, teşekkür ederim.
ADAM – Şey diyecektim…
KADIN – Dediniz az önce şeyi… ( Gülümser. )
ADAM – Yok, yani bir hoş geldin kahvesi arzu eder miydiniz, tabi ben hemen üstümü değiştirip, yapabilirim, üstümü derken, altımı yani?.
KADIN – Tamam olur, o zaman bende bu eşyaları bırakıp geleyim.
ADAM – Süper, nasıl tercih ederdiniz kahvenizi?.
KADIN – Orta…
ADAM – Baş üstüne, başımın üstünde yeriniz var zaten…
KADIN – ( Gülümser. ) Teşekkür ederim, tamam bekle hemen geliyorum ben. ( Kadın hızlıca gider. )
ADAM – Linda… ( Adam uzun bir süre anlamsızca durur. Kapıyı kapatır. ) Yok hayır, şaka olmalı bu... Linda… ( Yukarıya bakıp sevinir. ) Kahve!. ( Koltuğun orada ki pantolonu hızlıca geçirir. Mutfağa geçer. Kapı çalar. ) Ne çabuk!. Ama daha kahveleri yapmadım. ( Kapıyı açar. Azray elinde laptopuyla kapıdadır. ) Azray hiç hoş gelmedin, hemen sektire sektire git. ( Yüzüne kapıyı kapatır. Kapı hem zil, hem yumruklanır. ) Off!. ( Kapıyı açar. Azray bir hışımla içeri girer. )
AZRAY – Nereye gidiyorum oğlum burası benim de evim!.
ADAM – Yahu Azray!. Hayatımın kadını gelmiş, başımın üstüne konmuş, birazdan buraya kahve içmeye gelecek. Sen burada oturuyorsun, it’s a amazing!. Shit the fuck!.
AZRAY – Ne oldu oğlum heyecandan beynin mi yandı?. Tamam gelsin gideriz.
ADAM – Olmaz seni burada görürse ürke bilir.
AZRAY – ( Kahkaha atar. ) Niye lan! Hayatında insan mı görmemiş?.
ADAM – Bak sen öyle aralarsan topu, yok yok senin gibi bir kıl yumağı görmemiş, hadi biraz yumuşattım.
AZRAY – Oğlum kız nereden geliyor?
ADAM – Ya tutma beni lafa, daha kahve yapacağım, anlamıyor musun?. Ben sana böyle mi davranıyorum?. Üstümüze taşınmış, Linda oğlum o!
AZRAY – Üstümüze mi?. Ooo beyimizin telleri yanmış, sen benden gizli bir şeyler mi kullanıyorsun lan bu evde?. Oğlum yukarısı boş, az önce kedi kaçtı, onu çıkarttım dışarı, lan şimdi anladım… bende diyorum pantolonu niye giydi bu herif?. ( Adam hızlıca yukarı çıkar. Azray Laptopu açar bir şeyler tıkırdatır... Sır kapıdan girer üzgün ve anlamsız bir halde. ) Oğlum erken geldin, misafir bulduğunu da yerdi bir şeyler yeseydin…
ADAM – Ama…
AZRAY – Tamam oğlum olur arada, sakinleş, relax man, calmn down, okey?. Bak etrafın azına sıçmışsın zaten, yine bir şeyler mi yazıyorsun?.
ADAM – Linda…
AZRAY – Çok sarıyorsun oğlum, çok içine giriyorsun yazdıklarının, böyle olmaz, profesiyonel düşün lütfen. Yazdıkların sana hükmetmemeli, sen yazdıklarına hükmetmelisin, gel böyle koca oğlan… ( Adam gelir koltuğa Azray’ın kucağına uzanır. ) Sen bence yazma hacı, benim gibi ol, yazılımcı ol, kodlar türet. Eskide kalmış öyle hayallerde yaşamak, artık kodlarla orta da her şey.
ADAM – Linda, beklesem gelir mi?...
AZRAY – Şekicem Linda’na, tamam sakin ol oğlum, benimde vardı bir Manolyam, ne oldu sonra? Elalemin oldu, eminim onlarında şimdi Lindasıdır, Marifaritikosudur, anlatabiliyor muyum?. Yok işte, hayal ettiklerimiz, hayal ettiğimiz gibi olmuyor, olsaydı hayal etmemiş olurduk. Ya oğlum sen beni yaz, uzakta arıyorsun mevzuları, konu yakınında.
ADAM – Hayır, ben zaten huylandım zaten kardeşim de bir an öyle… Çok gerçekçiydi oğlum, ilk defa yaşadım bu mevzuyu anlıyor musun?.
AZRAY – Ben çok yaşadım. ( Adam doğrulur. )
ADAM – Sahi mi lan?.
AZRAY – Tabi oğlum sana her baktığımda, gerçekten böyle bir insan var mı acep, cidden yaşıyor olabilir mi, diye düşünmüyor değilim yani.
ADAM – Aman be geç dalganı sen…
AZRAY – Sır,
ADAM – Efendim.
AZRAY - Sana bir sır vereceğim.
ADAM – Bravo Zıbaray, İlkokul 3 esprileri ( Alkışlar ) Kahve içiyor musun?. Kime niyet, kime kısmet.
AZRAY – Yap içeriz… orta olsun…
( Işıklar söner. Açıldığında adam koltukta yine benzer pozisyonda uzanmaktadır. Yine etraf kağıtlar, Kapı çalar. Direnir kalkmamak için, sonunda dayanamaz kalkar. )
ADAM – Yahu senin anahtarın ( Kapıyı açar. ) sen?.
KADIN – Ama sen hala çıplaksın?.
ADAM – Nasıl yani?.
KADIN – Üstünü değiştirip, yani altını. ( Gülümser. ) Gerçi değiştirmek yeni bir boxer demek olur neyse anladın sen işte, kahveleri koymayacak mıydın?.
ADAM – Evet, ama sen yoktun?.
KADIN – Uyudun mu yoksa?
ADAM – Lan uyudum mu yoksa?.
KADIN – Pardon?.
ADAM – İnanmıyorum ya uyudum ben.
KADIN – Evet halbuki çok istekliydin?.
ADAM – Hala öyleyim. Yani kahve koymak konusunda, lütfen içeri geç lütfen, ( Koltuğun üzerinden Pantolonu alır. ) Biraz dağınık kusura bakma lütfen, orta içiyordun değil mi?
KADIN – ( Kadın etrafa anlam vermeye çalışarak ) evet… Bu kağıtlar ney böyle?.
ADAM – ( İÇERİDEN SESLENİR ) Sen keyfine bak geliyorum.
KADIN – ( Kadın koltuğa oturur. Yerden rasgele bir kağıt alır, okur. ) Gözyaşı doğdu geceye, doğup durmaktan, ölmeyi beceremedi. Tuhaf, öldükçe yeniden doğuyor aynı yerden, acaba bu spermi, kim akıtıyor gözlere?. Gözler çocuk sahibi, çocuklar yetim. Linda, ağlama yeter… ( ADAM Girer. Kahveyi uzatır. ) Sen şair misin?.
ADAM – Yok be canım, öyle kendimce karalıyorum bir şeyler diyelim.
KADIN – Şey mi yapıyorsunuz şu an, mübalağa.
ADAM – ( Gülümser. ) Yok henüz yapamadım.
KADIN – Ama çok güzeldi, gerçekten gözlerimize kim koyuyor acaba sperm mi?. ( Adam kahvesini içerken etkilenir. ) Şey diyeceğim…
ADAM – Evet…
KADIN – Linda kim?.
ADAM – Siz ( Toparlamaya çalışır. ) Yani sizin gibi bir bayan, yani kadın, hanım efendi.
KADIN – Bir özelliği yok mu yani?. Herkes gibi mi?.
ADAM – Yok, aslında çok özelliği var.
KADIN – Açıklayabilirsin bana Kerem?.
ADAM – Kerem mi?.
KADIN – Evet, Kerem?.
ADAM – Yani aslında ona çok benziyorsun.
KADIN – Kime Linda’ya mı?.
ADAM – Evet, yani O’sun diyebilirim, değilsen de o zaman Linda kim?.
KADIN – Tamam sen nasıl istersen, öyle olsun olur mu?. Sen yazarsın, istediğin zaman silersin.
ADAM – Peki sen nesin?.
KADIN – Kağıt… Her şeyini üzerime işliyorum…
ADAM – Şey diyeceğim…
KADIN – Tabi söyleyebilirsin Ekrem
ADAM – Kerem değil miydim?.
KADIN – Ekrem?.
ADAM – Linda sen misin?.
KADIN – Sen nasıl istersen öyle dedim değil mi?.
ADAM – Ama, sen yoksun, yoktun, yok…
( KADIN Adamı öperken ışıklar söner. Işıklar açıldığında Adam neredeyse Azray’ı dudaklarından öpecektir. )
AZRAY – Napıyorsun şu an mesela?. Kim var rüyanda?. Beni öpüyorsun şu an mesela, lan gorum gorum kafana!
ADAM – ( Fark eder. ) Hasiktir. Rüya mıydı lan, oğlum Azray kalk hastaneye gidelim.
AZRAY – O nereden çıktı?.
ADAM – İyi değilim abi ben, bir şeyler oluyor bana, Linda.
AZRAY – Yine mi Linda?. Birader, insanın ayarını bozuyorsun ama oğlum niye böyle büyük yaşıyorsunuz anlamıyorum. Yok öyle bir aşk, hep filmlerin, oyunların etkisi bunlar. Gerçekten seven insanlar buluyor oğlum birbirini ya da birbirlerine ait değiller başka doğruları bulduklarında fark ediyorlar. Hayat real anlıyor musun, gerçek, sana bir şey olduğu yok, sadece kabullenmiyorsun, kafanı yaşamak istiyorsun, ama öyle bir kafa yok kardeşim, kabullenmek istemiyorsun ama ben sana bir Sır vereyim mi?. Gerçekten… siz bundan keyif alıyorsunuz, yani yabancı yüzlere benim gibi Manolyayı yapıştırmaktan ve o yabancı yüzlerde aynı şeyi yapıyorlar zaten!. Lan oğlum hiç sevmem kendisini çok ama Şeykss Pirrr boşuna dememiş lan cidden “ Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup “ aşk “ sanıyorsunuz!. “ sen sanıyor musun ki bu adam yaşamadı?. Yaşadı ki yazdı, onun da mesela bir Juliet’i, ne biliyim, neydi, neydi, neyse boşver, vardı işte bir şeyleri ha! Hamleti, gerçi hamlet erkekti değil mi?. Ham atlet ( Sırıtır. Adam Yüzünü hiç bozmaz. ) Ya kardeşim hem adam tee ne zaman söylemiş azına sıçıyım, kapat oğlum ağzını sıçarım cidden. ( Ağzını kapatır. ) Biraz feyzlenin, bari adamın yaşına hörmet edin.
ADAM – Ben kendimi mi kaybettim acaba?. Adım ne benim?.
AZRAY – Sır…
ADAM – Yok hayır, Kerem…
AZRAY – Si Kerem, non capisco! Oggi a te, domani a me!.
ADAM – Ne?.
AZRAY – Yani diyorum ki, bugün sana olan, yarın bana olur.
ADAM – Hayır hayır, Ekrem…
AZRAY – Güzel kardeşim, senin adın Sır… Anlıyor musun?. Ve sen kafayı falan yemedin tamam mı?. İnatçılık ediyorsun diyorum sana. Ya her derdin bitti azına sıçayım bir Linda’sı kaldı. Oğlum kira var, ne biliyim elektirik var, su var, interneti var, kıçımın kenarı anca yatıyorsun boyuna.
ADAM – Şey diyeceğim…
AZRAY – Deme şey mey, gidiyorum ben… ( Kalkar ) Uslu dur… ( Çıkar gider. Adam pantolonunu giymiş olduğunu fark eder. Kadın havluyla saçlarını kurulayarak girer. Yeni duştan çıkmış gibidir. )
KADIN – Aşkım…
ADAM – ( Şaşkın ) Aşkım?.
KADIN – Neyin var senin?.
ADAM – Bende merak ediyorum, neyim var acaba?. Sanırım ben delirdim.
KADIN – Bundan on, on beş dakika önce formun gayet yerindeydi ama.
ADAM – Lan yoksa, bir saniye!. Özür dilerim lan diye bir giriş yaptığım için ama yapbozu tamamlamaya çalışıyorum. Biz burada en son öpüştük değil mi?.
KADIN – Evet...
ADAM – Azray yoktu?.
KADIN – Azray?.
ADAM – Ev arkadaşım.
KADIN – Ben geldiğimden beri onu, hiç görmedim Serhat.
ADAM – ( Sinirlenir. ) Serhat kim ya?.
KADIN – Sensin…
ADAM – Ya ben anlam veremiyorum, sanırım ara ara halüsinasyonlar görüyorum, yediğim bir şey mi dokundu acaba?.
KADIN – İyisin sen aşkım, hiçbir şeyin yok senin.
ADAM – ( Sırıtır. ) Aşkım?.
KADIN – Aşk… ( Omuzlarına biraz masaj yapar Adamın )
ADAM – Oy canım ya, Linda…
KADIN – Efendim erkeğim, paşam, haşmetlim!
ADAM – Allah allah!.
KADIN – Havluyu bırakıp geliyorum hemen, bekle beni.
ADAM – Hemen gel ya da dur gitme!.
KADIN – Neden?.
ADAM – Sen gidince, her şey de gidiyor, aklım gidiyor, sen aklımda bir hayal oluyorsun, gitme…
KADIN – ( Kadın adamı öper. ) Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?.
ADAM – Tamam… ( Arkasından bakar uzun bir mühlet. ) Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, ( Adım atarken ayağına takılan kağıdı alır okur. ) Kadın adamı öper. Korkma canım, buradayım, geçti o tüm olanlar tamam mı?. Adam – Tamam… Arkasından bakar uzun bir mühlet. Yoğunlaş kopma oğlum buradan, aklını başka şeylere ver ama buradan kopma, Kadın gelir. ( Kadın gelir. ) Adam… ( Kadına bakar. ) Hasiktir!. Nasıl ya?.
KADIN – Ne oldu hayatım?.
ADAM - Yaşadıklarımız?.
KADIN – Ne varmış yaşadıklarımızda Gürkan?.
ADAM – Ya değiştirme beni lütfen!. ( Kağıtlara bakınır. ) Yaşadıklarımız, hepsi yazılıyor mu?. Yoksa yazıldı mı?. Yoksa ben mi yazdım bunları?.
KADIN – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?.
ADAM – ( Adam sayfayı bulmuştur. ) Al buyur. Kadın – Hiçbir şey anlamıyorum dediğinden biraz daha açar mısın konuyu lütfen?. Adam – Bak.
AYNI ANDA – ( Adam kağıttan okur. ) Delirdin galiba sen?.
( Sessizlik. )
ADAM – Bir saniye… ( Diğer kağıtları arar. ) Devamı?. Devamı nerde?.
KADIN – Neyin devamı hiçbir şey anlamıyorum Ferit,
ADAM – Ya beni değiştirip DURMA!. LÜTFEN!.
KADIN – Teşekkür ederim Ahmet, hep bana kızıyorsun haksız yere!.
ADAM – Lanet olsun!.
KADIN – Biraz sakin olur musun?. Cengiz?.
ADAM – Lütfen!. Sus artık!. Sen Linda değilsin!.
KADIN – Hani ben oydum?.
ADAM – Sen o değilsin, bende senin dediğin gibi Cengiz, Ahmet, Serhat ve diğerleri değilim tamam mı?.
KADIN – Hani ben oydum?.
ADAM – Ya değilsin, değilsin işte, olsan olurdun, niye anlamak istemiyorsun?. Ben Cengiz değilim diyorum sana veya Kerem, değilim lan hiçbiri!. Anlıyor musun beni?.
KADIN – Hani ben oydum?.
ADAM – Sen o olduğuna inandın!.
KADIN – Sen demedin mi?.
ADAM – Evet, ben dedim özür dilerim!. Seni o sandım!.
KADIN – Hani ben oydum!.
( Azray kapıdan girer. )
AZRAY – Vay müdür! Ne yaptın ya?.
ADAM – Azray kağıtları sen mi karıştırdın, veya attın mı?.
AZRAY – Yenge kim?.
KADIN – Hani ben oydum!.
AZRAY – Af buyur yenge?.
KADIN – Hani ben oydum!.
AZRAY – Kim?.
ADAM – Ya Azray buradan kağıt mağıt attın mı sen?.
AZRAY – Hayır…
KADIN – Hani ben oydum!.
AZRAY – O’sun sen bacım, ne diyor bu ya?.
ADAM – Herhalde replikleri bitti.
AZRAY – Replikleri bitti derken?.
KADIN – Hani ben oydum!.
AZRAY – Lan O’sun desene oğlum sende?
ADAM – Tamam O’sun sen…
KADIN – Seni seviyorum!.
AZRAY – Vay…
KADIN – Aycan ben şimdi çıkıyorum tamam mı?.
AZRAY – Aycan kim ya?.
ADAM – Hacı ben delirdim…
KADIN – Aycan sana dedim?.
AZRAY – Ne olduğunu bir çözsem.
KADIN – Geç kalmam tamam mı?.
AZRAY – Memnun oldum ben Azray bu arada.
KADIN – Sana haber veririm, sende bir şey olursa beni ararsın. Bu arada ben Linda…
AZRAY – Memnun oldum Yenge. ( Adam ve Azray kadının gidişini izler… ) Ne oluyor burada Sır?.
ADAM – Abi kafamı toplayamıyorum.
AZRAY – Neden ki?.
ADAM – Ya Azray ağlayacağım sinirden…
AZRAY – Tamam sakinleş patron!. Otur şöyle, 5,4,3,2,1 sakinleş 5,4,3,2,1 nefes al, ver.
ADAM – Az –
AZRAY – Dur hemen konuşma bekle… bir kafanı toparla, hiç iyi gözükmüyorsun!.
ADAM – Tamam…
AZRAY – Evet?.
ADAM – Bir saniye…
AZRAY – Aha kafası geldi.
ADAM – Sen o kadını gördün mü?.
AZRAY – ( Taklidini yapar. ) Hani ben O’ydum!. Hani ben O’ydum!.
ADAM – Gördün yani?.
AZRAY – Sende takılı kaldın galiba?.
ADAM – Ya Azray, ben yazdığım şeyi yaşamaya başladım galiba.
AZRAY – Bunu yeni mi anladın?.
ADAM – Nasıl?.
AZRAY – Dedim ya ben sana çok içine giriyorsun, yazarken yaşıyorsun diye…
ADAM – Hasiktir!. Yazdığım şeyi yaşıyorum!.
AZRAY – Ahanda Şok Tiyatrosu!.
ADAM – Sana niye bu kadar doğal geliyor mevzu?. Sen şaşırmıyor musun?.
AZRAY – Artık o kadar çok şaşırdım ve şaşırmaya devam ediyorum ki, tepki veremiyorum güzel Sırrım benim…
ADAM – Bu kadın nereye gitti ki?.
AZRAY – Ne biliyim oğlum sen yazıyorsun, ben mi yazıyorum!.
ADAM – Gördün mü sen kadını hala cevap vermedin?.
AZRAY – Sır… Üzülerek söylüyorum, gördüm ama oğlum ben senin harbi delirdiğini düşünmeye başladım. Şimdi sen diyorsun ki bu kadını, ben yazdım öyle mi?.
ADAM – Öyle kağıtlar da replikleri yazıyordu.
AZRAY – E nerde oğlum kadın?.
ADAM – Ne biliyim?
AZRAY – Madem yazarı sensin, o zaman kadın nerde?.
ADAM – Bir saniye… ( Masanın başına geçer. Yazmaya başlar. ) Kadın içeri girer. ( Kadın evin kapısından içeri girer. )
ADAM / AZRAY – Hasiktir!.
AZRAY – Vallahi geldi lan!. Bir tane de bana yazsana hacı!.
ADAM – Bir saniye, Kadın –
İKİSİ AYNI ANDA – Benim adım Linda.
AZRAY – Vay anasını!.
ADAM – Linda, sen isen lütfen sabit kal yalvarırım. Değişme lütfen ve değiştirme beni!.
KADIN – Anladım artık her şeyi…
ADAM – Gerçekten mi?.
AZRAY – Gelin gelin önüme geçin…
KADIN – Evet… Geç oldu ama öğrendim, özür dilerim her şey için.
ADAM – Asıl ben özür dilerim…
KADIN – Hep sen haklıydın, evet artık kabul ediyorum.
ADAM – Hangi konu da?.
KADIN – Hepsi…
ADAM – Linda?.
KADIN – Evet ben O’ymuşum, inatçılık ettim.
ADAM – Ya ben?.
KADIN – Sen benim Sırrımsın…
AZRAY – Ve iki mutlu çift gibi sarılırlar!. ( Adam ve Kadın Sarılırlar!. ) Çok klişe oldu!. Ayrılın… ( Kadın ve Adam ayrılırlar. ) Gelin yanıma oturun… İşin tuhaf tarafı ne biliyor musunuz?.
ADAM – Ne?.
AZRAY – Siz yoksunuz…
KADIN – Evet?.
ADAM – Ne?.
AZRAY – ( Kadına ) Kusura bakma, bunu biraz yaratırken asalak oluşturdum karakterini, geç anlıyor. Gerçi beni canlandırıyor ama mevzuyu geç anlıyor.
ADAM – Nasıl yani?.
AZRAY – Oğlum sen yoksun…
ADAM – Nasıl yani?.
AZRAY – Baya…
ADAM – Linda?.
AZRAY – O da yok…
ADAM – Nasıl yani?.
AZRAY – ( Kadına ) Biraz asalak oluşturduğumu söylemiştim değil mi?. Linda da yok… Yani aslında varsınız ama, kodlardan ibaretsiniz. Yazılımlardan oluşturduğum bir robotsunuz o kadar. Bilinçaltımı tazeliyorum sizle, güzelleştiriyorum desem yeridir. Neler yaşadığınızı çok iyi anlıyorum, çünkü bende yaşadım. Belki bende yokumdur ne dersiniz?. ( Projeksiyondan bu kısımlar WORD sayfası olarak sahneye yansır. ) Belki beni de şu an biri yazıyordur olamaz mı?.
ADAM – Olabilir.
AZRAY – Hadi siz beni gördünüz, mutlu sona erdiniz, hafızalar sıfır!. Ya ben, onunla konuşabilecek miyim acaba?.
ADAM – Evet şu an konuşuyor olabilirsin mesela…
AZRAY – Hasiktir lan!. Beni teşkoya mı getirmeye çalışıyorsunuz?.
ADAM – Yo…
KADIN – Sende yoksun…
AZRAY – Yok artık…
ADAM – Evet…
AZRAY – Yapmayın gençler, bunu kaldıramam…
ADAM – Kaldırırsın, tabi böyle yazılırsa, neden olmasın?.
AZRAY – Oy… İliklerime kadar soğudum resmen… Yani hiçbirimiz yokuz öyle mi?.
ADAM – Evet… ( Karakterler Seyirciyi Görür. )
HEPSİ AYNI ANDA – Hasiktir!.
AZRAY – Ne yani lan? Hepsi bir Tiyatro Oyunu muymuş?.
ADAM – Hacı niye kızıyorsun ki, yoksun :)
AZRAY – Aga ben rolümü acayip sahiplendim ya!
KADIN – Emir neyi keserdi.
ADAM – Demiri keser.
KADIN – O kadar keskin yani.
AZRAY – Yazar boş yapıyor şu an.
ADAM – Hep biz mi yapacağız?
AZRAY – Vay anasını kendini güvene aldı.
KADIN – Adam şu an çayını içiyor biliyor musunuz?.
AZRAY – Kızım o bilgiyi bize vermedi sana verdi, sayende öğrendik, teşekkürler Linda. Gerçi sen artık Linda değilsin.
ADAM – Aslında hepimiz O ‘nun ürettiği hayalden ibaretiz, burada ki her şey canlı cansız…
AZRAY – Öyle mi?. Seni hep salak hayal etmiştim ama zekisin.
KADIN – Benim repliğim için baya düşündü, ne yazacağını sapıttı.
AZRAY – Boş yapacak yer arıyor diyorum anlamıyorsunuz.
ADAM – Biz onun beyninin içindeyiz hacı.
AZRAY – Zeki çocuk bu ya!. Neyse ben ona da dertleniyorum.
KADIN – Kime?.
AZRAY – Yazar ve burada ki herkese…
ADAM – Neden ki?.
AZRAY – Sanırım onlarda bizim gibi ama daha mevzu onlarda patlak vermedi.
( OYUNUN BİTİMİNE SON 3 DAKİKA…
BUNDAN SONRASINI ARTIK KADER YAZAR…
AMATÖR YAZAR’DAN BURAYA KADAR…
OYUNCULAR KARAKTERİNDEN SIYRILIP ÖZLERİNDE NASIL DİLERLERSE DAVRANSINLAR. OYUN GÜNÜ,
OYUNUN SONUNU, KADER BELİRLEYECEKTİR…
BAŞ YAZAR’A SEVGİLERİMLE… )

Aykut, Üstü Kalsın'ı inceledi.
 14 Eki 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Gün boyu elimde bu kitapla gezdim, otobüste,parkta fırsat buldukça açıp okudum bazen 3 sayfa bazen 10 sayfa. Duyguları, dizelere ilmek ilmek işliyor Cemal Süreya. Naifliği,yüreği şiir yoluyla okuyucuyu da içine alıyor. Her birinin anlamı,derinliği o kadar güzel ki. Ama tabi başka yönleri de var Cemal Süreya'nın.

Biz onu şiirleriyle,dizeleriyle tanıdık.Aslında çok önemli bir yanı daha var. Öğrencisi bilirsiniz, Sunay Akın'dır. Hatta Sunay Akın ''Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği'' de kurmuştur anısına. Sunay Akın onu çok daha güzel anlatır ama internette bahsedeceğim konu ile alakalı video,bilgi var mı bilmediğim için, yine onun anlattığı hikayeyi ben yazmak istedim.

1915 Çanakkale Savaşında Gülbeyaz adında bir kız vardır Erzincan'da. Babası da savaşta şehit olmuş, yetim kalmış. Bir gün ''Süslü Hüseyin'' adında bir adam kamyonla geçer bu köyden ve Gülbeyazı görür.Ondan çok hoşlanır,gönlünü ona kaptırır. Hüseyin'e süslü lakabının takılmasının nedeni, her zaman takım elbise giyiyor olmasıdır.Zamanla,Gülbeyaz'a karşı duyduğu aşk,karşılık bulur. Evlenirler,dört tane de çocukları olur. Bir tanesi hastalıktan,fakirlikten ölür. İkisi kız bir erkek çocukları kalır sadece.Erkek oğullarının adı Cemalettin Seber'dir. Cemallettin Seber, okulunu okur,çok başarılı bir öğrencidir ve Mülkiye'yi kazanır.

1965 yılında müfettiş olmuştur artık. Ve bir gün, Çanakkale defterdarlığını denetlemek için Çanakkale'ye gider.Kaldığı otelin lobisinde beklerken etrafta bir sürü insan görür,merak eder kim bunlar,şüphelenir.Kulak misafiri olur ve anlar ki Çanakkale'den kalan o silahlar hurdaya veriliyor, o kişilerde hurda tüccarı.

Amaçları Çanakkale'den kalan silahları,tarihi eserleri,anıt eserleri satmak. Bunu duyan Cemalettin Seber tam 2 ay boyunca onlar bu milletin değerleridir,satamazsınız diye uğraşır. Tehdit edilir, ''Sanane,sana mı kaldı'' derler.O vazgeçmez işini gücünü her şeyi bırakır bu işin peşine düşer ve sonunda başarır.Çanakkale'den kalan o silahları,anıt eserleri tek başına savunmuştur.Ve Cemalettin Seber adında ki o kahraman insan karşımıza Cemal Süreya olarak çıkar.

Ahmet Yetik, bir alıntı ekledi.
02 Eki 2017

Ruknettin'in Kalbi için Kehanetler
Ruknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.
Bir mevsimin kıyısından tutarsan Ruknettin
Kurak ovalara yağmurlar yağar,
Ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
Kalbin şiir olup vadilerini sular.
Senin de vadilerin vardır Ruknettin!
Kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
Kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
Niyedir, aynalarda azalır sesin.
Doktorum
Ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
Kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
Üşürsem helak olacağımdan korkarım.
Doktorum
Gayya kuyusuna inmek istemem
Bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
Aynaları kırarım, suretimi istemem
Mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
Ben Allah'ı isterim.
Ben hep aynalardan geçerim doktor
Aynalar benden geçer.
Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı,
Doluşur içine narin böcekler
Yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
Üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
Ben hep aynalardan geçerim doktor!
Günahları için ağlayan kim varsa
Kanatlarıyla okşar onu melekler
Hep böyle midir
Kalbin hep böyle yavaş mıdır Ruknettin?
Aynalar sana bir savaş mıdır Ruknettin?
Yârin dudaklarından trenler geçer de
Kalbinin istasyonunda durmaz mı
Sen hiç satrançta yenilmez misin
Atına binip hep gider misin
Bilmez misin? Atından ayrı düşen bir vezir
Zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
Ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
Bir sen mi kalırsın bu rüyada Ruknettin
Herhalde hep böyledir
Bu dünya sevenlere bir tuzaktır Ruknettin!
Buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
Konuşmayı unuttuyduk, hal diliyle söylediydik.
Dua okuduyduk, yağmur dilediydik
Kalbinizi kuşatmaya geldiydik.
Hoşgeldiniz. Buyrun. İşte kalbim.
Adımı unuttuğum zamanlarda Ruknettin'im
Gövdesi ihlal edilmiş bir yetimim.
Şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.
Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
Tıkanır, ölür metropollerde.
Bir çiçeği uyandırmak için mi
Söner bu ateşgahlar
Kaldırmak için mi yeraltını
O derin uykusundan
Kurur bu göl
Ne var ve ne oluyor
Neden türkü söylüyor fesleğenler
Uzakta biri mi göründü
Biri İncil okurken düşüp bayıldı mı
Bir rüya mı gördü yalnız keşişler
Ne oldu?
Adım Ruknettin, tanışıyor olmalıyız
Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
Sunmuş olmalıyım kalbimi size
Bakın! demiş olmalıyım henüz avladım O'nu
İgvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
Yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
Ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
Bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
Ay gibi ışıdığında bir aşk
Bir mevsim yönünü şaşırdığında.
Hayret etmiş olmalısınız, kalbim
Hezarfen misali havalanınca.
Korkarım sevgili doktor,
Bu mektuba kendimi üzerek başlayacağım
Çabuk büyüyen bir çocuk gibi,
Ceplerimin nerede olduğunu unutacağım önce
Ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.
Sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı unutacağım.
Unutacağım, hangi şehirde durursam yar beni karşılar.
Nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
Gülümseyen bir arap olacak yüzümün size bakan tarafı,
Terkedip gitmelerin ağırlaştığı bir güz olacak öte yarısı.
Alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
Ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
Yarından korkan adam, Ruknettin böyle söyler.
Siz doktor, yazabilir misiniz bir gülü yeniden
Alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
Kabaran yağmuru yeraltına
Ve bir aşkı ayrılığa
Yakıştırabilir misiniz doktor
Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan
Kuşlarla konuşabilir
Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana?
Ah kalbin Moğolları! Size verecek ne kaldı
Bir kitap olup yandı da o
Külünden zehir kaldı
Bir hayal olup uçtu da
Gökte melekler bağırdı
''eve dön, eve dön!''
Döndüm ki; şehrin ağrıları üstüme kaldı
Bulvara uzanmış diskotek kızları/o melul orospular/
Süpermarketler, bankalar
/yani toplu insan mezarları/
Üstüme kaldı.
Size ne denir ey kalbin istilacıları
Barbar denir,'bir hayal yıkan' denir.
Alın O'nu da götürün, bir kalbim kaldı.
Bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
Cenevizden geliyordum, elimde mektuplarım vardı.
Elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
Bir mevsimin ortasında kalakaldıydım
Bakkaldan manavdan değil,
Cenevizden geliyordum doktor
O kızın saçlarından geliyordum
Yitirilmiş bir mahkemeden
Galiba kalbimden geliyordum.
Bir güle boyun eğdiren nedir
O aşk değilse
Nedir kalbe çıkartılan
Tutuklama emri,
Aşk değilse.
Ah, o sığınaklardan
Yitikleri toplayan
Ve düşlere vuran gemi
Nedir aşk değilse
Size kendimden bahsediyorum doktor
Biraz yağmur kimseyi incitmez.
İyi ruhların arasında dolaşan
Bir gölgeden sözediyorum.
Acıdan çatlamış kalbi
Soğuğa dayanıklı kılan bir bilgiden
Terkedilmiş şizofrenleri
Kendine çeken vadiden
Keşişlerin hüznünden
Ve bir aşk yüzünden
Ayları karıştıran kişinin
Tababet-i ruhiyyesinden
Size kendimden bahsediyorum doktor
Ben kar yağarken ıslanmam.
Benim öbür adım rüzgâr
Uğradığım orman
Değdiğim kalp uğuldar.
Deki bulunur elbet
İyi bir hal üzere kaybolan kişi

Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza, Kemal SayarBütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza, Kemal Sayar