• O gece Mahmut’la Dirmit gözyaşlarını yastıkların üstüne yatırıp yorganlara sardılar. Usulca kalkıp gün ağarmadan odadan çıktılar. Ayakparmaklarının ucuna basıp aralığa merdiven kurdular. Dama tırmandılar. Bağdaş kurup kiremitlerin üstüne oturdular. Şehrin en yüksek tepelerinin birinin üstünde, al kiremitlerin başında arkadaş oldular. O geceden sonra, her gece, evdekiler uyur uyumaz sıcak yataklarından doğrulup dama çıktılar. Terli göğüslerini rüzgara açtılar. Birbirlerine sokulup uzakta yanıp sönen ışıklara, parıldayan denize, tepelerin üstünde hışırdayıp kayan, gri bulutları aralayan aya baktılar. Ay gelip üstlerinde durdu. Deniz köpürüp dalgalarım yıldızlara vurdu. Yıldızlar söndü.
  • Orda şehitler Afgan
    Derler ki gel iman armağanıyla boyan

    Kan sancağı
    Cennet sedirlerinin basamağı

    Yanlarında savaş atlarının cezbesi
    Her biri islâm ocaklarının gözbebeği

    Fidan gibi
    Demir yapılı çocuklar şehit fideliği

    Serinliği koşuyor nehirlerinin cennet
    Bildikleri yalnız emret! emret!

    Bir dalga ki
    okyanus yavrusu

    bir dalga
    bedir'den besli

    mübarek kalblerinde
    fatma ve meral isimleri

    bir uçlarından yaktılar mı
    kağıt gibi tanklar

    elbet şehitler
    kırmızı ışıklar çelik ışıklar

    bu renkler bu renkler
    kaslar kayalara çalınmış gibi

    dil uçlarında ünlü ruhlar
    analar dualar dualar

    bir gül açtı şöyle bir gül açtı: besmele
    baskın emri rehber'in emrinde

    bu kalkış gece akınına
    yatsı geliyor aralarına

    menekşe soluklarıyla
    önlerinde diz kırıyor gece

    yıldızlar üstlerinde
    bakışlar kırpışırlar dikkat içinde

    bir omuzun delinmiş
    heryana hâlâ dağlar düşüyor

    gözkapakların gittikçe ağır
    damarlarında sanki bir fil kalabalığı

    yaran sıcak ve buğulu ateşleriyle
    alıyor gövdeni içine

    başında bir mücahit dost nöbette
    sanki dünya sanki kainat tehlikede

    orda şehitler Afgan
    aşk adı cennet sedirlerinin basamağı
    -Cahit Zarifoğlu