• Size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Henüz yeni evlenmiştim. Başımızda bir sürü bela vardı. Öylesine bıkkındım ki her şeyi sonlandırmaya karar verdim. Bir sabah şafak sökmeden, yanıma bir ip alıp arabama atladım. Kendimi öldürmeyi kafama koymuştum. Dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye vardım. Orada durdum hava hâlâ karanlıktı. İpi bir ağaca doğru fırlattım ama tutturamadım. Bir kere iki kere denedim ama kâr ettiremedim. Ardından ağaca çıktım ve ipi sımsıkı düğümledim. Sonra elimin altında yumuşak bir şeyler hissettim dutlar! Lezzetli, tatlı dutlar. Birini yedim taze ve suluydu. Ardından bir ikincisini ve üçüncüsünü… Birdenbire güneşin dağların ardından yükseldiğinin farkına vardım. Ama ne güneş! Ne manzara! Ne bahçeydi ama! Birdenbire okula giden çocukların seslerini duydum. Bana bakmak için durdular. Ağacı sallamamı istediler. Dutlar dallarından yere döküldü. Çocuklar yerken kendimi çok mutlu hissettim. Eve götürmek için biraz dut topladım. Karım hâlâ uyuyordu. Uyandığı zaman o da dutlardan yedi. Çok hoşuma gitti. Kendimi öldürmek için evden ayrılmıştım. Dutlarla geri geldim. Bir dut hayatımı kurtardı. Sadece bir dut, hayatımı kurtardı.

    Abbas Kiyarüstemi✒
  • Böyle bir kitap tutkusu olan var mı? Bilemiyorum. Lise yıllarımda başlayan Kitap okuma hevesi son 2 yıldır hız kazanarak kendimce iyi seviyelere geldi. Öyle ki kitap okumadan yapamaz oldum. 4-5 gün okumasam eksikliğini hisseder oldum. Birçok kitapsever tanıdığım oldu kimisi aldığı kitabın kendinden başkasının okumasına izin vermeyen, kitapları kapaklarına göre alan, seri şeklinde evde bulunsun diyen, 2. el kitaba elini sürmeyen, kitap paylaşımı yapmayan nice insanlar oldu. Ben öyle değildim galiba. Şuana kadar 250-300 civarında kitap hediye etmişimdir. Kimisini evime gelen bir dostuma, yüzünü bile görmediğim kişilere kitap kampanyası adı altında gönderimlerim, kitap okuma alışkanlığı kazansın diye en sevdiğim yazarların kitaplarını verdiğim kişiler de oldu. En son ve büyük parti çalıştığım kuruma kurmuş olduğum kütüphaneye gitti ve okudukça da gitmeye devam ediyor. Kitapları verdiğim kişilerin de içindeki yazılan konuları özümseyerek kendimce hoşuma giden yönlerini onların da algılamasını istemişimdir.

    Kitap konusuna girecek olursak anlatılan hikaye çok gerçekçi geldi bana. Hayatını kitaplara adamış bir insanın artık evine sığmayan kitaplarını çok çok farklı bir metodla hayatının içine koyması beni derinden etkiledi diyebilirim. Kitap sayfa sayısı çok az fakat etkisi çok ağır. Kahramanımızın evinde çıkan yangında kitap envanter bilgilerini içeren defterini kaybetmesi çok kötü bir durum gibi geldi. Zira bende yaklaşık 20 yıldır okuduğum kitapları bir deftere yazar, bunlarla ilgili küçük notlar alırdım. Bu siteyi öğrenince artık defterim kaybolsa korkusunu yenmiş bulunuyorum. Tüm kitapseverlerin hayatlarından bir parça bulacağı bu kitabı kesinlikle okumalılar. Herkese tavsiye ediyorum.
  • Kitabi yillar evvel (2012 olabilir), zevkine oldukca guvendigim agabeyim tavsiye etmisti. "Kizim var ya, bir seriye basladim, bayilirsin tam senlik", demisti. Durur muyum hemen siparis ettim. Ancak bir turlu baslayamadim ve 5 kitaplik bu seri, raflarimdaki diger okunmayi bekleyen kitap yigini arasinda unutulup gitti...
    Sanirim yine de okumaya niyetim yoktu. Oncelikle okumak istedigim baska kitaplar var ne de olsa. Mesela, Tanrı Yanılgısı Aynalar The Satanic Verses ya da https://www.goodreads.com/...6124936-the-outsider... Ancak gelin gorun ki gecenlerde yolum nasil olduysa Hakan Arık ile kesisti ve yine nasil becerdiyse hemen baslamam konusunda soz verdirtti.
    Gelelim sadede... Kitabi cok begendim!
    Neden mi... Cunku kitap tarih kitabi. 1812'deki Napolyon'un Moskova kusatmasi surecini anlatiyor. Ve kitabin bitiminde kisaca wikipedia'dan (https://tr.wikipedia.org/...on%27un_Rusya_seferi) savasin detaylarini da okudum ki; tarihler guzergahlar komutanlar, isimler birebir gercek.
    Gercek olmayan, kurgu olan tek kisim ise 12 kisilik ozel bir grup. Yine wikipedia'da soyle bir yazi geciyordu: "Açlık ve mahrumiyetle boğuşan Fransız askerleri geceleri ordularından ayrılıp yiyecek aradı. Bu askerler sıkça Kazaklar tarafından ele geçirildi veya öldürüldü." Bahsettigim bu ozel grup, tam da hikayenin bu kismina parmak basiyor.
    Ote yandan kurgu ve tarihin ic ice gecmisligi cok basarili. Gercek nerde bitiyor, fantastik ogeler nerde basliyor belli degil. Ana karakterler (Alexey Danilov, Dimitrey, Maks ve Vadim) kendine munhasir farkli kisilikler. Hepsinin birbirinden farkli ama kendilerince gecerli deger yargilari ve o deger yargilarinin pesinden giden hareketleri var. Ancak kimse bir Yuda olamaz.
    Ozetle, kitap guzel, denen o ki serinin en kotu kitabiymis ilk kitap. Eger hakkinda soylenilenler dogruysa, serinin devamini okumak icin sabirsizlaniyorum.
  • “bi güne daha el salladım, giden gitti
    ve ogünün şahitleride gayba karıştı
    ben düşünmek için içinden çıkamadım
    bir düş kurdum bin düşündüm düştüm ben
    ve düştüm rüküş düşlerden düşe düşe bi hal oldum ben
    var gücümle savaşıp çatışmaktayım
    yabancılık çekerek alışmaktayım...”
  • "Geçmiş olup gitti ve bilinmiyor gelecek zaman;
    Ancak akıp giden şu anın sahibidir insan. "
  • https://m.youtube.com/watch?v=9yqFC-dkHro

    Şu karşıki yayla ne güzel yayla
    Süremedim demi kalıyor şöyle
    Ala gözlü Pirim sen himmet eyle
    Bu yıl bu yayladan Şah'a gideriz

    Pir Sultan Abdal' ım dünya durulmaz
    Gitti giden ömür geri dönülmez
    Nazar ettim Şah gönlümden ayrılmaz
    Bu yıl bu yayladan Şah'a gideriz
  • Kimse kıymet bilmedi. Belki zamanın, belki aşkın, belki de sağlığın. Şimdi ağlamalar boşa. Giden gitti, geçen geçti...