• Tanrı mazide, insanın yapamayacağı şeyleri yapabilmekle kendi kendini sınırlıyordu.

    Yaratıyor (fail tekvin), geçmişi ve geleceği biliyor (fail ilim), varlığa hükmetiyordu (fail irade). Bu sıfatlar Tanrı’yı sadece sonsuz bir güce ulaştırıp büyütmüyor aynı zamanda sınırlayıp küçültüyordu.

    Çünkü bu sıfatlar beraberinde bir çok teolojik problem getiriyordu.

    -Geleceği bilen Tanrı, geleceği yaratan Tanrı demekti ki bu insanın özgür iradesine dair büyük bir problemin olduğu anlamına geliyordu.

    -Varlığa (Tabiata) hükmeden Tanrı, insanın doğayı tanıma ve anlama çabasını (Bilim’i), kendisinden farklı sonuçlar elde etmemeleri için engelliyordu.

    -Ontolojik anlamda merkezi varlık Tanrı, çeşitli ontolojik problemlerin nedeniydi.

    -Epistemolojik anlamda bilginin kaynağı Tanrı ise aykırı bilimsel çalışmaları ve çalışanlara sadece azap etmiyor, sonuçlarını da sert bir tavırla engelliyordu.
    ...
    21. Yüzyıl’da insanlık, bu kabulleri yıktı ve klişe tanrı inancına son verdi. Üstelik bu yıkım, eski korkunun aksine Tanrı’yı yok etmedi.

    Bilakis onu sınırlarından azad ederek, çok daha sonsuz bir hale soktu. Artık Tanrı, eskisinden daha muğlak ve bilinemezdi.

    Çünkü artık yaratmıyor, bilgi vermiyor, varlığa ve varlığına, maziye ve istikbale dair konuşmuyor kısaca fail olmaktan dahi imtina ediyordu.

    Dolayısıyla bütün sınırlardan kurtulmakla kalmıyor ‘bir kavram olmak’lıktan da arınarak O’luğuna ulaşıyordu...
  • Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü.Her kitabın tek tek her sayfası bilgi alemine açılan birer gözetleme deliğiydi.
    Jack London
    Sayfa 55 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Onur Umut Koçak
    Onur Umut Koçak Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine'yi inceledi.
    Erdem Nedir ?
    Erdem insanın ahlaksal olarak iyiye yönelmesi olarak tanımlı fakat bu çok felsefik bir tanım gibi geliyor bana. Seneca bunu daha güzel bir şekilde açıklıyor. ”Erdem yüce, soylu, krallara layık, yenilmez ve tükenmez bir şeydir, haz ise bayağı, kölelere layık, zayıf ve güdük bir şeydir, onun durağı genelevler ve meyhanelerdir. Erdemi tapınaklarda, forumda, mecliste, surların önünde dururken, toz içinde ve boyalı, elleri kabuk bağlamış halde bulacaksın, hazzı ise çoğu zaman rahatlama salonlarında boyanmış ve makyaj yapılmış halde bulacaksın.”

    Seneca’nın anlattığı erdemden yola çıkarak erdemin kazanılacak fakat aynı zamanda kaybedilecek bir şey olduğunu görür gibiyim. Fakat hazzın, insanı en çok mutlu ettiği anda tükenmiş olduğunu, bu yüzden deposunun hemen dolduğunu ve ilk hamleden sonra bitkin düşerek canlılığınını yitirdiği görüşüne yürekten katılıyorum. Hatta ve hatta özellikle günümüzde dopamin üzerine yapılmış araştırmalar Seneca’nın bu tabirini kanıtlar neticesinde.

    Dijital Minimalizm ile bunu aslında birleştirmek pek tabii mümkün hatta ben okurken nedense aklıma minimalizm geldi. Sanırım bütün yollar minimalizme çıkacak. Felsefeciler minimalist midir ? Neyse daha fazla kafa açmadan devam edelim.

    Mutlu Yaşam Nedir ?
    Bu sorunun bir cevabı olduğunu düşünüp bu metni okumaya devam ediyorsan yanılıyorsun. Çünkü stoacı kimliği ile bilinen, stoacı olmayan ve aslında bütün felsefeciler bu sorunun yanıtını bulmak için didinip durmuşlar. Kitapta mutlu yaşama ağırlık verilmiş hatta kitap şu şekilde başlıyor ”Herkes mutlu yaşamak ister, ancak yaşamı mutlu kılan şeyin ne olduğunu görmek konusunda zihinleri kördür. Nitekim mutlu bir yaşama kavuşmak hiç kolay değildir.” Mutlu yaşam nedir dendiğinde bir söz daha geliyor aklıma. Çalışılmamış üstünda kafa yorulmamış bir yaşam mutlu bir yaşam olamaz. Çalışıp didinmek ardından gelecek güzelliklerle beraber mutlu bir yaşam pek tabii elde edilebilir diye düşünüyorum. Fakat hep mutlu olmak insan doğasına aykırı bir durum olduğunu tek düşünen ben değilimidir galiba.

    Yine Seneca mutlu yaşam için ”özgün, dik, korkusuz ve sağlam duran bir zihin olduğunu” belirtiyor. Bu konuda kendisine katılmamak içten bile değil fakat herkes için mutlu yaşam tanımlaması farklı olabilir.

    İnsan, yaşamıyla ilgili olarak çoğunluğun tercihlerini örnek alma zorunluluğunu hissetmemeli, aklı temel almalı, akla karşı duran kalabalıktan kendini kurtarmalıdır. Latincesiyle summum bonum, Türkçesiyle ”en yüce iyi” anlayışı öne çıkmaktadır. En yüce iyi nihai hedef olan erdemdir (virtus), düşünce ve davranışlarımızı doğru bir muhakemeyle şekillendirmemizi gerektirir. Aklı ölçüt alarak ölçüsüz hazları reddetmenin gerçek haz olduğunu bilen ve erdemli yaşayan insan gerçekten mutludur. Mutlu yaşamak doğayla uyumlu yaşamaktır. Yaşam doğru değerlendirildiğinde insana yetecek kadar uzundur. Makam ve şöhret ğeşinde koşmak, yarını düşünürken bugünü kaybetmek, başka bir deyişle anı yaşayamamak yaşamı kısaltır. Buna karşın kusurlarımız ile yüzleşmeli erdemli bir yaşam için kendimize dönmeliyiz.

    Mutlu yaşam üzerine konuşurken kitapta en sevdiğim cümlelerden biri olan ”bu taraf daha kalabalık görünüyor o halde burası iyidir” kısmı ile devam etmekte fayda var diye düşünüyorum. Çoğunluğun olduğu tarafa her zaman iyi değildir hatta çoğu zaman daha kötüdür. İnsani durumlar, çoğunluğun daha iyi şeyleri tercih edeceği kadar iyi işlemiyor ve işlememekte. Bu yüzden en fazla ne yapıldığı değil yapılması gereken en iyi şeyin ne olduğu bulunup bu yolda ilerlenilmeli.

    Bizler hayvan değiliz ve hayvan sürüsünün yaptığı gibi öndeki kalabalığı takip etmemiz gerekmez. Toplumda büyük bir arzu ile beğenilmiş şeyler en iyi şeyler değildir. Kalabalık her zaman doğru değildir.

    Dolayısıyla yargısı doğru olan, başımıza gelen şeyleri memnuniyet ile karşılayıp yola devam etmek mutlu bir yaşamın anahtarlarından bir tanesidir. Aklın rehberlik ettiği insan mutludur. İnsanda bilgi olamadan güven, sarsılmazlık olmadan da bilgi olmaz.

    Haz Nedir ?
    Hazzın en güzel tanımı benim için ”ne kadar çok doyurulursa o kadar aç kalan” şeydir. Sigara içmek, alkol almak, yemek yemek hazzın en fazla yaşandığı durumlardır. Sigara içtiğiniz zaman nasıl vücut nikotine doyup bir saat sonra tekrar acıkıyorsa haz da bu şekilde işler. Dediğim gibi zaten sigarada hazzın en iyi örneklerinden bir tanesidir. Peki haz olmalı mı ?

    Kitaba göre haz erdemle birlikte olmalı. Erdemli olan insanın aynı zamanda haza sahip olabileceği fakat onun kölesi olmayacağı belirtilmiş. Yani hazzı erdemin hizmetçisi yapmak gerektiğini vurguluyor Seneca. Haz konusunda katıldığım cümlelerden diğer bir tanesi ise ”hazların peşinden giden insan her şeyi erteler kendisine hazlar satın almaz tam tersine hazlar onu satın alır.” Hazların bizim mutluluk kaynağımız olaması önemli fakat hazzın kölesi olmamak yine aklın huzurunda yaşamakla doğru orantılı bir konu.
  • İnsanlığın bilgi için duyduğu en derin tutku, mevcut arayışımızı sürdürmek için yeterli bir gerekçelendirme.
  • Alanım olmasa da araştırmaktan hoşlandığım konulardan olduğu için ilgimi çekmişti, eğer yüzeysel bir bilgi sahibi olmak istiyorsanız ideal fakat kitabın sonunu getirememin bence önemli bir sebebi var. Kitapta sürekli gündelik örnekler veriliyor, evet akıcılığı sağlaması açısından güzel yerleştirilmiş örnekler ama referanslar son sayfaya "Notlar" şeklinde yerleştirildiği için okurken gidip kaynağa bakmak beni çok sıktı. Akademik bir kitap olması da beni çok şaşırttı, asılsız ve objektif sayılamayacak örnekler mevcut. 1917'de Anadolu'da yapılan Ermeni soykırımı gibi, bunun hakkında kaynak belirtilmemiş mesela ki benim gözüme çarpan buydu tek tek araştırmak istemediğim için devam etmedim. Eğer söylediği her bilgiyi araştırmak sizi sıkmayacaksa bu önemli olmayacaktır. Bana okuyucuda genel bir etki bırakmak için seçilmiş örnekler okuyorum hissi verdi, sanki "Bunları Biliyor Musunuz?" sayfasında gönderi okuyorum gibi.
    İddia ettiği tüm bilgilerin doğruluğunu fazla önemsemeden okuyup sonunda şöyle bir kaynak kısmına göz atmak size yeterli gelecekse okunabilir fakat doyurucu bir kitap olmadığını söylemeliyim.
  • 242 syf.
    ·Puan vermedi
    Virginia Woolf'un ailesi,çocukluk ve gençlik yılları,evliliği,cinsel sorunları,kişilik sorunları ve akıl hastalığı,ölümü,feminizme bakışı,eleştirmenlik yönü,romanlarında yapmak istediği ve birçoğunda yaptığı değişiklikler ve yenilikler,yazmış olduğu romanlar ve hikayeler hakkında bilgi sahibi olduğumuz önemli bir inceleme kitap.

    Virginia Woolf okuyanlar,okumak isteyenler ve okuyan büyük bir kesimin "Kitapları çok zor anlaşılıyor" diyenler için kaynak olabilecek bir kitap yazmış Mina Urgan.İngiliz Edebiyatı Profesörü gibi bir sıfata sahip olan Mina Urgan'ın düşüncelerini severim.Onun kitaplarını ve çevirilerini okumaktan zevk alıyorum.Virginia Woolf'u onun cümlelerinden okumak çok keyifliydi.

    Mina Urgan'ın sivri dilini okuyanlar bilir;sözünü budaktan sakınmayan bir insandır.Bu inceleme türünde yazmış olduğu kitapta da Virginia Woolf hakkındaki düşüncelerini hiç sakınmadan kaleme dökmüş.Yazdıklarından anladığım kadarıyla pek Woolf hayranı değilmiş Mina Urgan.

    Virginia Woolf hakkında pek bilmediğim birkaç çarpıcı bilgiye de ulaştım kitapta.Mesela;Woolf'un babasını hiç sevmediğini,çocuklarına despot bir hayat yaşattığını,onun bir an önce ölmesini istediğini öğrendim ki babası Sir Leslie Stephen'in aslında çok aydın,kültürlü,aristokrat bir insan olduğunu biliyordum.Sonrasında ise Woolf'u çoğumuz ateşli bir feminist olarak biliriz fakat bu kitaptan yine öğrendiğime göre aslında feminizme karşı bir insanmış.Onun tek derdi yaşadığı yüzyılda kadın yazarların yaşadğı zorluklarmış.Uzun bir zaman sadece bunun mücadelesini vermiş.

    Mina Urgan kitapta Virginia Woolf'tan alıntılar da paylaşmış.Bu alıntılar hem İngilizce hem de Türkçe olarak yer alıyordu.Ayrıca ailesi,kendi,eşi,yazmış olduğu elyazılar da görsel olarak vardı.

    İncelememin başında da dediğim gibi Woolf üzerine yazılmış güzel bir kaynak eser.Eminim bu kitaptan sonra yazarın eserleri çok daha iyi anlaşılacaktır. Tavsiyemdir....
  • İnan hatt-i müstakîmde bilgi devşirirken sîrat-i müstakîmde de yürür yani eyler. Eslâf bu muhtevayı farklı bir deyişle de dile getirir: Nazarda dikkat (dakîku'n-nazar) bilgiye, hâlde rikkat (rakîku'l-hâl) amele istikâmet verir.