Şu bildiğimiz erdemlilik bizim Erzurum için kısaca "herif olmaktır". Yani yalan söylemeyeceksin, dürüst olacaksın, aldatmayacaksın ve en önemlisi bunlardan yan çizmek zorunda kalmışsan bahanelerin arkasına saklanmayacaksın. Yani bizim Erzurum da sorun kişiye özel zaaflara düşmek değil, sorun bu zaaflara düşsen bile eğer pişti olmuşsan argo ve moda deyimiyle "kıvırmayacaksın".
Sayfa 82·Kitabı okuyor
"Argo edebiyatta sevilir," derdi, "günlük hayatında argo kullanman seviyeni düşürür."
Sayfa 149 - Can yayınları·Kitabı okuyor
Duygu ve Düşünce
Çocukken evlatlarımıza söylediğimiz sözleri asla hafife almamak gerekir. Ağzımızdan çıkan her kelime onların zihninde bir iz bırakır. Bazı sözler vardır ki sadece bir anlık değildir, yıllar boyunca onlara eşlik eder, içlerinde onlarla birlikte büyür, olgunlaşır. Yusuf Aleyhisselâm bunun capcanlı bir örneğidir. Yakup Aleyhisselâm'ın yıllar önce Yusuf Aleyhisselâm'a söylediği tek bir cümle, belki yirmi belki otuz yıl boyunca onun zihninde taşınmış, zamanla derinleşmiş ve bugün burada aynı bilinçle konuş-masına vesile olmuştur. Bu yüzden evlatlarımıza karşı "Ya çocuk zaten, ne olacak san-ki?" dememek, onları hafife almamak gerekir. Ne yazık ki bazen onlarla alay etmeyi, dalga geçmeyi, argo konuşmayı kendimize hak görebiliyoruz. Hatta yetişkinlerle konuşurken ağzımızdan çıkan sözlerin çocukların yanında da aynı rahatlıkla dökülmesine izin veriyoruz. Oysa zannetmeyelim ki bu sözler onların bir kulağından girip diğerinden çıkıyor. Çocuklar, biz fark etmesek bile bu sözleri, bu tavırları kaydediyor ve yıllarca taşıyor.
ÖLÜ MÜZİSYENLER
Sizlerden, Beethoven, Bach, Mozart, Düşlerimin özü alev aldı. Katedraller inşa ettiniz kalbimde, Andından tutuşturdunuz zirvelerdeki arzumu. Sizler o coşkusuydunuz ve parlak alayıydınız Düşüncelerimin duaya doğru giden. Fırtınanın gazabıydınız siz, o ışık Uzak kulelerde parıldayan. Büyük isimler, bulamıyorum sizi şimdi Gençliğin bu gürültülü yıllarında, kıyametin içinden Barışa doğru çabalayan: Alnımda taşıyorum Sürgün edilmiş hayatların bir çelengini. Sizin bir payınız yok yanı başımda savaşan, Gülen ve acı çeken o delikanlılarla. Fügleriniz ve senfonileriniz getirmedi Ölen dostlarıma dair hiçbir anıyı. Çünkü ne zaman beynim onların izini sürse, Argo bir dille çağırırım onları geri. Fox-trot ezgileriyle büyülerim hayaletlerini. "Küçük bir içkiden daha bir şey olmaz bize." Rag-time düşünürüm; birazcık rag-time; Ve görürüm yüzlerinin üşüştüğünü etrafıma O aksak ritmin sesiyle. Anlatacak öyle neşeli şeyleri var ki onların, O kusursuz 'Blighty' yarasıyla cehennemden eve dönenlerin... * * *
Terk, terk, terk, terkin de terki... Bana, "ben indim, hatta fazlaca indim!" diyen Üstadım... Tesevvür: Yüksekten aşağı inmek... Tesevvür: Kadının, çok doğurucu olması... Tesvir: Büyük derecelere çıkma, büyük işlere yükselme. Koluna bilezik yapma... Tesvîr: Derin ve gizli mânâyı araştırma. Toz kaldırma... Tesvîr: Seyrettirmek, baktırmak. Sürmek. Bezi yol yol alaca edip dokumak... Teşavür: Danışma, müşâvere etme... Tasvir?.. Velûd: Çok doğuran kadın. Çok eser veren kimse. Tevfir: Arttırma, çoğaltma. Bir kimsenin hakkını tam olarak verme... Teveffür: Çok olmak, artmak.
Sayfa 365 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Ölçüler ve Anlayış