Geçmişi barındıran eski bir Kuzguncuk apartmanı ve oturanları
7/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Kuzguncuk'ta bahçeli bir apartmanda yaşayan -sığınan mı demek daha doğru bilmiyorum- çoğu yaşlı insanların kader yolculuklarının onları burada bir araya getirip derin bir dostluk kurması ışığında, eski günlerden söz etmeleri, 6-7 Eylül olayları nedeniyle çektikleri acılar, İtalya'dan gelen Defne'nin babaannesinin yaşamını ve başından geçenleri araştırmak için orada bulunuşu anlatılıyor. Karakterlerin hepsi renkli. Bu kitaba öykü kitabı denilmiş ama aslında tek bir uzun öykü olarak okunabilir.
Edebiyat
Fresko ApartmanıBaşak Baysallı · Everest Yayınları · 2020606 okunma
Her Ölüm ardında bıraktıkları için hep biraz cinayetti.
Puan vermedi
Annelik kavramının, ailenin ve toplumsal alanda yaşanan kırılmaların, bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşların konu edildiği roman, aile müessesesinin ruhunu sakatlayan karanlık yönlerinden bahsederken, ensest gibi tabulaşmış konuları da ele alıyor "Kendim çok günahsızmışım gibi sana ceza kesebilir miyim" (syf.9) (Annesi ilk aradığında) “Çünkü ben, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların şehrinden, kaçak annelerin cehenneminden, hiç görmediğim annemin dizinin dibinden geliyorum, birbirine sıkı sıkı sarılarak yaşama kudreti bulanların huzuruna.” (Syf.86) Kırk üç yaşında aldığı bir telefonla hayatı temelinden sarsılan Süreyya’nın öyküsü. Süreyya, bir “hayalet yazar”dır; yani kendi metinleri başkası tarafından kitap olarak basılır, kimse gerçek yazarın Süreyya olduğunu bilmez. Onun kitaplarının yeni sahibi ise yeteneksiz, edebiyatı sadece bir heves olarak gören NY adlı karakterdir. Nermin Yıldırım bu karaktere kendi isim soy isminin baş harflerini vererek güçlü bir ironi de yapıyor aynı zamanda. NY dışında kitapta oldukça güçlü çizilmiş Zennur, Rıdvan, Çeşminaz Hanım gibi yan karakterler de var. Ana kahramanımız Süreyya gibi gözükse de Nermin Yıldırım’ın bu kitabı çok katmanlı bir yapıya sahip. Kitabı okurken sadece Süreyya’nın hayatına tanık olmayız, aynı zamanda onun roman kahramanları olan Nihal, Kasım, Çiğdem, Müşide’yi de tanırız, severiz bazen de onlara kızarız. Sancılı bir geçmişin yoğurduğu sancılı bir karakter Süreyya. Çocukluğundan beri onu insanlardan uzaklaştıran içinde taşıdığı bir sıkışmışlık hissi var. Kendinin de anlamadığı bu hissin temeline ise küçükken annesi tarafından terk edilmesi yatıyor. Süreyya kimse onu sevsin istemiyor gibi, bu yüzden de sahici yakınlıklar kurmuyor, kuramıyor. Fakat yıllar sonra gelen o telefon, ruhunu ve kalbini alt üst
Edebiyat
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,2bin okunma
MUHAKKAK OKUNMASI GEREKEN BİR ANI-BELGESEL BAŞ YAPIT
10/10
·804 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
(E) SOSYOLOG ALBAY ALİCAN TÜRK’ÜN; “28 ŞUBAT – SİNCAN’DAN TARİHE NOTLAR” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ (E) Sosyolog Albay Alican TÜRK’ü ilk defa 2025 yılı Ağustos ayı başında tanımış ve tanışmıştım. Üç kitabı vardı hepsi de ilgi alanımda olan. Bundan önce iki kitabını okumuş ve geniş birer değerlendirme ve tanıtım yazısı yazmıştım. Tanışmamızın hemen arkasından, kısa süre içinde gelmişti bu okuma ve değerlendirme faaliyetlerim. Sayın yazarın bir kitabını okumamış olmayı ise büyük bir eksiklik olarak görüyordum kendi adıma. Tam 800 sayfa ve büyük boy (sayfa ölçüleri büyük) olan kitabını sona saklamıştım. Ve bugün (09.01.2026), sayın yazarı tanımamın ve kitapları ile tanışmamın üzerinden henüz beş ay geçmiş iken, son kitabını da okuyup bitirmenin ve bu tanıtım ve değerlendirme yazısını yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bakınca insanın gözünü korkutan bu çok kalın kitabı okumaya 25.12.2025 günü başladım ve sistematik/düzenli bir okuma ile 09.01.2026 günü bitirdim. Yani günde ortalama 50 sayfa okuyarak 16 günde bitirmiş oldum. Okumamın bu kadar uzun zaman almasının sebebi –yukarıda da bahsettiğim üzere- 800 sayfa ve sayfa boyutlarının büyük olmasının yanında, notlar alarak analitik bir okuma tarzını tercih etmem idi. Önceden iki cilt olarak basılmış, daha sonra ise iki cilt birleştirilerek tek kitap olarak piyasaya çıkmış. Kitap, 1. cilt ve 2. cilt olarak bölümlendirilmiş. Sayın yazarın kim olduğu ve onu nasıl tanıdığım ve tanıştığım konularına önceki iki kitabının değerlendirmesinde genişçe yer verdiğim için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. **** Siyasal İslamın bitmek tükenmek bilmeyen asker alerjisi ve rövanş alma manevraları… Taa 1950’lerde başlıyor aslında bu furya. Yine çok güçlü bir sağ iktidar ve yine askeri pasifize etme, kodları, genleri ve teamülleri ile
28 Şubat: Sincan'dan Tarihe Notlar (Cilt 1-2)Alican Türk · Galeati Yayıncılık · 202310 okunma
bir yemek nasıl yapılmaz? bir kitap nasıl yazılmaz?
1/10
·176 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 19:50
Mustafa Kemal'in en sevdiği yemeklerden birini kendisi hakkında okumalar yapan muhtemelen çoğu kişi bilir.. bu yemek, etsiz kuru fasulye; kendisinin ifadesiyle, yağlı fasulyedir.. peki bu yemek nasıl yapılır? şöyle; kuru fasulye, sıvı yağ, kuru soğan, salça, su, tuz gerekli miktarda temin edilir.. tencerenin içerisine önce eldeki sıvı yağ dökülür.. üzerine önceden doğranmış soğan eklenir.. soğanlar yağ içerisinde pembeleşinceye kadar kavrulur.. yağda kavrulan soğanın üzerine salça eklenir.. kısa süreliğine salça ve soğan bir arada karıştırılarak kavrulur.. devamında kavrulmuş salça ve soğanın üzerine kuru fasulye eklenir.. tencerenin içerisinde yer alan fasulyenin üzerine de miktarınca su ilave edilir.. bir süre sonra suda yumuşayan tencere içerisindeki kuru fasulyenin üzerine de gerekli oranda tuz ilave edilir.. ortalama yarım saat ocak üzerinde pişirilir.. evet, etsiz kuru fasulye ya da yağlı fasulye servise hazır.. ek: pişirilecek olan kuru fasulye pişirilmeden bir gün önce suya yatırılır, suda bekletilir.. yukarıdaki kuru fasulye yemeği tarifinin sıralaması yemeği yapan kişi tarafından değiştirilirse, ek olarak; fasulyeler bir gün önceden suda bekletilmezse, kuru fasulye ya yenilecek halden çıkar ya da tatsız tuzsuz, ne idüğü belli olmayan yavan bir yemeğe döner.. elbette bu tarifte malzemeler arası miktarın birbiri ile uyumu da önemlidir.. malzemeler arasındaki uyum oranı bozulunca da kuru fasulye yemeği, kuru fasulye yemeği olmaktan çıkar.. örneğin; bir gece suda bekletilmemiş kuru fasulyeleri, suyu malzemeye kıyasla bol yaparsanız, üzerine de tencereye önce fasulyeleri, sonra suyu, sonra soğanı, sonra yağı, en sonda da salçayı koyarak yaparsanız süreç sonunda tencere içerisinde göreceğiniz görünüşü bakımından büyük bir hayal kırıklığına uğratır sizi, damak
Mustafa Kemal Atatürk
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,519 okunma
Boyun eğmez bir işçi önderinin hikayesi..
Puan vermedi·160 syf.··
2025 37. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 02:54
Ali Kar’ın yalnız kendi yaşamını değil, Türkiye’de işçi sınıfının bütün bir tarihsel gerçekliğini ilk ağızdan aktaran bir tanıklık kitabı. Fakir bir ailenin çocuğu olarak başlayan bu yaşam öyküsü, sınıfsal dezavantajla hayata atılanların kaderini değiştirme çabasına dair güçlü bir örnek sunuyor. Kar’ın hikâyesi, daha çocukluk yıllarında parasızlıkla boğuşarak, eğitim için ineklerle yolculuk ettiği günlerden itibaren zorluklarla iç içe. Ardından gelen askerlik dönemi, üstlerin baskılarıyla ve haksızlıklara karşı başkaldırısıyla şekilleniyor. O, hiçbir dönemde sessiz kalmayı seçmeyen biri; arkadaşlarının sesi olduğu için cezalandırılan, fakat boyun eğmeyen bir karakter. Bu duruş, onu ordudan uzaklaştırsa bile hayatının yönünü keskin bir biçimde belirliyor. Kendisini ait olduğu sınıfa, proleteryaya adaması da tam burada başlıyor. Maden işçiliğinden temizlik işçiliğine kadar pek çok alanda çalışan Kar, her ortamda işçilerin hakkını savunan, örgütlenmeden yana taviz vermeyen biri. Bu duruş, sonunda onu TSİP’in kurucularından biri haline getiriyor. Kitap, dönemin sol partileri arasındaki fikir ayrılıklarını ve bu tartışmaların sendikal alanlara nasıl yansıdığını, Kar’ın doğrudan tanıklığıyla en “ham” haliyle ortaya koyuyor. 12 Eylül faşist darbesi sonrasında yurtdışına kaçmak zorunda kalışı, hikâyenin kırılma noktalarından biri. Ancak dışarıda geçen yıllar bile onun mücadele çizgisini değiştirmiyor; sendikal çalışmalara katılıyor, işçileri örgütlemeye devam ediyor. Nerede olursa olsun, baskıların ve mobbinglerin onu yıldırmadığı, sınıf bilincine sıkı sıkıya bağlı bir önder olarak varlığını sürdürüyor. Bu kitap, bir işçi önderinin mücadele dolu yolculuğunu romantize etmeden, süssüz ama çarpıcı bir dille aktarıyor. Bir sınıfın kendi içinden çıkardığı bir önderi, kendi
Siyaset
AnılarAli Kar · Ayrıntı Yayınları · 20212 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2019 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2019 00:00
" TAVANA ASILAN MEVSİM ŞERİDİ Mesleğime başlarken ona sımsıkı sarılmayı ilke edinmiştim. Klasikleşmiş okulların öğretmenleri gibi öğrencilerine hep öğreten değil, yeri gelince öğrenciden öğrenmeyi yeğleyen bir öğretmen olacaktım. İlkem öğretirken öğrenmeyi İçime sindirebilmek olacaktı. Bu ilkeden yürüyerek öğrencilerimin hep sormalarını isteyecektim ve bunu alışkanlık haline getirecektim. Yani soru soranlara daha fazla ilgi göstererek öğrencilerimin daha çok soru sormalarını teşvik edecektim. Günlerden bir gün dersliğimizde ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerimle "Mevsimler" konusunu işliyorduk. Dersliğin duvarında asılı olan mevsim şeridi üzerinde konuyu işledik. Sıra öğrencilerin soru sorma ve katkıda bulunma bölümüne gelince ikinci sınıf öğrencilerimden Rukiye Küçük elini kaldırdı. Kendisine söz verince ayağa kalktı ve mevsim şeridimize yaklaştı, en sonda yer alan ağustos ile en baştaki eylül ayını göstererek: "Öğretmenim bu iki ay birbiriyle duvarın arkasında mı birleşiyorlar?" demez mi?. İşte o zaman duvardaki mevsim şeridinin bu haliyle hiçbir işe yaramadığını anladım. Dördüncü ve beşinci sınıflara dönerek; "Evlerinde eleği erimiş, sadece kasnağı kalmış, kalbur kasnağı olanlar ve bu kasnağı okulumuza getirmek isteyenler ellerini kaldırsınlar." diye sordum Bunun üzerine dört beş öğrenci ellerini kaldırarak, "Bizde var öğretmenim." dediler. Bana sadece dört kasnak gerekiyordu. Bu nedenle parmak kaldıran çocuklardan dördünü evlerine göndererek kasnakları alıp getirmelerini söyledim. Daha sonra bu öğrencilerin getirdiği kasnakları okul bahçesinin bitişiğindeki köy çeşmesinin su ile dolu olan yalağına taşla bastırdım. Bir süre su içinde islanan kasnaklar karton gibi yumuşamıştı. Bunların çivi ile çakılı olan uçlarını açarak dördünü birleştirip büyük tek çember
Çitlembik Kayayı ÇatlattıSüleyman Dinçer · Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği Yayınları · 20192 okunma