• KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    Herkese merhaba :) Ben küçük bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. Birçok okulda olduğu gibi bizim okulda da umut ve heyecan dolu bir dönemi başarı ve mutlulukla yaşamanın sevinci, gerek öğretmen olarak bizlerin gerek mutluluğu en çok hak eden olan öğrencilerimizin yüreklerimizi sardığı o gün yaşadığım bir hâlet-i ruhiyemi sizlerle de paylaşmak istedim:
    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Buhârî)
    Karne günü, sınıf düzeni ve disiplini açısından ve kuzularımın gelişiminin de gereğiyle sınıfın süslenmesi ve düzeni için sınıfın hazırlanmasını onlara bıraktım. Önceki günlerde konuştuğum bir öğrencimin, gerek maddi gerek manevi eksikliğinden oluşan, sıkıntıları yüreğimde iken başka bir öğrencim ile konuşmak için uğraştım. Kuzum, o gün, yani bir öğrencinin en mutlu olması gerektiği gün, hüznü yüreğinden dökülürcesine mutsuzdu. Nedenini merak etmiştim:
    -Anlat bakalım, kızım.
    -Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
    Kelimeler boğazıma düğümlendi o an... Ne diyeceğimi, nasıl bir cevap vereceğimi düşünürken ruhumda oluşan bir hâlet beni bu yazıyı yazmaya sevk etti: Okulumuzda gerek kıyafet gerek ayakkabı gerek kırtasiye malzemesi gerekse test kitabı eksiği olan birçok öğrencimiz var. Biz öğretmenler olarak ilk dönem bu masumlar için bir yardım kampanyası başlattık ve Allah'ın nasip etmesiyle kış mevsiminin zor günlerindeki eksiklikleri bir nebze, vesile cihetiyle, tamamladık. Bu dönemki eksikliklerimiz ayakkabı, kıyafet, kırtasiye malzemesi ve test kitabı.
    "Ben ne yapabilirim?" düşüncesi yüreğini kaplayan arkadaşım! Eski ayakkabı ve kıyafetlerini gönderebilirsin..çevrene bu durumu anlatıp hayırsever insanları bu güzelliğe sevk edebilirsin..dua edebilirsin..en azından bu gönderiyi paylaşabilirsin.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    21 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    İHTİYAÇ LİSTESİ
    AMBARTEPE İLKOKULU VE ORTAOKULU

    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Hadis-i şerif/Buhârî)

    MONT İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    10 kişi(yaş aralığı 3-5)
    3 erkek 7 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 6 kız

    3. SINIF
    17 kişi(yaş aralığı 7-9)
    8 erkek 9 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    8 kişi(yaş 10-11)
    3kız 5 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    8 kişi(yaş 13-14)
    4 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    6 kişi(yaş 14-15)
    3 erkek 3 kız

    EŞOFMAN İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    5 kişi(yaş aralığı 3-5)
    2 erkek 3 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 4 kız

    3. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 7-9)
    7 erkek 5 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    5 kişi(yaş 10-11)
    3 kız 2 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    6 kişi(yaş 13-14)
    2 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    4 kişi(yaş 14-15)
    2 erkek 2 kız


    AYAKKABI İHTİYACI LİSTESİ

    Anasınıfı(9)
    Erkek=>32=>4
    Kız=>25=>1
    Kız=>31=>1
    Kız=>30=>1
    Erkek=>27=>2

    1. Sınıf(5)
    Kız=>30=>1
    Erkek=>29=>1
    Kız=>33=>1
    Erkek=>32=>3

    2. Sınıf(9)
    Erkek=>32=>1
    Kız=>31=>1
    Erkek=>35=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>31=>1
    Erkek=>33=>1
    Kız=>33=>1
    Kız=>32=>1

    3. Sınıf(11)
    Erkek=>35=>4
    Erkek=>33=>1
    Kız=>34=>1
    Kız=>35=>1
    Kız=>34=>2
    Erkek=>34=>2

    4. Sınıf(9)
    Erkek=>37=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>32=>1
    Erkek=>35=>3
    Kız=>33=>2


    5. Sınıf(12)
    Kız=>35=>2
    Erkek=>37=>1
    Kız=>38=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>36=>3
    Erkek=>36=>3

    6. Sınıf(14)
    Erkek=>33=>1
    Kız=>37=>7
    Erkek=>38=>3
    Erkek=>36=>1
    Erkek=>37=>1


    7. Sınıf(8)
    Erkek=>37=>2
    Kız=>39=>2
    Kız=>38=>1
    Kız=>37=>1
    Erkek=>42=>1
    Erkek=>39=>1


    8. Sınıf(6)
    Erkek=>41=>1
    Erkek=>40=>1
    Kız=>40=>1
    Kız=>39=>1
    Kız=>37=>1
    Kız=>38=>1


    KAYNAK KİTAP İHTİYACI LİSTESİ

    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet
    Not: Bütün sınıf düzeylerinde hem soru bankası hem konu anlatımlı ihtiyacımız olduğu gibi eski, yeni, yırtılmış ve çizilmiş, hiç fark etmez, her kaynak kitap kabulümüz..yeter ki kuzularım üzülmesin.
    (Özelikle 8. sınıflar için elinizde LGS, SBS, TEOG ve OKS ile ilgili eski, yeni, yırtılmış, çizilmiş fark etmez, kuzularımın sınava hazırlanması için, okula göndermenizi naçizane rica ediyorum.)

    KIRTASİYE İHTİYACI LİSTESİ

    Çanta İhtiyacı
    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet

    Not: Kırtasiye ihtiyacımız, toplamda 102 adet olan çanta ihtiyacımızla orantılı olduğu için yazmadık. Fıkır vermesi amacıyla en çok ihtiyaç duyulan gereçleri yazıyoruz: Ana sınıfı ve birinci sınıf okuma kitapları, uçlu kalem, kalem ucu, tekli defter, boya takımı, kalem, kalemtraş, silgi, su matarası, kırmızı kalem, yapıştırıcı, bant, cetvel, beslenme çantası, resim ve türkçe defteri, matematik defteri, boyama kitapları, diş macunu ve diş fırçası.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Hadis-i şerif/Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    23 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
  • Yağmurlu bir Kasım günü,
    Cebimde ıslanmış bir mektup,
    Zar zor toparlamışım kendimi,
    Sol yanım alev, alev,
    Seni bekliyorum okul bahçesinde,
    İçimde deli bir cesaretle,
    Hayatım boyunca unutamayacağım 
    O ses yankılanıyor uzaklardan ve gittikçe yaklaşıyor,
    Merdivenlerde bir koşuşturmaca,
    Acı siren sesleriyle bir ambulans geliyor okulun bahçesine,
    Bilinmez bir korku kaplıyor içimi,
    Ve sedyede görüyorum seni rengin soluk bembeyaz, bir melek gibi,
    Koşuyorum hiç durmak sızın boş sokaklarda yağmura karışan göz yaşlarımla, mezarlıkta alıyorum 
    soluğu Annemin başucunda,
    Bir yandan dua ediyorum, bir yandan kendime, kaderime kızı yorum, ben sevdiğim için mi ölüyor 
    insanlar önce Annem şimdi sen,
    Sevmem bir daha kimseyi,
    Mezarlıkta biraz ağladıktan sonra eve gidiyorum, dua ediyorum sabaha dek,
    Ve ertesi sabah okulda alıyorum acı haberi küçük kalbin hayata dayanamayıp durmuş kalp krizi 
    geçirmiş sin ve melek olmuşsun.
    Şimdi yıllar geçti hala aynı mahalledeyim, evlendim çocuklarım oldu, hatta kızım bizim okulda okuyor 
    o bahçede geziyor, seni son gördüğüm yerde, Annemi her ziyaretimde, senin yanında uğruyorum, her 
    seferinde iki gülle gidiyorum mezara, biri sanabiri Anneme iki beyaz gül, hayatıma giren iki meleğe.
    Birde o mektup var senden kalan,
    Sana vermek için beklediğim o ıslak mektup hala saklıyorum onu,
    Merak ediyorsundur ne yazıyor diye,
    Şöyle başlıyor;
    Bunları yazı yorum çünkü seninle konuşacak cesaretim yok, sana saçma gelebilir ama öyle işte, 
    Annemi kaybettikten sonra fazla çevrem olmadı yalnız gezdim hep, sessiz yalnız bir çocuk oldum , bu 
    yüzden okulda deli diyende oldu bir sürü şey zırvalayanda oldu, ama sen, sen başkaydın benim için, 
    Annemin gülüşleri vardı sende, belki bu yüzden farklıydın, seni her gördüğümde boğazım 
    düğümleniyor konuşamıyordum bu yüzden bu mektubu yazma kararı aldım bilmiyorum cesaret bulup 
    da vere bilir miyim sana, ha birde ricam var senden tek sen okursan sevinirim, sana olan hislerime 
    karşılık vermesen bile aşkıma saygı duymanı isterim...
    Sen hatırlar mısın bilmiyorum ama, benim hiç unutamadığım bir gün var. Hani okul gezisine çıkmıştık 
    ya, sıcak bir haziran günüydü, okulların kapanmasına sayılı günler kala, hayatımda ilk defa uzun bir 
    yolculuğa çıkacaktım çok korkuyordum. Cam kenarında oturuyordum, korkularım epilepsi nöbetlerimi tetiklemişti, kriz geçiriyordum ve sen yaklaştın o an, gözlerinden süzülen bir iki damla yaşa inat, güçlü 
    gözüküyordun. Elini saçlarıma atıp kulağıma fısıldadın " ölmek için çok küçüksün lütfen yaşa" dedin . 
    Boynuma , yüzüme kolonya sürüyordun. Öğretmenler dahi panik olmuşken, sen o minicik kalbinle, 
    minnacık ellerimle bana şifa olmuştun. O gün aşık olmuştum sana, evet sana aşığım...... Yazıyordu o 
    mektupta, bak ben hâlâ yaşıyorum, bak hâlâ ölmedim. O gün, o minik ellerini tutup sana şifa 
    olamadım, " ölmek için çok küçüksün" diyemedim. Sanki sen doğa üstü güçlere sahiptin, sanki orada 
    bütün gücünü bana verip beni hayata döndürdün, sanki bu yüzden, benim yüzümden yorgun 
    düştün... Sen, sen öldün. Maalesef ben hâlâ yaşıyorum... 
  • 511 syf.
    ·10/10·
    Büşra Küçük yazar genç olmasına rağmen bence kelimeleri kullanışı ve olay örgüsünü kullanışı gayet güzel , akıcı insan sıkılmıyor.
    Kimine göre ergence saçma vb olabilir zaten böyle düşünen insanlarıda anlamış değilim bir kitap size etki ediyorsa sizi birazda olsa hayattan acılardan uzaklaştırıyorsa okurken sıkılmıyorsanız bunlar yeterli. Sırf lise aşkı yada erkek sırf psikopat tarzı olduğu için ergence olmuyor bu kitabın 20-30 yaş aralığındada okucusu olduğunu biliyorum .
    Neyse kitap zengin ve her istediğini yapabilen her kızın hayali ve aşkı olan Meriç Tuna ile küçük yaşta babası tarafından terk edilen Kayla nın aşkını anlatır Kayla 17 yaşına kadar zor şartlarda annesi tarafından büyütülür yıllar sonra babası geri döner ve Kaylayı yanına alır tabi Kayla ondan nefrer eder Babası zengin olduğundan Kayla'yı bir koleje yazdırır zaten Meriç ile de orda tanışırlar babasının terk etme sebebi ise korkması nasıl bakarım çocuğa falan demiş neden evlendiyse o zaman neyse .Meriç onu her zaman takıldığı bir yere götürür ama sorun şudur Meriç sadece kendi kızlarını oraya götürürmüş birlikte olduğu kişilere benim kızım der tabi Kayla ona karşı çıkar ve ben senin kızın değilim der tabi Meriçte zor hayat yaşıyor annesini aldatan babası sonrasında sinirden felç geçirir kitap böyle 4 seriden oluşuyor Tolgahan Sarıtaşın oynadığı filmi de var izlemenizi tavsiye ederim.
  • 88 syf.
    ·9/10
    9. Beyoğlu Sahaf Festivali’ndeyim. Maksadım Türk edebiyatı ve dünya edebiyatından klasiklere bakmak. Arada da adını daha önce duyduğum yazarların bende olmayan kitaplarına rastlamak.

    Öyle de yapıyordum. Heybem gittikçe ağırlaşıyordu.
    Bir tezgâhta üst üste Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan öykü kitaplarını gördüm. Göz attım. Tarzım değildi ama olsun, alayım dedim. Bir küçük poşete onları da koydurdum. Kızıma verdim. Ben kitap seçerken kızım büyükçe siyah poşet bulmuş kendisine verdiğim bütün küçük poşetleri ona doldurmuştu. Dönmeye karar verdiğimizde jumbo poşetin uç kısımlarını kıvırıp, kızımın “Aman baba dikkat et, belini inciteceksin.” uyarılarını dikkate almadan un çuvalı gibi omzuma attım.

    Şimdi metrodayız. Oturmak için yer bulmak maksadıyla en uç noktada bekliyoruz trenin gelmesini. Tren geldi, ama yer yok. Fakat bir genç beni görür görmez yer vermesin mi? Kızım biraz tebessümle “Ama baba!” dedi, yüzüme baktı. “Ne var,” dedim. “Gencin içinden gelmiş, genç (!) amcasına yer vermek istemiş.” Ben oturunca yanımdaki diğer genç de kızıma yer verdi. Ona da teşekkür ettim.

    Derken gelirken elimde olan kitabın zaten son sayfalarındaydım. Onu bitirdim. Baktım kızım bizim un torbasından, pardon kitap poşetimizden Semra Aktunç’un Yalos kitabını çıkarmış. “Güzel mi?” dedim. “İyi, cümleler akıcı. Okunabilir. Ama senin tarzın değil.” dedi. Kızım da tarzımı biliyordu demek ki.

    Hadi ben neyse de, kızımca da tarzım olmayan kitabı merak ettim. Önce Yalos’un anlamına baktım. Akarsularla denizlere ulaşıp, dalgalarla kıyılara vuran odun parçalarıymış. Sonra da kitaba ismini veren öyküden başladım okumaya. Zoe bir aşk üçgeninde kalıyor. Eleni ve Dimitri evli. Dimitri Zoe’yi seviyor. Zoe de Dimitri’yi. Hikâyenin sonunda Zoe herkeslerden saklanma ve ortadan kaybolma isteğiyle denize doğru yürüyor. Yürüyüş o yürüyüş.

    “Çok zaman geçti. Bir yalostum artık, incecik dal gibi gövdem, yılankavi, bembeyaz. Denizde kalmak istesem de rüzgâra direnemiyordum. Bir kıyıda buldum kendimi, ıssızdı kıyı, uzandım taşların üstüne, ısındım, sevdim güneşi. Ne kadar yaşar yaloslar bilmiyorum. Pek önemi kalmadı bunun ama hâlâ izleyebiliyorum gövdemi ve ağzımın sımsıkı kapalı olduğunu kederden ve tuzdan. Bu sessiz kıyı böyle midir hep?”

    Kitap seksen dört sayfa. Şimdi artık kitabın başındayım. Bir oturuşta işte sonundayım. Elimde ne mi kaldı? En çok bir zamanlar parçası olduğum mekânlar kaldı. Kadıköy, Bostancı, Karaköy, Tünel, Beyoğlu, Fatih, Cağaloğlu, Nuruosmaniye tramvay, dolmuş. Güngör Bey’den tarih dersleri. 1950’li yıllar. Geçmişin insanının nazenin halleri. Ayrılıklar, bekleyişler ve özlemler. Hep bir hareket, hep bir canlılık. Durağan bir şey yok. Yabancılaşma da var. Belki alttan alta durum eleştirisi de.

    Öyküde var’a da yok’a da “Hamdolsun!” diyen Cemnur’un Cem’inin halası iyiydi. Ondan iyisi ise Cemnur’un kundakta bebeğiyle terk edilen Nur’unun yıllar sonra dönen kocası Cem’e karşı takındığı tavırdı. Terk edip giden kocaya elinden geleni arkasına koymak istemezken, oğlu Can’ın babasıyla en azından yakın akraba gibi sohbet etmesine mukabil, hiçbir şey yaşanmamış gibi affetmesi benim için ilginçti.

    Unutmadan Dayakçı’ya Mektup öyküsü de çok güzeldi. Hele Dayakçı’nın hesap esnasında yüzünün kızarması. Ve sonrasında herkeslere birer çöpte Kemalpaşa ısmarlaması. “Seni hiç unutmadım!” diyen anlatıcının vefası da benim için unutulmazdı.
  • 102 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Yaşar Kemal'in okuduğum ikinci kitabı, yazarın ağır toplarına geçmeden hafifleri aradan çıkarmak istiyorum, kitapta Cengiz aytmatov tadı var.

    Kitapla ilgili küçük bilgiler; Yaşar Kemal’in babası da tıpkı bu romandaki Hasan gibi beş altı yaşlarında iken cinayete kurban gitmiş, ve annesi ile yaşamaya başlamış ve romandaki seçilen mekan Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Osmaniye'nin Hemite köyü imiş.

    Kitabı okurken kendinizi ara ara televizyonun karşında dizideki oyuncuya kızım şöyle yap kızım böyle yap diye direktifler veren teyze olarak bulabilirsiniz, güzel, çünkü kitap sizi kanser ediyor ve belli ki içine almış, sizi sürüklüyor, yani en azından 112sayfa boyunca hiçbir yerde, geçenlerde okuduğum ve adı önemli olmayan kitabı okurken yaptığım gibi bir yandan kitabı okuyup bir yandan da atomaltında bir parçacığın gözlendiği taktirde sonsuz olasılıktan bir tanesini seçmek zorunda kalmasının lakin diğer olasılıkların farklı evrenlerde, farklı benler(gözlemciler) tarafından da gözlenişinin, dolayisiyla sonsuz benin sonsuz farklı parçaçığın farklı seçimlerini gozleyişinin fakat her bir 'ben'in yalnızca kendi gerçekliğini izleyemeye, evrene hükmeden fizik yasaları tarafınca mahkum edilişinin, makro evrendeki bizlerin, sonsuz olasılıklı günlük seçimlerden birini seçme anı geldiğine (ki bu her 'an'dır) yaptığımız seçimin olasılıklarının bizi izleyen tarafından sonsuzdan 1'e indirgenişi zorunluğuyla aynı olup olmadığı üzerinde kafa yormadım.(hala bizi gözleyen, farklı evrenlerde farklı seçimlerimizi gözlemler) başka bir deyişle yani acaba sonsuz gerçeklik var da nedensellik gibi yasaların ihlallerinin soz konusu olmaması için gözlemci zaruriyeten sınırlandırılıyor mu?

    Bilen varsa aydınlatsın.

    Neden kitabı sizi irite edişine güzel dedim? Güzel çünkü kitapta bazı insanların veya toplulukların yapmış olduğu namus tanımına, kan davalarına, kadına verilen değere vesaire sağlam bir eleştiri var ve bu rahatsız ediş, bu eleştirinin yerine, kitabınsa amacına ulaştığının kişideki duygusal tezahürü.

    Köydeki ortam, atmosfer iğrenç, değil mi?

    Esme'yi alanın gerçekte sevdiği adam değil de kedisine bilinci kapalıyken tecavüz edip
    aynı gece nikahına alan Halil olması.. iğrenç, değil mi?

    Halilin anasının (yılanı öldürürler de öyle anayı ne yaparlar)durmadan Namusu temizlenmeli deyip durduğu kişinin tecavüze uğrayanın değil de edenin oluşu iğrenç, değil mi?

    Koskoca köyün, Halil'in "olmayan" namusunu temizleme davasını omuzlarına yükledikleri kişinin bir çocuk olması ve ölümüyle davayı kapatacak olan kişinin de aynı çocuğun annesi olması iğrenç, değil mi?

    Çocuğa bu işi yaptırıbilmek için seneler boyunca bıkmadan usanmadam saçma sapan şeyler ortaya atıp çocuğun psikolojisini yok etmeleri, yalanlar yardımıyla sürekli Hasan'ı kandırmaya çalışmaları iğrenç, değil mi?

    Yoksa iğrenç değil mi? Evet yazalım bu arkadaşları, Halil lovers.

    Stockholm sedromunda başka bir boyut, kişinin, kaçırılan bir kimseyi kaçıran kimseye, olayla uzaktan yakından alakası olmadığı halde aşık olması.

    Son olarak bence yazar Esme'yi biraz daha konuştursaydı ve Hasan'ın hapishanedeki kısımları az daha uzun olsaydı kitabın tadından yenmezdi. Bu hâliyle de çok beğendim.
    7.5/10

    Ayrıca kız ismi olarak Esme ve Esil çok güzel isimler.. değil mi?