• 1. Hanımına iyi huylu olmalıdır.

    2. Onunla rıfk ve yumuşaklıkla sohbet ve ülfet vedip, tatlı ve hilm ile söylemelidir. Nitakim hadis-i şerifde: "İnsanların hayırlısı, ehline hayırlı ve faydalı olan kimsedir" buyuruldu.

    3. Eve girince, hanımına selam verip, halini sormalıdır.

    4. Tenhada neşeli görünce saçlarını okşayıp, tatlı sözlerle bûs etmeli, sarılmalıdır.

    5. Tenhada üzüntülü bulunca, ona, çok sevdiğini söylemelidir. Şefkatle gönlünü almalı, tatlı konuşmalıdır.

    6. Ehlinin hatırını, işe yarar, yalana yakın sözlerle almalıdır. Zira o evinde mahbûs, başkasından meyus (ümidsiz) ve kendisiyle menûs olan dert ortağı, gam gidericisi, iş ortağı, oyuncağı, tarlasıdır.

    7. Çocukların terbiyesinde ehline yardım etmelidir. Çünkü çocuk anasına gece gündüz feryad ü figan ile, bir zaman istirahat vermez, amansız alacaklıdır. Ona yardım edene, mevlası yardım eder.

    8. Ehline kendi giydiği kumaş gibi elbise giydirmelidir.

    9. Kendi yediğinden yedirmelidir. İmkânı varsa nafakasını geniş tutmalıdır. Ehlinin meskenini elbisesini ve nafakasını boynuna vacib bilmelidir.

    10. Ehlini hiç dövmeyip, dünya işlerindeki kusurlarından ötürü sövmemeli, kötü söylememelidir.

    11. Ehlinin din işlerindeki kusurları için bir günden çok küsmemelidir.

    12. Rıfk ile onu idare etmelidir.

    13. Ehlinin kötü huyalrı baş gösterince, kabahati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da iyi olurdu demelidir.

    14. Ehli kızınca susmalıdır. Erkek susunca, hanımı pişman olup, özür diler. Çünkü o zaif yaradılışlıdır. Susunca mağlub olur.

    15. Ehli güzel huylu olup, her hizmetini seve seve yapmağa başlayınca, ona dua, Hakka şükr ve sena etmelidir. Çünkü erkeğe uygun bir hanım, şükrüne dikkat edilemeyen bir nimettir.

    16. Ehline öyle davranmalıdır ki, hanımı, kocam beni, herkesten çok seviyor bilmelidir.

    17. Evin idaresi ve geçimi hususunda ehliyle meşveret edip, ona danışmalı, diğer büyük işlerini ona anlatıp üzmemelidir.

    18. Ehlinin günah olmıyan kusuralrını ve hareketlerini görmemezlikten ve bilmemezlikten gelmelidir.

    19. Ehlinin gizli hallerini ve ayıblarını herkesten saklamalıdır.

    20. Ehli ile şakalaşıp, latife ve çeşitli oyunlar yapmalıdır. nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) ezvâc-ı mutahharasıyla oynar, onlara karşı insanların en zarifi olurdu. Hatta bir defa Hazret-i Aişe (radıyallahu anha) ile yarış ettiklerinde, Hazret-i Aişe geçti. Sonra bir daha yarış yaptıklarında resûlullah geçti. Çünkü erkeğin hanımı ile oynaması boş ve luzumsuz değildir. Belki doğrudur ve taattir.

    21. Ehlini kalabalık insanların bulunduğu yerlerde oturtmamalıdır. Böylece namahrem görüp, onlara meyl etmez.

    22. Ehline Kur'an-ı Kerim okumasını farzları ve dinin edeblerini öğretmelidir.

    23. Ehline çok süslü ve değerli elbise giydirmemeli, taki böylece süslerini göstermek için dışarı çıkıp, caka satmasın ve evinin hanımı olsun.

    24. Ehlinden izinsiz sefere, belki hacca gitmemelidir.

    25. Ehli saliha ve itaatkar ise, üzerine bir daha evlenmemelidir.

    26. Ehline üzüntülerini, sıkıntılarını, düşmanlarını, borçlarını söylememelidir.

    27. Ehline yüzüne ve arkasında hayır dua edip, beddua etmemelidir. Zira gece ve gündüz onun hizmetindedir. Ekmek pişiricisi, yemek yapıcısı, çamaşırı dikicisi ve yıkayıcısı, evinin ve malının koruyucusudur. Belki enisi, munisi, yari ve nigarıdır.
  • SÜMERLER HAKKINDA ŞUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

    1- Temmuz ayının, Sümer çoban tanrısı Dumuzi' nin adından geldiğini...

    2- Havva adının, Eski bir mezopotamya dilinde ''yaşatan kadın'' anlamına geldiğini ve bununda kökeninin, Sümer mitolojisinde, hastalık geçiren bilgelik tanrısı Enkiyi tedavi eden 7 tanrıçadan biri olan , tanrının kaburgalarını iyileştiren tanrıça Ninti olduğunu(ninti:kaburga kadını, nin aynı zamanda hayat anlamına geliyor, ninti aynı zamanda Hayatın kadını, Can veren Kadın anlamına geliyor)

    3- Adem kelimesinin, Aramice Adamo, başka bir mezopotamya dilinde Ha-Adamo olarak geçtiğini ve Sümerce de ''Kırmızı toprak'' anlamına geldiğini...

    4- Eski Sümer de çok yaygın bir inanış olan ve İbrani dinlerinin de kökeni olan Ay tanrı kültünün, İngilizcede şu an kullanılan haftanın isimlerine etkidiğini..(Monday:Aya tapılan gün, Saturday:Saturn gezegenine tapılan gün, Sunday:Güneşe tapılan gün..)

    5- Arap yarımadasında lakabı Allah olan Ay tanrısı Sİn'in adının ''Bilgelik Kralı'' anlamına geldiğini...

    6- İslamda , Kuranın Lehv-i Mahvuz da saklandığı masalının kökeninin Sümer mitolojisi olduğunu...

    7- Kuranda geçen Adn cenneti kavramının kökeninin İran Veda inancı olduğunu....

    8- Mahşerde insanların üzerinden geçeceği anlatılan Sırat köprüsünün kökeninin İran afsaneleri olduğunu...

    9- Arkeoloji ve Tarih bilimlerinin elde ettiği günümüze kadar ki verilere göre, dünya medeniyetinin kökeninin Eski Yunan değil, Eski Yunan'ı da etkileyen Sümer kültürü olduğunu...

    10- Sümerlerdeki, tanrılar hiyerarşisinin zamanla, ilahi olduğu söylenen İslam ve Musevilikte cinlere ve meleklere dönüştüğünü....

    11- Nuh tufanının kökeninin de yine Sümer mitolojisi olduğunu...( efsaneye göre, tanrılar, insanların çoğalmasından o kadar rahatsız olurlar ki, 4 tanrı karar alıp insanları bir tufan ile öldürmeye karar verirler..Bilgelik tanrısı Enki, bunu duyunca, Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim'e duvar arkasından tufan olacağını, bir gemi yapıp içine ailesini, akrabalarını, sanatçıları, çeşitli hayvanları ve otları almasını söylüyor..Utnapiştim, gemiyi 7 günde yapar.Sonra tufan başlatılıyor, tufan o kadar güçlü oluyor ki tanrılar bile yüksek yerlere çıkıyor, sonunda 6gün 6 gece süren tufan biter ve gemi Nisir dağına oturur, Utnapiştim üç kuş gönderir.güvercin geri döner, sonra kırlangıç salar, o da geri döner, saldığı kuzgun gelmeyince inip, tanrılara adaklar adarlar...)(tarihi kayıtlara göre mezopotamya da Fırat, Dicle ve bunların birleştiği Şattu'l Arap, sayısız kere taşmış ve yerleşim yerlerini ortadan kaldırmıştır..)

    12- Yüksek yüksek Babil kulelerini BAbilliler'in , yıldızlardaki tanrılara ulaşmak için yaptıklarını...

    13- Sümer tapınaklarında, tarı namına seks yapan rahibelerin, diğerlerinden ayırılabilmeleri için başlarını örttüklerini, İ:Ö:1500 lerde bir Asur kralının,yaptığı bir kanunun 40. maddesi ile evli kadınların ve dulların da başlarını örtmelerini zorunlu kıldığını, fakat diğerlerinin örtmesi durumunda ceza alacağını...

    14- Mekkenin ilk olarak Ay tanrısı Sin'e tapınmak amacı ile yapıldığını...

    15- Kabe'nin, Tanrı Sin'e adanmış en büyük mabet olduğunu...

    16- Hilal'in Ay tanrısının simgesi olduğunu ve Hilal'in halen İslam ülkelerinin birçoğunun bayrağında yer aldığını...

    17- Ay tanrısına tapmak için Sümerlilerin, büyük Zigguratlar yaptırdıklarını, ibadet günlerini belirlemek için gök yüzünü incelerken 1 yılın 365 gün olduğunu, yılı ayın çevrimine göre aylara böldüklerini, ayın çevrimine göre aya bağlı yılın her yıl 10 gün beriye geldiğini ve bunu telafi etmek için hesaplamalar yaparken 13 sayısını uğursuz, istenmeyen olarak bulduklarını ve bu düşüncenin halen devam ettiğini....(hatta bu çağda bazı havayolu şirketlerinin 13 numaralı koltuğa yer vermediğini..)
    .....
    Kısaca Tarihin Sümerlerle başladığını ve monoteizmin kaynağının Sümer efsaneleri olduğunu.....

    biliyor muydunuz???
  • Aslen Çorum’un Sungurlu ilçesinden olan Süleyman Özmen, 1948 İstanbul doğumludur. Çevresindekiler tarafından muti, sevecen, cana yakın ve vefalı biri olarak tarif edilen Süleyman’ı, Annesi Emine Özmen onu şöyle anlatır: ‘’Oğlum Süleyman yetim büyüdü; ama kendini çok iyi yetiştirdi. Tanıyanlar tarafından çok sevilirdi. İlkokulu bitirmeden Kur’an’ı hatmetmişti. Akşam karanlık çökmeden evde olurdu. Derslerini yapar, dizimin dibinde güzel sesi ile Kur’an okurdu.’’

    Ankara Üniversitesi Ziraat Faültesi’ni kazanan Özmen, anasından aldığı helallikle ve arkasından gelen dualarla çıkar İstanbul’dan. Henüz 18 yaşında tanıştığı gurbet hayatı, çok sevdiği arkadaşları ve okumaya olan düşkünlüğü sayesinde adeta cennete döner. Lâkin Süleyman için güzel günler çabuk geçer, Ankara o eski güzelliğini kaybeder. 1968 yılının bahar aylarında öğrenci hareketlerinin başlaması ile üniversite yılları, bir çok milliyetçi genç gibi, Özmen’in üzerine de bir karabulut gibi çöker.

    Yurt baskınları, fakülte işgalleri, boykotlar, sokak ortasında maruz kalınan yaylım ateşleri, işkence odaları, enginizasyon misali kurulan halk mahkemeleri, bombalamalar, dayak, zindan ve ölüm, hayatın sıradan bir parçası haline gelir; vatanını milletini seven gençliğin karşısına kendini sosyalist diye adlandıran Çin Komünizmi’nin paralı uşakları- Rus Çar’larının yerli işbirlikçileri çıkar ve bu gençlerin okuma, barınma ve hatta yaşama haklarını gasp etmeye başlar.

    Yıl 1970…

    Süleyman ve arkadaşları her türlü olumsuzluğa rağmen üniversite yurtlarında barınmaya devam eder. Bir gece yurtların arasında ki meydanda komünist militanların milliyetçi bir genci sıkıştırdığını gören Süleyman, hiç tereddüt etmeden olaya müdahil olur ve arkadaşını kurtarır.

    Bu olayın Süleyman’ın başına dert açacağından endişelenen dört arkadaşı, kısa bir süre sonra Süleyman’ı da yanlarına alarak yurttan ayrılır ve eski Ziraat Mahallesi’nde yeni bir binanın dördüncü katına taşınır. Anarşinin kol gezdiği, Allahsız, devletsiz bir düzenin kurulmaya çalışıldığı günlerde, göğsünü bu hayasızca akına siper eden bir avuç genç, yeni taşındıkları evlerinde 17 Mart gecesi, ertesi gün Muharrem orucu tutmak için sahura kalkarlar. Şiddetle çalan kapıyı hayır olması duasıyla açan bu genç yürekler, Yüksek Öğretmen Okulu’nda ülkücü arkadaşlarının komünist militanlar tarafından muhasara altında tutulduğunu öğrenir öğrenmez toparlanıp yola koyulur. Tarihi Türk Ocağı binası önünde yapılan bir toplantı neticesinde içinde Süleyman’ın da bulunduğu yaklaşık 300 ülkücü öğrenci, mahsur arkadaşlarını kurtarmak için yola koyulur. Yanlarında bir toplu iğne dahi bulunmayan bu gençlerden Özmen, polislerin gözü önünde, kızıl kurşunlar tarafından sırtından vurulur ve yetmezmiş gibi kız yurdundan atılan taşlardan biri suratına isabet edip onu ağır yaralar.

    Numune Hastanesi’ne kaldırılan Süleyman, beş günlük hayat mücadelesinin ardından ülküdaşlarının kapısı önünden ayrılmadığı hastahane odasında, 23 Mart’ta, pazarı pazartesiye bağlayan gecenin sabahında, 22 yaşında, hayatının baharında ulaşır şehitlik mertebesine. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun tabiri ile ‘’Büyük Turan Ülkücüsü Süleyman Özmen’’, arkadaşlarını kurtarmaya gider iken, fakülte kantininde bulduğu birkaç çekirdeksiz üzümle yaptığı sahurun ardından niyetlendiği orucunu, 5 gün sonra, yedi kat göklerden gelen şehadet şerbeti ile açar.
  • 17. Yüzyıl seyyahlarından Polonyalı Simeon, Fırat’tan bir gece vakti geçince yıldızların suya vuran şavkı için “Tanrı’nın kızları Kürdistan’da yere inmişti” der. Ağrı Dağı’na ilk tam tırmanışı 1829’da gerçekleştiren R. Parrot, “Tanrı’nın azameti bu dağ ile yerde göründü” diyor.

    Cudi Dağı’na inen Nuh’un gemisi ve tufan, bütün bir anlatı tarihinin en büyük efsanesidir ve kurtarıcı olan ilahi ferman burada yeniden başlayan hayatın filizidir. Güvercin Navus’un ağzındaki zeytin ağacının dalı, yeryüzündeki cennetin, Kürdistan’ın varlığının habercisidir.

    Gılgamış’ta, yedi dağın içinde sedir ormanlarıyla kaplı Kürdistan’ın adı bir varyantta Tanrının Ülkesi iken bir diğerinde Ölümsüzlük Ülkesi’dir ve ölüm de ölmemek için burada saklanmıştır.

    Memê Alan’ın Berazî varyantında Allah’ın katından üç peri kızı, güvercin postları giyerek devler ülkesinin başkenti Cizîra Boxtan’a inerler. Aşk ve Allah, Kürdistan’ın mağribinde bir araya gelirler ve sevgililer üzerine yağarlar.

    Babil hükümdarı Boxtanlı Nasır (Buxtunnasır, Buxt-i Nassar, Nabukadnazzar), uzak düştüğü ülkesine benzesin diye asma bahçeleri ve içindeki güzellerle bir cennet kurmak istedi. Melayê Cizîrî,  “Gulê baxê Îremê Bohtan im / Şebçeraxê şevê Kurdistan im” (Botan’ın İrem Bağı’nın gülüyüm, Kürdistan gecesinin şebçerağıyım) derken devlet sarayı olan Birca Belek’in hasbahçesi Îrem’den değil, muadili Allah’ın cenneti olan, Kürdistan’dan bahsediyordu.

    Yaklaşık yirmi yıl önce Piranşar’dan yola çıkmış, kötü bir yoldan Hecî Umeran’a geçiyorduk. Soğuk bir Kürdistan sonbaharıydı. Bir şarkı vardı araba teybinde. 90’lık bir kaset, arkalı önlü hep aynı şarkı. Yılan gibi kıvrılan yollardan, derin uçurumlardan sonra Çoman’a ve oradan Soran’a inerken, çok sonraları Hani Muctehidi olduğunu öğrendiğim o ses, şehri için söylediği şarkıda “Ey Kürdistan’ın gelini, melekler durup dinlenir senin göğünde” diyordu.

    Çıkmıyor aklımdan. Ama öncesi var.

    Ülkemizdeki efsunî hakikat şiirden ötedir. Hakkâri dağlarından Herkî bir rehberle Mizûrî ve Berojî mıntıkasına geçerken bedenimi saran halden nutkum tutulmuştu. Ruyizemin, toprağı ve taşıyla sonsuz ruha ulaşmak için göğe kubbeler şeklinde yükselmişti. Nefesimin kesildiği her an, suskunluğumu içimden kopan bir dize bozdu: “Kim olduğunu unutmasın diye Allah, Kürdistan’ın kalbine dağları koydu.”

    Çünkü “Allah” fikri Kürdistan’da doğmuştur.

    Tektanrıcılık, Kürdistan’dan İbrahim aracılığıyla güneye taşındığında bu, salt bir mit üretme girişimi değil, bütün varidatı açıklamaya çalışan (ve yeten) bir fikrin sonucuydu: O, vardı. Kelam (söz-logos) onunla var oldu. Ol dedi ve önce ışık, sonra su var oldu. Sonra suların arasından yükselttiği bir kubbeyle Kürdistan’ın dağlarını var etti ve suları sulardan ayırdı (Tekvin, Bab 1, ayet 6).

    Bu şairane döngü, durup dinlenmeden çıkıyor önümüze: Allah fikri Kürdistan’da doğdu, o fikir Kürdistan’ı merkeze koydu. Sami göçlerinin ardındaki motive edici fikir Kürdistan’ı her ne kadar perişan etmişse de çok kıymetlidir: Çöl Arapları’nın masallarındaki cennet, kuzeyde ve Kürdistan’daki tarım alanlarının arasındadır ve tanrı Kürt dağlarının tepesinde oturmaktadır.

    Tevrat’taki kutsal nehirler Kürdistan’dadır: Pişon (Kızılırmak veya Munzur), Gihon (Ceyhun veya Aras), Dicle ve Fırat. Kuran’da cennet, altından ırmakların aktığı bir yerdir (Bkz: Bakara Suresi).

    Necm Suresi’nde de bahsedilen ve peygamberin Miraç’ta gittiği makamlardan Cebrail’in makamı olan Sidretül Münteha’da topuklarını bastığı yerden Fırat ve Dicle akar. İslam tasavvufunda bunlar ikisi zahir ikisi batın olmak üzere dört nehir olurlar, tıpkı Tevrat’taki gibi. İlginç olan bu anlatıda Sidre ağacının isminin bu kadar net korunmuş olmasıdır zira Gılgamış’ta Kürdistan sedir ormanlarıyla kaplıdır ve Sidretül Münteha’nın çevirisi “sonsuzluktaki sedir ağaçları”dır. Arapça lehçelerinde Sidre isminin aynı zamanda kiraz ve zeytin ağacı anlamlarına da geldiğini belirtmekte fayda var, çünkü buradaki gönderme bizi Nuh’un zeytin ağacına da götürür. 

    Bu literatür bu yazıya sığmayacak kadar geniştir ama hatırlatılmalı ki François Xavier Lovat’ın harika fotoğraflarla yansıttığı coğrafyamız ve dağlarımıza dair kitabının isminin Kurdistan: Land of God / Kürdsitan: Allah’ın Ülkesi olması da Der Spiegel’in kapak yaptığı Girê Miraza (Göbeklitepe) ile ilgili haberi “Adem ile Havva’nın cenneti bulundu” olarak vermesi de bu literatürün günümüzdeki devamıdırlar.
  • Oldukça iyi hadi bakalım. Kolay gelsin. Dilerim devamı gelir okumuş cahilleri cehalet sistemini istemiyoruz sağlıklı Eğitim Bilinçli eğitim doğru adımlar bekliyoruz...

    İşte, MEB’in öğretmenlere önerdiği 45 kitap ve 50 film!

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlere okumaları için kitap ve izlemeleri için de film listesi hazırladı. Öğretmenlere aralarında Oğuz Atay, J.T. Gatto, Çiğdem Kağıtçıbaşı, Covey gibi hem yerli ve yabancı yazarların eserlerinden oluşan 45 kitaplık bir liste hazırlandı:

    1- Atay, O. Bir Bilim Adamının Romanı, İletişim Yayıncılık

    2 -Ayverdi, S. Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız, Kubbealtı Neşriyat

    3-Bal, M. A. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Meşhurların Okul Anıları, Pegem Akademi Yayınları

    4- Başgil A. F. Gençlerle Başbaşa, Yağmur Yayınları

    5- Brockman, J. Meraklı Zihinler: Bir Çocuk Nasıl Bir Bilim İnsanı Olur?, TÜBİTAK Yayınları

    6- Covey, S. R. Etkili İnsanların Alışkanlığı ,Varlık Yayınları

    7- Enç, M. Bitmeyen Gece, Ötüken Neşriyat

    8- Freire, P. Ezilenlerin Pedagojisi, Ayrıntı Yayınları

    9- Gaarder, J. Sofie’nin Dünyası, Pan Yayınları

    10- Gaspıralı, İ. Eğitim Yazıları, Ötüken Neşriyat

    11- Gatto, J. T. Eğitim-Bir Kitle İmha Silahı, EDAM Yayınları

    12- Glasser, W. Başarısızlığın Olmadığı Okul, Beyaz Yayınları

    13- Goleman, D. Duygusal Zekâ, Varlık Yayınları

    14- Gulbenkian Komisyonu Sosyal Bilimleri Açın: Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Rapor, Metis Yayınları

    15- Güntekin, R. N. Acımak, İnkılap Kitabevi

    16 -Holt, J. Çocuklar Neden Başarısız Olur?, Beyaz Yayınları

    17- Illich, I. Okulsuz Toplum, Şule Yayınları

    18- İzzetbegoviç, A. Doğu ve Batı Arasında İslam, Klasik Yayınları

    19- Kâğıtçıbaşı, Ç.& Cemalcılar, Z. Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş, Evrim Yayınları

    20- Kan, Ş. H. Mahrem Macera, Özgün Yayıncılık
    21- Kant, I. Eğitim Üzerine, İz Yayıncılık

    22- Kara, İ. & Birinci, A. Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri, Dergâh Yayınları

    23- Karabekir, K. Çocuk Davamız, Yapı Kredi Yayınları

    24- Karakoç, S. Hızır’la Kırk Saat, Diriliş Yayınları

    25-Karakoç, S. Diriliş Neslinin Amentüsü, Diriliş Yayınları

    26- Khan, S. Dünya Okulu: Eğitimi Yeniden Düşünmek, Yapı Kredi Yayınları

    27- Kültür ve Turizm Bakanlığı Şehir-İnsan Medeniyet Köprüsü: Beş Şehirli Örnek Kişilikler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

    28- Leitch, T. Wikipedia U: Dijital Çağda Bilgi, Otorite ve Liberal Eğitim, Hece Yayınları

    29- Louv, Richard Doğadaki Son Çocuk, Tübitak Yayınları

    30- McCourt. F. Öğretmen, Altın Kitaplar Yayınevi

    31- Moulin D. Eğitici Tolstoy, Hece Yayınları

    32- Needham, J. Doğunun Bilgisi Batının Bilimi, MAB

    33- Özdenören, R. Kafa Karıştıran Kelimeler, İz Yayıncılık

    34- Özemre, A. Y. Galatasarayı Mekteb-i Sultani’sinde Sekiz Yılım, Kubbealtı Akademi Yayınları

    35- Pennac, D. Okul Sıkıntısı, Can Yayınları

    36- Petrov, G. Beyaz Zambaklar Ülkesinde,Hayat Yayınları

    37- Rancier, J. Cahil Hoca, Metis Yayınları

    38- Rousseau, J. J. Emile, Kilit Yayınevi

    39- Safa, P. Eğitim-Gençlik-Üniversite, Ötüken Neşriyat

    40- Sezgin, F. Bilim Tarihi Sohbetleri, Timaş Yayınları

    41- Strogatz, S. Arkadaşlığın Matematiği, Tübitak Yayınları

    42- Tahir, K. Bozkırdaki Çekirdek, İthaki Yayınları

    43- Topçu, N. Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları

    44- Toros, H. Asya’nın Kandilleri, Hece Yayınları

    45- Zorlutuna, H. N. Benim Küçük Dostlarım, Timaş Yayınları

    Öğretmenlere önerilen 50 film şöyle:

    1. 3 Idiots

    2. 400 Darbe / The 400 Blows

    3. AmericanTeacher

    4. Arkadaşımın Evi Nerede / Khane-ye Doust Kodjast?

    5. Asyanın Kandilleri (Belgesel)

    6. Bana Güven / Lean on Me

    7. Batıya Doğru Akan Nehir (Belgesel)

    8. Bay Lazhar / Monsieur Lazhar

    9. Billy Elliot

    10. Bir Fazlası Değil / Not One Less

    11. Birinci Sınıf / The First Grader

    12. Can Dostum / Good Will Hunting

    13. Canım Öğretmenim / Monsieur Lazhar

    14. English Vinglish

    15. Etek Günü / La Journêe de la Jupe

    16. Hababam Sınıfı (1975)

    17. Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor (1979)

    18. Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)

    19. Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1976)

    20. Hababam Sınıfı Tatilde (1978)

    21. Hababam Sınıfı Uyanıyor (1977)

    22. İki Dil Bir Bavul

    23. İmparatorlar Kulübü

    24. Kalk ve Diren / Stand and Deliver

    25. Kara Tahta / Takhtesiah (Blackboards)

    26. Kerkenez / Kes

    27. Koro / LesChoristes

    28. Kör Nokta / The Blind Side

    29. Küçük Ağacın Eğitimi / The Education of Little Tree

    30. Malcolm X

    31. Olmak ve Sahip Olmak / Être et Avoir / To Be and To Have

    32. Öğretmen / Teaching Mrs. Tingle

    33. Öğretmenim Bay Kim / My Teacher, Mr. Kim

    34. Ölü Ozanlar Derneği / Dead Poets Society

    35. Özgürlük Yazarları 36. Patch Adams

    37. Ron Clark’ın Hikâyesi / The Ron Clark Story

    38. Sessizlik / Dogani

    39. Sevgili Öğretmenim / Mr. Holland’s Opus

    40. Sevgili Öğretmenim / To Sir with Love

    41. Sınıf / EntreLesMurs (The Class)

    42. Sınıfın Önü / Front of the Class

    43. Siyah / Black

    44. Süpermen’i Beklerken / Waiting For Superman

    45. Şeytana Karşı / Ondskan-Evil

    46. Tarih Öğrencileri / The History Boys

    47. Tepetaklak Nelson / Half Nelson

    48. Tom Brown’ın Okul Günleri / Tom Brown’s Schooldays

    49. Yedek Parçalar / Spare Parts

    50. Yerdeki Yıldızlar / Taare Zameen
  • Tarih 17 Şubat 1959...
    Adnan Menderes'in de içinde bulunduğu THY uçağı, Londra'da inişe geçtiği sırada düşer..
    Uçaktaki 21 kişiden 14’ü hayatını kaybetmiştir...
    Kurtulan 7 kişiden biri de Adnan Menderes'tir..
    Türkiye'ye dönüşünde Sirkeci Garında büyük bir devlet töreni ile karşılanır Menderesi Karşılayanlar arasında CHP Genel başkanı İsmet İnönü bile vardır ama...
    En ilginç olay bundan sonra...
    Adnan Menderes perona ayak bastığında insanlar yüksek boyutlu bir dalga gibi gidip gelirler..
    O sırada kalabalığı eline bıçakla yaran bir adam ensesinden tuttuğu beş-altı yaşındaki bir erkek çocuğunu Başbakan'ın ayaklarının dibine yatırır...
    Herkesin şaşkınlıktan kanı donmuştu…
    Bu adam, Menderes'in şaşkın bakan gözlerinin içine diktiği gözlerini devirerek: "Seni bize ALLAH bağışladı. İzin ver oğlumu senin için ALLAH'a kurban edeyim" diye bağırır...
    Adamla Menderesin bakışmaları esnasında adam bir an şaşkınlığa düşünce, onun bu şaşkınlığını fırsat bilen emniyet görevlileri yetişir ve çocuğu adamın elinden kurtarırlar.
    O olaydan tam 18 ay sonra...
    Takvimler 17 Eylül 1961'i gösterdiğinde...
    Adnan Menderes idam sehpasının merdivenlerini çıkar, titrek adımlarla…
    Ölümle yaşamı birbirine bağlayan sandalyenin konduğu masanın ayakları, olması gerekenden daha yüksek...
    Cellât gelip… Menderesin ayaklarının altındaki sandalyeyi çeker, tam sekiz dakika sürer...
    Şimdi gong!...
    Adnan Menders'in ayaklarının altındaki iskemleyi çeken adam kimdi biliyor musunuz?..
    Bilmeyenler için söyleyeyim:
    Sirkeci Garında çocuğunu Menderes için kurban etmek isteyen adamdı: Üsküdarlı gece bekçisi Kara Kemal (Ayson)...
    İnsanoğlu ne yazık ki budur...
    Hiçlik Makamı..
  • Kadın cinayetlerinin enfes konusudur aldatmak. Erkek cinayetlerinin başlıca konusu ise "Yan gözle baktı, çakmak vermedi, tecavüz " diye yazıyor gazetelerde. Kimi zaman da yazmıyor ;şeref diyorlar çünkü insanlar korkuyor ihanete uğramış olmanın an be an hatırlattığı gerçeklikten.

    H. abla da korkuyordu çünkü ikinci kez ihanete uğruyordu oysa Çerkes asıllı olmanın verdiği bebeksi yüzüyle tam anlamıyla tapılacak kadındı .Tüm güzelliğine rağmen ikinci eşi de onu aldatmıştı. İlk aldatılışında soluğu mahkemede almış ne de olsa ailesi sahip çıkar umuduyla. Soğuk bir darbe gibi karşısında durmuş herkes , ailesi dahi ona sırtını dönmüş bu kararı için. O artık sadece Kadın değilmiş. Yaşadığı kent onu. "Yitik, boşanmış, ersiz, dul, boş, aranan...." diye tabirlerin yakıştırıldığı bir sınıfa dahil görmüş, verdiği kararıyla.

    H. abla "Kadın olmanın verdiği bir onur var" diyordu, önceki yaşadığı vak'a üzerine. Bu sözü bana nasihat eder gibi tekrar ederdi belli aralıklarla. Kadın olmanın verdiği onuru onunla tanımamı ve unutmamamı sağlama gibi bir öğreticiliği üstleniyordu. H. abla ardında kalan iki çoçuğu el sayılan bir kadına anne desinler diye tembihlemiş, ikinci evliliğin arefesinde. Küçük kent, bu kadının yüreğini bilmeden " kocaya vardı " demişler. "O"
    demişler "Kocaya vardı, fılankes onu aldı"
    diye devam etmişler kendi aralarında. Ben tüm bu teferruatı, bir gece babam evdeyken annemden sessizce dinlemiştim...

    Ezilmişliği, onurunu da çiğnemişti ikinci ihanette. Kadın olmanın verdiği onur yenik düşmüştü aile olmanın verdiği şerefe karşı. Ve yaşadığı tüm ağırlık diğer tüm kavgalar H. 'yi çığırından çıkarmış. Kavga gürültüsünün gün be gün taze olduğu binamızda bir gece aldatan adamı kaçırmışlar, yatağından. Ormanda çırçıplak soymuşlar onu, her yanını odunla vura vura parçalamışlar. Karısı görsün istemişler üstüne ;ona video atmışlar izlemesi için. Tüm olanları saklamayı kaldıramayan bir kadın olarak her şeyi bize yazmış. Gözyaşları ile ıslak kağıt ipince olmuş üzerindeki yazılarla Okuyalım istemiş her şeyi. Karnındaki sabi doğmasın diye ikinci kocasının onu kürtaja götürüşünü anlatmış en çok...


    Oturduğumuz bahçeye bir beden çakılmış gün geceye karışırken. Çerkes güzeli, toprağa girdi demişler küçük kentliler. Öleli saatler olmuyor ben bunları yazıyorum.. 04.09.17