Zülfü Livaneli'nin okuduğum ilk eseri oldu Huzursuzluk. Zihniyet olarak Livaneli'yle hayata farklı açılardan baktığımı biliyordum ancak önyargılı olmadan eserini okumaya çalıştım. Ancak ben önyargılı olmasam bile yazarın bazı şeylere karşı büyük bir önyargısı olduğu çok bariz. İlahiyatçı olmam sebebiyle bazı konularda çok rahatsız oldum, kitap ateist bir gencin ağzından anlatılmış olsa dâhi bazı kültlere daha saygılı davranılmasını bekledim. Yine de bunlara fazla takılmamaya gayret gösterdim.
Mardin'de yaşayan Hüseyin isimli Müslüman bir gencin, Ezidi bir kıza aşık olmasının ardından İŞİD tarafından ölüm emri alınması ve kaderinden kaçarken yine ölüme tutulmasını konu alırken diğer yandan Suriyeli mültecilerin, özellikle orada yer alan Ezidilerin uğradığı zulüm ve savaşın yıkımı Mardin'e bir haber için giden Hüseyin'in çocukluk arkadaşı İbrahim tarafından anlatılıyor.
Aslında yazarın yapmaya çalıştığı şey çok güzeldi, eserin konusu, kurgusu çok başarılıydı ancak duyguları yansıtmada o kadar yavan kaldı ki ne Hüseyin'in aşkını anlayabildik ne de Meleknaz'ın duygularını, acılarını hissedebildik, ne İbrahim'in kendiyle olan mücadelesini görebildik. Her şey öyle hızlı gelişti ki ne oldu anlamadan kitabın sonuna geldik. Sanki bazı sayfalar eksik ya da kitap konsantre hâle getirilmiş gibi bir hissiyatla kitabı bitirdik.
"Merhamet zulmün merhemi olamaz" diyor Livaneli. Belki de kitabın en beğendiğim kısmı buydu. Rû isimli bir youtube kanalında birkaç yıl önce okumuştum buna benzer bir cümleyi "Ey hıyanetten daha zâlim olan merhamet" kitabı okurken bu cümle yankılanıp durdu beynimde. Böyle güzel bir konu böyle mi anlatılır dedim sonra. Neyse, daha iyisini umuyordum diyelim, övgülerden dolayı beklentim zirvedeydi belki de. Ancak olmamış ya...
Zülfü Livaneli