• Eşyalara karşı sevgisiz davranılabilir: Sevgisiz ağaç kesilebilir, tuğla yapılabilir, demir dövülebilir; ama tıpkı arılara karşı dikkatsiz davranılamayacağı gibi insanlara karşı da sevgisiz davranılamaz. Arıların böyle bir özelliği vardır. Onlara karşı dikkatsiz olursan, onlara da kendine de zarar verirsin. İnsanlara karşı da durum aynıdır. Başka türlü de olamaz zaten, çünkü insanlar arasındaki karşılıklı sevgi, insan hayatının temel yasasıdır.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 503 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 14. basım
  • En alışılmış, en yaygın boş inançlardan biri her insanın kendine özgü belirli özelliklere sahip olduğu, insanın iyi, kötü, akıllı, aptal, hareketli, uyuşuk vs. olduğudur. İnsanlar böyle değillerdir. Bir insandan söz ederken onun kötüden çok iyi, aptaldan çok akıllı, uyuşuktan çok hareketli olduğunu ve bunların tam tersini söyleyebiliriz; ancak eğer bir insan hakkında konuşurken onun iyi ya da kötü, bir başkası hakkında konuşurken de onun kötü ya da aptal olduğunu söyleyecek olursak yanlış olacaktır. Ama biz insanları hep bu şekilde ayırırız. Bu doğru bir şey değildir. İnsanlar ırmaklar gibidir: Hepsinde su aynı sudur, her yerde birbirinin aynıdır, ama bir ırmak dar, hızlı, geniş, sakin, temiz, soğuk, bulanık, ılık olabilir. İnsanlar da böyledir. Her insan içinde tüm insan özelliklerinin ilk belirtilerini taşır ve zaman zaman bu belirtilerin bazılarını, zaman zaman da diğerlerini gösterir, sık sık da her şeyiyle aynı kaldığı halde kendine hiç benzemeyen bir insan olur. Bazı insanlarda bu değişiklikler çok keskin biçimde ortaya çıkar.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 277 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 14. basım
  • 384 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Kitap tek kelimeyle MÜKEMMELDİ puntosu küçük olmasına rağmen 1 günde bitti. Sonu beklemediğim gibiydi ama böyle olması çok daha iyi oldu. Herkese öneririm.
  • %5 (5/118)
    ·Beğendi·8/10 puan
    ölmeden önce mutlaka okunması gereken kitaplardan bir tanesidir. ve bu kitabı bir de okuması gereken avaz avaz bağırıp idam cezası isteyenlerdir; ki onlar kitap okusaydı, kendini eğitseydi zaten idam istemezdi. çünkü toplumda idama götürecek suçlar işlenmeye de müsade etmezlerdi.

    ilk olarak suç kavramına bakacak olursak kitap üzerinden, bu suçu var eden aslında toplumdur, kitlelerdir. hiçbir birey içinde olduğu toplumdan bağımsız değildir. her türlü bir aidiyet bağı vardır, pamuk ipliği kadar da olsa. yani bir nevi insanları suça teşvik eden toplumdur. bunu sadece kitapta değil çevrenize baktığınızda da görürsünüz.

    ikinci olarak ceza kavramına bakmalıyız. düşünebiliyor musunuz insanları doğru yola getirmek için cezalandırıyoruz ve bunu da en katı şekilde idam ile yapıyoruz. peki neden? amacımız suçluyu doğru yola getirmek mi yoksa topluma ibret olmasını sağlamak mı? eğer bu ceza idam cezası ise amaç ibret olmasını sağlamak, “bakın ibret alın, yoksa sizin de sonunuz böyle idam olur, ona göre uslu durun” demektir. bu işe yarıyor mu peki? kitaptan söyleyecek olursak hayır! çünkü kahramanımızdan önce de sonra da idama mahkum edilen var. demek ki idam cezası suçu önlemede yeterli değilmiş.

    üçüncü olarak kral üzerinde durmalıyız. kral mutlak otoritedir, güçtür. tebasındaki bütün insanlar onun malıdır. o her şeye sahiptir ve onların güvenliğini de her şeyini de sağlamak zorundadır. mal canın yongasıdır! halktan birine yapılan bir şey krala da yapılmış sayılır. bugün kralın yerini devlet almıştır. size karşı bir suç işleyen kişi aslında devlete karşı da suç işlemiştir, zarar vermiştir. kralın veya devletin cezalandırması ya da merhamet etmesi en doğal hakkıdır. ama toplumun ve kendisinin huzurunu ve devamlılığını sağlaması için cezalandırması gerekir yasalarla. bu hem kendisinin hem de toplumun devamlılığının garantisidir.

    son olarak idam cezasına bakacak olursak; ne kadar adil olup olmadığı tartışılır. lakin bunu tartışacak kişiler sıradan bakkal, manav, pazarcı, berber değil; komisyonlardır. sosyologlar, hukukçular, felsefeciler, din görevlileri gibi heyetler oturup uzun uzun tartışıp karar vermeli. idam cezası geri dönüşü olmayan, hatası telafi edilmeyen bir cezadır. bir insanın dahi yanlışlıkla idam edilmesi tüm toplumu mahvedebilir. ve ayrıca cezalar dönemlere göre de değişebilir. bu çok zor bir konu maalesef, üzerine yorum getirmek bile ürkütücü. ne olsun ne olmasın diyemeyiz.

    bu kitap öyle basitçe okunup geçilecek bir kitap değil. büyük bir düşünce emeği isteyen, sorgulama ve muhakeme gücü isteyen bir kitap. bu kavramlar ışığında okunmasında çok fayda var.

    yine bu kitaba paralel olarak bakılacak bir kitap önermek gerekirse aziz nesin ‘in surname romanıdır. ikisi adeta bir elmanın bütününü oluşturuyor.
  • “ Şey, zamanın ‘geçtiğini’ , önümüzden akıp gittiğini düşünürüz ; ama ya biz öne doğru, geçmişten geleceğe, sürekli yeniyi keşfederek gidiyorsak ? Böyle bir zaman akışı, biraz kitap okumaya benzerdi, anlıyor musunuz ? Kitap orada, tümüyle kapağının içinde. Ama öyküyü okumak ve anlamak istiyorsanız, ilk sayfadan başlamalı, sonra ilerlemeli, hep sırayla gitmelisiniz. Böylece evren çok büyük bir kitap, biz de onun çok küçük okuyucuları olurduk. “
  • 400 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10 puan
    Bir çoğunuzun adını duyduğu, belki izlediği, belki de okuduğu bir kitaptır Alacakaranlık... Kitaba tamamen tesadüfen başladım, filmini izlemek istiyordum ama sonra bir arkadaşım kitabı bana önerince, neden olmasın dedim ve okudum. Açıkçası kitaba başlarken biraz ön yargılıydım, çünkü romantik okumayı seven biri değilim. Böyle düşünmeme rağmen kitaba BA-YIL-DIM. Romantizmi çok ağır bir dille anlatmamış, yani asıl konumuz olan vampirlere odaklanmış. Tabii ki romantik sahneleri var ama dediğim gibi, bunu hafif bir dille anlatmış, bizi aşk üçgenin içine sokmamış. Bundan dolayı kitabı gerçekten çok sevdim, romantik kitaplara olan bütün ön yargımı kırdı. Yani genel olarak fantastik, romantik, genç kurgu seviyorsanız kitaba bir şans verin derim. (◠‿◕)
  • 480 syf.
    ·3 günde·6/10 puan
    merhaba
    yinee bir beyza alkoç kitabı daha....

    açıkçası olay şöyle mine yani internete çok popüler olan ve yeşil küpeli kız olarak tanınan biridir ve magazin yazarıdır. efe duran ise ünlü bir şarkıcıdır. mine magazin yazarı olduğu için efe duranın evini bulur ve onun üst katının kiralık olduğunu görür.ve oraya efe duran için taşınır.(daha iyi haber yapabilmek için) ve olaylar böyle başlar.

    ŞİMDİ YORUMA GELELİM
    kitap biraz boş akıyordu ve sıkıyordu ama yinede bir an önce bitirmek için uğraştım.kitapta belli bir konu yoktu açıkçası yazmak için yazılmış gibiydi sadece son syf larda biraz duygulu şeyler oluyor.yani benim tavsiyem beyza alkoçun bu kitabını okumamanız. merak edenler wattpadden okuyabilir.paranıza kıymayın derim. ben beyza alkoçun tüm basılı eserlerini okudum ve hepsi okadar güzelki anlatamam. ama bu kitabı okumanız zaman kaybı.dediğim gibi ama para vermek istemiyorsanız wattpadden ücretsiz okuyabilirsiniz:) iyi günler

    YORUM VE GÖRÜŞ YAZARSANIZ SEVNİRİM.