• Biliyor musun, Sonya, dün seni nereye çağırdığımı daha şimdi, şu anda anladım... Dün bilmiyordum bunu, nereye gideceğimizi ben de bilmiyordum. Bir tek şey için çağırdım seni, bir tek şey için geldim buraya. Beni bırakmaman için. Bırakmayacaksın değil mi Sonya?
  • Farklı insanlarız biz… Biliyor musun, Sonya, dün seni nereye çağırdığımı daha şimdi, şu anda anladım… Dün bilmiyordum bunu, nereye gideceğimizi ben de bilmiyordum. Bir tek şey için çağırdım seni, bir tek şey için geldim buraya. Beni bırakmaman için. Bırakmayacaksın değil mi Sonya?
  • "Çok yoğun bir gündü. Çocukların cıvıl cıvıl hareketleriyle zamanın nasıl geçtiğini fark edememiştim...
    Öğleye doğru dersine girdiğim bir sınıfta iki öğrenci arasında bir tartışma olduğunu kendilerinin ayrı ayrı izahıyla fark ettim. Suçlu olan öğrenci özür dilemişti hatta özür mektubu bile yazmıştı aynı derste ama nafile! Öğrencimin kalbi kırılmıştı..açıkcası ilk defa karşılaştığım bir olay olmadığı için farklı bir yol denemek istedim. Üzgün ve duygusal olduğu için hüngür hüngür ağlıyordu kuzum..içini dökebilse rahatlayacaktı ama bilişsel gelişimi ona bunu fark ettiremiyordu. Beraber konuştuk. O konuştu, ben dinledim çoğunlukta..Bildiğimiz çocuksu ifadeler... Konuşurken daha da duygulanmış ve her iki gözünden yaş akmaya başlamıştı. Bir öğretmenden ziyade bir ebeveyn rolü üstlendim o an gayri ihtiyari..ellerimle gözyaşlarını sildim. Kuzum rahatladı ve o ders normale döndü.
    Günün sonuna doğru kuzumun mutluluğu arttı. Evlere dağılma zili çalınca yanıma çağırdım..çocuk dili ile ifade edemediğini davranışlarıyla ifade eder: Yanıma gelirken gülümseyen yüzü ve mutluluğu ve huzuru ile ve lisan-ı hâli ile haykırıyordu:
    İyi ki varsınız öğretmenim!
    İyi ki varsın kuzum..öğretmenliği bana öğrettiğin için...
    Öğretmenlerim ve öğretmen arkadaşlarım! Bugün öğretmen olun..bugün bir yüreğe dokunun..bugün öğretmen olun..."
    Tüm öğretmenlerimin, öğretmen arkadaşlarımın ve öğretmen adayı kardeşlerimin bu güzel günü kutlu, mutlu olsun dileğim! Bir gün değil, her gün hatta her an hatırlanacak kadar değerli ve özverili olan her öğretmenime...

    Mahmud KARAKAŞ
    23 Kasım 2019
    ŞANLIURFA
  • 160 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Amerikalı bir öykü yazarının kısacık 17 öyküden oluşan kitabı..
    Yazarın hayatı anlattığı öykülerden çok daha ilginç geldi bana..
    Lise terk ve evleniyor iki çocuk babası olmayı yaşarken yazarlık idealinden vazgeçmeden kendisi ve ailesinin geçimini sağlamak için hademelik ,benzincilik gibi işlerde çalışarak bir üniversitede edebiyat profesörlüğüne kadar yükseliyor.

    Gelelim öykülere,mümkün mertebe evrensel bir insan gibi sadece ilkel duygularıma inmeye çalışarak anlatılan öykülere bakmaya çalıştım ama Türkiye’de yaşadığım ve bir doğulu olduğum gerçeği iliklerime nasıl işlediyse artık biraz tuhaf bularak yargılamıcam yargılamıcam diye kendimi tembihleyerek,bu adamlarda insan anlamaya çalış diyerek öyküleri boyunca düşündüm.İlişkiler konusundaki bazı cümleler kamçı gibi beynimde şırankk!! etti yalan yok,etkilendim.

    Öykülerdeki kadın ve erkeklerin hayatla aralarında nesnelerle kurdukları bağ içerisinde içki ve türevleri başrolde bir kere..

    Öykülerdeki sıradan insanların büyük bir çoğunluğu ,hayatlarının dönemecinde olduklarını hissettikleri anlarda bile önemli olabilecek tüm kararları ve en samimi hallerini kanlarına büyük ölçüde alkol karıştıktan sonra alıyor ve hissediyorlar.Bu hayata ayık kalmayarak meydan okuyorlar sanki.


    Varolan halleriyle alkol almadanki duygu ve hisleri onlara yetmiyor bana öyle geldi..
    Birayı sudan daha fazla tüketiyor öykü kahramanları mesela..
    Arkadaşları ile yaptıkları yemek aktivitelerinde buzlu limonlu cinler, tonikler ,sulandırılarak içilen viskiler şövalyenin zırhı ve kılıcı gibi hayatın getirdiklerine savunma araçları olarak ellerinde..

    Yazarın kendisi de başarı kazandıkça alkole giderek kendisi vermiş akciğer kanserinden de ölmüş.

    Şu bir gerçek ki insan,alkolden daha güçlü değil.Alkol ciddi miktarda hayatınıza girdiği anda isteseniz de istemeseniz de o alkolün elinizin bir parçası avucunuz içinde taşıdığınız, size güç verdiğini zannettiğiniz içinizi ısıtan bir güç görünümünde ciddi bir bağımlılık..Kim ne derse desin bu böyle.

    Aşk kavramının en yoğun ve keskin sorgulandığı ve kitaba da adını veren hikaye,’ Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz’ öyküsü.

    Bir kardiyolog ,arkadaşları ve karısı ile muhabbet amaçlı, akşam ve alkol fonlu yemek masası etrafında
    aşkın mutlak bişey olup olmadığını sorguladıkları saatler.

    Kardiyolog diyor ki;aşk ne bizim yaşadığımız ne de bir çok insanın yaşadığı şey gibi basit bir şey değil.Hadi itiraf edin birimizden birine bişi olduğunda geride kalan bir süre yas tutup sonra sokağa çıkıp yeniden aşık olup hayatına devam edecek diyor.

    Karısı ,’ şarhoş değilsen sarhoş gibi konuşma ‘diye tepki veriyor:)

    Kardiyolog devam ediyor ‘Bir gece bir vakaya çağrıldım,otoyolda sarhoş bir g*t ergen,70 lerinde karı koca çifti biçmiş.Ergen sedyede oracıkta ölmüş ama 70 lk ihtiyar çift yaşam için mücadele ediyor çoklu kırıklar,iç yaralanmalara rağmen.Kadın daha kötü durumda.Onlara bakar bakmaz anladım nörolog,ortopedist arkadaşlarımı çağırdım sabaha kadar vücutlarını toparlamaya çalıştık.Vücutlarında sadece delikler açıkta göz ve burun delikleri her yerleri sargılar içinde.İhtiyarlıkları yaşam mücadelerine yardım etmiyor.Adam karamsarlığa büründü sebebi ahı gidip vahı kalmış ihtiyar karısını o sargılar içerisinde başını çevirip göremediği için..
    İşte gerçek aşk bu,bizim yaşadığımız değil diyor.
    Etkileyiciydi

    Bir çok öyküyü okurken bu hikayenin anlatılmaya değer neresi olabilir ki diye fazlasıyla düşündüm.Çoğunlukla bir kitabı bitirdiğimde hatırlamak için aklımda kalan yazacak çok şey olur ama bu öykü kitabını okumayı bitirdikten sonra kitabın öykülerine bir kez daha göz atmak ihtiyacı hissettim..

    Yaşam felseleri o anda ne hissediyorlarsa onun gerektirdiğini düşündükleri şeyi yaparak yaşıyorlar.Kitabı değerlendirenler basit ama karmaşık ruh halleri diye değerlendirmişler ama ben diyorum ki Orhan Veli gibi ‘Düşünme arzu et sade,Bak böcekler de öyle yapıyor’ dedim.
    Akılları ,o an ne hissediyorsan kendini tatmin etmen o arzuyu yaşayarak ortadan kaldırman en akıllıca diyor son derece materyalist bir yaklaşım ben bu ölçüde arzularının esiri olmalarını yadırgadım kendi adıma.

    Mesela ‘Gittiğimizi Kadınlara Söyle ‘ başlıklı hikayede evlerinin arka bahçesinde gardenpicnik yapan iki aile var.Kocalar biraları devirip devirip biraz arabayla gezintiye çıkıyorlar bisiklet süren şortlu iki genç kızı gözlerine kestirip tavlamaya çalışıyorlar öykünün sonunda açıkça söylemese de kızlara tecavüz ediyorlar ve bir kaya ile kızları öldürüyorlar.Ne bu şimdi
    bir insan böyle mi hayatını çar çur ermeli evrim varsa bile hangi levelında takılı kaldın sen..
    Yani aslında kitabı okumak beni iyi duygularla baş başa bırakmadı ve korkunçluk seviyesine yükselebiliyor kaygım bazen, böyle gelişmemiş insan müsveddeleri ile aynı yeryüzünde yaşıyoruz.

    Şarkıcı Teoman ‘la bir röportaj yapmışlar diyor ki; ‘eskisi gibi insan içine karışamıyorum,yeniden aşık olamıyorum, arkadaş edinemiyorum sanırım yüreğim soğudu’ diyor.
    Ben de o derece olmasa bile benzer hisler yaşıyorum arada..

    Hülasaten; bu öykü kitabını okumamış olsam da aşk ın bir çok insanın yaşadığını zannettiği şey den çok daha derinliği olan asil bir duygu olduğunu biliyordum.

    Orta yaş okurlara bir şey kazandırmıcak bir okuma aktivitesi olacağı kanaatinde olduğunu nazikçe söyler ,
    İyi okumalar dilerim.