• 208 syf.
    ·9/10
    Es Selam Dostlar…

    Ahlak üzerine yaptığı bereketli çalışmaları ile münevver , nadir mütefekkirlerden biri Nurettin TOPÇU…
    Avrupa’da Ahlak Felsefesi üzerine doktora yapmış ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan ilk Türk olarak kayda geçmiştir.
    Fransa’da kalması yönünde yapılan teklifleri kabul etmeyip Türkiye’ye dönmüş ve Abdülaziz Efendi (Bekkine) ile tanıştıktan sonra hayatı boyunca ona intisap etmiştir.
    Hepimizin bildiği gibi sıra dışı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu noktada Nurettin TOPÇU hocamızın İslam dünyasına dair tespitleri kayda değer.
    Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kabe’yi ne kadar ziyaret etsek de birlik ve beraberliği sağlayamıyoruz. Bunun sebebi de ne siyasi ne ilmi ne de fikridir. İslam’ın temelinden ve Kur’an ahlakından uzak kalmamız en büyük etkendir der Üstad.
    Bu noktada geçmişten beri Pagan kültürünün yansımalarını şu cümleleri ile net bir şekilde (dini istismar) ifade etmiştir.
    ‘‘Asırların artığı sözde din adamları, devrimizin maddeci yıkımını göstererek kendilerinin ALLAH YOLCUSU oldukları vehmini halka sunuyorlar.’’
    Filhakika ;
    ‘’ALLAH YOLCULUĞU ,mevlidhanlıktan , duacılıktan ,mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin , tekfirin , tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmadığını ,yolumuzun İslam’ın sahih kaynaklarındaki (Kur’an-Sünnet) nurlardan fışkıran ümit ile iman sevdasının aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur. İslam’ın insanla birleştiren yolda işte budur.’’diyerek çözümü daha doğrusu reçeteyi bizlere sunmuştur.
    Peki aciz insanlar olarak sonu olan dünyamızda sonsuzluğa hislerimizle mi akıl ile mi ilham ile mi ulaşırız sorusuna cevaben der ki;

    Hisler;cüz’idir , egoisttir,kördür.

    Akıl hislerin üstünde olup ebedi ve alemşumuldur. Sağlam ölçülere sahip olup hisler gibi yanılmaz. Akıl insana kendini kaybettirmez bilakis kendine getirir. Mümeyyiz vasfı ve hayali hakikatte ayırt ettirir.

    İlham ise; bizleri sonsuzluğa ulaştıran his ve akıldan da üstün olan ilahi unsurdur.

    Değerli Dostlar!
    Yaşadığımız postmodern dünyada Üstadın şu sözleri günümüz din anlayışı ne güzel ifade etmektedir;
    İnsanlığın kurtuluşu için inen İslam dini ,kabuklanmış kaideler ,kin kuvvetleri,şiddet tehditleri , din adına manevi bezirganlık ile birlikte İslam ruhunun yaşandığı ashab ahlakının yerine geçmişten günümüze kadar kaideci taassup anlayışı hakim olmuştur.
    İslamı yükseltmek ve bu bağnazlıktan kurtulmak için yapmamız gereken şudur ki;

    İslam ideali ,insan idealidir.

    İnsan ideali, kalp tekniğine muhtaçtır.

    İlimle ahlakın birlikteliği ile hikmet ile, kalbi inkişaf ile yol almaktır.

    Bu bağlamda hep beraber bir tefekküre ne dersiniz?
    Her varlığa bağlanan ve dünyalara sığmayan her ümidin arkasında yokluk gizlidir desem katılır mısınız bana?
    Ve geriye dönüp baktığımızda sonsuzluk isteğinin hasıl olduğu bu dünyada iyilikle fenalık hep mücadele içinde olacaktır ve olmaya devam edecektir. Bizlerde biliyoruz da maalesef fenalık bir adım öndedir. Bizleri rahatlatan unsur ise dünya fani, diğer
    alemin baki olması ümidi…
    Ve ilahi huzurda kazanacak olanların hep iyilerin olması…

    Her varlığın koşarak hiçliğin kucağına atıldığı bu alemde zerre sonsuzluk inancı ruhumuzu doyum,fazilet ve hayatı yaşamaya değerli kılan saadet hazinesidir.
    Bizler yaratılmışların en şereflisi olmamızın yanında kabul edelim ki en sefihi de olabiliyoruz.
    Dağların kabul etmediği emaneti üzerimize de alarak her türlü hal, hareket ve davranışlardan sorumlu bir varlık olmuşuzdur.
    Bu sorumluluk nasıl yerine getirilir?
    Üstad der ki;
    Allaha yönelik ahlaki fazilet şairimizdir. Bunu terk ettiğimiz an çirkefleşiyoruz,bambaşka bir karakter bürünebiliyoruz. Bunca sefih davranışların barındığı bir dünyada yaşamak şüphe yok ki çetin bir imtihandır. Hayat mektebinde bu sınavı başarabilmek için ilk şart aşka ulaşabilmektir, aşk yolu dinin yoludur, fani olan varlıkta vücud ,çehre,emeller ve şekiller silinir ve yalnız ‘’ALLAH AŞKI varlığın mutlak sevgisi olarak zuhur eder.
    O aşk ki,
    Fuzuli sezdi,
    Yunus anladı, anlattı…
    Turdaki Musa dayanamadı,
    Miraç’ta Muhammed murada erdi…

    İÇ GÖZLEM

    En can alıcı tespitlerden…
    İç gözlem;bir nev’i nefsimizle baş başa kalmak,kalabilmek,hatta psikolojik bir metod da diyebiliriz .
    Diyor ki Üstadımız;
    İnsan kendi iç gözleminden uzaklaştığı nispet ile otomat ve taklitçi olmaya mahkumdur. Bir buçuk asırdır yaptığımız millet olarak iç gözlemden uzak kalmamız değil midir?
    Nihayetinde iç gözlem en büyük yararımız olup hayatımızın merkezine almadığımızda her alanda taklitçilik hatta putlaştırma tipi davranışlar hasıl olabilmektir.
    Ki iç gözlem küçük yaştan itibaren öğretim metodu olarak gençlerimize uygulansın ve sonucunda ezbere dayalı iradesiz mecalsiz şaşkın bırakan unsurlardan beri olalım …

    Nurettin Hocamız bilginin yanında düşünmenin muhakkak olduğunu, ruhun düşünmeden hakikate ulaşamayacağını ilgili bölümlerde ısrarla vurguluyor.
    Çünkü düşündürmeyen bilgi kısır bir sevdadır. Lakin kafa ambarlarına doldurulan her çeşit bol bilgi yükü, düşünme ile işlenmedikten sonra boş bir hafızadan ibarettir.
    Bilgi düşünce ile yoğrulunca engin ufuklara geniş dimağlara götürücü kuvvet sağlar

    İslam dünya’sının da geri kalmasında en büyük etken düşünmeyi bırakıp, hakikat diye kalıplanmış düşüncelere bağlanmalarıdır diyerek bilim ile düşünmenın ayrılmaz bir bütün olduğunu ifade ediyor.
    Bu yüzden bu tarz davranışları ile;

    Kur’an ruhundaki mana gömüldü.

    Kur’an kendi hayat sahnelerine icra edildi.

    Cennet deyince parlak bir gazino benzeri ,huri ve gılman denilince dişili, erkekli garsonlar düşünülüp heveslenildi.

    Yapılan Kur’an tefsirleri mana ve hüviyetinden uzak bir şekilde yapıldı
    gibi örneklerle düşüncesini pekiştirmeye çalışıyor.

    Hamiş;
    Düşünmek ruh selameti aramaktır.o’n da manaya ulaşmaktır.


    Peki nasıl bir Müslümanlık,nasıl bir kişilik?
    Bütün dinlerin geneline baktığımızda , insanların ahlakını yükseltmeye çalıştıklarını görürüz.
    Ve idrak ederiz ki her dininde kendine özgü ahlak kuralları vardır ve bir sistemde belirli esaslar çerçevesinde teşekkül ederler.Mensup olduğumuz dine baktığımızda esasların temeli de;

    menfaatsizlik,

    sonsuzluğa uzanma

    aşk ve

    samimiyet kapsar.

    İşte ruh arayışı bu dört unsur ile yükselmektedir. İslam Alemi’nde geri kalmasının en büyük etkenlerden birininde ruh ve ahlak düşüklüğü olduğunu pek iyi anlıyoruz diyebiliriz. Ki en az üç yüz yıllık hurafecilikte fikir esaretinden ve taassup kabusundan kurtulamayan İslam dünyası hala bu kabus ve esaretin tazyiki altında bulunmaya devam etmektedir.
    Ne yazık ki bunun yansıması,zamanımızın dini,kültür ve neşriyatı,hep eskilerin tekrarı,hikayesi,övülmesi ve tabullaştırılmasından ibarettir.

    DİN EĞİTİMİ…
    Daha doğrusu Din Adamı nasıl olmalı ( Kendime de pay biçtim alındım:)))…
    Üstad bu konuda oldukça hassas ve bir o kadar da düşünceli…
    Din Adamı,söz ile yazısı bir ve özellikle ahlaki ile halka örnek olmalıdır.
    Genç kalplerin iç yaralarna merhem olan, kin ile kibirden temizlenmiş bir eğitim neferi…
    Ayin,terennüm,teganni,temcit işlerinden uzak duran…
    Unutmayalım ki İslam’ın aslında ruhban sınıfı olmadığı gibi bir yüzü merasim ve teganni olan Din Adamları sınıfı da yoktur .

    DİN TERBİYESİ
    Din cehaletin değil,ilmin,hikmetin ve felsefenin konusudur.
    Din terbiyesi cahilane bir anlayış ile yapılacak bir eylem değildir.
    Din terbiyesi şahsiyet terbiyesidir.
    Çok bilgi,hikaye ve öğütler insanı dindar yapmaz.
    Ancak AŞK Terbiyesi ile verilir dini terbiye…
    ,ilmi, sanatı, ahlakı ve insanlığı severek ALLAH’a ulaşmaya kabiliyetli bir ruh övgüsüdür.

    İSLAM AHLAKI
    Ahlak,İslam dininin özü,esası hatta bizzat kendisidir.
    Bize düşen ise bu mantık anlayışına sahip olmaktır, kendimizde yaşamaktır.
    Akıl ve hikmet sözüyle Kur’an’ın en büyük en esaslı kavramı da Ahlaktır.
    Ebediyet’in mutlu bir yolcusu olabilmemiz için Ahlak-ı Aşk ile yaşamamız elzemdir.
    Ve diyoruz ki;
    alemde ahlaktan daha güzel,daha gerçek bir şey yoktur .

    Demem o ki;
    Sayfa 130 ‘a kadar inceleme yaptığımı vurgulamak istiyorum öncelikle.
    Niçin Mevlana ve tasavvuf konusu hakkında yazmadığım bahsine geçince…
    Bu konuda daha detaylı ve ilmi bir araştırma ile ki çok çetrefilli bir konu, ayrıyeten bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum…

    Hasılı;
    Kitaba dair o kadar yazacak cümle ve konu var ki en güzeli en kısa zamanda bu eseri okumam(n )ız derim.

    Var ise hatamız affola.. Dil sürçer kalem yanılabilir….

    Selam ve dua ile..!
  • ATATÜRK'ÜN İNÖNÜ'YE YAZDIĞI MEKTUP

    Sevgili Paşam!...
    Cumhuriyet'in ilk Başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın. Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu ve hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 kilometre kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin Kuzeyini Güneyine, Batısını Doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olana bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyetle de, insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor. Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitim sorunu hiç çözülmemiş. OYSA CUMHURİYET'İN İNSAN MALZEMESİNİ HAZIRLAMALI, NAMUS CEPHESİNİ GÜÇLENDİRMELİYİZ. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat. BAĞIMSIZLIĞIN SÜREKLİ OLMASI İÇİN İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK TEMEL İLKEMİZ OLMALI! Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyete uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. AMA YILMAMAK, UCUZ VE GEÇİCİ ÇARELERLE YETİNMEMEK, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak ve bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.
    Allah yardımcımız olsun!
    Gazi Mustafa Kemal
  • Elit okul olmayan bir eğitim sistemi olabilir mi? Var mı böyle bir ülke dünyada? Hangi memlekette doğru düzgün bir eğitim varsa gidin bakın mutlaka elit okullara sahiptir. Muhakkak sistem içinde diğerlerinden farklı okul olduğunu görürsünüz. O fark da sanıldığı gibi cebindeki paraya bakmaz. Elit okul deyince cahil adamın aklına zengin okulu geliyor. Neye bakar? Çocuğun yeteneğine bakar. Ona göre hocalar gelir o okula. Hangi memlekete bakarsan bak hepsinde bir seçkinler okulu vardır. Çalışkanlığı ve zekasıyla ayırt edilir... Bütün seçkinler fizikçi ve tarihçi falan mı olacak? Öyle bir şey demedik. Seçkin marangoz vardır. Seçkin tesisatçı vardır. Elektrik teknisyeni vardır. Unutma, Sultan Abdülhamit en zeki padişahlardandır. Sınıf üstü bir marangozdur, yaratıcıdır. Öyle sırf eliyle değil, kafasıyla çalışır marangozlukta. Bir fotoğrafçı mesela, seçkin fotoğrafçı yetiştireceksin. Yoksa bütün tarihin yanar gider.

    İlber Ortaylı
  • Eğitim şart ama kastettiğim kesinlikle o binalar içerisinde ki bozuk sistem değil. Onun kimseye bir halt faydası yok. İnsanın kendini eğitmesi şart.
  • 224 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Kitabın konusu Finlandiya’nın kuruluş denince, ben, kendi kurtuluş savaşımız gibi bir hikaye düşündüm, ancak okuyunca konunun çok farklı olduğunu ,aslında olmayan bir ülkenin var olma savaşını konu aldığını gördüm. Herkesin böbürlenerek söylediği “eğitim şart” cümlesinin yaşanılmış ve hala yaşanmaya devam etmekte olduğunu öğrendim. Ata’mızın neden okul müfredatına alınmasını istediğini ve ne kadar haklı olduğunu anladım. Bırakın aydınları, siyasileri, yazarları, sanatçıları, bilim insanlarını ben ülkem için ne yapıyorum ki diye düşünüp , kendimi sorguladım. Sadece çocukların değil herkesin ,özellikle yetişkinlerin okuması gereken bir kitap.
  • "İnsan olmadık'tan sonra doktor mühendis avukat olsan ne yazar. Kalem kitap tutan eller nefret silah tuttuktan sonra Elin de sadece diploman kalır. İnsanlık değil, (Eğitim Şart Anneler babalar)
  • 35 farklı üniversiteden Felsefe Bölümü başkanları ve öğretim üyelerinin katılımıyla düzenlenen çalıştayda, Türkiye’de felsefe öğretimi masaya yatırıldı ve bir de rapor hazırlandı. Sonuç: Felsefe şart!..
    Raporda yer alan kararlar;
    . İlköğretimde Felsefe,
    . Ortaöğretimde Felsefe ve
    . Yükseköğretimde Felsefe
    olmak üzere üç ana başlıkta toplandı.
    İşte sonuç raporu:
    İlköğretimde Felsefe
    UNESCO 2007 Raporu’nda belirtildiği üzere çocukların erken yaşta eleştirel düşünme becerisi kazanmalarında önemli bir faktör olan felsefe eğitiminin ilköğretim döneminde programlarda yer alması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda;
    1. Üniversitelerin felsefe lisans programlarına “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin konulması,
    2. Bu dersin içeriğinin (müfredatının) Türkiye’deki Felsefe Bölümlerinin oluşturacağı bir komisyon tarafından belirlenmesi,
    3. Üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri gibi ilgili birimlerindeki “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” eğitmenliği sertifika programlarının yaygınlaştırılması ve bu programları yürütecek eğitimcilerin asgari felsefe lisans derecesine sahip olmasının sağlanması,
    4. TRT gibi kamu veya özel medya kuruluşlarıyla “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin içeriği ile uyumlu materyallerin tedariki için işbirliğinin sağlanması,
    5. Çocuklara yönelik üretilen gerek yazılı gerek görsel programların içeriklerine ilişkin bir standart geliştirilmesi bu standardın belirlenmesinde düşünme becerilerinin katkısının esas alınması,
    6. Belediyeler ve sivil toplum örgütleri bünyesindeki çocuklara ve gençlere yönelik açılan bilgi evi, bilgehane ve yetişkinlere yönelik meslek edindirme kursları gibi eğitim merkezlerinde verilen düşünmeye dayalı derslerin yürütülmesinde Felsefe Bölümlerinden yardım ve destek alınması,
    7. Milli Eğitim Bakanlığının 7. veya 8. sınıflar için seçmeli olarak koyduğu “Düşünme Eğitimi” dersinin zorunlu hale getirilmesi ve bu ders ile “Değerler Eğitimi”, “Hukuk ve Adalet”, “İnsan Hakları ve Demokrasi” derslerinin de yine felsefe bölümü mezunları tarafından verilmesi,
    8. TÜBİTAK destekli bilim merkezlerinde çocuklara yönelik “Eleştirel ve Bilimsel Düşünme” faaliyetlerinin düzenlenmesi ve bu faaliyetlere felsefe bölümlerinin destek vermesi,
    Ortaöğretimde Felsefe
    1. 2017-2018 yılında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının ilgili kurul toplantısında liselerde 2 saat olan ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersine, haftalık 2 saat ders daha eklenmiş ve bu dersin de 10. sınıfta okutulması kararlaştırılmıştır. Bu kararla birlikte liselerde Felsefe dersleri 4 saate çıkarılmış, ayrıca 11 ve 12. sınıflarda seçmeli olarak okutulan Sosyoloji, Psikoloji ve Mantık dersleri korunmuştur. Öğretmen norm kadrolarında ciddi bir artış getirmesi beklenen bu karar, Milli Eğitim nezdinde her zaman vurgulanan eleştirel ve yaratıcı düşünceyi teşvik yönünden olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bu olumlu gelişmenin sürdürülmesi,
    2. Mevcut programda 10. sınıflarda “Felsefeye Giriş” ünitesi ile beraber “Sistematik Felsefe”nin belli başlı disiplinleri; 11. sınıfta ise “Felsefe Tarihi” işlenmektedir. Fakat “Felsefe Tarihi” üniteleri, yaygın olarak bilinen dönemlere göre değil; herhangi bir dönem ya da filozof farkı gözetmeksizin kronolojiye dayanarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, bir yandan Sistematik Felsefe ünitelerinin başta yer alması nedeniyle felsefe eğitiminin mantığı, bir yandan da dönemlendirme nedeniyle felsefenin genel bütünlüğü bakımından sorunlu bulunmuştur. Önerimiz; 10. sınıfın ilk bir aylık döneminde “Felsefeye Giriş” ünitesi işlenerek “Felsefe Tarihi”nin içinde taşıdığı zenginliğe uygun bir şekilde hazırlanacak bir program çerçevesinde 10. sınıfın sonuna kadar bitirilmesi, 11. sınıfta ise “Sistematik Felsefe”nin önemli disiplinlerinin verilmesi ve ders kitaplarının buna göre düzenlenmesidir. Bu öneriye dayanarak 10. ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersi öğretim programının gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi,
    3. Felsefe ders kitabı komisyonlarında o sahada uzmanlaşmış felsefecilerin bulundurulması ve lise felsefe kitap editörlüğünün muhakkak surette felsefe alanında uzman bir öğretim üyesi tarafından yapılması gerekmektedir. Ayrıca felsefe ders kitabı MEB’deki öğretmenlerin görüşleri alınmakla beraber onlara yazdırılmamalıdır. Bu bağlamda ders kitaplarında müşahede edilen olumsuzlukların giderilmesi için bu hususların dikkate alınması ve ders kitaplarının yazım sürecinde üniversitelerin felsefe bölümleriyle irtibatın sağlanması,
    4. “Doğru düşünme sanatı” olarak tanımlanan Mantık biliminin düşünce ve medeniyet dünyamızda sahip olduğu önemi ve düşünme ve karar verme süreçlerinde gençlerimize sağlayacağı katkıyı dikkate alarak Mantık ve Eleştirel Düşünme dersinin zorunlu hale getirilmesi,
    5. 9. sınıfta seçmeli Bilgi Kuramı dersinin seçilmesinin teşvik edilmesi, bu derslerin içeriğine uygun şekilde işlenmesi sağlanarak felsefe öğretmenleri tarafından verilmesi,
    6. Üniversiteye yerleştirme sınavlarında yapısal olarak Felsefe ve Mantık sorularının oran olarak arttırılması ve bu soruların bütün YKS alanları için zorunlu hale getirilmesi,
    7. YKS, ezbere dayalı ve çoktan seçmeli bir mantıktan, düşünmeye ve çıkarıma dayalı bir mantığa evrilmiştir. Yükseköğretimde gençlere kazandırılmak istenen kavramlaştırma yeteneği YKS’de ölçülmekte, bununla birlikte gençlerimize kavramlaştırma ve kavram tanıma becerisine ilişkin herhangi bir eğitim verilmemektedir. Bu nedenle 12. sınıflara mahsus olmak üzere haftada en az 2 saat “kavram tanıma”, “anlama ve yorumlama” içerikli bir ders konulması ve bu dersin kitabının da felsefe alanında uzman bir akademisyen komisyonu tarafından hazırlanması,
    8. Felsefe öğretmenlerinin felsefe alanındaki yeni gelişmelerle irtibatlarını güçlendirmek amacıyla düzenli bir şekilde hizmet içi eğitim kapsamında verilen eğitimlerin arttırılması ve bu eğitimlerin Felsefe Bölümleri ile irtibat halinde yürütülmesi,
    Yükseköğretimde Felsefe
    1. Felsefe Bölümü mezunlarının istihdamı sorununun aşılabilmesi için lisans eğitimi sırasında bu öğrencilere sertifika programları düzenlenmelidir. Bu amaçla, istihdam olanaklarını çeşitlendirmek amacıyla, piyasa beklentilerine uygun ofis yönetimi, web sayfası tasarımcılığı, ileri düzey bilgisayar kullanıcılığı, rehberlik türünden ek eğitimler verilmesi, ayrıca MEB’e bağlı örgün kurumların dışında da yaygın eğitim kurumlarında (mesela halk eğitim merkezlerinde) “felsefe, mantık, sanat, estetik ve düşünme sanatı kursları” düzenlemesi ve bu dersleri vermek üzere kadrolu “usta öğretici” felsefe mezunlarının istihdam edilmesi,
    2. Sürekli eğitim merkezlerinin felsefe ile ilgili verdiği sertifikalar, felsefe bölümlerinin lisans ve lisansüstü programlarının yasal hak ve yetkilerinin yerine geçecek bir belge haline getirilmemesi ve bu sertifika programlarında felsefe dışı personel istihdamının kısıtlanması,
    3. Felsefe Bölümlerinde hem Fen Bilimleri hem de Sosyal Bilimler alanlarında yan dal ve çift anadal olanaklarının önü açılmalıdır. Bu amaçla felsefe bölümlerindeki derslerin kredisi/AKTS oranları değiştirilmelidir. Felsefe Bölümlerindeki zorunlu ders sayısının azaltılarak, buradan doğacak boşluğun başka bölümlerden alınanserbest seçmeli dersler ya da çift anadal-yandal programlarıyla doldurulması önerilmektedir. Bu minvalde Felsefe Bölümlerinin diğer bölümlerle işbirliği olanaklarının geliştirilmesi,
    4. Felsefi Danışmanlık veya Felsefi Rehberlik alanlarının felsefe mezunlarına istihdam alanı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Buna dayanarak kamu ve özel sektördeki Etik Kurullarda örgün felsefe lisans programlarından mezun olanların üye olarak görevlendirilmesinin sağlanması,
    5. İlk ve Ortaöğretimde PISA ve TIMSS sınavlarındaki başarı durumumuzun büyük oranda eleştirel düşünme, yazma ve okuma eksikliğinden kaynaklandığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının 2023 Vizyon Belgesi’nde sıkça vurgulanan eleştirel bakış açısının genel olarak eğitimciler ve oradan da öğrencilere kazandırılmasında Felsefe Bölümlerinin merkezi bir konuma erişmesinin sağlanması,
    6. Üniversitelerimizdeki bütün lisans programlarında birinci sınıfta Felsefeye Giriş dersinin zorunlu dersler arasına alınması ve bu derslerin kadro imkânları çerçevesinde sadece Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    7. Üniversitelerde Felsefe Bölümü dışında verilen Estetik, Bilim Felsefesi, Düşünce Tarihi, Tarih Felsefesi, Etik, Eğitim Felsefesi gibi derslerin felsefe kodlu olarak Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    8. Açıköğretim Fakültesi Felsefe ve Sosyoloji programı mezunlarının örgün eğitim mezunlarıyla aynı hak ve yetkiye sahip olmamaları gerekir. Bu bakımdan Açıköğretim Fakültesinin ikinci üniversite olarak okunması ve aynı zamanda bu bölüm mezunlarının örgün öğretim mezunlarının sahip olduğu öğretmenlik hakkına sahip olmamalarının sağlanması,
    9. 16 kredi Sosyoloji dersi alan Felsefe mezunlarına, Sosyoloji mezunlarıyla aynı istihdam haklarının (aile danışmanlığı, arabuluculuk, kaymakamlık vb.) tanınması önem arz etmektedir. Felsefe derslerinin, azam-ı istifade için, felsefe mezunları tarafından verilmesi gerekmektedir. Liselerdeki mevcut Felsefe Grubu derslerine sadece Felsefe Grubu öğretmenlerinin atanması ve bu branştan olmayanların bu derslere girmemesi,
    10. Son yıllarda İlahiyat Fakültelerinde görülen felsefeye yönelimin arttığını görmek sevindiricidir. Ama ne var ki bu fakültelerde lisans düzeyinde verilen Sistematik Felsefe ders saatleri ve hatta Felsefe Tarihi derslerinin kredi saatleri son derece yetersizdir. Bu derslerin çoğu zaman branş dışı hocalar tarafından verildiği de bilinmektedir. Bu ders saatlerinin artırılması bir zarurettir. Lisans düzeyinde yetersiz kredi ile mezun olan İlahiyat çıkışlı öğrencilerin master ve doktora düzeyindeki felsefe çalışmalarında bu nedenlerden ötürü zorlanmalarının önüne geçecek akademik önlemler alınmalıdır. Diğer taraftan “felsefe çıkış”lıların diğer fakültede olduğunun aksine bu fakültelerde Araştırma Görevlisi, Okutman ve Öğretim Görevlisi olarak istihdamlarının engellendiği bilinen bir konudur. Bu haksızlıklar giderilmelidir. Doktora ve doçentlik çalışmalarını İlahiyat Fakültelerindeki Felsefe ve Din Bilimlerinde yapanların felsefeciden çok ilahiyatçı olduğu bir gerçek olduğuna göre; YÖK ve ÜAK bu akademisyenlere teolog/felsefeci unvanı vermeli ve bu kimseler pür felsefecilerden tefrik edilmelidir. Felsefe Bölümlerinde istihdam imkânlarının master ve doktora alanları ile sınırlandırıldığı ayrıca belirtilmelidir. Burada dikkat çekilmek istenen husus, 4 yıl Felsefenin tüm dallarında öğrenim gören biri ile sınırlı sayıda felsefe dersi almış birisi arasındaki farktır. Bu çarpıklık iki farklı “Felsefe Doçentlik Kriteri”ni doğurmuştur. Söz konusu çarpıklığın giderilmesi,
    11. Felsefe lisans programına öğrenci alımında eşit ağırlık (TM) puan hesaplamasının yerine sözel (TS) puana dayalı olarak yerleştirme yapılması,
    12. Felsefe Bölümleri arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanması bakımından yılda bir defa Felsefe Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenlenmesi ve Çalıştayı düzenleyecek üniversitenin adaylar arasından son Çalıştayda belirlenmesi uygun görülmüştür.
    Yukarıda sözü edilen hususlarda varılan ortak kanaat, başta üniversitelerin Felsefe Bölümleri olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu ve yükseköğretim kurumları yetkililerine saygıyla sunulur.
    Tespit ve önerileri değerlendirmek MEB ve YÖK”e kalıyor…

    Abbas Güçlü