• Hindular için bir tek kusur vardır, o da "avidya"dır (cahillik) : Yani apaçık belli olduğu halde, Tanrının hiçbir şeyde varlığını "görmemek."
    .
  • "Tıpkı beşeri bedenin bütün ırksal farklılıkların üstünde ve ötesinde ortak bir anatomiye sahip olması gibi, beşeri psişenin de kültürde ve bilinçteki bütün farklılıkları aşan ortak bir alt-katmana sahip olduğu belirtilmelidir.Bu alt katmana __kollektif bilinçdışı __adını verdim. Bütün insanlık için ortak olan bu bilinçdışı psişe, yalnızca bilinçli olmaya muktedir içeriklerden değil, özdeş tepkilere karşı gizli yatkınlıklardan da oluşur. Kollektif bilinçdışı, bütün ırksal farklılıklara bakılmaksızın
    beyin yapısının özdeşliğinin psişik ifadesidir.

    Bu, mit motifleri ve simgeleri arasındaki benzerliği,

    hatta bazen özdeşliği

    ve genellikle beşeri iletişim olasılığını açıklayan bir nedendir.

    Psişik gelişmenin çeşitli çizgileri, kökleri
    en uzak geçmişe kadar geri giden
    bir ortak soydan başlar.

    Bu durum, ayrıca, havyanlarla psikolojik paralelliği de açıklar

    Her şeyin bir olduğu
    ve bu nedenle en yüce amaç olarak görünen
    başlangıç,

    denizin altında,

    bilinçdışının karanlığında yatar.

    Bu simgecilik, arıtıcı ve yüceleştirici
    yarı simyasal bir sürece işaret eder.

    Karanlık ışığı doğurur,
    “su bölgesinin rehberliği”nden soylu altın ortaya çıkar;

    bilinçsiz olan,
    canlı bir büyüme süreci içinde bilinçli olur.
    Bu yolla bilinç ile hayatın birliği gerçekleşir.

    Böyle bir simgesel birlik bilinçli iradeyle elde edilemez;

    çünkü bilinç her zaman bölücüdür,
    onun muhalifi, bilinçli zihnin dilini anlamayan kollektif bilinçdışıdır.

    Bu nedenle bilinçdışına konuşan
    ilkel benzerlikleri içeren simgelerin büyüsüne sahip olmak zorunludur.

    Bilinçdışına ancak simgelerle ulaşılabilir

    ve bilinçdışı ancak onlarla ifade edilebilir;

    bu nedenle bireyselleşme süreci

    hiçbir zaman simgesiz olmaz.

    Simge bilinçdışnın ilkel öğesidir;
    ancak aynı zamanda bilinçli zihnin
    en yüksek sezgilerine tekabül eden bir fikirdir.

    Ancak bilinçdışı bilinçle birlikle ortak belirleyici bir etken olarak kabul edilebilirse ve bilinçli ve bilinçsiz taleplerin mümkün olduğunca göz önüne alındığı bir biçimde yaşayabilirsek, o zaman bütün kişiliğin ağırlık merkezi konumunu değiştirir. Bu durumda, bu ağırlık merkezi, bilincin merkezi olan egoda değil, bilinç ile bilinçdışı arasındaki varsayımsal bir noktadadır. Bu yeni merkeze benlik denebilir.

    Daha önce de belirıtigim gibi,
    mandala “daire" demektir.

    Burada gösterilen sayısız çeşitlilikte motifler vardır;
    ancak bu motifler bir dairenin çevrelediği alan içindedir.

    Onların temel motifi, her şeyin ilgili olduğu,
    her şeyin aracılığıyla düzenlendiği
    ve kendi içinde bir enerji kaynağı olan psişe içinde
    bir tür merkezi bir nokta olarak
    kişiliğin bir merkezinin uyarılmasıdır.

    Bu merkez ego olarak hissedilmez ya da düşünülmez;
    ancak, eğer denebilirse, benlik olarak düşünülür.

    Merkez dahili bir noktayla temsil edilmesine rağmen,

    benliğe ait olan her şeyi içeren bir çevreyle
    -bütün kişiliği ortaya çıkan çift zıtlarla- çevrelenir.

    Bu kişilik her şeyden önce bilinçten oluşur,

    sonra bireysel bilinçdışından

    ve nihayette de arketipleri bütün insanlık için ortak olan
    kollektif bilinçdışının sınırsız derecede geniş bir bölümünden.

    Ancak, bunlardan birkaçı,
    kişiliğin alanı içinde sürekli olarak ya da dönem dönem içerilir
    ve bu ilişki vasıtasıyla, en ünlü figürleri belirtirsek,
    gölge, can ve mizaç olarak bireysel bir damga kazanır.

    Benlik, bir yandan basit olsa da,

    diğer yandan bileşik bir şeydir,

    Hindlilerin ifadesini kullanırsak,

    “kümelenmiş ruh”tur.

    ...güneş ile su üzerine meditasyon
    psişenin membasına,
    bizzat bilinçdışına bir iniş gibidir.

    Dhyana vasıtasıyla, tefekkürün derinlere inmesi vasıtasıyla,
    bilinçdışı açıkça biçim kazanmıştır.

    Sanki bilincin ışığı
    duyuların dış dünyasının nesnelerini aydınlatmayı durdurmuş
    ve artık bilinçdışmm karanlığını, aydınlatıyor gibidir.

    Eğer duyular dünyası
    ve onun düşüncesi bütünüyle yok olursa,

    bu durumda iç dünya daha belirgin bir biçimde ferahça ortaya çıkar.

    Eğer bilinç mümkün olduğunca içeriğinden yoksun bırakılırsa,

    bu içerikler, en azından bir anlığına,
    bilinçdışı durumuna düşerler.

    Zen’de bu yerinden edilme genelde
    bilinçli içerikten çekilen enerjiyle sonuçlanır
    veya “yoksunluk” kavramına ya da koan'a aktarılır.

    Bunların her ikisi de statik olduğundan,
    imgelerin ardıllığı,
    bilincin kinetiğini sağlayan enerjiyle birlikte, ortadan kalkar.

    Böylece elde edilen enerji bilinçdışına gider
    ve onun doğal yükünü patlama noktasına kadar güçlendirir.

    Bu, bilinçdışı içeriklerin,
    bilince doğru hamle yapmasına hazır oluşlarını hızlandırır

    Samatlhi'ye erişmeye çabaladığı sürece,
    yoganın yüksek tarzlarının,
    egonun pratik olarak çözüldüğü bir zihin durumu
    aradığında şüphe yoktur,

    bizim anladığımız anlamda bilinç,
    kesinlikde düşük bir duruma, avidya (cehalet) durumuna aittir;

    oysa “bilincin karanlık arkaplanı” dediğimiz şey,

    “en yüce” bilinç olarak anlaşılır.

    Bu nedenle “kolektif bilinçdışı" kavramımız,

    buddhi'nin,
    aydınlanmış zihnin Avrupalı eşleneğidir.

    Bilinçdışı matriks zihin olduğundan,
    yaratıcılığın niteliği ona bağlıdır.

    Bilinçdışı tarafından önerilen ya da çıkmaya zorlanan parçalar
    bilinçli hayatta anlamlı bir şekile oluşturulursa,
    bireysel kişiliğin bütününe daha iyi tekabül eden
    psişik bir varoluş biçimi ortaya çıkar
    ve böylece bilinçli ve bilinçsiz benliği arasındaki
    anlamsız çatışma ortadan kaldırılır.

    Modern psikoterapi,
    kendini bilinçdışının çocukluğa ait ve ahlaki olarak düşük içeriklerden meydana geldiğine dair önyargıdan özgürleşlirebildigi oranda,
    bu ilkeye dayanır.

    Bilinçdışmda böyle düşük bir köşe,
    kirli gizlerden oluşan lüzumsuz bir oda elbette ki vardır;
    ancak bunlar gizli oldukları kadar
    bilinçdışı değildir ve yalnızca yarı unutulmuş şeylerdir.

    Ancak, bütün bunların,
    çürümüş bir dişin bütün bir kişilikle ilişkisi kadar
    bilinçdışının bütünüyle ilişkisi vardır.

    Bilinçdışı,

    bütün metafiziksel ifadelerin,
    bütün mitolojinin, (salt eleştirel olmadığı sürece)
    bütün felsefenin
    ve psikolojik öncüllere dayalı hayatın bütün ifadelerinin

    malriksidir.
  • Maitri Upanişad (iV, 2), henüz insanlık hali içinde gömülü kalmış kişiyi, "iyilik ve kötülük meyvelerinin ürettiği zincirlerle bağlanmış" veya bir zindana kapatılmış veya "alkolle ("hataların alkolü") sarhoş olmuş" veya (tutkunun) "karanlıklar"ına gömülmüş birine ya da bir aldatıcı cambazlığın veya gözboyayıcı hayaller üreten düşlerin kurbanı olmuş birine benzetir; "en yüce hal"i artık anımsayamamasının nedeni budur. lnsanlık halini tanımlayan "acı," bilisizliğin (avidya) sonucudur.
  • Lama Govinda: Budha, "herşeyi bilen" şeklindeki kelimenin genel anlamında bir âlim değildir. Meselâ Budha, modern mânâdaki ilim, meselâ fizik hakkında hiçbir şey bilmez. Ama diğer insanlardan üstündür, çünkü hayatın esaslarını görmüştür. "Nasıl mutlu olabilirim? Mutsuzluktan nasıl kurtulabilirim?" diye sormuştur. Kendisine mesele ettiği mevzuu buydu ve onu çözdü. Sonraki nesiller, Budha'yı, karmaşık bilgisi, eksiksiz vizyonu, tam fazileti ve diğer tamlıklarıyla bir çeşit imkânsız ideal şahsa döndürmüşlerdir. "Avidya" tabiri, mutlak anlamda cahillik demek değildir, daha çok "kişinin kendi nefsinden haberdar olmaması"
    dır". Cahil bir insan nefsini nihaî gerçeklik olarak gören insandır. Öte yandan nefs duygusunu aşmış bir kişi cahil değildir. Haddi-zatında "avidya" kelimesi, son derece yanlış bir şekilde "cahillik" diye çevrilmiştir. Doğrusu ona sınırlama demeliyiz; onun zıddı
    ise "kurtuluş"tur. Neden kurtuluş? Cahillikten, yanlış bir şekilde nefsin kölesi olmaktan. Bu, tam bir açıklık demektir. Nitekim "Nirvana"yı "açıklık" diye tercüme ediyorum ben; çünkü Nirvana, kısır bir son nokta değildir. Bu feci olurdu. Benim Nirvana düşüncem ebedî neş'e değil, bizi ilerlemeye sevkeden açıklıktır...
  • Bu büyük gösteri yalnızca "cehalet"imizle (avidya) izlenir
    niteliktedir; uyanmış gözün önünde ortadan kaybolur.
    Vardırlar ve yokturlar. Duman gibi, kendileri ve yaratımları gelir geçer, akar ve yiter gider.
    Heinrich Zimmer
    Sayfa 171 - Kabalcı / Birinci Basım: Mayıs 2004 - Şiva'nın kozmik hazzı (Yüce Tanrı 4)