Yoruma muhtaç bir giriş yazısı
Yorgunluk belirtisi insandan insana değişir miydi bilinmez ama onun göz kapaklarından aşağı doğru akıyordu. Uyku üzerine doğru geliyorken son bir çaba ile gözlerini açıp ayağa kalkmayı başarması onu sevindirdi. Ceketini üzerine geçirmek için kapıya doğru yönelirken arkadaşlarından ayrılmak için gerekli konuşmaları yapabilmişti. Yorgunluk ve uykunun verdiği tatlı dalışlardan yüzerek kurtulup, suratına çarpan sert ve soğuk rüzgarla birlikte yağan kara beyninin içinden küfreden bir serzenişle cebinde arabanın anahtarını aradı. Anahtarı yakalayıp çıkarırken arabayı uzağa park etmiş olduğunu hatırlayarak sinirli adımlara küfrü basarak eşlik ettirdi. Karda çatırdayan ayak seslerinin gecenin sessizliğine verdiği, aslında normalde hoşuna giden bu sesin verdiği gürültüde uykusunun kaçtığını fark etti. Madem uykum kaçtı biraz yürümenin zararı olmaz diye düşünerek ıssız sokaklarda yalnızlığın ve sessizliğin tadını çıkarmaya başladı. Dar sokakları severdi ve gördüğü bir dar sokağa girme isteği onda karşı koyulmaz derecede hisler uyandırırdı. Bu hep böyleydi, nedeninin hiç bir önemi yoktu onun için. Bir şey zevkli ise onu yapmak gerekir ve sorgulanmasına gerek yoktur. Her zaman savunurdu derdi ki, eğer başka bir varlığa zarar vermiyorsam yaptığım şey başka biri için anlamsız olsa bile bana keyif vermesi onu yapmam için yeter sebeptir. Düşünmek gereksizdir neden sevdiğin üzerine.

Karşısında duran dar sokağın büyüleyici güzelliğine tereddütsüz kapıldı. Kar yağışının artması, sırtında sadece ceket olması, soğuk rüzgarın kulaklarını kızartması, burnunun uyuşmuş olması önemli değildi. Sadece keşke montu arabada bırakmasaydım diye bir saniye bile sürmeyen iç geçirmenin dışında pişmanlık duymadı. Kar iyice hızlanmış ama bu o dar sokağa daha dar ve güzel bir hava katmıştı. Bazı noktalarında üç kişi yan yana yürüyebilecek genişlikte olsa da genel olarak iki kişilik bir sokak olduğu kanısına vardı. İki taraftan evlerin birinci katlarının saçakları gökyüzüne doğru daha da bir daraltmıştı sokağı. Gökyüzü geniş ve sonsuz görünmüyordu. Düz bir çizgiden akan beyaz tanecikler arasında yürümenin keyfine diyecek yoktu. Her şey çok güzel gidiyordu.

Kar durmaya başlayıncadır ki yarım saattir yürüdüğünün farkına vardı. Farkına vardığı tek şey yarım saattir yürüdüğü değildi, yarım saattir aynı dar sokakta yürüdüğüydü. Bir sokak ne kadar uzun olabilir ki yarım saattir yürüyorum, alt tarafı bir sokak diyerek yürümeye devam ediyordu ama sokağın hala bir sonu da var gibi görünmüyordu. Durdu, gökyüzüne baktı, havanın açmış, bulutların dağılmış, yıldızların ortaya saçılmış olduğunu gördü. Ay ışığının dar açıklıktan üzerine doğru gelerek tüm sokağı nasıl aydınlattığını izledi bir süre. Daha ne kadar yürütecekti, arkasını döndü, geri dönse bir yarım saat daha yürüyeceği kesindi, ilerlese ne kadar yürüyeceği belirsizdi. Acaba geride çıkışlar vardı da kârdan dolayı kaçırmış mıydı? Bu imkansız geliyordu çünkü kaçırabileceği kadar geniş bir sokak değildi. Hava soğuk değildi artık, ilerlemek zorunda kaldı, yürüyordu, yürüdükçe terlemeye başladı. Ayaklarının altında ezilen kar sesini duymaz oldu. Yere baktı ki değil kar bir ıslaklık dahi göremedi. Gökyüzüne çevirdi yüzünü ayın yerinde güneşi gördü. Yıldızlar yoktu artık. Gün doğmuştu. Nasıl olur dedi eli saatine gitti, yanılmıyordu gece bitmemiş olmalıydı.

İlerde bir kapının önünde beton yükseklik gördü ve inanılmaz bir oturma isteğiyle yığılıverdi. Sırtını kapıya aklını içinde bulunduğu duruma verdi. Neredeydi, ne oluyordu?

Ruta/6245, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okuyor

"Ölen öldü, giden gitti, biz her gidenle ruhumuzdan kaybettik."

3391 Kilometre, Beyza Alkoç (İndigo Kitap)3391 Kilometre, Beyza Alkoç (İndigo Kitap)
Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
Dün 00:13 · İnceledi

KÖR KADININ SÖYLEŞİSİ
YABANCI:
Korku vermiyor mu olanlardan söz etmek?

KÖR KADIN:
Hayır.
Çok uzak kaldı şimdi. Bir başkasıydı.
O zamanlar görebilen, bakarak ve bağırarak yaşayan,
sonra ölen.

YABANCI:
Güç bir ölüm müydü onunkisi?

KÖR KADIN:
Bir acımasızlıktır ölüm, bilmeyenlere karşı.
Güçlü olmak zorundadır insan, ölse bile bir yabancı.

YABANCI:
Yabancı mıydı o kadın sana?

KÖR KADIN:
Diyelim: Öyle oldu sonra.
Ölüm, anayı bile yabancılaştırır çocuğuna.-
Ama korkunçtur elbet ilk günler.
Tek bir yaraydı sanki bütün bedenim.
Her şeyde filizlenip olgunlaşan dünya,
kökleriyle koparıp alınmıştı içimden,
yüreğimle birlikte (öyle geliyordu bana),
tersyüz edilmiş toprak gibi öylece, yatmış,
kendi gözyaşlarımın, ölü gözlerden
sürekli ve sessiz, Tanrı öldüğünde bomboş göklerden
bulutlar dökülmesi gibi yağan
soğuk yağmurlar içiyordum.
İşitme duyum ise engin ve açıktı her şeye.
Duyulamayacak şeyleri duyuyordum:
Saçlarımın üzerinden akıp giden zamanı,
incecik kadehlerle yankılanan sessizliği,-
ve hissediyordum: Ellerimin hemen yakınında,
büyük ve beyaz bir gül solumaktaydı.
Ve hep düşünüyordum: Gece ve gece diye
düşündüğümde, bir gün kadar büyüyecek
bir ışık çizgisi gördüğüme inanıyordum ve yine
inanıyordum ki, çoktandır avuçlarımda tuttuğum
bir sabaha doğru yol almaktayım.
Annemi uyandırıyordum, uyku bütün ağırlığıyla
düşüp gittiğinde yüzümden,
anneme sesleniyordum: “ Anne, gel buraya!
Işığı yak!”
Ve dinliyordum. Uzun, ama çok uzun bir sessizlik,
ve taşlaştığını hissediyordum yastıklarımın,-
bir şeylerin parladığını görüyordum sanki ardından:
Bu, annemin acı acı ağlamasıydı, şimdi
çekip gitsin istiyordum bu olay anılarımdan.
Işığı yak! Işığı yak! Rüyamda bağırıyordum çoğu zaman:
Oda çöktü üzerime. Kaldır onu
yüzümden ve göğüslerimden.
Kaldırmalısın, yukarılara kaldırmalısın,
onu yine yıldızlara yollamalısın;
böyle yaşayamam, gökyüzü üstümdeyken.
Ama, konuştuğum sen misin anneciğim?
Başkası mı yoksa? Kimdir gizlenen?

Kim var pencerenin arkasında? – Kış mı?
Anne: Fırtına mı? Anne: Gece mi? Söyle!
Yoksa: Gündüz mü?…Gündüz mü?
Bensiz mi? Gün nasıl doğar bensiz?
Eksikliğimi duymuyor musunuz hiçbiriniz?
Beni hiç soran olmuyor mu?
Hiç hatırlanmamacasına unutulduk mu?
Biz mi? … Ama sen, oradasın;
henüz her şeyin var, değil mi?
Yüzünün çevresindeki her şeyin amacı
rahatlatmak o yüzü.
Gözlerin dinlendiğinde,
istedikleri kadar yorgun olsunlar,
açılabilirler yeni bir zamana.
Benimkiler ise yargılı susmaya.
Renklerini yitirecek benim çiçeklerim.
Aynalarım donup kalacak.
Kitaplarımda satırlar silinecek.
Kuşlarım kanat çırparken sokaklarda,
yabancı pencerelere çarpıp yaralanacak.
Artık hiçbir şey kalmadı benimle ilintili.
Bütünüyle bırakıldım.-
Ben, bir adayım.

YABANCI:
Ben de denizden geldim.

KÖR KADIN:
Nasıl? Adaya mı? … Dışarıdan mı?

YABANCI:
Sandaldayım daha.
Sessizce yanaştırdım.-
sana. Sallanıyor:
Kıyıya doğru dalgalanıyor bayrağı.

KÖR KADIN:
Bir adayım ben ve yalnızım.
Zenginim.-
Bir zamanlar, o kullanılmaktan
aşınmış eski yollar
varken hâlâ:
Bende acı çekerdim.
Her şey çıkıp gitti yüreğimden,
bilemedim nereye, başlangıçta;
ama sonra hepsini orada buldum,
bütün duygular, ne varsa beni ben yapan,
toplanmıştı, birbirini itip bağırmaktaydı
kıpırdamayan, duvarlaşmış gözlerin önünde.
O aldatılmış duygularım, hep birlikte..
Bilmiyorum yıllar mı sürdü öyle durmaları,
ama ben, hepsinin kırgın, geri döndükleri
ve artık kimseleri tanımadıkları
haftaları biliyorum.

Sonra kapandı gözlere uzanan yol.
Artık onu hiç bilmiyorum.
Şimdi her şey içimde,
Kendinden emin ve tasasız gezinmekte,
iyileşen hastalar gibi dolaşmakta duygular,
dolaşmanın tadını çıkarmaktalar,
bedenim karanlık evinde.
Kimileri oyalanmaktalar
eski anıları okuyarak;
gençler ise
hepsi dışarıya bakmaktalar.
Çünkü sınırlarıma vardıkları yerde
üstümdeki giysi camlaşmakta.
Alnım görüyor şimdi, elim
şiirler okuyor başkalarının ellerinde.
Bastığı taşlarla konuşuyor ayağım,
sesimi her günün duvarlarının arasından
kuşlar alıp götürüyor.
Hiçbir şeyin eksikliğini duymuyorum artık,
Bütün renkler gürültülerin
ve kokuların diline çevrilmiş.
Ve sonsuz bir güzellikte hepsi de,
seslere dönüştüklerinde.
Ne yapayım artık kitapları?
Rüzgâr, tek tek sayfalarını çevirmekte ağaçlarda;
ve biliyorum hangi sözcüklerin yazılı olduğunu,
hafiften yeniliyorum kimi zamanlar.
Ve gözleri çiçekler gb solduran ölüme gelince,
ulaşamıyor benim gözlerime…

YABANCI alçak sesle:
Biliyorum.

Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)Bütün Şiirlerinden Seçmeler, Rainer Maria Rilke (Sayfa 81 - Kültür)
Coşkun Deniz, bir alıntı ekledi.
21 May 00:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Keşmekeş....
Şu Taksim alanda birbirlerini ezenler, o kadar insanın içinde haktu, diye ortalığa tükürük savuranlar, sümkürenler, sümüklerini ağaç gövdelerine sürenler, hasta yüzler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bin parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, birbirlerine düşmanlar gibi, birbirlerini yiyeceklermiş gibi, birbirlerinin gözlerini oyacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben ben, ben, diyenler, bunlar mı? Kuşlarda gitti... Giden kuşlarla...

Kuşlar da Gitti, Yaşar Kemal (Sayfa 39 - Yapı Kredi Yayınları)Kuşlar da Gitti, Yaşar Kemal (Sayfa 39 - Yapı Kredi Yayınları)

Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de
*IPHONE** telefonunun alarmıyla gözlerini açtı.
*MADAME COCO** yorganını kaldırdı.
*HUGO BOSS** pijamalarını çıkarıp
*ADIDAS** terliklerini giydi.
*WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
*CLEAR** şampuan ve
*PROTEX** sabunuyla duşunu aldı.
*COLGATE** ile dişlerini fırçaladı.
*BRAUN** ile saçlarını kuruttu.
*BILL'S** gömleğini ve
*PIERRE CARDIN** takımını giydi.
*LIPTON** çayını içti.
*PROFİLO** televizyonda medya özetlerini izledi. *
Aile fertlerine
*'BYE'** deyip
*CHEVROLET** otomobiline bindi.
*PHILIPS** radyosunu açarak,
*ROCK** müziği buldu. Ağzına bir
*MENTOS** şeker attı.
Şehrin göbeğindeki
*OCEAN TOWER** 'daki ofisine varınca,
*SAMSUNG** bilgisayarını çalıştırdı.
*MICROSOFT EXCEL'E** girdi.
*OFISBOY** 'dan
*NESCAFE** 'sini istedi.
Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için
*GRISSINI**yedi. Öglen
*MC DONALDS** a gitti. Ayaküstü,
*COCA COLA** ve **HAMBURGER** ini mideye indirdi.
*MARLBORO** sigarasını yakıp
*BOYALI**gazetesini karıştırdı. Akşam üzeri iş çıkışı
*IMAGE BAR'** a uğrayıp
*BİRA'** sini yudumladı, sonra köşedeki
*CARREFOUR** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
*ARIEL** deterjan,
*DOMESTOS** çamaşır suyu,
*PALMOLIVE** şampuan,
*NESTLE** çikolata,
*SPRITE **gazoz ve
*DORİTOS** cips alarak kasaya yanaştı.
*AMERİKAN EXPRESS** kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Meltem'le
*MARMARA FORUM**'a giden Ahmet Bey,
*SHOWROOM** 'ları dolaşıp
*NIKE** ayakkabı, *
*LEVIS blue jean** satın aldı.
Akşam evde
*zapping** yaparak,
*BU TARZ BENİM** ,
*KİRALIK AŞK** ,
*MUHTEŞEM YÜZYIL** gibi programlar izledi. Aynı anda
*OUTDOOR** dergisini karıştırdı. Ve bu kadar yorgunluğun ardından uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, mutlu mutlu gülümsedi.. ** Allaha şükürler olsun Elhamdülillah Müslümanım Kahrolsun İsrail Allah belanı versin Amerika .* diyerek gerindi ve uykuya daldı...
*Hâlâ da UYUYOR. Ve ne zaman UYANACAĞI maalesef belli değil.

Göknuradair, Üç İstanbul'u inceledi.
19 May 13:39 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Üç Istanbul 'u okurken, bu kadar çok kitap okuyup, böyle bir kitabı bunca zaman nasıl okumadigima hayıflanıp durdum.
Kitap 1930 lu yıllarda basılmasına rağmen, diliyle asla yormayan, okurken alıp giden bir dille yazılmış. Edebî yönden zirve yapmış bir eser.
Osmanlı zamanının Istanbul'unun üç ayrı dönemini anlatıyor. Istihdam, Ittihat ve Terakki, Mütareke. Ve yazar, bunu kitabın ana karakteri olan Adnan üzerinden yapıyor. Adnan'in fakirlik, zenginlik ve hastalık dönemleri Istanbul'a uyarlanmış. Ah o ne hayat ne insanlar geldi geçti bir bilseniz.
Ilk 150 sayfasına kadar bana, Dostoyevski'nin Budala'sini, Karamazov Kardeşlerini anımsattı. Bir çok isim, bir sürü karakter, bir curcuna ki sormayın. 150 den sonra nasıl akıp gitti anlamadım.
Kitabın arka kapağında, "bugüne kadar yapılmış bütün sıralamalarda daima ilk 10'a girmiş efsanevi roman Üç Istanbul'u okumuş olanlara katılın " diyor. Eee ne duruyorsunuz? O vakit okuyun :)

lilâ, bir alıntı ekledi.
17 May 22:55

BAZI KİŞİSEL DURUMLAR
Gitti giden, ağzımın tadı bile
Kör bir şahidim ancak, çünkü dünya gözüyle
Neyi görebilir ki insan,
Gerçi fener olsa ne yazar en karanlık sularda
Ağaç diker güneşi baltalamak isteyen
Güneş ki bizi anar, kendini unutur da...

Güzellik Uykusu, İbrahim Tenekeci (Sayfa 10 - Profil Yayıncılık)Güzellik Uykusu, İbrahim Tenekeci (Sayfa 10 - Profil Yayıncılık)
@Pesa, bir alıntı ekledi.
17 May 09:08 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

PERİŞAN SOFRA
Öldü; ne rüzgârlar girdi içeri,
Ne bir kuş havalandı pencereden.
Öldü; kimse görmedi melekleri;
Sorma nasıl habersiz gitti giden.
Bir uzun sefere çıktı diyorlar;
Gemiyi gören var mı? Hani deniz?
Sen gittin, soframız oldu tarumar;
Doğan günü yadırgıyor hâlimiz.

Otuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı TarancıOtuz Beş Yaş, Cahit Sıtkı Tarancı