Ömer Seyfettin ve Yazarlığı;
Ömer Seyfettin, asker bir baba ile asker kızı bir annenin çocuğuydu. Kendisi de Harbiye Mektebinde okudu. Orduda üsteğmen ve teğmen Olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında iki yıl Balkanlarda çetelerin Peşinde koştu. Balkan Savaşlarına katıldı. Bu coğrafyada savaşırken 1913 yılında Yunan ordusuna esir düştü. Esareti yaklaşık on ay sürdü. Askerlikten istifası sonrası edebiyat öğretmenliği görevinde bulundu. Ve bütün bu süreçte, hiç durmadan, sayfalar dolusu yazdı. Ömer Seyfettin, kısacık ömründeki hatıralarını hikâyelerine yansıtmayı çok iyi başardı. Çocukluğumuzda sadece birer hikâye olarak okuyup geçtiğimiz bazı satırlarının onun hayatından meğer ne büyük izler taşıdığını, kendisi hakkında eserler yazıldıkça ve onu tanıdıkça öğrendik. Büyük hikâyecimiz, çocukluk yıllarını Ant, Falaka, Kaşağı; askerlik günlerini ise Bomba, Beyaz Lale ve Nakarat gibi hikâyelerinde çok iyi işledi. Tarihi, Pembe İncili Kaftan, Başını Vermeyen Şehit, Kızılelma Neresi gibi hikâyelerle sevdiren Ömer Seyfettin, Perili Köşk, Kurbağa Duası ve Efruz Bey gibi eserlerinde ise çeşitli toplumsal konuları ele almıştır.
Ömer Seyfettin, Selanik’te çıkan Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” başlıklı makalesinde özetle Arapça, Farsça kurallara göre yapılmış tamlamaların dilimizden atılmasını, tamlamaların Türkçe olmasını, yabancı çokluk biçimlerinin terk edilip Türkçenin çokluk biçimlerinin kullanılmasını, bunlara ilave olarak da Arapça ve Farsça kökenli ön ve son eklerin kullanılmasını istiyordu. Ömer Seyfettin, burada belirlemiş olduğu temel prensiplerle Modern Türkiye Türkçesinin de temellerini atmış oluyordu. Daha önceleri çeşitli kereler denenen ama başarıya ulaşamayan “dilde sadeleşme hareketi” Ömer Seyfettin’in yaktığı meşale ile başarıya ulaştı. Bugünkü