• 148 syf.
    Kitap tüm dünyada Buddha olarak tanınan Siddhartha Gautama’nın hayatını ve Budizm’in ilk yıllarını konu edinmiştir. Bu yönüyle, Budizmle ilgili önemli bilgiler vermesinin yanı sıra kanımca genel anlamda mesajlar çıkarmak da mümkün.

    Kitapta mükemmel bir Brahman olan Siddhartha’nın kendi Atman’ına ulaşmak için çıktığı yolculukta çeşitli durumlar karşısındaki duruşuna tanık oluyoruz. Bu noktada kitabı okurken farkında olmadan bazı şeyleri sorgularken ve yorumlarken buluyorsunuz kendinizi. Siddhartha’nın Brahman olmayan halkın içinde dolaşırken onları her küçümseyişinde, Atman’ını ararken tüm Brahmanların ve keşişlerin izlediği yolları izleyip O’nu bulamayışında, kendi yolunu çizmesinde, kendisine yabancı olan “çocuk insanların” maddi dünyasına kendisini kaptırarak paranın ve aşkın esiri olduğunda, en sonunda tüm maddi dünyanın boş olduğunu anlayarak keşişliğe döndüğünde ve “çocuk insanlarla” bir farkının olmadığını anladığında tüm sorularının cevabını bulmasında: bir şey hakkında bilebileceğimiz tüm bilgilere sahip olmanın, o şeyi özümsemeye yeterli olmadığını; genel kabul görmüş doğruların her birey için geçerli sayılmadığını; yanlış veya hata olarak nitelendirilen şeylerin de bireye bir katkısı olduğunu; çoğumuzun içsesini dinlemeyi bıraktığımızı ve kibrin bizi birbirimizden uzaklaştıran en önemli unsur olduğunu görüyorsunuz.

    Açıkçası değinmeden geçemeyeceğim bir konu da Siddhartha’nın onca sıkı öğretilerin içerisinde bile kendine bir yol bularak ilerleme azmi oldu. Bir çoğumuzun bırakacağı yerde yılmadan devam etme azmini göstermesi takdire şayandı.

    İlk kez Budizm’e yönelik bir kitap okudum ve şunu söylemeliyim ki daha önce Budizm’e karşı bir merakınız olmamışsa kitabın ilk bölümü sizi biraz zorlayabilir. Şöyle ki; Brahman (Hindistan’daki kast sisteminde en üst mertebedeki ilahi sınıf), Atman (Meditasyonla bilincin derinliklerinde deneyimlenen kişisel saf ruh, doğası mutluluk olan özbenlik.), Vishnu (koruyucu tanrı) ve Shiva (yıkım tanrısı) hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olmanız gerekiyor (Bu tanımlamaların anlamları daha yoğun ancak genel bir bilgi olması açısından en basit haliyle belirttim.). Bunun dışında dil ve anlatım olarak zorlayıcı bir niteliği olduğunu düşünmüyorum.
  • 244 syf.
    Kitap direkt olarak Hinduizm'in yazılı kaynakları (Vedalar gibi) değil. Yazarın penceresinden Hinduizm'i okuyoruz. Bu kitabı okuyunca Hinduizm'e tamamen vakıf olunamazsa da Hinduizm hakkında bir şeyler öğrenmek için güzel bir kaynak, en azından bana öyle geldi.
    ...
    Hinduizm'e göre Tanrı anlayışını kısaca anlatacak olursak: Tek bir Tanrı vardır. Ona da Brahman deniyor. Brahman, her şeyin nedeni, her şeyin içinde olan ve her şeyde tezahür eden bir Tanrı. Aslında Hindu inancinda onu tam manasiyla anlatmak da aslında teknik olarak imkansız olduğu düşünülüyor. Brahman hakkında anlatilan her şey insanların yorumudur. O ancak kişisel olarak, kişinin kendini geliştirmesi ile algilanabilir. Bütün bedenler ve bütün ruhlar aslında Brahman'in bir parçası yani aslında bir insan=Brahman... Bu anlayışı Hristiyanliktaki Baba-ogul - kutsal ruh anlayışında da gördüm. Tabiki bu teslis tamamen budur diye bir iddiam yok ama bana Hinduizmdeki Brahman ile Hristiyanliktaki teslis ve hatta vahdedi vücut anlayışı çok benzer geldi. Tabi algilanamayacak olan, insanın tüm dunyevi zevklerinden, hislerinden arinip cetrefilli bir meditasyon ve içe donus sürecinden sonra O'nunla bir olabilecek olan Brahman'a Aşkın Brahman deniyor. Bu Brahman'in nefes alış verisi gibi her an oluşan ve yok olan bir evren tahayyulu mevcut. İçkin Brahman ise gorungusel dünya yani gördüğümüz, yaşadığımız dünyanın tanrısı: Yahudilerin Yehova'si, Hristiyanların God'i, Müslümanların Allah'i ...
    ...
    Hinduizm, diğer dinlere özellikle Sami kökenli dinlerin aksine başka dinleri dışlanmayan, onları öcü ilan etmeyen ve düşman görmeyen bir dine benziyor. Tanrıyı bir ağaç olarak düşünürsek; dünyadaki diğer tüm dinleri bu ağacın birer dalları olarak görüyor. Bir ornek olarak sunu verir: Bukelamuna bakan bir kişi onun kırmızı olduğunu söyler, başka yerden ve biraz zaman sonra bakan kişi onun mor olduğunu söyler. Lakin bukelamun ne kırmızı ne mordur. Bukelamun bulunduğu yere göre farkı renkte gözükür. Tanrı da insanlara karşı böyle davranır.
    "Neden bu kadar din var?" sorusuna "Çünkü birbirinden çok farklı insanlar var" şeklinde bir cevap veriyor. Birbirinden çok farklı kültürün meydana getirdiği bu kadar farklı insanın bir din ile anlatilabilecek ve tüm bu farklı insanlairn ortak bir dine sahip olabilecekleri mantıklı görünmüyor der Hinduizm (yani yazar). Bu nedenle diğer dinlere kıyasla; başka din ve inanışlara oldukça saygılı bir din gibi geldi Hinduizm. Aynı zamanda en hoşuma giden diğer dinlerde rastlamadıgim bir şeye rastladım: Hayvanlara saygı ve sevgi gösterilmesi. Kitaptan alintilarsak: "Vedalarda, insanlara, dünyasal mutluluklarına yardımcı olan bütün hayvanlara iyilikle davranmaları gerektiği yazılıdır. Böylece bir insanın dünyasal mutluluğu tanrılara, beşer kardeşlerine ve hayvanlara karşı ödevlerini yerine getirmeye bağlı olmaktadır. İnsanın diğer canlılarla uyumlu ilişkisinden kazandığı hoşnutluk, iç hoşnutluğu doğurmakta ve daha yüksek yaşamın kapısını açmaktadır."
    ...
    Yazar, kast sisteminin Hindu kültürünün tüm geçirdiği istilalara karşı korunmasının başlıca etkeni olduğunu ve Hindistan için vazgeçilmez bir unsur olduğunu düşünüyor. Tarihin çoğunda mükemmel uygulandığını ve Hindistan'ı kalkindirdigini lakin globallesen dünya düzeni ile birlikte ve art niyetli kişiler eliyle zarar veren bir yapıya bürundugunu söyler. Ve cok güzel bir görüşü var yazarın bu konuda: Beşer yapılar, gelenekler bozunmaya mahkumdur. Tabiki hiç duymadığımiz bir şey değil lakin bir din adamindan kendi dini hakkında böyle konuşmasını pek duyamiyoruz, bu bakımdan çok hoş bir söz.
    ...
    Hinduizm'deki şu inanç aklıma evrimi getirdi: "Hindu mitolojisine göre dünya tümüyle suyla kaplıyken ve insanlar da su yaratıklarıyken, Tanrı balıklardan oluşan bu dünyanın iyiliği için balık olarak enkarne olmuştur. Daha sonra diğer yaşam türleri evrimleştikçe Tanrı kaplumbağa, domuz, yarı insan yarı aslan, avcı veya ahlaklı bir insan vs. olarak enkarne olmuştur."
    ...
    Hinduizm'in anlayışı bizdeki tasavvuf-tarikat anlayışına oldukça benzer. Hatta Guru-ogrenci ilişkisi ile bizdeki seyh- murid ilişkisi benzer ancak bizdeki daha katı gibi. (Hiç de sevmem bu arada bu iliskiyi)
    ...
    Yazarın katılmadığım düşüncesi: İyiliğin ancak din ile saglanabilecegini düşünmesidir. Buradaki din az önce de anlattığım üzere tek bir din olmasa bile ben buna katılmıyorum.
    ..
    Biraz uzun bir inceleme oldu lakin kitabı okur, Hinduizm hakkında bilgi sahibi olursaniz bu incelemenin bile az olduğunu fark edeceksiniz.
    ...
    Keyifli okumalar...
  • Aşkın Brahman, maya olarak adlandırılan incelenemez kudretiyle, İçkin Brahman haline gelir. O, her an iyiliğini, felakete uğradıklarında ona dua eden kimselere bağışlar, Kişisel Tanrı olur. O, değişik dinlerde Gökteki Baba, Yehova, Allah ya da İşvara olarak adlandırılan İçkin Brahman'dır. Evreni yaratmış olan, onun devamını sağlayan ve sonunda onun içine karışan O'dur. Yaratma, koruma ve yok etme İçkin Brahman'ın ya da Kişisel Tanrı'nın etkinlikleridir.
  • Dolayısıyla aşkın bir bakış açısından bakıldığında/ Brahman'dan daha başka bir evren yoktur. Brahman, nedensellikten bağımsız olduğundan burada yaratılış sorgulanmaz. Hiçbir şey hiçbir zaman yaratılmamıştır.
  • O, benim yüreğimin en derinlerindeki benliğimdir; yeryüzünden, gökyüzünden, cennetten ve tüm bu dünyalardan daha büyüktür.
  • Aşkin Brahman mekan, zaman ve nedensellik gibi tüm sınırlayıcı niteliklerden bağımsızdır.
  • Biz önce Aşkın Brahman'ı inceleyelim. O, sözcüklerle anlatılamaz ve Vedalar onu "bütün dillerin zihinle birlikte, ona ulaşmaya yetenekli olmamalarından ötürü sırt çevirdikleri" olarak belirtirler.