20 Temmuz 1971'de Francisco Presedo adlı bir arkeolog, kendisine dünya çapında ün kazandıran bir keşif yaptı. İspanya'nın güneyindeki Granada eyaletindeki Baza şehrinde, Cerro del Santuario adlı bir tepedeki nekropolde yaptığı kazılar sırasında, 2,60 metre genişliğinde ve 1,80 metre derinliğinde bir oyuk açtı. İçeride, silahlar da dahil olmak üzere zengin bir dizi mezar eşyasıyla birlikte oturan bir kadının boyalı bir heykelini buldu; bunların hepsi yaklaşık 2.400 yıldır orada yatıyordu. Presedo, MÖ 4. ve 2. yüzyıllar arasında İber Yarımadası'nın güneydoğu bölgesinde yaşayan Roma öncesi bir halk olan Bastetani'ye ait bir sanatçı tarafından yapılmış muhteşem bir heykel olan Baza Hanımı (la Dama de Baza) olarak bilinen şeyi yeni bulmuştu. Adı, aynı dönemde yapılmış daha ünlü bir başka heykel olan Elche Hanımı'nı anımsatıyor. Arkeolog, dehşete düşerek heykelin orijinal renklerinin her saat solduğunu hemen fark etti. Presedo bir kutu saç spreyi aldı ve Baza Hanımı'nı bununla kapladı. Ancak şimdi, bilim insanları renk paletini geri kazandırmak için 21. yüzyıl teknolojisini kullanıyorlar. Bu, Baza Hanımı'nı "toplumun üst ve zengin sınıflarını temsil eden, seçkin, gerçek bir İber kadınının görüntüsü" olarak görmeyi mümkün kıldı. Raporda, "Kadının yaratıldığı ve boyandığı atölyenin, yüzünü ve ellerini nüanslı cilt tonlarında boyayarak ve pelerini ve tunikini gerçekten giyilen renklere boyayarak [gerçek kadının] fiziksel görünümünü ve kıyafetini sadakatle yeniden üretmek istediği" belirtiliyor. Bu yöntem ayrıca heykelde kullanılan pigmentleri belirlemeye de yardımcı oldu: Mısır mavisi için kalsiyum bakır silikat, kırmızı için cinnabar, toprak için toprak, beyaz için alçı ve siyah için kömür. Ayrıca mücevherleri gümüş gibi göstermek için onları kaplayan çok ince bakır yaprak
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Reklam
Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın Bugün doğum günü (20 Haziran 1914) İYİ Kİ DOĞDUN MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ... 1914 doğumlu, çok değerli Muazzez ilmiye Çığ'ın bir konuşmasından... -Kurtuluş savaşını yaşadık. Lozan'ın heyecanını, yokluğun rezaletini. Sonra Cumhuriyet ilan edildi. Ve ülke, bambaşka bir çehreye bürünmeye başladı. Hepimizin arzusu bir an evvel, adam olup memlekete yardım etmekti. Çünkü çok ihtiyacı vardı. Hiçbir şey yoktu. Yol yok, fabrika yok, okul yok. O 15 yıl içinde yapılanları hatırladıkça, şaşkınlığa düşüyorum. -O gittiğiniz okullardaki gençlere de bunları mı anlatıyorsunuz? -Evet, çünkü anlamıyorsunuz. Çünkü sizler, var olana doğdunuz. Sümer çocukları gibi. Onlar da, ''Bu şehirleri Tanrı'lar kurmuş, biz de buralarda yaşayalım'' demiş, aynen sizin gibi. Herkes atıp tutuyor şimdi. O zaman yaşanan sıkıntıları bilmeden. Bizler kazandığımız şeylerin değerini biliyoruz çünkü zor elde ettik. Siz bunu ancak kaybettiğinizde anlayacaksınız. Yaşamı boyunca 1 İspanyol Gribi 2 dünya savaşı, 3 askeri darbe, 1 kurtuluş savaşı ve son olarak da Koronavirüs'e denk gelen Muazzez İlmiye Çığ Anısına Saygıyla
HAYATIN KURALLARI 1. Insanlara beklediklerinden fazlasini ver ve bu isi yaparken kibar ol. 2. En sevdigin siiri ezberle. 3. Her duyduguna inanma,elindekinin hepsini harcama ve istedigin kadar uyuma. 4. "Seni seviyorum" derken inanarak söyle. 5. "Özür dilerim" derken karsindakinin gözünün içine bak. 6. Evlenmeden önce en az alti ay nisanli kal. 7. Ilk görüste aska inan. 8. Asla baskalarinin hayalleriyle dalga geçme. 9. Derinden ve inançla sev.Kirilabilirsin belki ama baska türlü de hayatini tam yasayamazsin. 10. Anlasmazliklarda dürüstçe savas. Isim verme. 11. Insanlar hakkinda konusulanlara inanip onlar hakkinda karar verme. 12. Yavas konus ama hizli düsün. 13. Eger biri sana cevap vermek istemedigin bir soru sorarsa gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de. 14. Sunu daima hatirla ki büyük ask veya büyük yatirim daima büyük risk tasir. 15. Anneni ara. 16. Biri hapsirirsa "çok yasa" de. 17. Eger kaybedersen, aklini da kaybetme. 18. Üç "S" yi unutma: Saygi - kendine Saygi - baskalarina Sorumluluk - tüm hareketlerin için. 19. Küçük bir tartismanin tüm dostlugu mahvetmesine izin verme. 20. Eger hata yaptigini farkedersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. 21. Telefonda konusurken gülümse. Karsindaki sesinden gülümseyisini duyacaktir. 22. Konusmayi sevdigin bir erkekle/kadinla evlen. Yasin ilerledikçe sohbet her seyden fazla önem kazanacaktir. 23. Biraz yalniz kalmaya özen göster. 24. Yeniliklere açik ol ama ille de degismeye çalisma. 25. Sunu bil ki sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptir. 26. Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret. 27. Güzel, serefli bir hayat yasa. Yaslanip geri baktiginda kinci bir defa tadini çikarirsin. 28. Allah a güven - ama arabani kilitle.
Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
Reklam
Reklam