• Nitekim, anormallik normun, sap­kınlık yasaya itaatin, hastalık sağlığın, barbarlık uygarlığın, hayvan insanın, kadın erkeğin, yabancı yerlinin, düşman dostun, “onlar” “biz”in, delilik aklın, ecnebi vatandaşın, sıradan adam uzmanın ötekisidir.

    Bunlar birbirlerine bağımlıdır; fakat bağımlılık simetrik değildir.

    İkinci taraf, tasarlanmış, zoraki tecrit edilmişliğinden do­layı birinciye bağımlıdır". Birinci ise, kendini doğrulamak için, ikin­ciye bağımlıdır.
  • Kız olarak dünyaya geldiği için çocukluğunda ikinci sınıf evlatmışçasına davranılan, genç kızlığında erkek kardeşlerine oranla daha fazla baskı altında tutulan bu kadın, evlendikten sonra giderek geçmişteki ezikliğini ödünleyici tutumlar geliştirmeye başlayabilir. Evlendiğinde önceleri kayınvalide egemenliği altına giren kadınlarda bu tutumlar anne olduktan sonra gelişmeye başlar. Bu kadının davranışları geçmişin öfkesiyle güdülendiği için evliliğinde mutlu olma şansı da oldukça azdır. Çünkü, bu kez de davranışları bir başka uca gitmiştir. Kocası ve çocukları üzerinde açık ya da üstükapalı bir egemenlik kurmaya çalışırken, kendi bağımlılık eğilimlerini görmezlikten gelmiş olmanın yalnızlığını yaşar. Dolayısıyla, geçmişteki ezikliğini şimdiki egemenliğiyle ödünleme çabaları temeldeki değersizlik duygularını ortadan kaldıramaz. Verdiğinin karşılığını alamadığı sanısında olduğu için, açık ya da dolaylı olarak çevresini suçlayan, kendisine layık bir koca bulamamış olduğundan yakınan ve kendi mazoşizmi ile çevresini bunaltan bir kadın görüntüsü ortaya çıkar.
  • ..... bazı insanlar, kadın hakimiyeti altına girme korkusundan kurtulmak için diktatörce bir yapı geliştirme ihtiyacı duyuyor.Bu bütün diktatörlere özgü yalnızca mutlak itaat ve bağımlılık değil, aynı zamanda herkes tarafından sevilme talebini de açıklayan bilinç dışı bir süreç....
  • 222 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Öncelikle kitabi okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Çünkü kitaptaki bilimsel bilgiler hayatın içinden örnekler ile açıklanmış durumda. Ve bu da anlamayı daha da kolaylaştırıyor. Kadın ve erkek beynindeki farklılıkları, bu farklılıkların nasıl oluştuğunu, bunları avantajları ve dezavantajları hakkında harikabilgi veren bir kitap. Anlatım sade ve akıcı. Içinde işlenen konuyla anlatılan deneyler ve yaşanmış örnekler var. Gerçekten sizi etkileyebilecek deneyler var. Özellikle bağımlılık konusundaki hormon etkisi. Gerçekten ilginçti. Kız ve erkek bebeklerin oyuncak yönelimleri, bunların çevre etkisi ile mi yoksa doğduğunda mı oluştuğunu. Bazen ufak taktikler (okuyanlar ve okumuş olanlar anlamıştır.). Yaşanmış örnekler gerçekten dikkatimi çekti. Özellikle Gage'in başına gelenler ve tabii Bruce ve Brenda olayı. Kısacası okuyun. Bir şey kaybetmezsiniz. Ama kazanacağınız çok şey olacağından emin olabilirsiniz.
    İYİ OKUMALAR...
    NOT: Yazarın 2 kitabı daha bulunmakta.
    1. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum
    2. Pia Mater
    Pia Mater son yayımladığı kitaptır. Kesinlikle bunu da okumalısınız.
  • 80 syf.
    ·Beğendi·10/10·
    Şu ana kadar 9-10 tane Stefan zweig okudum galiba... Hepsinde duygular o kadar yoğun ve anlatım o kadar sürükleyici ki otobüste okusan durağı kaçırırsın , metroda okusan yürüyen merdivenlerde devam edersin. Öyle bir betimlemesi var ki sanki önünde bir film var ve sen onu izliyorsun ara vermek istemiyorsun . Ayrıca yazar da bağımlılık yaptığı için bir kitabını bitiriyorsun hooop diğer kitabına... Kitaptan bahsedecek olursak yine ana karakter bir kadın ve adı Irene .Kitap İrenenin kocasını aldatmasını ve başlarda Irene'nin sevgilisinin bir yakını olarak tanıtılan başka bir kadının İrene'yi bunları kocasına söylemekle tehdit etmesini ve ondan sürekli para istemesini , Irene'nin sürekli olarak kadından özgürlüğünü satın almasını ve hep bir korku içerisinde yaşamasını anlatıyor ve sonra olaylar gelişiyor. Gerisi spoiler a girer :)) Genel olarak bahsetmek gerekirse çok kısa ve akıcı bir kitap başladığınız gibi bitirirsiniz. Kesinlikle okumalısınız
  • 188 syf.
    ·6/10
    Kahramanımız Hacime ilkokulda tanıştığı, sol bacağı aksak Şimamoto ile ortaokulda ayrıldıktan sonra onu hiç unutamaz. Yıllar sonra evli iki çocuk babası iken çalıştığı şehirde tekrar karşılaşırlar. Böylece Hacime, ailesi bir yanda, unutamadığı kadın bir yanda kendisini bir çıkmazın içinde bulur.

    Öncelikle Hacimenin Şimamoto ya olan bağımlılık derecesindeki aşkını hissedemedim. Hal böyle olunca, konunun kaynağı olan şeye ikna olamadım ve kitabın içine de tam giremedim, bu önyargıdan kurtulamadım.

    Bir diğer husus kitabın konusu sıradandı. Bunu eleştirmiyorum. Çünkü yazar sıradan bir olaya öyle bir bakış açısı katar ki hayran bırakır. Ama onu da bulamadım. Sıradan bir anda tansiyonu yükseltmeye, heyecanı artırmaya çalışıyor, sıradanlığı ortadan kaldırmaya çalışıyor ancak öyle bir durum yok ki ortada zorlamakla olacak bir şey değil. Sahne dramatik değil ama öyle göstermek için bir zorlama var.

    Değinmek istediğim başka bir husus: Ya şimamotoyla kaçıncı buluşman işte o muydu değilmiydi kültablası orada ruju bardakta...bu ruh haline gelecek ne yaşadın? Uzun zamandır görmediğin, ki istesen gidip görebileceğin birini tekrar gördün. Ve Şimamoto nun sürekli sebebini sorma, soru sorma demesi. Tamam gizem katmak tarzın olabilir ama bir süre sonra gerçekliğini yitiriyor.

    Murakami nin tarzını beğenmedim. Kahramanla hiç birleştiremedim kendimi. Sanki çok sıradan bir şeyi süsleyreek kakalıyor gibi bir duyguya kapıldım. Beğenenlere diyecek bir şey yok tabiki zevkler tartışılmaz.
  • Sadist kişi yönettiği insana ihtiyaç duyar, hem de ölesiye, çünkü kendi güçlülük duygusunun kökleri, birisinin efendisi olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Bu bağımlılık bütünüyle bilinçsiz efendisi olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Bu bağımlılık bütünüyle bilinçsiz olabilir. Dolayısıyla örneğin bir adam karısına sadistçe davranabilir ve ikide bir ona evi terk edebileceğini ve eğer bunu yaparsa çok memnun olacağını söyleyebilir. Çoğu durumda kadın öylesine yıkılmış olacaktır ki, erkeği terk etmeye cesaret edemeyecektir, bu nedenle her ikisi de erkeğin söylediğinin doğru olduğuna inanmayı sürdürecektir. Ama eğer kadın onu terk edeceğini söyleyecek cesareti bulursa, her ikisi içinde oldukça beklenmedik bir şey olabilir; erkek umutsuzluğa kapılacak, ruhsal açıdan çökecek, kendisini bırakmaması için karısına yalvaracak; onsuz yaşayamayacağını söyleyecek, onu ne kadar çok sevdiğini, vb. anlatacaktır. Genellikle kendini şöyle ya da böyle ortaya koymaktan korkan kadın, ona inanmaya, kararını değiştirip onunla kalmaya eğilim gösterecektir. Bu noktada oyun yeniden başlar. Erkek eski tavrını takınır, kadın onunla yaşamayı giderek daha zorlu bulur, yeniden patlar, erkek yeniden ruhsal olarak çöker, kadın gitmekten vazgeçer ve bu defalarca tekrarlanıp durur. Bu döngünün yeniden ve yeniden tekrarlanıp durduğu binlerce evlilik ve başka türlü kişisel ilişkiler vardır ve bu büyülü döngü asla kırılmaz. Erkek, kadını o kadar sevdiğini ve onsuz yaşayamayacağını söylerken yalan mı söylüyordu? Sevgi söz konusu olduğu sürece bu, bütünüyle sevgiyle neyin anlatılmak istendiğine bağlıdır. Onsuz yaşayamayacağını söylemeye varan savı- elbette gerçek anlamıyla ele almaksızın ? kesinlikle doğrudur. Onsuz ? ya da en azından kendi ellerinde çaresiz bir araç olduğunu hissettiği birisi olmaksızın ? yaşayamaz. Böyle bir olayda sevgi duygularının sadece ilişki çözülme tehlikesine girdiği i tutumu, birçok durumda çocuğa yönelik ?doğal? bir ilgi ya da koruma duygusu gibi gözüken şeyle gizlidir. Çocuk altın bir kafese konur ve bu kafesten ayrılmayı istememesi koşuluyla her şeye sahip olabilir. Birçok durumda bunun sonucu, yetişen çocuğun sonraki yaşamında duyduğu derin bir sevgi korkusudur, çünkü onun için ?sevgi? kıstırılmış ve kendi özgürlük arayışında engellenmiş olma anlamına gelir