Bu Tendürek'teki çatışmada bir üsteğmen ayağından vuruldu, bu üsteğmen zamanında bir askeri sopayla döve döve öldürmüş. Ceza yemiş, yatmış da birkaç sene. Gece içki içip geliyor, koğuşlarımıza girip bizi dövüyordu. 40-45 yaşında, yarbay falan olması gerekiyor ama kıdemli üsteğmendi. Bir keresinde, yatıyorum, kaldırdı, "ne yapıyorsun" dedi. Beni güldürmeye çalışıyor. Gülmedim. Sonra bir yerlerimle oynamaya başladı. Ben de güldüm, ondan sonra beni dövdü. Çatışma çıkarsa, arkadaşlardan biri "ben vuracağım", öbürü "ben vuracağım" diyordu. Göreve giderken de, mesela beş bira bana zimmetliyor, beş bira öbürüne... Adam alkolik yani. Yük ağır, bir de beş bira, yeri geliyor ağırlıktan kumanyamı bile atıyorum. Molada çağırıyor, birasını veriyoruz. Herkes içtiğini biliyordu, bölük komutanları da. Tendürek'te çatışmadayken, bu üsteğmen şahlanmış, ayağa kalkıyor, küfür ediyor. Ayağa kalkmak yasak. Bacağına kurşunu yedi. Çatışmada 16 keleş, bir kanas çıktı. Ona değen G3, yani askeri. Üsler de "asker vurmuş" dedi. "Yanlışlıkla oldu" diye yorumlandı ama herkes askerin bilerek vurduğunu biliyordu. Geri dönmedi. Askerin hepsi, bunu yapana dua ediyordu..
Sayfa 97 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Uykularında içsavaş yüreklerinde göçük Televizyonda haberler ölü bir zaman Bardakta siyah bira fena halde köpük Nasıl da usanmışlar kurt gibi yaşamaktan
Sayfa 32·Kitabı okudu
Şiir
Reklam
Günaydın, alıntının güzellik :)bira değil kahve iç
Duvardaki saate baktım ("GÜNE GÜLÜMSEYEREK BAŞLA­YIN" yazıyordu saatte, "BİR KEYİF KAHVESİ İÇİN"): 12.22. Biramın kalanını içip ayağa kalktım.
Sayfa 47
Kitap Alıntısı
Tadımızın kaçtığı günler…
Her şeyi yapmak istiyordum ama kalkıp dolaptan bira almaya üşeniyordum. Ne zamandır üşeniyordum, sabahları kalkmaya, kitap okumaya, yemek yemeye, kanalı değiştirmeye…
Alıntı
"Ben nerde bir çift göz gördümse Tuttum onu güzelce sana tamamladım Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu Bir bunun için yaptım - Garson bira getir Garsonun adı Barba Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu Namussuz bir çağ bu biliyorsun - Garson rakı getir Garsonun adı Hakkı Sen belki de bir resimsin ne haber Kırmızı bir Beykoz'un yanında duruyorsun Yapan bir de ağaç yapmış yanına Dallarına konsun diye kelimelerin - Garson şarap getir Garsonun hali harap"
Bir Ağaç, Bir Taş, Bir Bulut
Yağmur yağıyordu ve ortalık hâlâ çok karanlıktı o sabah. Çocuk sabahçı kahvesine vardığında gazeteleri dağıtma işini bitirmiş sayılırdı. Bir fincan kahve içmek için içeriye girdi. Burası Leo adında, aksi ve cimri bir adamın işlettiği bir kahveydi. Soğuk ve bomboş sokaktan sonra kahvenin dostça ve aydınlık bir görünüşü vardı. Tezgâhın önünde birkaç asker ve dokuma fabrikasından üç işçi oturuyordu. Köşede de, kamburunu çıkarıp eğilmiş, burnuyla yüzünün yarısını bira bardağına gömmüş oturan bir adam vardı. Çocuk başına pilotların taktığı gibi bir kask geçirmişti. Kahveye girerken çenesinin altındaki tokayı açıp yüzünün sağındaki siperliği küçük pembe kulağının üzerine kaldırdı. Kahvesini içerken çoğu zaman birisi gelip onunla dostça sohbet ederdi. Ama bu sabah Leo onun yüzüne bile bakmadı; oradaki adamlardan da konuşan yoktu. Hesabı ödeyip kahveden çıkmak üzereyken birisi ona seslendi: "Evlat! Baksana!" Arkasına dönüp baktı. Köşedeki adam bir parmağını kıvrık tutarak havaya kaldırmış, başını sallayarak onu çağırıyordu. Kafasını bira bardağından kaldırmıştı...
Sayfa 147 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 9.Basım, Ağustos 2024·Kitabı okudu
Reklam
Reklam