• Alimlere Ve Salihlere Tabi Olma Meselesi

    Soru:
    Bir din alimi kitabında "şirkin bir başka şekli ise salihleri ve alimleri kurtarıcı (Mededkâr) olarak görüp onların sözle­rini Allah'ın sözü gibi delilsiz olarak kabul etmektir." Diye yazıyor. Yine "Selefin imamlarının, din büyüklerinin ilim ve yaşayışlarından ilmî ve tarihî faydalar elde edilebilir. Ama onların sözlerim Kur'an'a dayalı bir delil olmadan din say­mak şirktir." diyor.

    Yine başka bir bölümde, "Kitabullah'ı bırakıp büyüklere ittiba sapıklıktır." diye yazıyor. Daha da ileri giderek "Kur'an'da Rasûl ve Emir'in dışında herhangi birine itaat ol­madığı gibi engellenmiştir de." diyor. Başka bir bölümde ise "Kur'an-ı Kerim genelde insanlara itaati (boyun eğmeyi) tehlikeli olarak belirtmektedir." diye kaydediyor.

    Yazarın bu sözleri ne derece doğrudur?



    Cevap:



    Bu kavillerde doğru ve yanlış, iki türlü söz içiçedir. Genel olarak, zikredilen şahıs doğru söz söylemekle birlikte bir çe­şit yersiz aşırılığa da kaçmıştır. Müslümanlar arasında cahil şeyhleri ve kötü alimleri cahilce taklidle ilgili göze çarpan tüm işler hakkında insan ne kadar kızsa yeridir ve doğrudur da. Ancak üzülecek taraf müellifin ıslah aşkıyla, gerçek ule­maya, ümmetin salihlerine, doğru yola yönlendirici imamla­ra itaati da sapıklık olarak görmesi, bununla da yetinmeyip işi şirke kadar dökmesidir. Halbuki eğer o kendisinin delil olarak getirdiği ayetler üzerinde dikkatlice düşünseydi, hak sınırlarından epeyce dışarı çıktığının farkına varabilirdi. Şirk, herhangi bir şahsın Allah'tan başka birisini hakiki an­lamda hüküm koyma ve men etme hakkına haiz görmesi ve­ya Allah'ın emir ve yasaklarıyla birlikte veya hilâfına, bir başkasının emir ve yasakların itaati gerektirir olarak gör­mesi dışında gerçekleşmeyen bir davranışın adıdır. Halbuki cahil bir müslümanın bile böyle bir inanca sahip olmadığı ca­hillerden dahi gizli değildir ve herhalde müellifin kendisi de bunu bilmektedir. Bu yüzden bu meselede şirk hükmünü vermek aşırılıktır. Harhangi bir büyüğü doğru yolda bilip, başkalarına nisbetle Allah'ın şeriatını ve ahkâmını daha fazla bildiğine inanan ve buna dayanarak ona ittibanın Al­lah'ın rızasına ittiba olduğunu düşünen bir kimse nasıl olur da şirkle itham edilebilir?

    Geriye kime ittiba etmenin caiz ve kime ittiba etmenin olduğu sorusu kalıyor. Kur'an-ı Kerim açıkça:

    "Kafirlere ve münafıklara itaat etme"

    "Kalbini bizi anlamaktan gafil kıldığımız, kötü arzuları­na uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye itaat etme"

    "O halde (hakikâti) yalan sayanlara itaat etme"

    "Onlardan hiçbir günahkâra yahut hiçbir nanköre itaat etme" buyurmaktadır.

    Yani kafirlere ve müna­fıklara, Allah'tan gafil olanlara, nefislerine uyanlara, aşırı gidenlere ve halkı yalanlayanlara, günahkârlara itaat etme denilmekte, hiçbir zaman salihlere ve ilim ehline itaat etme diye bir şey buyurulmamaktadır. Aksine; bilmiyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun.

    "Onlar Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sende onların yoluna uy."buyurulmaktadır.

    Yukarıda işaret edildiği gibi yazar doğru ve yanlışı birbi­rine karıştırmış, ifrat ve tefrite düşmüştür. Alimleri ve salihleri hidayete irşad eden kimseler olarak kabul etmek hiç de günah değildir ve bilakis alim ve salih olmayan kişilerin on­ların sözlerini kabul etmesi ve onların izinden gitmesi gere­kir. Onların sözlerini Allah'ın sözleri gibi görmek ise hiç şüphesiz günahtır. Aynı şekilde Kitabullah'ı bırakıp büyüklere uymanın sapıklık olduğu da doğrudur. Ancak bir kimse, ken­disinin Allah'ın kitabını bilememesi, kavrayamaması sebe­biyle selefin büyüklerinin seçmiş olduğu yolun Kitabullah'a uygun olduğunu düşünerek onlara uymakla hiçbir günah veya cürüm işlemiş olmayacaktır. Siz en fazla, uyma niyetiy­le seçilen büyüklerin seçiminin doğru olmadığını söyleyebi­lirsiniz.

    Siz kurukuruya taklit ve körükörüne baş eğmeyi istediği­niz kadar kötü görebilirsiniz, hepsi doğrudur. Sizin velayet, imamet, içtihat, ilim ve faziletin o büyüklerle bitmediğini söylemeye de hakkınız var. Bugün de bütün bu mertebeler kazanılabilir ve bu mertebeleri kazanmak için çalışmak da gerekir ama, taklide muhalefet ve içtihad aşkı; selefin bü­yükleri aleyhine bir zıtlıktan oluşacak, onların yaptığı bina­ların tahribi ister istemez zorunlu görülecekse, sırf yeni şey­ler meydana getirmek için yenilikçilik yapılacaksa, halk eh­liyeti olmadan içtihada başlayacak, Kitabullah ve Rasûl’un Sünneti çocuk oyuncağına dönüştürülecekse bu çeşit sapık­lık körükörüne taklidin sapıklığından defalarca daha kötü, dine defalarca daha fazla zarar vericidir. Mukallidlerin yap­tığı, seleflerinin yükseltmiş olduğu duvarları zamanın zaru­retlerine göre daha fazla onarmamaktan ibarettir. Ancak on­lar önceki binaları şöyle veya böyle ayakta tutmaktadırlar. Buna karşılık yenilikçi beyler önceki duvarları da yerle bir etmekte ve kendi arzularına göre yeni bir bina yapmak için çalışmaktadırlar. Eğer bu zihniyet yayılırsa dinin bütün çehresinin değişeceği ve hangi şekle gireceğinin bilinmemesi endişesi vardır
  • 268 syf.
    ·9 günde·8/10
    İncelemeye başlamadan evvel, 1K'yı Vüs'at O. Bener ateşine veren ve bu ateşi de harlayan sevgili Liliyar 'a teşekkür etmek gerek. Çünkü düzenlediği etkinlik dışında, listemde olmayan, belki okumayacağım bir kitabı aklıma düşürdüğü için. Daha evvel listemde bir tane Vüs'at Bener kitabı vardı. Nasıl ve ne zaman listeme eklediğimi hatırlamadığım Bay Muannit Sahtegi'nin Notları kitabını arada bir görür bir gün okurum derken etkinlik vesilesiyle başka bir kitabını daha okuyayım dedim. Tavsiyelerden biri bu kitaptı. İşin ilginç yanı listedeki kitabı bırakıp bu kitaptan başladım. Ama dediği gibi Fikret Kızılok'un "Pişman desen değilim, bir harmanım bu akşam."

    Gelelim incelemeye; bu öykü kitabı, Vüs’at Bener’in öykü dilini anlamak ve o özgün dilin tadına varmak için iyi bir fırsat, bunu en başından söyleyebilirim. Zaten yazarın kitaplarını araştırırken sayfa ve öykü sayısı dolayısıyla yazarın öykü üslubu hakkında fikir sahibi olacağımı düşünerek bu tercihte bulunmuştum. Çünkü diğer kitapları kısa, ancak bu kitap daha evvel yayınlanan Dost ve Yaşamasız kitaplarının yanı sıra bir de yazarın 1986 yılına kadar yazdığı çeşitli öyküleri kapsamakta. Eğer bundan haberiniz yoksa benim en başta yaptığım gibi belirgin bir öykü üslubu bekleyebilirsiniz. Oysa ki öyle değil. Kitapta tek tip öyküler yok. Öyküler de kendi içerisinde çeşitlilik arzediyor. Öykü sayısının çok olması (32 öykü) ve öykülerin de çeşitliliğinden dolayı okura tam bir öykü şöleni yaşatıyor aslında eser, bu da başka bir iyi yan.

    Eserdeki kimi öyküler sık diyaloglu, hızlı akan ve bir durum üzerinden giderken, bu öykülerde genelde kullanılan dil de kitabın arka kapağında dediği gibi “konuşma dilini tüm doğallığıyla kullanan ve ona yoğunluk kazandıran” bir dil. Bu öykülerin genel temasında “aylak adam”lar, kaybedenler, 3. Sayfa haberlerinin kahramanları, çileli semt insanları ve batakhaneler var. Kimi öykülerde de oldukça kapalı bir anlatım ve yoğun kelime aktarımı ile anlamın kelimelere zorlandığına tanık oluyorsunuz. Ayrıca bu öykülerde genellikle bilinç akışı tekniği de uygulanıyor. Kapalı anlatım, dili kullanımdaki ustalık, kullanılan zengin kelime haznesi, kullanılan imgeler ve çeşitli anlatım biçimlerinin denenmiş olması, yazarı özgün olarak farklı bir noktaya koyarken, modern Türk öykücülüğünün altın kuşağının öncülerinden sayılmasına da neden olmakta. Ancak yazarın da dostu olan Oğuz Atay nasıl ki hem Modern hem de Post-modern Türk Edebiyatının öncülerinden sayılıyorsa, yazar da Modern Türk Edebiyatını ortaya koyan bir eser sunarken bunun yanı sıra Post-modern edebiyatı da zorluyor. Kitabı okurken de bitirdikten sonra da aklıma bu geldi. Sonra Vüs’at Bener’e dair düşündüğümde şu kanaate vardım. Vüs’at Bener’den benim anladığım; farklı tarzları deneyen, olanla yetinmeyen ve sürekli bir yeninin peşinde koşan bir yazar. Bu zengin öykü örnekleri içeren kitabında bunu görmek mümkün. Bazı öykülerde yerel ve mahalli dilin kullanımı görülürken, bazı öykülerde ise daha rafine bir dilin kullanıldığını görüyoruz. Yine aynı şekilde bu anlatım çeşitliliğine de yansıyor. Mesela, kitabın son öyküsü (Bakanlık Makamına) farklı bir anlatım şeklini deniyor. Onun dışında diğer öykülerde de farklı anlatım şekillerini görmek mümkün. İçerik üzerine konuşmak gerekirse, birkaç öykü ve çeşidi üzerinden ilerlemek istiyorum.

    Eser, Dost öyküsü ile başlıyor. Bu öykü özelinden diğer öykülerin çoğu için de geçerli olan şeyi söyleyecek olursak; durum üzerinden ilerleyen anti-kahraman öyküsü. Evet, Bener’in karakterleri için (buna baş karakterleri de dahil) geçerli olan şey şu: Masum değiliz hiçbirimiz. Öyle erdem timsali, salt iyinin ve güzelin temsili bir karakter beklemeyin. Her karakterin mutlaka kusurları, falsoları var, tıpkı gerçek hayattaki gibi. Dost öyküsündeki baş karakter de ilkin okurun merhamet duygusuna hitap eden matemli, gönlü yorgun bir eş iken, olayların devamında ahlaki yönünde sıkıntı gördüğünüz, dostuna büyük bir kazığa yeltenen bir adamı görüyorsunuz. Aslında burada bir şey daha var. Öykünün başından itibaren iyi görüp, merhamet gösterdiğiniz ve iradeli olarak tanıdığınız baş karakter Niyazi’yi, ahlakı, toplumun duyması, bilmesi olarak algılayarak davranışlarını buna göre ayarlarken yakaladığınızda, eğer toplum bilmezse dostunun karısına bile göz dikilebileceğini size gösterdiğinde, aslında ahlakın güçlü yanının görünen yüzü değil de kişinin içinde saklı olduğu kadarı olduğunu buluyorsunuz. Diğer taraftansa; hikâye boyu zayıf ve cahil olarak tanıtılan kadın karakterinse cürmü aklına düşürdüğünde, başkalarının duyması / duymaması ile ilgilenmeksizin kendi içerisindeki ahlak anlayışı nedeniyle yasak ilişkiye yeltenmeksizin toplumsal hukuk kuralıyla meseleye yaklaşması ve bu şekilde güçlü bir irade göstermesi, güçsüz görünenin de aslında içerisindeki ahlakın ve iradenin kuvvetiyle ne kadar güçlü ve cesur olabildiğini gösterdi bize. Çünkü kimseler bilmese de O, kendi ahlak yasası nedeniyle bu suçu ailesine karşı işleyemezdi. Burada Kant’ın o meşhur sözü geliyor akla: “Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası” Yazar, bize buradaki anti-kahramanıyla güzel bir oyun ediyor ve sonunu açık bıraktığı klasik durum öyküsüyle bizleri düşündürüyor. Bu kavramların aslında ‘ne’liğinin sorgulandığı düşündürücü bir kısa öyküydü ve kitabın da daha başı. Bu tarz öyküler devamında da mevcut.

    Diğer değinmek istediğim öykü çeşidi ise, kitapta ara ara karşınıza çıkan, gönlü bulanık ve kalbi yorulmuş, ince bir sitemi sinesinde taşıyan ve kelimelerin dizilimi nedeniyle adeta şiirsel olarak yazılmış gönül hikayeleri. Bu hikayelerde bambaşka kelimeler kullanılıyor ve içi boş karamsar, bohem havadan öte olgun bir hüzün hali söz konusu. Yazar kendi şiirsel metnini yazmış adeta, bazı yerleri o kadar yoğun ki içine nüfuz edemediğiniz bölümler var.

    İçeriğe dair son değinmek istediğim öykü çeşidi ise kelime bombardımanına maruz kaldığınız, bilinç akışının işlediği, kapalı anlatımla ele alınmış, anlaşılma konusunda sizi epey zorlayan öyküler. Bu öyküler yer yer arada bir olsa da sonlarda arka arkaya geliyor. Mesela, Kan öyküsünün bir paragrafından çizdiğim ufak bir bölümü paylaşmak isterim.

    “Tırnaklarını geçiriyor çarşaflara, sedirin sertliğine geçişmeye çalışıyor, zorlanıyor. Koyu karanlıklarında boz, belsiz gövdeler, çıplak, başsız, karınlı. Kımıl kımıl. Kör çevrintilerin içinde. Bir ıslık delindi. Tiz. Yalpalı dev eğreltiler. Kaygan altı. Koşuyor. Ardın ardın. Hızla çıvdı, boşluğa, başüstü. Gövdeler. Gömgök. Yığın yığın. Üstüste. Sürtünen, kıvrantılı. Yarık karın. Esmer. Yumuşak, tüysüz, devinen çatlak. Boydan boya. Açılıp kapanıyor. Sıcak. Ağır. Koku. Parmaklarını taktı, araladı. Kıpkızıl içi. Sıcak. Yara. Çekip aldı bileğini; emiliyordu bileği, derinlerde. Çığış çığış… Islak… Çığış çığış. Koku. Kupkuru genzinde. Koku. Ağır….”

    Bu alıntı o öyküdeki bir paragrafın sadece bir bölümü. Okuduğumdaki tepkim tabii olarak “Vüs’at Bey, ne yapıyorsunuz?” oldu. Benzer şekilde kelimelerin hızla koştuğu, bir bilincin adeta üzerinize aktığı bazı öyküler de var. Bunlar kelime yoğunluğu ve anlam kapalılığı nedeniyle okuru zorluyor.

    Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Öykü kitabı olarak içinde farklı renklerin ve çeşidin olduğu, gökkuşağı gibi bir eser var karşımızda. Diyaloğu bol, konuşma dilinde yazılmış öyküler de var, anlam olarak kapalı ve yoğun kelimelerin olduğu öyküler de. Aşk da var, ölüm de. Korku da var, hüzün de. Özellikle “korkuyu bekleyen” ve sonunda da korkusuyla yüzleşen bazı öyküler de var. Güzel tarafı, çeşitliliği olan bu öyküleri özgün bir üsluptan okuyorsunuz, kavramları tekrardan ele alıyor, her seferinde yeni bir şey deneyen yazarla birlikte durumların arasında geziyorsunuz ve basit, düz bir sığlıktan öte genelde öykülerin gelişiminde ve sonunda sorguluyorsunuz.
  • Hz. Isâ(a.s) söyle demiştir: "Ben, Allah'ın(c.c) izni ile ölüleri diriltmekte bir zorluk çekmedim; fakat ahmakları tedavi etmekten aciz kaldım."
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE)
    Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski)
    Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü )
    Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü )
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü )
    Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü )

    Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin)
    Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller)
    Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes)
    Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine)
    İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne)
    Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie)
    Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus)
    Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert)

    Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly)
    İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL)
    Başlayan herşey biter. (SENECA)
    Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR)
    Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR)
    Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW)
    Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE)
    Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES)
    İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS)

    İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS)
    İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından sorulmaz ki! (C.MARLOWE)
    Birçok insan mutluluğu burnunun üstünde unutuğu gözlük gibi etrafta arar. (DROZ)
    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri de yanlış gider. (C.BRUNO)
    Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (DALE CARNEGIE)
    Dev eserleri taşlar değil, onları işleyenler meydana getirir. (J.T.MOTLEY)
    Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (M.L.KING)
    Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (ARAP ATASÖZÜ )
    Bana “Ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşşek ve ata uygun bir özellikle övünüyorsun. (EPIKTETOS)
    Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İTALYAN ATASÖZÜ )
    Nice kötü insanlar vardır ki hiç iyi yanları olmasa daha az tehlikeli olurlardi. (L.ROCHEFOUCAULD)
    Sonuçları değil, baslangıçları değiştirmek gerekir. (ALAIN)
    Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot. (E.FROMM)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım. (NECIP FAZIL KISAKÜREK)
    Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak birşeydir. (A.CAMUS)
    Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun? (EPIKTETOS)
    Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok… Nice elbiseler gördüm içlerinde insan yok… (mevlana)
    Hakiki arkadaşlık sıhhatten farksızdır, kıymeti ancak elden gittikten sonra anlaşılır. (Golti)
    Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerliyebiliyor. (James B.Conont )
    Küçük seylere gereğinden çok önem verenler,elinden büyük iş gelmeyenlerdir. (Eflatun)
    Yumuşak olma ezilirsin , sert olma kırılırsın. (VICTOR HUGO)
    İnsanların umudunu kırma.. Belki de sahip olduğu tek şey odur.
    Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır. (Confucius)
    Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. (Benjamin Franklin)
    Evlilikte başarı yalnız aranan kişiyi bulmakta değil aynı zamanda aranan kişi olmaktır. (Foster Wood)
    Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. (John Christian)
    Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı hemde gelecek treni görür. (J.Harris)

    Acı
    ■ İşi Çok Olanların Gözyaşları İçin Vakitleri Yoktur. LORD BYRON
    ■ Acı Çekmek, Ölmekten Daha Çok Cesaret İster. NAPOLEON
    ■ Tatlı Şeyler, Sonu İyi Biten Acılardır. AESKHYLOS
    ■ Hiçbir Şey, Acıdan Daha Hızlı Gelemez. BAİLEY
    ■ Dünkü Acılar, Bugünkü Sevinçlerin Kaynağını Oluşturur. POLLOK
    ■ Acı, Acıyı Bastırır. TÜRK ATASÖZÜ

    Açlık
    ■ Açlık, Kılıçtan Bile Keskindir. BEAUMONT İLE FLETCHER
    ■ Açlık, Dünyanın En Güzel Salçasıdır. CERVANTES
    ■ Aç Tavuk Düşünde Darı Ambarı Görür. TÜRK ATASÖZÜ

    Akrabalar
    ■ Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez. PLAUTUS
    ■ En Kötü Nefret, Akrabaların Nefretidir. TACITUS
    ■ Akrabalar, Ne Yaşamasını Nede Ölecek Zamanı Bilen İnsanlardır. OSCAR WILDE

    Alçakgönüllülük
    ■ Övülmek İsterseniz,Alçak Gönüllülüğü Yem Olarak Kullanabilirsiniz. CHESTERFİELD
    ■ Gerçekten Alçak Gönüllü Olan Bir İnsan, Kendisinden Hiç Söz Etmeyen İnsandır. LA BRUYERE
    ■ İnsan Gururu Yüzünden De Alçak Gönüllü Olabilir. MANTAİGNE
    ■ İnsan Yüzü Kızaran Hayvandır. MARK TWAİN
    ■ Bir Adamın Gerçekten Büyük Olup Olmadığını, Onun Alçak Gönüllülüğünden Anlayabilirsiniz.
    ■ Senden İyilere Yerini Vermesini Bil. KEBLE

    Aptallık
    ■ Her Aptal Onu Beğenen Başka Bir Aptal Bulur. BOİLEAU
    ■ Gençler, Yaşlıların Aptal Olduklarını Sanırlar, Ama Yaşlılar Gençlerin Aptal Olduklarını Bilirler.
    ■ Bilgili Bir Aptal, Bilgisiz Bir Aptaldan Daha Aptaldır. MOLİERE
    ■ Büyük Tehlike, Yarı Aptallarla Yarı Akıllıların Arasında Yatar. GEOTHE
    ■ Eğer Hiç Aptal Görmek İstemiyorsanız, Gözlüklerinizi Kırın. RABELAİS
    ■ İnsanlar Aptal Olarak Yaşayabilirler; Ama Aptal Olarak Ölemezler. YOUNG
    ■ Aptal Ata Binmiş, Bey Oldum Sanmış. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Kendini Akıllı Sanan Herkes Aptaldır. VOLTAİRE
    ■ Yaşamanın Tadını Çıkarmaktan Korkana Aptal Derim. ALBERT CAMUS

    Aşk
    ■ İlk Ve Son Aşkımız Kendimize Karşı Olandır. BOVEE
    ■ Aşk, Masraflarla Çevrilmiş Bir Duygu Okyanusudur. LORD DEWAR
    ■ Gençlerin İstekleri: Aşk, Para, Sağlık. Yaşlıların İstekleri: Sağlık, Para, Aşk. Erkekler Aşka Aşık Olarak Başlarlar,Kadınlara Aşık Olarak Bitirirler; Kadınlarda Erkeklere Aşık Olarak Başlar, Aşka Aşık Olarak Bitirirler. REMY DE GOURMONT
    ■ Aşk Fransa’da Bir Komedi, İngiltere’de Bir Trajedi,İ Talya’da Bir Opera, Almanya’da Bir Melodramdır. MARGUERİTE BLESSİNGTON
    ■ Aşk, Deniz Meltemleri Gibidir; Sesini Duyarız, Nereden Nereye Gittiğini Kestiremeyiz. BORNE
    ■ Aşkın Gözü Kördür. PROPERTİUS
    ■ Aşk, Yüreklerden Gökyüzüne Kadar Uzanan Ateşten Bir Merdivendir. E.GEİBEL
    ■ Aşk, Yepyeni Kalabilen Eski Bir Masaldır. H.HEİNE
    ■ Aşkın Gelişi, Aklın Gidişidir. ANTOİNE BRET
    ■ Beni Az, Ama Uzun Sev. MARLOWE
    ■ Aşk, Geceyi Bile Gün Işığına Boğabilir. A. SALLE
    ■ Sevmeyi Bilmeyen, Ölmeyi De Bilmez. ANONİM
    ■ Aşk, Sürekli Bir Mutluluktur. GEORGE SAND
    ■ En Tatlı Gelen Sevinç Ve En Kötü Gelen Acı Aşktır. BAİLEY

    Babalar
    ■ Baba Bilgisiyle Adam Olunmaz. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Baba Malı Tükenir. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Babalar, Doğanın Yarattığı Bankerlerdir. FRANSIZ ATASÖZÜ

    Bağışlamak
    ■ Bir Düşmanı Bağışlamak, Bir Dostu Bağışlamaktan Daha Kolaydır. MME.DOROTHEE DELUZY
    ■ Başkalarını Hep Bağışla; Kendini Hiç Bağışlama. SYRUS
    ■ Sevdiklerimiz, Bizi Aldattıkları Zaman Onları Bağışlarız. Aslında En Az Bağışlanması Gereken Kişiler Onlardır.

    Basın
    ■ Basın, Milletin Müşterek Sesidir. ATATÜRK
    ■ Meclis, Konuşma Ve Basın Hürriyetlerini Kısan Kanunlar Yapamaz. ABD ANAYASASI.
    ■ Basın Hürriyeti Kalkarsa, Vicdan, Eğitim, Konuşma Hürriyetleri De Kalkar. F.D.ROOSEVELT
    ■ Basın Hürriyeti, Öteki Hürriyetlerin Emniyet Sübabıdır; Diktatör Hükümetlerden Başka Hiçbir Kuvvet Onu Kısamaz.GEORGE MASON
    ■ Bizi İdare Edenler, Hükümetler Ve Gazetelerdir. WENDEL PHİLLİPS
    ■ Gazetesiz Bir Hükümet İdaresine, Hükümetsiz Bir Gazete İdaresini Tercih Ederim. JEFFERSON
    ■ İyi Bir Başyazıda İnsanlara Kendi Düşüncelerinizi Değil, Onların Düşüncelerini Verebilirsiniz.
    ■ Hürriyetimiz, Basın Hürriyetine Dayanır; Basın Hürriyetide Kaybolmadan Kısılmaz. A.BRİSBANE
    ■ Üç Gazete, Beni Yüz Sancaktan Daha Çok Korkutur. NAPOLEON

    Başarı
    ■ Hiçbir Başarı Kazanamayanlar İçin En Tatlı Şey, Başarıdır. EMİLY DİCKİNSON
    ■ Dünyada Başarı Kazanmanın İki Yolu Vardır: Kendi Aklından Faydalanmak, Başkalarının Akılsızlığından Faydalanmak. BRUYERE
    ■ Dünyada Başarı Kazanabilmek İçin Aptal Görünmeli, Akıllı Olmalıdır. MONTESQUİEU

    Bekarlık
    ■ Bekar Bir Adam, Son Saniyede Daha İyisini Bulan Kadınların Bir Hatırasıdır. ANONİM
    ■ Topluma En Büyük Eserleri, Çocuksuz Adamların Evlenmemiş Olanları Vermişlerdir. BACON
    ■ Bekar Gözüyle Kız Alınmaz. TÜRK ATASÖZÜ

    Bencillik
    ■ Sevgililerin Birbirilerinden Hiç Bıkmamalarının Sebebi, Hep Kendilerinden Söz Etmeleridir.
    ■ Herkesin Sizden İyi Bir Şekilde Söz Etmesini Mi İstiyorsunuz? Öyleyse Kendinizi Övmeyin.PASCAL

    Bilgi
    ■ Gençken Bilgi Ağacını Dikmesek, Yaşlandığımız Zaman Gölgesine Sığınacak Bir Yerimiz Olmayacaktır. S.R.CHAMFORT
    ■ Bilgi, Sevgiyle Zekanın Anasıdır. A.W.HARE
    ■ Bütün Bildiğim, Bir Şey Bilmediğimdir. SOKRATES
    ■ Bazı Şeyleri Yarım Bileceğine, Bir Şey Bilme Daha İyi. NİETZSCHE
    ■ İnsanın, Cahil Olduğunu Bilmesi Bilgiye Atılmış İlk Adımdır. DİSRAELİ
    ■ Dünyada En Zor Şey, İnsanın Kendini Bilmesidir. THALES
    ■ Bildiklerini Saatin Gibi Kullan; Kendine Sakla. Herkesin Ortasında Sık Sık Çıkarıp Caka Satma. CHESTERFİELD
    ■ Başkalarını Bilen Kimse Bilgili, Kendini Bilen Kimse Akıllıdır. LAO-TSZE
    ■ Ne Olacağımızı Değil, Ne Olduğumuzu Biliriz. SHAKESPEARE
    ■ Bazı İnsanlar Koca Evreni Bilirler De Kendilerini Bilmezler. LA FONTAİNE
    ■ Çok Bilenin,Derdi De Çok Olur. LESSİNG

    Boş İnançlar
    ■ Boş İnançlar, Cılız Akıllıların Dinleridir. BURKE
    ■ Boş İnançlarda, Tanrıya Karşı Duygusuz Bir Korku Vardır. CİCERO

    Ceza/Cezaevi
    ■ Suçluları Asmak Onları İyileştiremez Ki. VOLTAİRE
    ■ En Büyük Cezaevi Taş Duvarların, Demir Parmaklıkların Değil, İnsan Kafasının İçidir. LOVELACE
    ■ Haklıların Mahkum Edildiği Bir Ülkede, Bütün Doğruların Yeri Cezaevidir. THOREAU

    Cumhuriyet
    ■ Cumhuriyetler Zenginlikten, Diktatörlerde Yoksulluk Yüzünden Yıkılırlar. MONTESQUİEU

    Çocuklar
    ■ Çocuklar İyi Yapmanın En İyi Yolu Onları Sevindirmektir. OSCAR WILDE
    ■ Çocukları Eleştirmecilerden Çok, Örneklere İhtiyacı Vardır. JOUBERT
    ■ Bir Çocuk Sütle Ve Övgüyle Beslenir.LAMB
    ■ Çocuk Mantığın Uykusudur. ROUSSEAU
    ■ Mutlu Çocuk! Beşik Ne Büyük Geliyor Sana; Büyü De Bakalım Dünyaya Sığabilecek Misin?
    ■ Çocuklar Uyuya Uyuya Büyür, İhtiyarlar Uyuya Uyuya Ölür. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Çocukları Duymayınız, Görünüz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Davranışlar
    ■ Erkekler Yasaları, Kadınlar Davranışları Şekillendirir. DE SEGUR
    ■ Davranışlar Herkesin Kendini Seyrettiği Bir Aynadır. TERENCE

    Dedikodu
    ■ Dünyada, Kendi Hakkında Konuşulmaktan Daha Kötü Bir Şey Vardır; Kendi Hakkında Konuşulmamak.OSCAR WILDE

    Değişme
    ■ Irmaktan Geçerken At Değiştirilmez.TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Her Gün Değişiyoruz; Düşüncelerimizle Eserlerimiz Nasıl Aynı Kalabilir? CARLYLE
    ■ Yüksek Bir Mevkiye Yerleşen Alçak Bir Kişiden Daha Kötü Bir Şey Olamaz. CLAUDİANUS

    Demokrasi
    ■ Demokrasi, Halkın Halk Tarafından Halk İçin İradesidir.LİNCOLN
    ■ Demokrasinin Kusurları, Yine Demokrasiyle Kapatılır. ALFRED E.SMİTH
    ■ Demokrasi Demek, ”Sende Benim Kadar İyisin” Demektir. THEODORE PARKER

    Deney
    ■ Deneyler, En İyi Öğretmenlerdir. Yalnız Okul Masrafları Biraz Çoktur. CARLYLE
    ■ Başkalarının Deneylerinden Yararlanmayı Bilecek Kadar Akıllı Kimse Var Mı Şu Dünyada.

    Diktatörlük
    ■ Nasıl Güneş Batmadan Akşam Olmazsa; Basının Elinden Özgürlüğü Alınmadan Da Diktatörlük Olmaz. COLTON
    ■ Bir Ulusu Tek Kişinin İdare Edebileceğine İnanırım, Şu Şartla: O Adam Ayaklarında Çizme, Elinde Kırbaç, O Ulus Sırtında Semerle Doğarsa.
    ALGERNON SİDNEY
    ■ İyi Bir Anayasa, En İyi Diktatörlükten Kat Kat İyidir. MACAULAY

    Dil
    ■ Kendi Dilini Tam Olarak Bilmeyen, Başka Dili De Öğrenemez. G. BERNARD SHAV
    ■ Kuşlar Ayaklarıyla, İnsanlar Dilleriyle Yakalanırlar. THOMAS FULLER
    ■ Dil Sürçeceğine Ayak Sürçsün Daha İyi. HERBERT
    ■ Dilsiz Olmak, Çok Söylemekten Yeğdir. TÜRK ATASÖZÜ

    Dilenciler
    ■ Ölü Bir İmparator Olmaktansa, Yaşayan Bir Dilenci Olmak Daha İyidir. LA FONTAİNE
    ■ Bir Dilenciyi At Sırtına Koy Da Bak, Nasıl Dört Nala Sürüyor. BURTON
    ■ Dilencilerin Seçmeye Hakkı Yoktur. BEAUMONT İLE FLETCHER

    Doktrinin
    ■ Doktrinin Derisi Soğukluktur, Ama İçi Tıka Basa Samanla Doludur. HENRY W.BEECHER DOSTST
    ■ Üç Gerçek Dost Vardır: Yaşlı Bir Eş, Yaşlı Bir Köpek, Hazır Para. FRANKLIN
    ■ Dostu Olmayanın Düşmanı Da Olmaz. TENNYSON

    Düşman
    ■ İnsanın En Büyük Düşmanı Kendisidir. CİCERO
    ■ Bir Tek Düşmanı Olan, Her Yerde Onunla Karşılaşır. EMERSON
    ■ Tanrı’ya Ettiğim Dua Pek Kısadır: ”Tanrım, Düşmanlarımı Gülünç Duruma Düşür. ”VOLTAİRE
    ■ Düşmanın Eline Kılıç Verilmez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanın Karınca Gibi İse Sen Onu Fil Gibi San. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Düşmanım Dost Olacağına, Düşman Olsun Daha İyi. BİAS
    ■ Uyuyan Köpeği Uyandırmaya Gelmez. ALLESSANDRO ALLEGRİ
    ■ Unutma Ki, Ağzında Bal Olan Arının Kuyruğunda Da İğnesi Vardır. LYLY

    Düşünce
    ■ Fikirler Cebir Ve Şiddetle, Top Ve Tüfekle Asla Öldürülemez. ATATÜRK
    ■ Büyük İşler Gibi, Büyük Düşüncelerinde Davula İhtiyaçları Yoktur. BAİLEY
    ■ Uyuyan Düşünce, Bir Daha Uyumaz. CARLYLE
    ■ Düşünceler İyi Ve Cesur Olanların Beyinlerinde, Kollarında Gelişmelidir; Yoksa Rüya Olmaktan İleri Gidemezler. EMERSON
    ■ Hiçbir Ordu, Zamanı Gelmiş Bir Düşünceye Karşı Koyamaz. VİCTOR HUGO
    ■ Düşüncelerini Değiştirmeyenler Sadece Aptallarla Ölülerdir. LOWELL
    ■ Düşünüyorum, Öyleyse Varım. DESCARTES
    ■ Düşünmeden Öğrenmek, Vakit Kaybetmektir. KONFİÇYUZ
    ■ Herkes Düşüncelerinde Yanılabilir. Ama Aptallar Bir Türlü Yanıldıklarını Anlayamazlar. CİCERO
    ■ Soylu Düşünceleri Olan Kişiler Yalnız Değildirler. SİR PHİLİP SİDNEY
    ■ Büyük Düşünceler, Yürekten Doğar. VAUVENARGUES
    ■ İnsan, Savaşmadığı Düşüncelerini Değiştiremez. THOMAS MANN
    ■ Düşünce Rüzgar, Bilgi, Yelken, İnsanlık Bir Kayığın Kendisidir. A.W.HARE
    ■ Ölümsüz Olarak Bildiğim Tek Şey, Düşüncedir. MEREDİTH
    ■ Acayip Şeyler, Acayip Düşüncelerden Doğar. SHELLEY
    ■ Düşüncelerle Karşılaşınca, Zayıflar Korkar, Aptallar Karşı Gelir, Akıllılar Karar Verir. J.ROLAND
    ■ Alçakgönüllü Yüreklerde Yaşayan Düşünceler, Yüksek Düşüncelerdir. MONTAİGNE

    Gece
    ■ Gecenin Kara Pelerini Herkesi Aynı Şekilde Örter. DU BARTAS
    ■ Sabah Yaklaştıkça, Gece Kararır. LONGFELLOW
    ■ Gece, Kadınlarla Yıldızları Güzel Gösterir. LORD BYRON
    ■ Gecenin Binlerce Gözü Vardır. W.BOURDİLLON

    Geçmiş
    ■ Geleceğin En İyi Peygamberi Geçmiştir. JOHN SHERMAN
    ■ Geçmişi Hatırlamayanlar, Onu Bir Kere Daha Yaşamak Zorunda Kalırlar. GEORGE SANTAYANA
    ■ Geçmiş, Bir Kova Külden Başka Bir Şey Değildir. CARL SANDBURG

    Gelecek
    ■ Dünyada Her Şey Yıkılsa Bile, Gelecek Yerinde Durur. BOVEE
    ■ Geleceği Hiç Düşünmem; Ansızın Geliverir. ALBERT EİNSTEİN
    ■ Bu Günü Görmek.Geleceği Görmekten Daha Kolaydır. FRANKLİN
    ■ Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür. SAMUEL JOHNSON

    Gençlik
    ■ Geçlik, İnsanın Başına Hayatta Bir Kere Gelir. LONGFELLOW
    ■ Gençliğimizin Rüyalarından Ayrılmalıyız. SCHİLLER
    ■ Ne Kadar Uzun Yaşarsanız Yaşayın; İlk Yirmi Yıl Ömrünüzün En Uzun Yarısıdır. SOUTHEY
    ■ Gençlikte, Güzellikte Akıl Arama! HOMEROS

    Gözler
    ■ Gözler Kendilerine, Kulaklar Başkalarına İnanırlar. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ İnsan, Gözleri Kapalı Olduğu Zaman Da Görebilir. COLERİDGE
    ■ Bütün Mesele, Ruhları Görebilecek Gözler Edinmektir. LORD BYRON
    ■ Gözler İnsan Ruhunun Penceresidir. DU BARTAS

    Gözyaşları
    ■ Gözyaşları, Acının Sessiz Sözleridir. VOLTAİRE
    ■ Gözyaşları, İnsan Ruhuna Yağan Yaz Yağmurlarıdır. ALFRED AUSTİN
    ■ En Çabuk Kuruyan Şey, Gözyaşıdır. CİCERO

    Gurur
    ■ Gururla Zayıflık, İkiz Kardeştirler. LOWELL
    ■ Küçük İnsanların Büyük Gururları Vardır. VOLTAİRE
    ■ Bütün Büyük Yanlışlıkların Altında Gurur Yatar. RUSKIN
    Kadın
    ■ Bir Kadın Sevgisine Ulaşmak İçin Geçilen Yolların En Kısası”Acındırmak”Tır. B.I.FLETCHER
    ■ Kadını Güzel Yapan Tanrı; Sevimli Yapanda Şeytandır. VİCTOR HUGO
    ■ Kadınların Aşkları Suya Yazılmış İnançlarıda Kuma Çizilmiştir. AYTOUN
    ■ Kadınların Üzüntüsü Yaz Fırtınası Gibidir; Şiddetli Ama Kısa Olur. JOANNA BAİLLİE
    ■ Kadın İnsanın Gölgesi Gibidir; Kovalarsanız Kaçar, Kaçarsanız Kovalar. CHAMFORT
    ■ Erkekler, Kadınlara İstediklerini Söylerler; Kadınlar, Erkeklere İstediklerini Yaparlar. DE SEGUR
    ■ Kadınların Çoğu, Resimleri Kadar Genç Değildir.SİR MAX BEERBOHM
    ■ Kadınlar, Gururlarını Kurtaran Yalanlardan Hoşlanırlar. G.F.ATHERTON
    ■ Kadınların Ellerine Düşeceğine Kucaklarına Düş. BİERCE
    ■ Kadınların En Büyük Suçları Erkeklere Benzemek İstemeleridir. DE MAİSTRE
    ■ Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır. ROCHEBRUNE
    ■ Kadının Kötüsü Kadar Kötü, İyisi Kadar Da İyi Bir Yaratık Yoktur. EURİPİDES
    ■ Bir Kedinin Dokuz Canı, Bir Kadının Da Dokuz Kedi Kadar Canı Vardır. FULLER

    Kalem
    ■ Kalem, Kılıçtan Daha Güçlüdür. BULWER-LYTTON
    ■ Kalem, Acemi Avcıların Elinde Hedefini Şaşıran Bir Ok Da Olabilir. BARACCİO
    ■ Dünyayı Yönetenler Kalem, Mürekkep Ve Kağıttır. JAMES HOWELL

    Kan
    ■ Kan Dökenin Kanı Temiz Kalmaz. BARACCİO

    Kandırma
    ■ İnsanı Kendisi Kadar Kimse Kandıramaz.GREVİLLE

    Evlilik
    ■ Bütün Bildiklerini Karısına Söyleyen Koca, Az Şey Biliyor Demektir. THOMAS FULLER
    ■ Karılar; Gençlerin Sevgilisi, Orta Yaşlıların Arkadaşları, Yaşlılarında Dadısıdır. BACON
    ■ Kötü Kızdan İyi Karı Olmaz. FRANKLIN
    ■ Bütün Kocalar Aynıdır, Yüzleri Değişik Olmazsa Birbirinden Ayırt Edemezsiniz. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Sağır, İyi Bir Karıda Kör Olmalıdır. ANONİM
    ■ İyi Bir Koca Geceleyin İlk Uyuyan, Sabahleyin De Son Kalkan Kişi Olmamalıdır. BALZAC

    Komşu
    ■ Arkadaşsız Ederiz, Ama Komşusuz Edemeyiz. THOMAS FULLER
    ■ Komşunun Tarlası Daha Verimli, Komşunun Sütü Daha Çok Görünür. OVİDİUS

    Konuk
    ■ Misafir Misafiri İstemez; Ev Sahibi Hiçbirini İstemez. TÜRK ATASÖZÜ
    ■ Hiçbir Konuk Üç Günden Fazla Çekilmez. PLAUTUS
    ■ Fırtınanın Kapınıza Attığı Konuklara İyi Davranın. HORATİUS

    Konuşmak
    ■ Konuşmak, Öğrenmeye Yol Açar; Ama Dehanın Okulu Yalnızlıktır. GİBBON
    ■ Sessizlik De Bir Çeşit Konuşma Sanatıdır. HAZZLİTT
    ■ İnsan Ne Kadar Az Düşünürse, O Kadar Çok Konuşur. MONTESQUIE
    ■ Her İnsanın Düşündüğünü Söylemeye, Her Dinleyenin De Ona Karşı Çıkmaya Hakkı Vardır. SAMUEL JOHSON
    ■ Söylediklerini Kabul Etmeyebilirim; Ama Söyleme Hakkını Ölünceye Kadar Desteklerim. VOLTAİRE
    ■ Konuşma, İnsanın Aklını Kullanma Sanatıdır. EFLATUN
    ■ Çok Konuştukça, Düşünce Ölür. HALİL CİBRAN

    Kötülük
    ■ Biri Sana Kötülük Ederse Unut, Ama Sen Birine Kötülük Edersen Hiç Unutma. HALİL CİBRAN
    ■ Kötü Olaylar, Kötü Sebeplerden Doğar. ARİSTOPHANES
    ■ Çamur Atma; Hedefini Şaşırır, Kirli Ellerinle Kalıverirsin. JOSEPH PARKER
    ■ Kötü Kazanabilir.Ama Üstün Gelemez. JOSEPH ROUX
    ■ Kötülüğün İçine Kolayca Girilir, Ama Güçlükle Çıkılır. MME.DE.MAİNTENON.
    ■ En Çok, Kendine Yapacağın Kötülüklerden Kork. PESTALLOZİ
    ■ Kimse Bir Birinden Kötü Olamaz. JUVENAL
    ■ Kötülükle Ancak Kötülük Uyuşabilir. LİVY

    Moda
    ■ Modadan Ayrılmayan Bir Kadın, Kendine Aşık Olmuş Bir Kadındır. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Moda Öyle Dayanılmaz, Öyle Çirkin Bir Şey Ki, Altı Ayda Bir Değiştirmek Zorunda Kalırız. O.WILDE

    Mutluluk
    ■ Bana Bir Mutluluk Söyleyin Ki, Acı Karşılığında Elde Edilmiş Olmasın. MARGERET OLİPHANT
    ■ Herkes Mutluluktan Bahseder, Ama Pek Az Kimse Bilir Onu. MME.JEANNE P.ROLAND.
    ■ Herkes Kendi Mutluluğunun Demircisidir. ALMAN ATASÖZÜ
    ■ Talihli Olanların Horozları Bile Yumurtlamaya Başlar. RUS ATASÖZÜ
    ■ Mutluluk, Sağlamlığı Yaratır. C.W.CURTİS
    ■ Mutluluk, Paylaşılmak İçin Yaratılmıştır. CORNEİLLE
    ■ Mutluluk, Bizi Zorlayan Kadere Karşı Kazanılan Zaferlerin En Büyüğüdür. ALBERT CAMUS
    ■ İnsanlar İçin En İdeal Düzen, Onların Mutlu Olduğu Düzendir. ALBERT CAMUS
    ■ Başkalarının Mutluluğundan Kendine Pay Çıkaran İnsan, En Mutlu İnsandır. GEOTHE

    Namus
    ■ Namuslu Davranmak En İyi Siyasettir. CERVANTES
    ■ Namuslu Bir Adam, Tanrı’nın En Soylu Eseridir. ALEXANDER POPE

    Nükte
    ■ Keskin Nükteler De ,Keskin Bıçaklar Gibi Sık Sık Sahiplerinin Parmaklarını Keser. ARROWSMİTH
    ■ Nükte, Konuşmanın Yemeği Değil, Tuzudur. HAZZALİT
    ■ Bir Gram Nükte, Bir Kilo Acıya Bedeldir. RİCHARD BAXTER
    Öğrenmek
    ■ Herkes Öğrenmek İster; Kimsede Karşılığını Vermeye Kalkışmaz.JUVENAL
    ■ Öğrenmenin Üç Kaynağı Vardır; Çok Görmek, Çok Acı Çekmek, Çok Çalışmaktır. CATHERALL
    ■ İnsan, Kendi Yanlışlarından Çok Şey Öğrenebilir. FREUDE

    Öğüt
    ■ Verilen Öğütlerden Yalnız Akıllılar Yararlanır. SYRUS
    ■ Hiçbir Zaman Kimseye Savaşa Gitmeyi Ya Da Evlenmeyi Öğütleme. İSPANYOL ATASÖZÜ
    ■ Konuşacak Zamanı Bil; Krallara Öğüt Vermek Tehlikelerin En Büyüğüdür. HERRİCK
    ■ Sakın Bir Toplulukta Öğüt Vermeye Kalkma. ARAP ATASÖZÜ
    ■ Sersemler Bile Ara Sıra İyi Öğütler Verir. BOİLEAU
    ■ Ne Öğüt Verirsen Ver, Yalnız Kısa Olsun. HORİTUS
    ■ Öğüt, Geçer Akçelerin En Küçüğüdür. BİERCE
    ■ Aklı Az Olanın Verdiği Öğüt Çok Olur. BOİLEAU
    ■ En İyi Öğüdü Ancak Kendine Verebilirsin. CİCERO
    ■ En İyi Öğüt Verenler Kadınlardır. CELDERON
    ■ Salım Limanda Olanlar, Rahat Öğüt Verirler. SCHİLLER

    Övgü
    ■ Akıllı Erkeği Arkasından, Kadını Da Yüzüne Karşı Öv. GAL ATASÖZÜ
    ■ Bütün Seslerin En Tatlısı Övgüdür. KSENOPHON
    ■ Beni Daha Az Övseydin, Seni Daha Çok Överdim. LOUİS XIV

    Özür
    ■ Özür, Yalandan Daha Korkunç, Daha Kötüdür; Üstü Örtülmüş Bir Yalandır Çünkü. ALEXANDER POPE
    ■ Akıllı Bir Kimse, Hiçbir Zaman Özür Dilemek Zorunda Kalmaz. EMERSON

    Para
    ■ Para İyi Bir Uşak, Kötü Bir Efendidir. BACON
    ■ Paranın Değerini Öğrenmek İsterseniz, Borç Almaya Çalışın. FRANKLIN
    ■ Varlığında Bu Kadar Gururlandığın Paran, Senin Dcğumunu Değiştiremez Ki. HORATİUSUS
    ■ Para Konuşunca, Doğruluk Susar.

    Rus Atasözü
    ■ Para Arttıkça, Para Sevgisi De Artar.JUVENAL
    ■ Para Önden Gidip İnsana Bütün Yolları Açar. SHAKESPEARE
    ■ Çoğu Kötülüğün Başı, Para Sevgisidir. ANONİM

    Partiler
    ■ Ülkenin Yararlı Olan, Partisine De Yararlı Olur. R.B.HAYES
    ■ Siyasi Partiler Birbirini Kontrol Etmek İçin Kurulurlar. HENRY CLAY
    ■ Partiler, Düzenli Düşüncelerdir. DİSRAELİ

    Pazarlık
    ■ Pazarlık Etmek İçin, En Az İki Kişi Olması Gereklidir. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Kimsenin Kazançlı Olmadığı Pazarlık, Kötü Bir Pazarlıktır. İNGİLİZ ATASÖZÜ
    ■ Az Samimiyet Tehlikeli, Çok Samimiyet De, Çok Tehlikelidir. OSCAR WİLDE
    ■ Samimiyetin Dili Yoktur. O, Gözlerden Anlaşılır. ATATÜRK
    ■ Samimiyeti Yitirmek, Gücünü Yitirmektir. BOVEE

    Sanat
    ■ Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir. ATATÜRK
    ■ Sanat Ne Kadar Uzun Tanrım, Hayat Ne Kadar Kısa.! GOETHE
    ■ Sanatı Duyan İnsanlarla, Sanatı Anlayan İnsanlar Çoktur; Ama Sanatı Hem Duyan, Hem De Anlayan İnsan Pek Azdır . G.S. HİLARD
    ■ Sanatçıya İki Göz Yetmez. LAMARTINE
    ■ Sanatlar, Hürriyet Tarafından Emzirilince Büyürler. SCHİLLER
    ■ Sanatın Düşmanı Bilgisizliktir. BEN JOHNSON

    Savaş
    ■ Harp Zorunlu Ve Kaçınılmaz Olmalıdır. Milletin Hayatı Tehlikeyle Karşı Karşıya Kalmadıkça Harp Bir Cinayettir. ATATÜRK
    ■ Savaşta Bütün Gecikmeler Tehlikelidir. DRYDEN
    ■ Savaşı Bilmeyen, Barışı Da Bilmez. JAPON ATASÖZÜ
    ■ Savaş, Bulduğu Ülkeyi Bir Daha Bırakmaz. BURKE
    ■ Savaşta Yasalar Susar. CİCERO
    ■ Kötü Bir Barış, Savaştan Daha Berbattır. TACİTUS
    ■ Akıllılar Dövüşmeden Önce Kazanırlar, Cahiller Kazanmak İçin Dövüşürler. ZHUGE LİANG

    Sır
    ■ Başkaları Senin Sırrını Açıklamasını İstemiyorsan, Sen Kendi Sırrını Açıklama. SENACA
    ■ Bir İnsan Sarhoş Olunca Ya Da Aşık Olunca Sır Tutamaz. ANTİPHANES

    Siyaset
    ■ Her Siyasi Parti, Kendi Yalanını Yutarken Ölür. JOHN ARBUTHNOT
    ■ Bir Siyasetçi Gelecek Seçimi, Bir Devlet Adamı Gelecek Kuşağı Düşünür. JAMES F.CLARKE
    ■ Devlet Adamı Koyunu Kırpar; Siyasetçi Koyunun Derisini Yüzer. AUSTİN O’MALLEY
    ■ Çağdaş Siyasi Toplum, ”İnsanları Umutsuzluğa Düşürme Makinesi” Dir. ALBERT CAMUS
    ■ Muhalefetin Görevi, Muhalefet Etmektir. RANDOLPH CHURCHİLL
    ■ Siyasetle Ahlakı Ayıranlar, İkisine De Bir Şey Anlamamışlar Demektir. JOHN MORLEY

    Sonuç
    ■ Küçük Bir Kıvılcım, Yangına Sebep Olur. DANTE
    ■ Koca Selleri Meydana Getirenler, Küçük Dereciklerdir. SHAKESPEARE

    Süslenmek
    ■ Çok Süslenenlere Bakın; Hepside Gizlenmek İstiyordur. ARİSTO
    ■ Hiç Giyinmeyen Bir Güzel, En İyi Biçimde Giyinmiş Demektir. PHİNEAS FLETCHER
    ■ Aynaya Bakacağına, Üstündeki Elbiselere Bak. BARACCİO

    Şeref
    ■ Her Aşık, Şairdir. EFLATUN
    ■ Şairlerin Yalan Söylemek İçin Ehliyetleri Vardır. PLİNİUS
    ■ Şiir Şeytanın Şarabıdır. ST AUGUSTINE
    ■ Şiir, Güzelliğin Ülkesinde Yaşayan Gerçektir. GİLFİLLAN
    TARAFSIZLIK
    ■ Yürek Hiçbir Zaman Tarafsız Değildir. SHAFESBURY
    ■ Tarafsızlık, Bir İlke Olarak Sürüp Giderse, Zayıflık Olur. KOSSUTH
    ■ Tarafsızlık, Geri Tepen Bir Armağandır. BARACCİO

    Tarım
    ■ Gerçek Çiftçi, Ürününü Göremeyeceğini Bildiği Halde, Toprağını Eken Adamdır. CİCERO

    Tarih
    ■ Tarih, Olmayan Olayların, O Olayların Geçtiği Yerde Bulunmayan Kişiler Tarafından Yazılışıdır.
    ■ Tarih İnsanların, Düşlerin En Aydınlık Olanların Gerçekleştirmek İçin Giriştikleri Umutsuz Bir Çabadan Başka Bir Şey Değildir,ALBERT CAMUS

    Tartışma
    ■ Herkes Benim Düşünceme Katılırsa, Yanılmış Olmaktan Korkarım. OSCAR WILDE
    ■ Akıllılar, Sebepler Konusunda Tartışır; Aptallar Da Karar Verir. ANARCHASİS
    ■ Güçlü, Acı Kelimeler Zayıf Bir Sebebe Dayanır. VİCTOR HUGO
    ■ Sakın Sofrada Tartışmaya Kalkmayın; Nasıl Olsa Aç Olmayan Kazanacaktır. WHATELY
    ■ Tartışırken, Doğruluk Hep Kaybolur. SYRUS
    ■ Tartışmalarda Yapılan Benzetmeler, Aşkta Söylenen Şarkılara Benzerler. Hiçbir Şeyi Kanıtlamazlar. PRİOR

    Tutsaklık
    ■ Bir Tutsağın Boynuna Geçirdiğiniz Zincirin Öteki Ucu, Kendi Boynunuza Takılıverir. EMERSON
    ■ Bir Ulus; Yarısı Hür, Yarısı Tutsak Olursa Yaşayamaz. LİNCOLN
    ■ Zayıfların Haklarını Korumak İçin Konuşmayanlar, Tutsaklardır. LOWELL

    Ulus
    ■ Ulusların Çoğu Çocuklara Benzerler. Büyüdükçe Huylarını Değiştiremez Olursunuz. ROUSSEAU
    ■ İnsanlar Gibi Uluslar Da Deneylerle Güçlenirler. S.SMİLES
    ■ Bir Ulusun Değeri, O Ulusu Meydana Getiren Bireylerin Değeriyle Ölçülür. JOHN STUART MİLL

    Umut
    ■ Umut, Yoksulun Ekmeğidir. THALES
    ■ Hastalar İçin Hayat Oldukça, Umut Da Vardır. CİCERO
    ■ Umut Olmadan, Umut Edilen Ele Geçirilemez. LİESHERAK
    ■ Umut, Çalışkanların Rüyasıdır. PLİNİUS
    ■ Kadınların Umudu Gün Işığında Örülmüştür; Bir Gölge, Onları Karartır. GEORGE ELİOT
    ■ Umut,Genç Tutkuların Dadısıdır. BİCKERSTAFF

    Umutsuzluk
    ■ Yaşayanlar İçin Umut Her Zaman Vardır. Umutsuzluk, Ölüler İçindir. THEOKRİTOS
    ■ Umutsuzluk, Sersemlerin Elde Ettiği Bir Sonuçtur. DİSRAELİ

    Ülkü
    ■ Bir İnsanı Bulunduğu Mevkiyle Değil, Göz Koyduğu Mevkiyle Ölçmek Gerekir. TOLSTOY
    ■ Ülkü, Dünyayı Yaşatan Bir Güçtür. J.G. HOLLAND
    ■ Ülkülerimiz Bizden Daha Temizdirler. A.B. ALCOTT

    Ün
    ■ Öldükten Sonra Unutulmak İstemiyorsanız Ya Okumaya Değer Şeyler Yazın Yada Yazılmaya Değer Şeyler Yapın. FRANKLIN
    ■ Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler. Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz. HARE

    Üzüntü
    ■ Zamanın Azaltamadığı, Yumuşatamadığı Üzüntü Yoktur. CİCERO
    ■ Üzüntü Bir İlaçtır. WİLLİAM COWPER
    ■ Ağır Bulutlar Gibi, Ağır Yüreklerde Sularını Akıtınca Rahatlarlar. RİVAROL

    Vermek
    ■ Malını Veren Az Vermiş Sayılır. İnsanın Kendisini Vermesi Gerekir. HALİL CİBRAN
    ■ Yalnız Verilene Bakma; Verene De Bak. SECENA
    ■ Büyük Armağan Veren, Büyük Armağan Umar. MARTİAL
    ■ Hediye Atın Dişlerine Bakılmaz. ST.JEROME

    Vicdan
    ■ Temiz Bir Vicdan Kadar Yumuşak Hiçbir Yastık Yoktur. FRANSIZ ATASÖZÜ
    ■ Kendi Yüreğinden Korktuğum Kadar Ne Papadan,Ne De Papazlardan Korkuyorum. LUTHER

    Yaş
    ■ En İyi Yananlar, Eski Odunlar; En Güvenilen Kimseler, Eski Dostlar; En Rahat Okunanlar Da,Eski Yazarlardır. BACON
    ■ Yirmi Yaşında Yakışıklı, Otuz Yaşında Güçlü, Kırk Yaşında Zengin, Elli Yaşında Akıllı Olmayan İnsan Hiçbir Zaman Yakışıklı, Güçlü, Zengin Ve Akıllı Olamaz. HERBERT
    ■ Yirmi Yaşında İstek, Otuz Yaşında Zeka, Kırk Yaşında Akıl Önemlidir. FRANKLIN
    ■ Çizgiler, Yüreklerimizde Değil, Yalnız Alınlarımızda Belirir. Çünkü İnsanın Ruhu Hiçbir Zaman Yaşlanmaz. JAMES A.GARFİELD
    ■ Gençlikte Günler Kısa, Yıllar Uzun; Yaşlılıkta Da Günler Uzun, Yıllar Kısadır. PANİN
    ■ İnsanın Kırk Yaşına Kadar Geçen Yılları Bir Kitap, Geri Kalan Yılları Da O Kitabın Eleştirmesidir. SCHOPENHAUER
    ■ Yaşlılar Her Şeye İnanırlar; Orta Yaşlılar Her Şeyden Kuşkulanırlar; Gençler De Her Şeyi Bilirler.
    ■ Herkesi Bıktırıncaya Kadar Yaşayan, Çok Yaşamış Demektir. H.GEOGE BOHN
    ■ Yaş Da Sevgi Gibidir; Saklanamaz. THOMAS DEKKER
    ■ Kalbin Yaşı Yoktur. EUGENE IONESCO
    ■ Eğlence, Gençlikte Günah, Yaşlılıkta Çılgınlıktır. SAMUEL DANİEL
    ■ Pek Az Kimse Yaşlanmasını Bilir. LA ROCHEFOUCAULD
    ■ Yaşlanmak İsteriz.Ama Yaşlılıktan Korkarız; Bu Hayatı Ne Kadar Sevip, Ölümden Nasıl Kaçmak İstediğimizi Gösterir. LA BRUYERE
    ■ Hiçbir Akıllı Adam, Daha Genç Olmayı İstememiştir. JONATHAN SWİFT
    ■ Yaşlanmadan Önce İyi Yaşamak; Yaşlandıktan Sonra Da İyi Ölmek İstedim. SENECA
    ■ Kimse, Yaşlı Bir Adam Kadar Sevemez. SOFOKLES
    ■ Yaşlılık Ölümden Çok Daha Korkunçtur. JUVENAL
    ■ Yaşlılar İçin, Öğretmenimin Zamanı Hiç Geçmez. AESKHYLOS
    ■ Kadınlarla Müziğin Yaşı Yoktur. GOLDSMİTH

    Yemek
    ■ İnsanın Kalbine Giden Yol, Midesinden Geçer. SARAH P .PARTON
    ■ Bana Ne Yediğini Söyle, Nasıl Bir Adam Olduğunu Söyleyeyim Sana. BRİLLAT SAVARİN
    ■ Yaşamak İçin Yemelisin, Yemek İçin Yaşamalısın. CİCERO

    Yemin
    ■ Yeminine Bakıp İnsana İnanma; İnsana Bakıp Yeminine İnan. AESKHYLOS
    ■ Çok Yalan Söyleyenin Ettiği Yemin De Çok Olur. ALFİERİ
    Yengi/Yenilgi
    ■Kendi Kendine Yenmek, Zaferlerin En Büyüğüdür. EFLATUN
    ■Yenilgi, Eğitimden Başka Bir Şey Değildir. WENDELL PHİLİPS
    ■Yenilgi, Bir Umutsuzluk Kaynağı Değil, Taze Bir Başlangıç Olmalıdır. SOUTH

    Yolculuk
    ■Başka Ülkeleri Ne Kadar Çok Görürsem, Kendi Ülkemi O Kadar Çok Severim. MME.DE STAEL
    ■Yolculuk Ederken Gözlerini Yanına Almayı Unutma. A.B. ALCOTT

    Yönetim
    ■İşin İçine Çok Aşçı Girdi Mi, Çorbanın Tadı Tuzu Kalmaz. İNGİLİZ ATASÖZÜ

    Zaman
    ■Zamanı Sıkıştırmaya Kalkma; Hayatı Meydana Getiren Şey Zamandır. FRANKLİN
    ■Zaman, Tutsaklar İçin Yaratılmıştır. JOHN B.BUCKSTONE
    ■Vakitsiz Açan Gül, Tez Solar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zamanın Mahvetmeyeceği Bir Şey Yoktur. HORATİUS

    Zenginlik
    ■İnsanın Hayatını Düzenleyen Akıl Değil, Zenginliktir. CİCERO
    ■Yalnız Akıllar Zenginliklerini Kullanabilir. EURİPİDES
    ■Zenginin Malı, Züğürdün Çenesini Yorar. TÜRK ATASÖZÜ
    ■Zenginlik İnsanı Ya Destekler Ya Da Yönetir. HORATİUS
    ■Hayat Kısadır.İnsan Zenginliğini Kullanmaya Ne Kadar Erken Başlarsa O Kadar İyidir. SAMUEL JOHNSON
    ■Zenginliğin Zevkleri Yoksulların Gözyaşlarıyla Satın Alınır. THOMAS FULLER
    ■Madem Ki Bu Zenginlikler Senin, Neden Öteki Dünyaya Götürmüyorsun? FRANKLİN
    ■Zengin Adamlarda Sağduyuya Pek Rastlanmaz. JUVENAL
    ■Yoksullara Pek Cömert Davranan Zenginlere Güvenme. PLAUTUS
    ■Dünyada Okuduğum En Güzel Kitap Nedir Diye Sordular. “Annem” Adlı Kitaptır Dedim A.LINCOLN.
  • 111 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Top Oynayan Kedi Mağazası, Honoré de Balzac.

    Önsöze göre bitiremediği İnsanlık Komedyası isimli büyük yapıtının içinde yer alan kısa romanlardan biri. 1829 Eylül'ünde yazmaya başlamış, 1830'da yayınlanmış. Elimdeki baskı Cumhuriyet gazetesinin hediyesi olarak 1998 yılında basılmış. Elimde o zamandan beri bulunmakla birlikte, daha önce okuyup okumadığım hakkında hiçbir fikrim yok. Birkaç saatte okunabilen, önsözü saymazsak 94 sayfalık bir roman.

    Konusu, cahil, saf ve temiz kalpli bir burjuva kızıyla, aristokrat ve entellektüel bir ressamın aşkı, büyük aşkın şiddetli tutkusu söndükten sonra ortaya çıkan yaşamsal farklılıklar, kültür farkı ve düşünce çatışmalarının verdiği mutsuzluk. 19. yy Paris'indeki farklı yaşamlara ışık tutuyor. Özellikle tüccar ailelerin zengin ama inanılmaz basit yaşamı ilginizi çekebilir.

    Betimlemeler bazen zor takip ediliyor, ağır ağır okumayı gerektiriyor. Ancak ağdalı bir üslubu yok. İnsanların duygu dünyalarını yansıtmada başarılı. Kafa dağıtmak için okunabilir. Çabuk bitirilecek bir roman arıyorsanız, ağır okumalarınıza mola vermek için ideal.

    Balzac, önsözde de tanımlandığı gibi, içinde yetiştiği Romantizm akımı çağının gereklerini yerine getirirken, daha sonra ortaya çıkacak Gerçekçilik akımının da öncülerinden olmuş. Bu romanda her iki akımın bağdaşmış bir hali de var, diyor önsöz. Ben demiyorum. Ben anlamam ilm-i hikmetten, kilimi kim götürdü mektepten?

    Romanı sevmemi sağlayan sebeplerden biri de çok sevdiğim ressam Raffaello'dan birkaç yerde bahsetmesi oldu.

    Ayrıca kitapta evlilik sözleşmesine yer verilmiş olması da ilginç. Tüccar ne kadar zengin bir aileden gelse de bir ressama güvenmeyip kızı ile malların ayrılığını evlenmeden önce sağlama alıyor.

    Romanda cahil ve saf Augustine'in aşkını ve eşine duyduğu aşk için her fedakarlığı göze almasını, değişmeye çalışmasını çok sevdim. Ne yazık ki Théodore onu hak etmiyordu. Fakat bunu Augustine'e söylemeye kalksanız sizi dinlemeyecek, yüksek ruhlu insanları anlamakta yetersiz kaldığımız için onu anlayamadığımızı söyleyecektir bize.

    Size son olarak altını çizdiğim bazı yerleri alıntılayacağım.

    "Bir yüzü görme alışkanlığı, bize önce yavaş yavaş ruhun iyi yanlarını buldurur, sonra da kusurlarını gözden siliverir."

    "-Ne o, birine gönül verdin galiba, dedi.
    İkisi de pek iyi biliyordu ki Tiziano'nun, Raffaello'nun ve Leonardo da Vinci'nin en güzel portreleri, farklı koşullar altında zaten bütün başyapıtların doğmasını sağlayan böyle coşkun duygulardan doğmuştur."

    "Bu sonuçtan sonra, eskisinden daha ateşli olarak para istiflemeye koyulurlar, kendi kendilerine, "Neye yarıyor?" diye sormak bu çalışkan karıncaların akıllarına bile gelmezdi."

    "Genç sanatçının gözlerini bağlayan bağ öyle kalındı ki, ilerde akrabası olacak bu insanları pek sevimli buldu."

    "Bu genç aile, Théodore'daki aşk ateşiyle, şöyle böyle bir yılı göz açıp kapayıncaya kadar, altında yaşadıkları göğün lacivertliğini en ufak bir bulutun gölgelemesine fırsat vermeden geçirmişti."

    "Söylediği sözler yalnızca aşk sözleri olduğu için bunlarda bir zekâ inceliği, bir ifade zarifliği gösterebiliyordu. Ama aşk anlarında -kadının aslı aşktır denebileceğine göre- o da bütün kadınlar gibi aynı dili konuşurdu."

    "Karısı şiirden hiç zevk almıyordu, kendisinin içinde yaşadığı dünya başkaydı, onunki başka; heveslerinde, aklına eseni yapmak istemelerinde Téodore'a uymuyordu; gülmüyordu, o gülse de; dertlenmiyordu, o dertlense de; o başı göklerde dolaşırken Augustine şu maddesel dünyada geziniyordu. Düşüncesinin en tatlı iç döküşlerini sürekli görmezden gelmek ve sihirli bir gücün kendisini yaratmaya zorladığı düşlemleri öldürmek zorunda kalan, en içten duygularla başka birine bağlanmış olan bir insanın her gün yeniden doğan acılarına değer vermeyi, basit ruhlu kimseler bilemezler."

    "Augustine bu sanatçılar toplantısında kimsenin gözünden kaçmayan bir güvensizlik havası yaratıyordu; sıkmaya başlamıştı. Canı sıkılan sanatçı acımasızdır: ya kaçar gider, ya da başlar alaya."

    "Kendi kendisine:
    -Şair olamam, ne çıkar, şiirin ne demek olduğunu anlarım ya, diyordu. Bunun üzerine, Madam Sommervieux bütün seven kadınlarda bulunan o istem gücünü, erkini ortaya koyarak huyunu, yaşayışını, alışkanlıklarını değiştirmeyi denedi; ama birçok kitap okuyup, yılmadan öğrenmeye çalıştığı halde, ola ola ancak biraz daha az bilgisiz olabildi. Zekâdaki çabukluk ve konuşmadaki güzellik ya Tanrı vergisidir, ya da beşikte başlayan bir eğitimin sonucudur. Müziğin değerini anlıyor, bundan yararlanabiliyordu, ama söylediği şarkılar güzel değildi. Edebiyatın ne demek olduğunu, şiirin güzelliklerini anlıyordu, ancak başkaldıran belleğini bunlarla süslemek zamanı çoktan geçmişti. Bulunduğu yerde konuşulanları zevkle dinliyordu, ne var ki kendisi parlak bir düşünce ileri süremiyordu. Çocukken edindiği önyargılar, dinle ilgili düşünceler, onun zekâsını dilediği gibi kullanmasına engel oluyordu."

    "Augustine boşu boşuna aklını bir yana bırakıp, kocasının gelgeç heveslerini, anlamlı anlamsız isteklerini yerine getirmeye, onun hep kendini düşünen gururunun dilediğini yapmaya çabaladı durdu; eli hamurlu, karnı aç döndü. Belki ruhlarının anlaşabileceği an gelip geçmişti."

    "Düşesin dairesine girip de mobilyaların, kırmalı örtülerin şehvetli duruşunu hayran hayran seyreden Augustine, içinde bir kıskançlık, bir tür umutsuzluk duydu. Orada düzensizlik bile bir güzellikti; orada, lüksün zenginliği küçük görür gibi bir hali vardı."

    "Madam, diye başladı; şu anda size böyle başvurmam belki tuhafınıza gidecek; ama öyle olur ki umutsuzluk artık akıl tanımaz ve her şeyin bir özürü olduğunu gösterir. Théodore'un niçin sizin evinizi başkalarına yeğlediğini, niçin zekânızın onun üzerinde böylesine büyük bir etki yaptığını çok iyi anlıyorum. Yazık ki bunun nedenini bulmak için kendime bir bakmam yetiyor. Ama elimde değil, kocamı seviyorum madam. Biliyorum, onun kalbi artık bende değil, fakat gözyaşlarıyla geçen iki yıl onu yüreğimden silemedi. Aklım başımdan gidince sizinle uğraşmak gibi bir şeyi düşünmeyi göze aldım; hangi yollarla sizi yenebileceğimi size sormak için geliyorum."

    "Budalalara göre dış görünüş yaşamın yarısıdır. Bu yüzden, üstün özellikleri olan birçok erkek, bütün zekâlarına karşın, istemeyerek aynı zayıflığa kapılırlar." (Bu arada Augustine'in inanılmaz güzel bir kadın olduğunu ekleyeyim.)

    "Bu korkulu gecede uğradığı yıkımla, Augustine, hani o etkileri annelerin ve seven kadınların yüreklerinde görülen, insanın dayanma gücünü aşan ve belki de kadınların yüreğinde Tanrının erkekten esirgediği bazı teller olduğunu açığa vuran sabırlı katlanış gücüne ermişti."

    "Vadilerde açan, gösterişsiz, alçakgönüllü çiçekler, göklere çok yakın, fırtınaların koptuğu, güneşin yaktığı yerlere dikilince yaşamıyorlar belki de, kim bilir?
  • Kibir ve Gurur

    Kibir; bir insanın servet, makam, ilim, ibadet, soy, güzellik ve kuvvet gibi her hangi bir meziyetinden dolayı, kendini başkasından üstün görme hastalığıdır.

    Kibir; hak ve hakikati kabul etmemektir.

    Kibrin çok dereceleri vardır. Bazısı vardır ki, insanı küfre kadar götürebilir. Şeytan, gurur ve kibrinden dolayı Allah’ın huzurundan kovuldu ve ebedi cehenneme düçar oldu. Şeytana aldanan ve Cenab-ı Hakk’ın rububiyet sıfatını taklide cesaret eden Firavun suda boğulurken, Nemrut da bir sineğe mağlup olmuş ve elim akıbete uğramışlardır. Nitekim Cenab-ı Hak bir hadis-i kudside: “Kibriya ve azamet hususunda kendisiyle çekişecek kimseyi cehenneme atacağını”[1] haber vermiştir.

    Kibrin ne kadar tehlikeli ve çirkinolduğu bir ayette şöyle ifade buyrulur:

    “Kibirli davranarak insanlardan yüzünü dönme, çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”[2]

    Bir başka ayette de; “Cehennem, kibirliler için ne çirkin, ne kötü bir yerdir.”[3] buyrulmuştur.

    Yine başka bir ayette ise şöyle buyrulur:

    “Hem, kibirli kibirli yürüme! Zira ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin...”[4]

    Büyüklük ve azamet kainatı ve içindeki bütün mahlukatı yoktan var eden Cenab-ı Hakk’a aittir ve O’na layıktır. Bir kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Binaenaleyh bir arif-i billah’ın dediği gibi;

    "Kibriya ve azamet Hakk’a yarar,
    Kul olanda bu sıfatlar ne arar?"

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “ Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse cennete giremeyecektir.” Binaenaleyh az bir kibrin ahirette böyle büyük bir cezası olursa acaba Firavun ve Nemrut gibi bu hususta haddi aşanların durumu nice olacaktır. Bu hadis-i şerifte ifade edilen kibir, Allah’a ve Peygamberlere karşı yapılan kibirdir.

    Kibrin sebebi, cehalet ve muhakeme noksanlığıdır. Halık-ı Azim’in kudret ve azametini düşünen ve bilen bir insan, hiç kibir ve gurur tehlikesine düşer mi?

    Akl-ı selim sahibi bir insan hayal ve vehimden ibaret olan kibrin ne kadar manasız olduğunu anlar. Eğer kişiyi gurur ve kibre sevkeden, onun ceddinin ve neslinin şeref ve fazileti ise bu kendisine bir şeref kazandırmaz. Soyu ile övünmek ahmaklıktır. Kabil, Hazret-i Âdem’in oğlu idi, ancak babasının Peygamber olması, onu küfürden kurtarmadı. Nuh (a.s)’un oğlu da babasının peygamberliğini kabul etmeyerek ebedi felakete sürüklendi. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Atalarınız ile övünmeyi terk edin”

    Eğer insan kendinde var olan kudret, servet ve marifetten dolayı gurur ve kibre giriyorsa, bu da pek manasızdır ve büyük bir cehalettir. Zira, bir insan fil kadar kuvvetli ve kaplan gibi cesaret ve şacaatli olamaz. Sonsuz kudret sahibi olan ve kendisindeki bu nimetleri ona ihsan eden Cenab-ı Hakk’a karşı böyle bir harekette bulunmak en büyük felakettir. İnsan ne kadar kuvvet ve iktidar sahibi olursa olsun, bunların bir gün mutlaka elinden çıkacağını düşünse kesinlikle gurur ve kibre düşmez. Akıllı insan kendisinde bulunan maddi ve manevi nimetlerin Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve keremi olduğunu bilmeli, bir anda yazı kışa, kışı yaza çeviren Allah’ın bu nimetleri elinden her an alabileceğini unutmamalıdır ki, gurur ve kibre düşmesin. İnsan bütün bu nimetleri Allah’ın ikramı olarak görür ve şükür ile mukabele ederse bu hastalığa düşmez.

    Acz, fakr ve noksanlıktan yoğrulmuş olduğundan gafil olup, kulluk vazifesini yerine getirmeyenler, gurur ve kibirle küfran-ı nimet ederler; âdeta dünyaya sığmazlar. Bir mikroba bile mağlup olan bir insanın büyüklük taslaması, kibir ve gurura düşmesi nefsin oyuncağı olmasından başka bir şey değildir.

    Nereden geldiğini ve nasıl yaratıldığını bilen, mahiyetinde nihayetsiz acz, fakr ve naksın bulunduğunu, cisminin taştan ve demirden olmayıp, her an yıkılmaya mahkum et ve kemikten yaratıldığını idrak eden bir insan nasıl gurur ve kibre düşebilir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:

    “Dehrin (zamanın) akışı içinde öyle zaman geçti ki, o dönemde insanın adı dahi anılmazdı. Biz insanı katışık bir meniden yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple kendisini işiten ve gören bir varlık olarak yarattık.”[5]

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifinde şu beş şeye hayret ettiğini ifade buyurur:

    “Hayret bütün hayret onadır ki, Allah’ın yaratmalarını görüp dururken, Allah’a ortak koşar. İlk yaratılışı görür de ikinci yaratılışı inkar eder. Her gün her gece ölüp dirilip dururken ;öldükten sonra dirilmeyi inkar eder. Cennete ve cennetı verene iman eder de yine dar’ü-l ğurur ( aldanma dünyası) için çalışır. Evvelinin bulanık bir nutfe, ahirinin mülevves bir ciyfe olduğunu bilir de yine tekebbür ve tefahur eder.”

    Evet, insanın vücudundan hiçbir eser yok iken, nasıl oldu da bir katre sudan halden hale, tavırdan tavıra değişip tekamül ederek insan şeklini aldı? O bir damla su içinde ne et, ne kemik, ne göz, ne kulak, ne can, ne de akıl… hasılı zahirî ve batınî hiçbir aza ve duygu yok iken, nasıl gören ve işiten bir varlık haline geldi.

    Hazret-i Nuh, (a.s) çocuklarına; “Şirk ile kibirden çok sakının” diye vasiyette bulunmuştur. Bundan anlaşılıyor ki, şirkten sonra en büyük tehlike ve günah kibirdir.

    Hazret-i Ebu Bekir (r.a) şöyle buyuruyor :

    “Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.”

    Evveli bir damla su olan ve sonunda da kabirde böceklere yem olacak bir kişinin kibir ve gurura düşmesi ne acip ve gülünç bir haldır. Doğru sözü ve haklı tenkitleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu bildirenlere teşekkür etmemek, insanlarla alay ve istihza etmek gibi haller kibir alametidir. Servetiyle, makam ve mevkisiyle veya ilmiyle kibirlenenlere Allah merhamet nazarıyla bakmaz.

    Eğer kişi, gençliğinden ve hüsn-ü cemalinden dolayı gurur ve kibre düşüyorsa bilmelidir ki, bu geçlik ve güzellik kısa bir zaman sonra elinden çıkar, yüzü kırışır, saçı ağarır ve beli bükülür. Gençliğinden ve güzelliğinden bir eser kalmaz.

    Eğer onu gurur ve kibre götüren akıl ve zekasının çokluğu ise, bu durum da onun akılsızlığına delildir. Ama ne yazık ki, insan kendisinde bulunan bütün nimetlerin fani olduğunu bildiği halde, yine de o zavallı kibir ve azameti elinden bırakmaz. Zengin ise fakirleri, rütbe sahibi ise idare ettiği kimseleri, ilim sahibi ise kendinden aşağı mertebede olanları hakir ve küçük görür, fahr eder, gurur ve kibre düşer.

    Eğer kişi ilim ve faziletinden dolayı kibre giriyorsa, bilmelidir ki, o ilim de Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanıdır. Kibir ile ilim bir arada bulunmaz, bunların bir kişide cem olmasına taaccüp edilir. İmam-ı Gazali Hazretleri ilminden dolayı gururlanan kişiler için şöyle der; “ Böyle bir kimse ilme vakıf olmadığından ve cehlini ilan etmiş olacağından ona teessüf olunur. İlim silah gibidir. İlim, kibirlinin kibrini izale eder, tevazu ise, ehlinin itibarını ve derecesini artırır. İlmi ile kibirlenmek, büyük bir felakettir.” Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir”

    Bir alimin kendi ilmini kafi görerek, başkasının ilmine ve fikrine tenezzül etmemesi büyük bir noksanlıktır. Böyle bir insan, her yaptığının doğru, eksikliklerinin ise fazilet olduğunu zanneder. Alim ve mürşitlerin irşadına kulak vermez, onlara itibar etmez ve kendi fikrinin doğruluğunda ısrar eder.

    Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:

    “Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar.”[6]

    Kibir ile gurur birbirine benzerse de aralarında şöyle bir fark vardır. Kibir insanın kendini üstün görmesi, gurur ise yaptığı hayır hasenat ve ibadetlerine güvenmesidir. Böyle bir insan, yaptığı iyiliklerin, hayır ve hasenatın kendisini kurtaracağını düşünerek akibetinden emin olur ki, bu çok tehlikeli bir haldir ve insanı dalalete götürür. Zira hiç kimse akıbetinden ve Allah’ın azabından emin olamaz. Allah’ın azabından emin olmak ise Allah’ın gazabını kendine celbetmeye vesiledir. O halde insan havf ve reca’ ortasında olmalı, hem Allah’ın azabından korkmalı hem de rahmetini ümit etmelidir. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder:

    “… a'male güvenmek ucbdur. İnsanı dalalete atar. Çünki insanın yaptığı kemalât ve iyiliklerde hakkı yoktur; mülkü değildir, onlara güvenemez.” [7]

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ucbun günahların en büyüklerden biri olduğunu şöyle ifade buyurmuştur. “Siz hiç günah işlemeseniz bile ben onun daha büyüğünden sizin için korkarım. O da ucubtur, ucubtur.” Anlaşılıyor ki, insan hiç günah işlemese bile yaptığı ibadetlerden dolayı ucbe düşebilir.

    Bişr b. el-Mansur ibadete fazla devam ettiği için onu görenler Allah’ı ve ölümü hatırlardı. Bir gün namazı biraz fazla uzattı, arkadan bir adam onu takdirle seyrediyordu. Bunun farkına varan Bişr, “Sen benim ağır namaz kıldığıma bakma, aslında bu mühim bir iş değildir. İblis de uzun zaman melekler arasında ibadet ettikten sonra gideceği yere gitti.” dedi. Bu ifadeler – hâşâ – namazı hafife almak değil de yapılan ibadetin insanı ucbe götürebilme ihtimalinden dolayı beyan edilmiştir.

    Kibir ve ucb ahmaklığın neticesidir. Ucb Cenab-ı Hakk’ın inayet ve yardımına perdedir. Ucba girenlerin ekserisi zelil ve perişan olmuşlardır. Evet insan yaptığı iyiliklere güvenemez. Çünkü işlediği haseneler ve yaptığı ameller kendi malı değildir, onlarda bir hakkı yoktur. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her kötülük ise nefsindendir.”[8] Buna göre insana her ne iyilik, hayır, hasene, maddî ve manevî menfaat isabet etse, bunlar hep Allah’tandır, O’nun lütuf ve keremidir. Ancak insandan sadır olan günah ve kusurlar ise kendi nefsindendir.

    “Binaenaleyh mâlikiyet davasından vazgeç. Kendini mehasin ve kemalâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat'iyyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünki sû'-i ihtiyarınla, sana verilen kemalâtı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir." [9]

    Evet, insan kendinden sudur eden bütün meziyet ve güzelliklerin ancak Allah-u Azimüşşân’ın lütuf ve ihsanları olduğunu bilmekle gurur âfetinden kurtulur.

    Arıyı bal yapabilecek, ipek böceğini de ipek dokuyabilecek istidatta yaratan Hâlık-ı Hakîm, insanı da hayırlı işler yapabilecek fıtratta halketmiştir. Dolayısıyla, insanda görülen bütün iyilik ve güzellikler Cenâb-ı Hakk’ın insana o istidadı lütfetmesinin neticesidir. O halde, arı balıyla, ipek böceği de ipeği ile iftihar edemeyeceği gibi, insan da kendi kemâliyle gururlanamaz. Bugünkü ilim ve fen sahasındaki terakkiler insandaki istidat ve kabiliyeti neticesidir.

    Böyle düşünen bir mü’min hem gururdan kurtulur, hem de güzelliklerine bir güzellik daha katmış olur. Hatta şükrünü daha da ziyadeleştirir. Evet, insan işlediği güzel amellerle iftihar edemez ve gururlanamaz.

    Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatı şöyle ifade eder:

    “Hasenatı isteyen, iktiza eden Rahmet-i İlâhiyye ve icad eden Kudret-i Rabbaniyye’dir...” [10]

    Şeytan gururdan dolayı ebedi felakete sürüklenirken, Hz. Adem (a.s) da tevazu ve istiğfarı neticesinde duası makbul oldu ve ebedi saadete mazhar oldu.

    Amr bin Şeybe Hazretleri ibretli bir hadiseyi şöyle anlatır:

    "Mekke’de Safa ile Merve arasında bulunuyorduk. Bir adamın katır üzerinde geldiğini, etrafındaki hizmetçilerin herkese karşı sert davrandıklarını, adamın heybet ve ihtişam içinde olduğunu gördük. Aradan yıllar geçti ve ben Bağdat’a gittim. Orada başı açık, yalınayak, uzun saçlı ve perişan durumda olan bir adam gördüm. Sanki onu tanıyacak gibi oldum. Adam, kendine dikkatle bakmamın sebebini sordu. 'Seni birine benzetiyorum.' dedim ve kime benzettiğimi anlattım. Adam da 'İşte o Mekke’de gördüğün kişi benim. Tevazu göstereceğime kibirlendim ve bu hâle düştüm.' dedi."

    Hz. Musa’nın (a.s) kavminden olan Karun, Cenab-ı Hakk’ın kendisine ihsan etmiş olduğu nimetleri kendi ilminin neticesi olarak gördü, servetine güvenerek tuğyankârane harakette bulundu. Diğer insanları hakir görerek gurura düştü ve sonunda bütün servetiyle beraber yerin dibine batırıldı.

    Şunu ifade edelim ki, bir insanın meziyet ve kematından dolayı methedilmesi ve ona hürmet ve ihtiram gösterilmesi tabiidir. Ancak o kimsenin bundan dolayı gururlanması akıl kârı değildir. Akıllı insan bunlardan dolayı gururlanmaz, ancak şükreder. Kişilerin zem ve tahkirinden dolayı da mahzun olmaz ve zemme mucip hallerinden dolayı tevbe istiğfar eder. Böylece gurur tehlikesinden kurtulur.

    İnsanı gurur ve kibirden kurtaracak diğer bir haslet de tevazudur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) tevazu ile ilgili hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

    “Allah u teâlâ, tevazu edeni yüceltir.”

    “Zillete düşmeyecek şekilde tevazu gösterene müjdeler olsun!”

    “Allah ü teâlâ, tevazu üzere olmamı emretti. Hiç kimse büyüklenmesin!)”

    “İmanın kemalini isteyen, tevazu göstersin.”

    Evet, insanı şeref ve fazilet sahibi yapacak ve onu maddi ve manevi bakımdan yükseltecek olan en büyük bir meziyet ve en güzel bir haslet tavazudur. Kibir ve gurur ise insanı alçaltır, zelil ve perişan eder.

    Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur:

    “İnsanda büyüklüğün mikyası; küçüklüktür, yani tevazu’dur. Küçüklüğün mizanı; büyüklüktür, yani tekebbürdür.”[11]

    Aciz, zaif ve fakir olan insana yakışan tevazu ve tezellüldür. Zira insanın izzeti Cenab-ı Hakk’a karşı zilletindedir; şükür ve secdesindedir. Akıllı insan mütevazi olur, akibetinin ne olacağını düşünerek gurur ve kibre düşmekten kurtulur. Dünyanın fani ve geçici zevk ve sürurlarına aldanıp tekebbür etmez. Zira, dünyevî makamlar, kuvvet ve servetler fânidir, geçicidir.

    Tevazu öyle ulvi bir meziyettir ki, insanı Allah’a yaklaştırır, O’na dost eder ve diğer insanların da muhabbetini kazandırır. İnsan tevazu sayesinde aklen ve ruhen terakki eder ve kalben de huzur bulur. Onda şefkat, merhamet ve edep gibi bir çok hisler meydana gelir. Bu haliyle diğer insanlara bir numune-i misal olur. Tevazu göstererek gurur ve kibirden kurtulan insan şeref ve itibar sahibi olur. Allah dostlarının kalplerini nazargâh-ı İlahi bilir ve onları incitmemeye gayret eder.

    Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir. Dağda ve sert toprakta mahsul yetişmez. Aynı şekilde hikmet de, mütevazı olanın kalbinde yerleşir, kibirlinin gönlünde yerleşmez.

    Bediüzzaman hazretleri gurur ve kibirin ağır bir yük ve tavazunun ise çok lezzetli ve mükafatlı olduğunu veciz bir şekilde şöyle ifade eder:

    “Gurur ve kibirde öyle ağır yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister ve istemek sebebiyle iskiskal gördüğünden, dâimâ azap çeker. Evet, hürmet verilir, istenilmez."

    "Hem, meselâ, tevâzuda ve terki-i anâniyette öyle lezzetli bir mükâfât var ki, ağır bir yükten ve kendini soğuk beğendirmekten kurtarır.” [12]

    Tevazu sahiplerinin özelliklerinden biri, bir ayette mealen şöyle ifade buyrulur:

    “ Ve rahmanın –halis- kulları onlardır ki, yer yüzünde mütevaziane bir halde yürürler ve cahiller onlara hitabettikleri vakit “ selametle” derler.” [13]

    Evet, tevazu ehli olanlar, azamet-i ilahiyeyi düşünerek kibir ve gururdan kaçınırlar. Kendi acizlik ve fakirliklerini bilerek rıfk ile hareket ederler. Hiç kimseye karşı mütekebbirane ve hodfuruşane bir vaziyet almazlar. Birtakım cahil ve sefih kimseler o mütevazi zatlara karşı hoş olmayan davranışlarda bulundukları zaman, onlar fena bir tarzda mukabelede bulunmazlar.

    Bir insanın gurur ve kibir hastalığından kurtulmasının bir çaresi de hüsn-ü zan sahibi olmasıdır. Hüsn-ü zan bir kimse hakkında iyi niyetli olma halidir. İnsanlar hakkında hüsn-ü zanda bulunmak sünnettir. Hüsn-ü zan muhabbetin en büyük vesilesi olduğu gibi, kişinin kibir ve gurudan kurtulmasının da çaresidir. Çünkü insan kendi hatalarını ve günahlarını çok iyi bildiği halde, karşıdaki insanın işlediği günahlarından tam manasıyla emin değildir.

    Dipnotlar:

    [1] Ebu Davud, Libas, 25; İbn-iMace, Zühd, 16.
    [2] Lokman Sûresi, 31/18.
    [3] Nahl Suresi, 16/29.
    [4] İsrâ Sûresi, 17/ 37.
    [5] İnsan Suresi, ayet, 1-2.
    [6] Mesnevi-i Nuriye
    [7] Mesnevi-i Nuriye s,65
    [8] Nisa Suresi, 4/79
    [9] Mesnevi-i Nuriye
    [10] Sözler.
    [11] Mektubat, s, 477
    [12] Lem’alar.
    [13] Furkan Suresi. 25/63.

    Yazar: Mehmed Kırkıncı
    Eklenme Tarihi: 07/7/2010

    http://www.mehmedkirkinci.com/...=article&aid=334
  • Osmanlı Devleti zamanında, Ahmed Cevdet Paşa Başkanlığındaki ilmî bir heyet tarafından, İslam Hukûkuna bağlı kalınarak hazırlanan ve asil ismi Mecelle-i Ahkâm-i Adliye olan ünlü kânun. Mecelle, lügatte; içinde hikmet bulunan sâhife, ciltlenmiş kitap, dergi vs. anlamlarına gelir. 1877’de Abdülhamit Han zamanında tatbik edilmeye başlanmış. 1926'da yürürlükten kaldırılmıştır.

    Mecelle, 1851 maddeden meydana gelmiş bir kânun olup, İslam devletlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış, bugünkü manasıyla medenî hukûkun ve hukuk usûlünün birçok bölümünü içermektedir. Osmanlı Devleti, kurulduğu târihten îtibâren İslam Hukûku esaslarına bağlı kalınarak idâre olunmuştur. Gerek kamu hukûku ve gerekse özel hukuk sahalarında, bunun dışına çıkılmamıştır. İslamiyet'in bildirdiği ilâhî kurallardan hiç ayrılınmamıştır. Osmanlı Devleti, yüzyıllarca süren idarî, askerî ve iktisâdî üstünlüğünü, İslamiyet'e bağlı kalmasına ve tam tatbik etmesine borçludur. Bu kurallara bağlılıkta gevşeklik baş gösterince, devletin yükselmesi durmuş, ilimde, fende, askerlikte daha önce gösterilen başarılar, yok olmuş, bir duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır. Devletin her bakımdan yara alması, Tanzimat hareketinden sonra daha çok olmuştur. İslam dînine yabancı kalan, Avrupa kültürü etkisi altında yetişen ve kurtuluşu Batılılaşmakta görenler basta M.Reşid Paşa olmak üzere, Fuat ve Âli Paşalar, Avrupaî tarzda birtakım yenilik hareketlerine giriştiler. Bu yenilik fikrini, devletin yönetildiği kânunlarda da göstermeye kalkıştılar. Bunlardan Özellikle Âli Paşa, Fransa'da 1.Napolyon zamanında tedvin edilmiş olan Fransız Medenî Kânunu'nun tercüme edilerek, Osmanlı Devletinde de tatbik edilmesi fikrini ileri sürüyordu. Buna mukâbil Ahmed Cevdet Paşa ve bâzı ileri gelen ilim insanları İslam hukukunun zengin ve islenmiş bir dalı olan Hanefî fıkhının kânunlaştırılması tezini müdâfaa ediyorlardı. Bu 2.fikir gâlip geldi ve tahakkuk ettirilmesi için, “Mecelle Cemiyeti” adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başına Cevdet Paşa reis yapıldı. Memleketin en değerli İslâm bilginlerinin (fakihlerin) iştirak ettiği bu cemiyet, Osmanlı Devleti'nin Tanzimat döneminde en mühim içtimaî, sosyal olaylarından birini oluşturan ve Türk fikir hayâtinin ölmez ve muhteşem âbidesi olan Mecelle-i Ahkâm-i Adliye'yi meydana koydu.

    Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa: Mecelle, bir heyet tarafından telif edilmiştir. Bu bakımdan onu sâdece Ahmed Cevdet Paşa'nın eseri olarak göstermek yanlıştır. Cevdet Paşa zamanında, medenî hukuk alanında 2 zıt fikir vardı:
    1)- İslam Hukuk (fıkıh) kâidelerinin bir kânun metin hâline getirilmesi,
    2)- Fransız medenî kânununun tercüme edilerek kabul edilmesi.

    O zamanlar İstanbul'da en etkili ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. O ve onun entrikalarına kapılanlar 2.fikrin tatbikat alanına konulmasını temin etmek için var güçleriyle çalışıyorlardı. Fakat, 1.teze taraftar olanların başında bulunan Ahmed Cevdet Paşa'nın ve diğerlerinin gayretleriyle, İslam fıkıh kitaplarından, zamanın icaplarına uyan meselelerin Mecelle-i Ahkâm-i Adliye adıyla asrî bir kânun seklinde yazılması fikri kabul edildi. Ahmed Cevdet Paşa, bu isi yapacak ilmî cemiyete reis seçildi. Paşa'nın yazdığına göre, Frenk hayranları, câhil softalar, ecnebî kışkırtmalarına âlet olanlar, bu hayırlı isi baltalamak için çok dalavereler çevirmişlerdir. Nihâyet Mecelle, 1868'de neşrolundu. Ahmed Cevdet Paşa çetin bir mücâdeleden gâlip çıkmıştı. Aşağıdaki satırlar onun bu sıradaki hissiyatını ifâde etmektedir:

    “Avrupa kıtasında en önce tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânunnâmesi'dir ki, Kostantiniye (İstanbul) şehrinde ilmî bir cemiyet tarafından tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnâmelerinin esasidir ve her tarafta ünlü ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-i Adliye'ye benzemez. Aralarında pek çok fark vardır. Çünkü o, 5 altı kânun bilen zat tarafından yapılmıştı, buysa 5 altı fakih (İslam Hukûkunu bilen) zat tarafından, Allah'ın koymuş olduğu yüce İslam dîninden alınmıştır. Avrupa hukukçularından olan ve bu kez Mecelle'yi mütâlaa ve Roma kânunlarıyla mukâyese eden ve her ikisine de sâdece birer insan eseri gözüyle bakan bir kişi dedi ki: “Dünyâda, ilmî bir cemiyet aracılığıyla 2 kez kânun yapıldı. İkisi de İstanbul'da oldu. 2.si; tertibi, düzeni ve içindeki meselelerin hüsn-i temsil ve irtibatı dolayısıyla öncekinden çok üstün ve müreccahtir. Aralarındaki fark da, insanin o yüzyıldan bu yüzyıla kadar uygarlık âleminde kaç adim atmış olduğuna bir ölçüdür.” (Târih-i Osmanî Mec. No. 47, s. 284)

    Mecelle'nin hazırlanmasında hizmeti olan kimseler:
    1)- Filibeli Halil Efendi
    2)- Seyfeddin İsmail Efendi
    3)- Sirvanizâde Seyyid Ahmed Hulûsi Efendi
    4)- Ahmed Hilmi Efendi
    5)- Bağdatlı Muhammed Emin Efendi
    6)- İbn-i Âbidinzâde Alâeddin Efendi
    7)- Gerdankıran Ömer Hulûsi Efendi
    8)- Şeyhülislâm Kara Halil Efendi
    9)- İsa Ruhî Efendi
    10)-Yunus Vehbi Efendi
    11)-Abdüllatif Şükrü Efendi
    12)-Ahmed Hâlid Efendi
    13)-Karinâbadli Ömer Hilmi Efendi
    14) -Abdüssettar Efendidir.
    Bu zevatın bâzıları Ahmed Cevdet Paşa'yla birlikte bugünkü Mecelle'nin hazırlanmasında gerçekten de değerli mesâi sarf etmiş, bâzılarıysa daha az çalışmışlardır.

    Mecelle'nin yazılması sırasında pek çok fıkıh kitaplarına ve fetvâ mecmualarına mürâcaat olunmuştur. Bu kitapların adları, merhûm Ebü'l-Ulâ Mardin'in Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Pasa unvanlı eserinin 167.sayfasında ve Kayseri eski müftüsü Mes'ûd Efendinin Mir'at-i Mecelle kitabında yazılıdır.

    İslam Hukûku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, İslam Hukûkunun tamâmı Mecelle'den ibâret değildir. Mecelle, yalnız Hanefî mezhebinin muâmelâta âit hükümlerini içermektedir. İslam Hukûku denilince, Hanefî mezhebiyle birlikte diğer 3 mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bu hâliyle İslam Hukûku, dünyâda benzeri hiç bulunmayan bir hukuk deryâsıdır. Bilâhare Mecelle'nin eksik bahislerinin tamamlandığı söylenmişse de şu ana kadar ortaya çıkmamıştır.

    Mecelle yazılmadan önce, yüzyıllarca bütün İslam memleketlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış olan İslam Hukûkunun bâzı hükümleri, Mecelleyle her an herkesin mürâcaat edip, kolaylıkla anlayıp tatbik edebileceği sâde maddeler hâline getirilmiş ve bu durum büyük bir hizmet olmuştur.

    Mecelle'nin içindeki konular: Mecelle, İslam medenî kânununun akitler ve borçlar kânunuyla sivil muhâkeme usûlünü içine alan bir kânunnâmedir. (Bkz. Kânunnâme). Bu, Osmanlı Medenî Kânunu olmak üzere 17 Eylül 1876 (26 Şâban 1293) târihinde îlân olunmuştur.

    Mecelle kitabında, bir başlangıç ile 16 kısım vardır. Hepsi 1851 maddedir.

    Başlangıç,
    1.Kısım, Fıkıh Temel bilgileri olup, 101'den 403. Maddeye kadardır.
    2.Kısım, Kirâ bilgileri olup, 611. Maddeye kadardır.
    3.Kısım, Kefil Olmak bilgileridir. 672. Maddeye kadardır.
    4.Kısım Havâle bilgisi, 700. Maddeye kadardır.
    5.Kısım, Rehin olup, 761 maddeye kadardır.
    6.Kısım, Emânet'tir. 832. Maddeye kadardır.
    7.Kısım, Hibe bağışlamaktır. 882. Maddeye kadardır.
    8.Kısım, Gasp ve Zarar'dır. 942. Maddeye kadardır.
    9.Kısım, Hicr ve Ikrâh'dir. 1044. Maddeye kadardır.
    10.Kısım, Şirketler ve Sosyal Bilgilerdir. 1448. Maddeye kadardır.
    11.Kısım, Vekâlet'tir. 1530. Maddeye kadardır.
    12.Kısım, Sulh ve Afv'dır. 1571 maddeye kadardır.
    13.Kısım, İkrâr'dır. 1612. Maddeye kadardır.
    14.Kısım, Dava'dır. 1675. Maddeye kadardır.
    15.Kısım, İspat ve Yemin'dir. 1783. Maddeye kadardır.
    16.Kısım, Hâkimliktir. 1851. Maddeye kadardır.

    İktisâdî ve Ticârî İlimler Dergisinin 1969 da basılmış, 23.sayısında, Profesör Dr.Yılmaz Altuğ diyor ki: “İsrail Devleti'nin hukûku, memleketin târihi gelişimini aksettirir hâldedir. Temel medenî kânun, Osmanlı Devleti zamanından kalma Mecelle'dir. Mecelle, Filistin'in İngiliz yönetimine geçtiğinde, aynen bırakılmış, sonra 1948'de İsrail Devleti kurulunca değiştirilmemiştir.”

    Mecelle, Osmanlı Devleti'nin resmî kânunnâmelerinden biriydi. 1918'den sonra Osmanlı Devletinden ayrılan memleketlerde, daha sonra buralarda kurulmuş olan devletlerde (yeni kânuna tâbi olarak) Mecelle hükümleri cârî kalmıştır. Bu ülkelerde Mecelle, modern lâik mahkemelerce medenî kânun olarak tatbik edilegelmistir. Nihâyet Lübnan'da, Suriye'de ve Irak'ta Mecelle'nin yerini yeni medenî kânunnâmeler almıştır. Daha önce 1878'de Osmanlı Devletinden ayrılmış olan Kıbrıs'ta ve İsrail ile Ürdün'de hâlâ medenî hukûkun esâsini, Mecelle teşkil etmektedir.

    Türkiye'de 1926’da, Mecelleyle birlikte bütün İslam Hukuku ve Şer'i Mahkemeler kaldırılmıştır. Ayni şey, 1928'de de Arnavutluk'ta yapılmıştır. Bosna ve Hersek'te de yalnız suf'a müessesesi muhâfaza edilmiş olmakla birlikte Mecelle kaldırılmış, İslam Hukûku bâzı bakımlardan ahvâl-i şahsiyye (statut personnel) vasiyet ve vakıf gibi konularda Müslümanlara uygulanmaya devâm etmiştir. Bütün bunlara normal mahkemelerde bakılmıştır.

    Mecelle cemiyeti, vakitsiz kapatılmış olduğundan, bu mühim eser de tamamlanamamıştır. Medenî kânunun mühim konularından olan evlenme, boşanma, gaib, mefkud, vakıf, vasiyet, miras mevzuları Mecelle'de eksik kalmıştır. yalnız bu konular fıkıh kitaplarında geniş olarak yazılmıştır. Her meselenin dindeki hükümleri açıklanmıştır.

    Mecelle'nin yazılış tarzı: Mecelle'nin üslûbu bir kânun kitabi olarak şâheserdir. Fesâhet ve belâgatle yazılmıştır. Bilhassa basındaki 99 fıkıh kâidesinin çoğu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler hâlinde girmiştir. Bunlarda Ahmed Cevdet Paşa'nın akıcı ve düzgün ifâdesi hissedilmektedir. Fakat o dönemin Türkçesi hakkında ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle'yi kolayca anlayamazlar.

    Mecelle'nin basındaki küllî (genel) kâidelerin çoğu, İslam fakihlerinden İbn-i Nüceym'in Esbah ve'n-Nezâir adlı eseriyle Mecâmi Şerhi'nden alınmıştır.