• 160 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    | Bir kitap daha biterken, geriye birbirinden hoş alıntılarım kalır;
    •Yola aşık birini sevme; onlar kalmayı değil, gitmeyi bilir.
    •Ölüm korkusunu insan bir kere yendikten sonra hayattaki en büyük engeli zaten aşmış, geriye yapılacak çok az şey kalmış, kalanların da önemi ve dahası tadı yokmuş gibi hissediyordu.
    •Ne tuhaf değil mi; en çokta hiç tanımadığımız insanların hakkımızda olumsuz yargılarda bulunmasından geri durur, kaybı en acı olacak yakınlarımızın neler düşündüğünü ise çoğunlukla umursamayız.
    •Aklıma gelen hiçbir sondan memnun kalmadım.Beni asıl rahatsız edense; bu sonlardan hangisiyle yüzleşeceğimi, o son meydana gelene kadar asla bilemeyecek olmamdı. •Hayata gelişimde hiçbir rolümün olmayışına benzer olarak, burayı terk ederken dahî ipleri ben tutmayacaktım ve bu âcizlik giderek canımı daha da sıkıyordu.
    •İnsanları refleksleri ele verir.
    •Unutmak, ne büyük bir lütuf!
    | Tunç İlkman~
    ***
    •Farklı kalayım, özgün olayım, başka olayım diyen her insanın, hayatta mutlaka herkesle aynı olacağı duruma nasıl getirildiği, insanın bazen nasıl kayıtsız kalabildiğini, bazen arkaya bakılmadan kaçılan ‘Herkesleşmek’ kavramıyla aslında iç içe olduğumuzu anlatan, bunu eserin kahramanlarının psikolojileriyle harmanlamış bir kitap.
    •Dilinin basit olması, olayların kurgusunun çok güzel şekilde oluşturulmasını engellememiş.Aksine daha hoş bir hava katmış.
    •Okumanızı tavsiye ederim.
    | Aişe BOZDEMİR~
  • "İyi olacağımı,söyle"dedim ,hissizliğe daha fazla gömülürken ,"Her zaman böyle hissetirmeyeceğini söyle."
  • 229 syf.
    ·18 günde·Beğendi·5/10
    Bu kitapla ilgili söyleyebileceğim beğeni cümleleri en çok kitabın düzenleniş, yayına hazırlanış şekliyle ilgili. Günümüzde yayınevleri çok fazla kitap çıkarıyor, birçoğu çok fazla okunuyor. Ama çeviriler kötü değilse bile kitap ile ilgili bilgiler kitaplara eklenmiyor, kimilerine önsöz bile yazılmıyor, okurlara bir ön okuma kitapla ve yazarla ve dönemle ilgili ufak ipuçları vermek zahmetine girmiyor ne çevirmenler ne de yayına hazırlayanlar. Ön okuma metni hazırlayan yayınevlerinin kitaplarını ayrı ayrı çok seviyorum. Çünkü yalnızca ana metni okumak, altı çizili o büyülü cümleleri bulmamıza her zaman yetmiyor ve ufak yönlendirmeler bu konuda çok iş görüyor.

    Kitap öncelikle kitabın çevirmeni Vahdi Hatay'ın önsözü ve ardından Fransızcaya çeviren Amelot de La Houssaye'in önsözü ile başlıyor.

    Fransız tarihçi Houssaye önsözünde insanların genelde Makyavel'i okumadıklarını, okuyanların da birçoğunun onu anlamadığını söylüyor. Dinsiz olmadığını söylüyor, bunu savunabilecegini ama bundan çıkarı olanların bunu yapmasını tercih edeceğini söylüyor. Sonrasında Frederik buna karşılık: "Bir adam dünyaya cinayet ve zehirleme dersleri veriyor, mütercimi ise onun dindarlığını ağzına almaya kalkışıyor !" diyerek eleştiriyor. Kitap diziminde Makyavel'i savunan Houssaye ve Büyük Frederik'i onun ardına koyan okunması çoğalması gerektiğini söyleyen Voltaire'in önsözü ard arda. Sanki sırtlarını bu önsözlere dayamışlar gibi. Ayrıntılı bahsettim belki ama çok beğendim böyle olmasını. Bir şeyi eleştirisiyle birlikte okumak ikisi arasında git gel yaşamak gayet keyifli.

    Frederik: " İnsanlığı mahvetmek isteyen bir canavara karşı onun savunmasını cesaretle üzerime alıyorum; panzehir hemen zehirin yanında olsun diye de eser hakkındaki düşüncelerimi Makyavel'in her bölümün sonuna ekledim." diyor gururla. Voltaire de bunu çevirmek ve herkese okutmak ile görevli görüyor kendini.

    Ben de kitabı bölüm bölüm Makyavel ve çürütülme denemesi şeklinde okudum. Bu biraz zahmetli yorucu bir okuma oldu. Ama Frederik birebir yorum yaptığından böyle okumak şarttı.

    Makyavel aslında hükümdarın nasıl olması gerektiğini anlatmıyor örnekler ile düşüncelerini temellendiriyor ve dayanak buluyor söyleyeceklerine. Kendisi hiç söylenmemiş, hiç yaşanmamış bir şeyi ortaya koyuyor değil. Kitabın başında verilmiş mektuba göre Makyavel bu kitabı Laurent Medicis'e hükümdarlıkta kolayca yükselsin ve orada kalabilsin diye yazmış.

    Makyavel ile ilgili hep aynı eleştiriler yapılır, mübah kelimesi kesin kullanılır bu eleştirilerde , hiç kimse okuduğundan bahsetmez tanıtım yazılarından yararlanır genelde bu da beni hiç memnun bırakmaz.

    Bence Makyavel'in yazdıklarının eleştirilmesinde ana sebep orantısız olması, hatta bir yöne yatmış bakış açısı. Çünkü Makyavel kendine belli düşünceler seçmiş onları destekleyecek örnekler bulmuş. Kötü örnekleri kötü adamlarla örnekleyerek iyi bir sonuca varmaya çalışmış. Makyavel yalnızca kendini kanıtlayacak olan kısımları almış kalanları yok saymış. Evet insan nankördür ama nankör olmayanlar da vardır, evet insan iki yüzlüdür ama dürüst olanları da vardır, evet insan en çok korkudan eğilir ama başkaldıran cesurlar da vardır. Zaten bu böyle olmasa dünya devrilirdi bir yana doğru, dünyayı dengede tutun bu zıtlıklar değil mi?

    Makyavel'in anlatımını çok kuru buldum. Söylediklerine ikna etmek amaçlı verdiği örnekleri herhangi biri tamamen anlayamaz bence daha ayrıntılı aktarılsa herkes için anlam ifade ederdi. Sonra çok dar kapsamda kalmış, yönetimi yalnızca insanların kötü olduğu ve hükümdarların da kötü olması gerektiği düşüncesine göre inşa etmiş. Bu da onu sürekli zorba ve dinsiz olarak eleştirmelerine yol açmış. Verdiği örneklerin de öyle çok kapsamlı olduğu yok, mesela defalarca Borgia'dan bahsediyor. Aslına bakılırsa verdiği bu örnek kişilerin de sonu hep felaket olmuş. Sonrasında her sayfada yeni bir şey söylemediğinden sürekli tekrarlayan kalıplar sıkıyor insanı. Onu okuduğumda birçok hak verdiğim cümlesi oldu ama Frederik'i okuduğum zaman onun fikirlerinin ne kadar olgun ve kapsamlı olduğunu gördüm. Makyavel güzel cümleler kuruyor ama ilerisini çok da düşünmüyor. Ileriyi görme, başka varsayımlarda bulunma marifeti pek yok. Nasıl ki bu hükümdarlar için çok kötüdür diyor aynı şekilde kendi yazısı için de bir başarısızlık örneği.

    Frederik'in Çürütme Denemesi çok daha zihin açıcı. Makyavel'in yazdıkları mantıklı gibi gelecekken Frederik onun söylediklerini yerle bir ediyor. Çok çok az bir yerde Makyavel'e katılsa da genelde her öğüdünü yanlışlıyor. Frederik akıl verebilecek kadar yetkin en azından Makyavel'e kıyasla ancak o da eleştirme işini öylesine abartmış ki bir zaman sonra sıkıcı olmuş. Çünkü 100 sayfalık bir kitaba 150 sayfalık bir eleştiri yazmış. Düşünceleri hem fikir hem ahlak açısından her seferinde tekrar tekrar yorumlamış. Bir zaman sonra hükümdarla ilgili dediklerinde olduğu gibi ahlakla ilgili sözleri de sürekli tekrar ediyor. Bir çürütme tezi ancak bu kadar kitap yazarının kişiliğine indirgenebilirdi. Bu sebeple bir zaman sonra fikri bir şey katmamaya başlıyor. Metni okurken de fark edilen bir şey var ki o da Frederik sanki Makyavel'in karşısına geçmiş de onu azarlar gibi.

    Çürütme Denemesi ile birlikte okuma yapmak hem doyurucu hem yorucuydu. Ancak yine söylemek isterim ki kitap hazırlanış şekli ile dolu doluydu. Ben çok iyi bir okuma yaptığımı hissediyorum.

    İyi okumalar!
  • 174 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Behzat Ç. ile tanıdığımız Emrah Serbes'ten ilk okuduğum kitap Hikayem Paramparça oldu. Kitap uzunlu kısalı öykülerden oluşuyor; kimi tek cümlelik aforizma, kimi birkaç sayfa süren nostaljik hikaye. Yazarın eski aktör Hakan Serbes ile ilgisi var mı bilemiyorum, sosyal medyadan sordum cevap vermedi, herhalde isim benzerliği. Birkaç yıl önce adı kazaya da karışmıştı fakat bu konumuz değil. Kitap parça parça notların bir araya getirilmiş hali gibi. Hani böyle elimizde ne var diye bakılınca oraya buraya dağılan kağıtlar birleştirilmiş gibi. Fakat güzel olmuş bence. Yeraltı edebiyatı olduğundan biraz argo ve küfür var tabi. Kitabın dili sade ve anlaşılır. Çok betimleme yok, okurken akıyor. Bildiğimiz ortamlar ve kişiler aslında, o nedenle Emrah Serbes çok fazla anlatmaya gereksinim duymamış olabilir. Okurken böyle biraz geçmişte karikatür dergilerde yazılan anılar aklıma geldi. Genel anlamda trajik öyküler var, espri düzeyi yüksek değil. Sayfalarda yer yer fotoğraflar yer alıyor ve güzel olmuş bence. Charles Bukowski'den fazlasıyla esinlenme var, ancak onun eline su dökemez tabi. Öykülerin bazılarında Kartal SLX marka arabayı birkaç kez gördüm, yazarda bir takıntı herhalde. Tofaş araçlarından hiç hazzetmem çünkü bana göre kıro arabasıdır. Her ne kadar sevmesek de bunlar ülkemizin gerçeği. Zaten yeraltı dediğimiz olay önemsenmeyen kişileri ortaya çıkarıyor. Kitabın en sonunda yer alan 'Galip İşhanı' öyküsü en beğendiğim oldu. Galip denen arkadaş beni fazlasıyla gıcık etse de okurken hoşuma gitti hikaye. Gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum açıkçası. Eminim bu tip şeyler her gün cereyan etmekte, ancak biz üçüncü sayfaya çıkmadıkça görmeye uğraşmıyoruz. Emrah Serbes'i bayağıdır merak ediyordum Hikayem Paramparça güzel referans oldu. Bundan sonra yazarın kitaplarına devam etmek istiyorum, tabi edinebilirsem. Klasik edebiyat hayranıysanız size çok basit gelebilir anlatım şekli, fakat öyküler gerçekten samimi. Yeraltı edebiyatını sevdiren şey bu samimiyet zaten. Çok fazla bir alkol muhabbeti yok ama yeterli seviyede diyebilirim. Kafa dağıtmak için okunur kısaca, ben beğendim öneririm.
  • Merhaba gelmeyen sevgilim,
    merhaba sevmeyen sevgilim,
    merhaba yalnızlığın ortasın da terk edip giden sevgilim. Merhaba
    Tanıdın mı bu ihanet ettiğin kızı?
    Senin istediğin gibi başlayayım sözlerime.
    Neden terk ettiniz ki sizi seven bu kızı ?
    Çok mu zor geldi paşam adam gibi sevmek adam gibi sevilmek
    daha mı değerliydi 2 kelime ile yataklara dökülmek.
    ne çabuk unuttun beraber güldüğümüz beraber üzüldüğümüz o günleri
    başkasının nasıl oldun ne çabuk ?
    anılara da da mı saygın yoktu
    giderken bir veda bile etmedin.
    gittin şimdi.
    bir mevsim değil koca bir hayat girdi aramıza
    biliyorum ne sen döne bilirsin artık ne ben kapıyı açabilirim. belki son bekleyişimdi bu umutsuzca
    imkansızı beklemekti benim kisi.zaten olmadı böyle bir aşk
    benim kafamda kurduğum hayallerimdi belki de.
    sadece oyundu bu aşk
    ama bu oyun da en çok kalbim hasar gördü
    kırıldı,param parça oldu hatta yok oldu
    aslın da vardı büyük bir aşk, büyük bir sevgi
    ama ben o hikaye de hiç olmadım çünkü hiç sevilmedim
    ama çok çok sevdim
    şimdiler de ben mutsuz, umutsuz
    o mutlu ve umutlu
    aşk aslında bana hiç uğramadı.
    geçen gece annem hıçkırıklarımı duyup odama geldi
    bu sefer ağlayışlarımın sesini biraz kısmalıymışım
    kelimeler boğazıma dizildi.
    yaşattıklarını anlatmak isterken annem “Allah’ın dan bulsun dedi.
    Söyle şimdi annemin ahı tutar mı sana sevmeyen sevgilim
    insan her şeye alışır da ben bir türlü sensizliğe alışamamışken sen ellerin nasıl oldun ?
    sen de haklısın.
    ben bile kendimi sevmezken senin beni sevmeni beklemek saçmaydı.
    unutursun dedin.
    nerden bileceksin sen, sensizliği hiç tattın mı ki ?
    o gitti demeye dilim varmıyor.
    seni bana soranlara o da çok sevmişti demek isterdim.
    ama ilk yutkunuyorum. gözlerim doluyor biraz.
    ve sonra “o kim ?” diyorum.
    tanımadığımı söylüyorum en güzel günlerimi geçirdiğim adamı
    yaşayacağımız pek çok şey vardı daha
    yaşayamadığımız pek çok şey.Sayende
    bir gün sen de özleyeceksin pişman olup geri döneceksin
    benim içim de bir adam onun için de başka bir kadın
    ayrıldık işte mutlu oldu eller.
    çok gördüler bana ufak bir sevgiyi, mutluluğu
    herkes bu ufacık kalbimi kırdı. başta sen olmak üzere
    en çok ta ne koydu biliyo musun?
    ömrüm dediğim adam aslın da beni hiç sevmemiş
    küçük bir kız çocuğu ile oyun oynar gibi oynamış benimle.
    ihanet etmiş, aldatmış, şerefsizmiş, koskoca bir yalanmış
    eğer bir gün geri dönmek geçerse içinden.
    sakın dönme.çünkü benim kabul etmem seni.
    tamam inkar da etmem sevdiği ama dönme işte
    ben alıştım sensizliğe,ben alıştım her gece gözlerim şişene kadar ağlamaya, dışarı çıktığım da o sevgililerin arkasından bakmaya
    benden sonra kime, pardon kimlere canım dediysen
    kimlere sevdiğini söylediysen onlara git.
    bana yazdığın sözleri onlara yazarken hiç mi zorlanmadın ?
    beni değil de o sürtükleri seçtiğin için pişman olma.
    onlar gibi olmadım ben.
    hiç mi gelmedim aklına lan ?
    üzülmeme bile dayanamayan sen şimdi beni gecelerce ağlatmaya nasıl dayanıyorsun?
    söylesene ulan söyle nerdesin? hiç mi özlemedin beni ?
    seninle olan her şey aklımda gözlerim,saçların,ilk buluşmamızda giydiğin kıyafetler, özellikle gözümün içine bakıp seni hiç bırakmayacağım deyişlerini hiç biri unutmadım ben.hiç birini
    bu yaşadığımız anıları kimseyle kirletmedim. kirletemedim ben.
    senin gibi tutmadım başkalarının ellerini.ayrıldıktan sonra senin gibi başkalarının kolların da avutmadım kendimi.gecelerce ağladım.kimi zaman aralıksız sigaralarımı yaktım.sana sorsalar adımdan başka hiç bir şeyi hatırlamazsın.sen kirlettin o anıları, sen mahvettim o güzel geleceğimizi,sen öldürdün be adam doğmamış oğlumuzu
    bunları günahı hep senin.benim tek günahım sevilmeye laik olmayan birini sevmekti.
    neyse sevgilim ben aynaya bakıp ta gördüğümden daha çok sevmiştim seni.
    hoşçakal
    seni artık tanımayan kızdan sana son veda
    hoşçakal.
  • Yeniden Yazıyorum Bak Elimde Kalemim
    Kimse Yok Aklımda Tüm Halimle Sendeyim
    Aklıma Geldikçe Doluyor be Gözlerim
    Harbi Özledim Onun Kokusunu Özledim
    Çıkmasın Aklımdan Çıkamasın Hayatımdan
    Kapıldım Bak Ben Sana Bir Çıkarım Olmadan
    Sadece Gülüşündür İnan Beni Yaşatan
    Görmeyecekse Gözlerim Kör Olsun Buna İnan ,
    Farkına Varmadan Alıvermiş Kalbimi Tutsak Olmuşsum
    Sana Kömür Gözlü Sevgili Zaten Çıkmıyorsun Aklımdan
    Bir Saniye Geri Sen Olmadan Güler Mi Ela Bakan Gözlerim
    İstersen Umursama Sil Aklından
    Sen Beni Çokta Tın Sevgili Bulamasın Ben Gibi ,
    Benim Kadar Değer Vermez Benden O Digerleri .
    Aklından Hiç Çıkarma Ararsın Sonra Sen Beni .
    Ne Çabuk Unuttun Geçirdigimiz Günleri ,
    Buluşmak İçin http://www.Sarki-sozleri.net Harcadgımız O Emekleri
    Yanımdayken Sen Hani Zaman Dursun Derdin Ya Zaman Durdu Sevgili Sen Yokken Akmıyor Ki .
    Korkuyordum Gitmenden Alırlar Seni Benden Diye Ben Düşünürken Gitmiştin Sahiden.
    Bak Bakayım Bana Diyince Bakamıyorum Ben Anlayıver Sevgilim Aglıyorum İnceden
    Seninde Gözlerinde Dolmuştu Hani Sarılırken Sonra Korktugum Şey Oldu Aldılar Seni Benden .
    Azmı Beklemedım Seni Söyle Şimdi Sevgili. Ben Geç Kalınca Kızardın Ya Şimdi Ödeştik Mi .
    Çok Severdi O Beni Kıyamazdı Hiç Bana Önume Dunyaları Sererdi Tek Bi Lafımla .
    Benim Canım Acırsa Onun Canı Yanardı . Yalancılıktan Üşürdüm O Bana Sarılırdı.
    Bize Ne Oldu Birden Bire Ne Oldu Anlamadım Ne Olduysa Degistik Ortada Biz Kalmadı
    Oysa Ne Çok Mutluyduk Nazar Mı Değdi Dersin Nazar Değdirenler Onu Banageri Getirsin .
    Üşüyorum Bak Yine Odamda Hayalinle Ben Yine Yazıyorum Sana Degil Sensizlige.
    Unutmadım Galiba Be Aglıyorum Sesizce Özlemek Mi Demiştin Bak Şimdi Sen İbne. 
    Özlüyorum Ağlıyorum Yokluğunda Ölüyorum Gidermisin Kalırmısın Diye Düşünüyorum
    Özlüyorum Ağlıyorum Yokluğunda Ölüyorum Gidermisin Kalırmısın Diye Düşünüyorum
    Ben Yine Bu Gece De Sana Yine Sana Yazıyorum Ben Yine Bu Gece Belki De Senin İçin Sana Ağlıyorum
    Yanına Gelmek İstesemde Gelemiyorum
    Özlüyorum Ağlıyorum Yokluğunda Ölüyorum Gidermisin Kalırmısın Diye Düşünüyorum
    Özlüyorum Ağlıyorum Yokluğunda Ölüyorum Gidermisin Kalırmısın Diye Düşünüyorum