• Her şeyimiz büyük olsun isteriz; evimiz, arsamız, devletimiz, banka hesabımız; sonra herkesin egosu çok büyük diye şikayet ederiz. Başarılı bir komutan, fatih ve devlet adamı İskender'e "Büyük" demiş ve hayran olmuşuz. Büyük İskender ise gariban, çulsuz ve sürgün Sinoplu Diyojen'e hayran imiş. İskender'in şöyle dediği rivayet edilir: İskender olmasaydım Diyojen olmak isterdim. Hayaller "küçük" Diyojen, gerçekler Büyük İskender. Bilirsiniz hani, İskender bir gün bu ünden nefret eden ünlü feylosofun (belki de gündüz vakti elinde fenerle "dürüst adam" aradığı bir gün) yanına gelmiş ve "dile benden ne dilersen demiş (makam, mevki, para, ihale; ne istersen var). Diyojen de şöyle demiş: "Sizden istediğim şey kenara çekilmenizdir, böylece güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden alamazsınız." İskender ne cevap vermiş bilen yok. Belki de şöyle dedi: "Ruh hastası herif, koskoca İskender yanına geliyor ettiğin lafa bak. Yıkıl karşımdan!" Bir an durur, "Hmm, neyse karşısında duran benim zaten, en iyisi ben gideyim. İyi günler Diyojen Bey!" Tabii bu laflar çok havalı olmadığı için yanındaki tarihçilere şöyle demiştir: Bunu kayda geçirmeyelim.
    İzdiham Dergisi
    Sayfa 21 - Talip Kurşun, "Nasıl Ruh Hastası Olunur".
  • huyumu al götür bütün bütün
    sonra söyle, benden ne kalır geriye? ...
  • Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan !
    Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
    Ne Kürtlük, ne de Türklük kalacak aç gözünü !
    Dinle Peygamber-i Zişanın İlahi sözünü.

    Veriniz başbaşa; zira sonu hüsranı mübin,
    Ne hükümet kalıyor ortada, billahi ne din !
    "Medeniyet !" size çoktan beridir diş biliyor;
    Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.

    Ne bu şuride siyaset, ne bu fasid dava?
    Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz...
    Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!
    Bunu benden duydunuz, ben ki evet, Arnavudum...

    Başka birşey diyemem... İşte perişan yurdum!...
  • Bende herkes gibi çok şey kaçırdım yaşamım boyunca, aşırı eğlenceli çocukluk anıları, çılgın gençlik hikâyelerim olmasa da kıymetli duyguları da hissedebildim çok şükür. Yıllar yıllaaar öncesine dayanan tanışıklığımız sonucu harika bir kız kardeşim oldu benim de. İnsanın kendi seçimi ile edindiği kardeş çok daha başka oluyor nedense. İyi ki beni seçmişsin, iyi ki benden hiç bıkmamışsın, dertlerimin en koyu olduğu zamanlarda bana güzin ablalık edip dertlerime derman olan, derman bulmaya çalışan, cesaretimi kaybettiğimde bana cesaret veren, canım sıkkın olduğunda çılgınlıkları ile yüzümü güldürmeye çalışan ve güldürenim :) benim canım kardeşim :)) evet bu kitabı benim kız kardeşim bana teeee Antalyalardan gönderdi. Hemde tam kitabı alaya karar verdiğim zamanda :) Hiç bir şey anlatmadan içinizi bilen, uzakta da olsa yanınızdaymış gibi hissettirebilen kıymetli insanlar hiç eksik olmasın hayatımızda :)
    Sende benden hiç eksilme MCA :D

    Tabi tüm bu duygularla kitabı okuyunca ayrı bir sevdim ben bu kitabı, İclal Aydın'ı hep şiirlerden bildiğim için sanki kitabın bir noktasında seslendirme yapacak gibiydi.. Bence çok güzeldi bu kız kardeşler, beklentiler, anlatılanlar, saklananlar, sebepler, sonuçlar hepimizin hayatı fazlasıyla zorlu... Bu zorlukları hafifletebilecek, dertlerinizi paylaşabilecek, yer geldiğinde sizi cesaretlendirecek, yüzünüzü güldürecek, kan bağı olsun ya da olmasın bir kardeş lazım. Benim sonradan kazandığım bir kız kardeşim bir de ablam olduğuna göre şanslı grup içindeyim.

    Umarım bende önce Cerencim, sonra da Tuuba Aplam için iyi bir kardeş olabilirim.

    işte ben bu kitabı okuduktan sonra sadece bunları düşünebildim. :))
  • 🍀KEÇECİ
    M.EMİN ERGİN
    Genç kadın amansız bir hastalığa yakalanan kocasını kaybedince oğluyla yalnız kalmıştı. Dul kadın on yaşına gelen oğlunun, yaz tatili nedeniyle sokaklarda oynamasının iyi olmayacağını, her türlü tehlikeye karşı korumasız kalacağını, dolaysıyla okullar açılıncaya kadar bir usta gözetiminde bulunmasının iyi olacağını düşündü. Oğlunun elinden tuttu. Bir kaç esnafı birlikte dolaştılar. Kimsenin çırağa ihtiyacı yoktu. Sonunda bir keçeci dükkânının önünde durdular. Kadın adama çırağa ihtiyacı olup olmadığını sordu. Usta:

    – Bacım, şimdiki çocuklar kalaycı, semerci, keçeci gibi meslekleri tercih etmiyorlar. Bu çocuğu işe alsam birkaç gün sonra bıkar. İşi bırakır bir daha da gelmez. Çünkü yanıma çok çocuk getirdiler. Hiç birisi sebat edip bu mesleği öğrenmek istemedi ve kaçtılar. Senin oğlunda birkaç gün gelir sonunda o da diğerleri gibi bırakıp kaçar. Ama doğruyu söylemek gerekirse benim de bir çırağa ihtiyacım var. Peşin söyleyeyim oğlunda diğerleri gibi yapacaksa şimdiden hiç başlamasın. Deyince kadıncağız:

    -Vallahi çocuğun babası yok. Yetimdir. Hayrına bu çocuğa sahip çıkarsan sevap işlersin. Bir de meslek öğrenir sana da dua ederim dedi. Böylece ustayı ikna etmeyi başarır. Keçeci:

    -Tamam, yarın gelip başlasın. Kadın:

    -Benim çocuğu takip etmem zor. Senden ricam oğlum dükkâna gelmediği zaman haberim olursa iyi olur dedi ve evini de tarif ederek çocuğuyla birlikte geri döndüler.

    Ertesi gün çocuk erkenden işe başladı. Bir hafta boyunca da hiç aksatmadan işe gidip geldi. Ustaysa onu yormuyor, bıktırmamaya çalışıyor, sadece kendisini izlemesini istiyordu. Bazen dükkâna içmek için su getirtiyor, gelen misafirlere çay ikramı için kahveye gönderiyordu. Buna rağmen çocuk bir hafta sonra işe gelmeyince keçeci:

    “Yetim çocuktur. Bana emanettir. Belkide dükkâna gidiyorum diyerek başka yerlere gidebilir” düşüncesiyle akşam iş dönüşü kadının evine uğrayıp durumu öğrenmek istedi.

    Evlerinin önüne geldi. Kapıyı çaldı. Açan olmadı. Biraz durdu tekrar çaldı. Yine açan olmadı. Üçüncü defa da çaldı biraz bekledi. “Her halde evde yoklar” diyerek tam kapıdan ayrılırken evin sokağa bakan kafesli küçük penceresinden “kim o” diye bir ses duydu. Keçeci:

    -Benim ben, senin oğlunun ustası! Çocuk dükkâna gelmediği zaman bana haber ver demiştin ya, onun için geldim deyince, kadın:

    -Oğlum artık dükkâna gelmeyecek.

    -Neden, hasta mı?

    -Yok, oğlum keçeciliği öğrenmiş.

    -Allah Allah! Bir haftada nasıl öğrenmiş. Oysa ben onu keçe yaparken çalıştırmadım. Keçeyapılırken de bana yardım etmedi. Kırk yıllık keçeciyim ama benim daha öğrenmediğim çok şeyler var. Bana usta dediklerinde benden daha yaşlı ustaları hatırlayıp bu konuda ne kadar yetersiz olduğumu düşünüyorum. Çünkü hala öğrenmediğim birçok püf noktası var bu işin. Deyince annesi oğlunun ağzıyla:

    -Oğlum diyor ki “Önce yere bi bez seriler. Onun üzerine yünk seriler. Soyradana ekmek sular kimın sulilar. Yuvarlip, iki üç gışı Ayağlarınnan tepikliler. Eyyıce sığıştımı sonında keçe oli. Diye anlatınca keçeci sinirden mosmor kesilen yüzünü tırmalar gibi kaşıdıktan sonra, kırk yıllık mesleğinin bu kadar hafife alınmasını hazmedememişti.

    Biraz düşündü. Sonra başını sesin geldiği yöne kaldırarak, kendisiyle kafesli pencerenin arkasından konuşan kadına “ÇOCUK, KENDİ ÖĞRENDİĞİ YETMEMİŞ, ANASINA DA ÖĞRETMİŞ” diyerek evine gitmiş
  • - Aylardan beri gelip neden benim resmime bakıyorsun? Cevap vermeyecek misin bana? Yoksa gerçeği söylemekten korkuyor musun?
    - Öğrenmek istediğini Mustafa söylemiştir sana.
    - Ben senin söylemeni istiyorum. Herhalde bana ait olan bir şeyi öğrenmek hakkımdır.
    - Hayır! Sana ait bir mesele değil bu. Resmin ile benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resmine aşığım.
    - İyi ama aşık olduğun resim benim resmim. İşte ben de buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
    - Resmin sen değilsin ki! Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
    - Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
    - Evet bir korkudan ileri geliyor. Bu korku sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgimle. Halbuki resmin bana dostça bakıyor.İyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.
    - Ben de sana bakmak istiyorum.
    - Hayır. Benimle resminin arasına girme istemiyorum seni. Ben senin yalnız resmine aşığım... Resmin ile aramda ne kadar uzun zaman geçti. İlk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. İnanamadım. O insanca bakışı bir daha göremem diye bir daha resme bakmaktan korkuyordum. İkinci kere zorlukla baktım resmine. Gene iyilik gene sevgi vardı gözlerinde...
    - Resmimin yerine ben seveceğim seni. Artık ben varım.
    - Hayır hayır. İstemiyorum seni.Benim dünyama girmeye kalkma.Merhametsizce yıkarsın onu.Resmin benim kendimden bir parça. Bırak ben onu seveyim. Sen sevmek isteme beni senin ellerini tutmak istemiyorum.Sonra çekersin o ellerini benden.Ben resmine aşığım, ölünceye kadar da onu seveceğim.