• 495 syf.
    ·14 günde·Beğendi·9/10
    Dan Brown bu kitabında tarihin bilinmeyen yönlerinden ilham almış ve kitabı titiz bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkarmış.

    Türü her ne kadar macera-aksiyon olarak belirtilmiş olsada bunların yanı sıra gizem, sanat ve tarihle harmanlanmış olan bu kitabı elime aldığım ilk anda okuduğum diğer aksiyon kitaplarından çok farklı olduğunu anladım.

    Çoğu macera-aksiyon kitapları okuduğumuz anda bizi içine çeker fakat kitabı bitirdikten kısa bir süre sonra aklımızda kalan tek şey zihnimizde canlandırdığımız bir kaç sahne olur. Fakat bu kitabı yeni bitirmeme rağmen okuduğum diğer macera kitaplarıyla aynı kaderi paylaşmayacağına eminim. Çünkü birçok dalda birçok şey öğrendim mesela fi sayısının mükemmelliği, Da Vinci'nin eserlerinin içeriği, birçok sembolün anlamı, tapınak şövalyeleri, sion tarikatı, pagan inancı vs...

    Pagan inancı hakkında bildiğim tek şeyin Hıristiyanlarla olan savaşlarını anlatan Agora filminin içeriği olmasına bakarsak genel kültürüm kitaptan önceki seviyesinden çok daha üst seviyeye ulaşmış durumda.

    Bunların yanı sıra kitabın birçok dal içermesi dilini ağırlaştırmamış gayet sade akıcı bir anlatıma sahip. Olay örgüsü hızlı gelişen bir kitap olduğundan tek solukta okunma özelliğini barındırıyor ama ben yine de yavaş yavaş okumanızı öneririm aksi halde kitap oldu bittiye gelebilir.
    Özellikle gizem, tarih,bulmaca sevenlerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim .

    Son olarak Kutsal Dişi kavramını ele alan bu kitap hakkında inceleme yapıp da Kopernik'ten 1000 yıl önce dünyanın yörüngesi ile ilgili çalışmalar yapan ve sadece kadın ve pagan inancına sahip olduğu için katledilen İskenderiyeli Hypatia' yi saygıyla anmadan geçemeyeceğim.

    Herkese keyifli okumalar.
  • 608 syf.
    ·25 günde·Beğendi·9/10
    MERHAMETLİ DEĞİL MİYİM?
    DEĞİL MİYİM MERHAMETLİ?
    EĞİLMEDİM, RAHMETLİYİM?
    TARİH MELEĞİM MİDYELİM?
    ..... ETLİ TEMA M L Ğ ?......
    ..... MA Tİ Lİ DE MİĞ ? ......
    <HATA>

    Başlarda ben ne okuyorum ya diye kendime sorduğum bir kitabın sonunun beni böylesine etkileyeceği aklıma gelmezdi fakat oldu. Uzun zaman unutamayacağım bir kitaba dönüştü ve beni bitişinden sonra bile etkisi altında tutabilen sayılı kitaplardan biri oldu.


    Ben okurken böyle düşünüyorsam, 'Ne okudum?!' gibi, bu kitabın yazarları acaba ne düşünmüşlerdir yazarken?
    Ben ne okudum ?
    Ben ne yazdım?
    Ben ne için saatlerimi harcadım ?
    Ben ne için yıllarımı verdim?
    Tabi ki bu düşünceler kitabın ilk 70-80 sayfasına kadar benimle birlikteydi . Daha sonra kendimi kitabın atmosferine uydurdum ve su gibi akıp gidecek bir olay örgüsüne dönüştü benim için. Kitabın ilk 70-80 sayfası 'Ne okuyorum?' diye düşünmekle, 90 ile 180 sayfaları arası atmosferi yavaş yavaş tanımakla ve sevmekle, 180 ile 400 artık olayların tam ortasında hissetmenin verdiği yıkım ve heyecan ile ve 400 ile 600 arası ise zaman zaman şaşkınlığa, zaman zaman küfürler savurmaya, yeri geldiğinde karakterin yaşadıklarına karşı hüzünlenmeye veyahut gülümsemeye sevk etmesiyle bitti. Nasıl bitti hala kendime gelmiş değilim.

    İlk başta Ocak ayında 40 sayfa kadar okuyup yarıda bıraktığım bir kitaptı ayrıca çünkü okumaya devam edersem şayet kendimi beyinsiz diye kabul edeceğimden korktum çünkü bir cümlesini bile anlamadığım sayfalar çoğunluktaydı.
    Kelimelerin ağırlığı veya cümlelerin yoğunluğundan değil olayın atmosferini alamayışım yüzünden, sayfaları en az on kere okuduğumu, en az beş kere en baştan başladığımı hatırlıyorum ki yarıda bırakmama sebep bu olmuştu. Lakin bilim kurgu kitaplarını çok sevdiğimden ve reklamlar olsun tanıtımlar olsun kitabın yayımlandığı dönemde arşa çıktığını bildiğimden bu kitabı okumadan edemem diye yeniden başladım ve iyi ki başlamışım.

    Kitabın kapak tasarımından tut, sayfa dizaynına kadar hepsi o kadar farklı ve alışılmışın dışında ki , gören o ne, ne kitabı o , tıp öğrencilerinin kitaplarına benziyor, onu nasıl yanında taşıyorsun gibi şeyler söylediler çünkü boyutu da kendisi kadar kocaman bir roman, ebatı 15x22 şeklinde ayrıca ciltli ve şeffaf kabı ile kitabın kapağının uyumunun da ayrı bir muntazamlığı var.Fantastik ve distopik öğeler barındıran bu romanın baş karakterleri, lise öğrencisi aşıklar Ezra ile Kady, bir anda yaşadıkları Kerenza gezegenini, uzayda hüküm süren şirketlerden birinin saldırısı altında buluyor, olanlar oluyor ve GalaksilerArası bir savaşın ilk tohumları atılıyor. Gezegen istilasından kaçmak için birden ona sığınak olan gemilerinin -Alexander- de korkunç savaş gemisi Lincoln tarafından kovalandığını, yayılan Phobos Virüsüne yakalanan eski insanların bir zamanlar en sevdikleri, en yakınları olanları bile cani yollarla öldürme girişimlerine maruz kalıyorlar. Olayın işine AIDAN girdikten sonra da beni en heyecanlandıran kısımlar başlamış oluyor.Kitabın olayı hakkında daha fazla spoiler vermek istemiyorum ve yeniden yüzeysel yorumlarıma devam ediyorum.

    Yukarı anlattığım kitabımızın konusu ile tasarımının bütünlüğü o kadar uyumlu ki, dışı olsun içi olsun, karşılıklı dialoglar olsun, hazırlanmış tıbbi raporlar, gözetim kayıtları, askeri evraklar, dosyalar, özel mesajlar, şemalar, tasarımlar, AIDAN'ın verdiği <HATA>'lar ve Kady'nin günlüğünden kesitler olsun, her şey mükemmeldi. Çok fazla film izlemediğimden - belki benzerleri vardır- ve daha önce bu şekilde bir kitap okumadığımdan benim için ilginç ve mega bir hayal gücü ile yazılmış olduğunu düşünüyorum ve yanılmıyorum çünkü;
    Kirkus, Yılın En İyi Kitabı, 2015 ;Booklist, Yılın En İyi Gençlik Romanı, 2015 ;YALSA, Yılın En İyi Romanı, 2016 ;VOYA, 2015’in En Çok Okunan Kitabı ; Romantic Times, Yılın En İyi Kitabı ; Amazon, Yılın En İyi Gençlik Romanı, 2015 gibi ödüllere layık olunmuş bir roman. Okurken bir ara öyle şeyler hissettim ki bu kitabın filmini hemen izlemeliyim diye internete koştum ama henüz ne bir film var ne başka bir şey. İlk yayına sürüldüğü zaman Brad Pitt tarafından satın alınmış hakları ama hala beklemekte ve çıkmasını Silmarillion dizisinin çıkmasını bekleyeceğim kadar bekleyeceğim herhalde.

    En sevdiğim karaktere gelirsem; içinde kocaman şehir boyutunda bir beyin yanan Hypatıa motoru, Yapay Zeka AIDAN. Yapay Zeka'nın bir karaktere büründüğü isim ayrıca kendisi. Otostopçunun Galaksi Rehberi serisinin Marvin'i veya Altın Kalp'in motoru gibi.
    Normalde gemiyi ve filoyu koruması gereken yerde tam tersini yani filonun tüm nefes alan canlılarının aleyhine hamleler yapan Über Zeka AIDAN. Kady'ye yaptırdıkları, Kady için yaptıkları, talimatları, duyguları ve en sonda olanlar en sevdiğim olması için küçük nedenlerden birkaçı.

    İşte görenlerin İlluminati kitabı sandığı ama İlluminati ile uzaktan yakından alakası olmayan İlluminae böyle bir kitaptı. Serinin diğer kitaplarını okumayı heyecanla bekliyorum, bu kitapta da olduğu gibi onları da ablamdan araklamayı planlıyorum, şimdiden sağol aşkım :P herkesin senin gibi bir ablası olmalı <3
    Sema Koçak Akdoğan


    ALINTILAR

    #41599166
    #42057681
    #42563474
    #42603543
    #42605472
    #42721544
    #42777196
    #42778339
    #42787069
    #42787650
    #42790267
  • 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü |
    En Sevdiğim Kadın Yazarlardan 10 Adet Kitap Önerisi:
    https://youtu.be/ymtS7WAG2fQ

    Tarihin en suçlu bilinmeyeninden, daha çok ölümleriyle bilinene...

    Ben, erkek. Bir çocuktum zamanında, öyle de kalmam gerekirdi. Sonraları artık büyümem gerektiği anlatıldı.
    Masumluğumu kaybettiğim nokta işte tam da o kırılma noktasıydı.
    Anlatılması gereken hikaye ise benim değil, unutulanlara ve anlatılmayanlara ait olan yarım kalmış hikayelerdi.

    Suçluyorum!

    Bugün senin doğum günün, kadın. Ne o, yoksa kutlamayacak mısın?
    Bugün suçluluğumun en çok yüzüme vurulduğu gündür, kadın. Ne desem sana, nasıl affettirsem kendimi?
    Suçluyum ve en kötüsü de tarih boyunca hiçbir mantıklı bahanem olmadan suçluyum sana karşı, ey kadın.

    Sen, kadın. Ben senin çoğu zaman ölüm günün oldum. Oysaki sen benim annemdin, doğum günümdün. İşte bu kadar vefasız bir mahluktum.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Sükeyne bint Hüseyin'din. Beş kez evlendin ve bu beş evliliğin hiçbirisinde kocana boyun eğmeyi kabul etmedin. Ölüm günün olacaktım az kalsın senin. Zor kurtuldun elimden.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Hypatia'ydın. Çekemedim düşünmeni ve sorgulamanı. Yok ettim bu dünyadan seni. Parçalarına ayırdım bilgi dolu bedenini. Bu, matematiğin belki de tarihteki en kederli günüydü. Sayılar bile birbirine küsmüştü o gün. Bedeni parçalara bölen insanların varlığının yanında sayıların bölünmesinin ne anlamı kalırdı?

    Sen, kadın. Bir zamanlar tekstil fabrikasında hakkını aramak için grev yapan kadınlardın. Kitledim seni içeri, yaktım 129 tane benzerini acımadan. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne sebep oldum.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Anne Frank'tin. Aldırmadım sadece masum bir çocuk olmana. Yeryüzü ve savaşlar daha çok ölü istiyordu. Attım insanlık ayıbım olan toplama kamplarımın içine seni. Senin gibileri toplarken aslında hayatın içinden çıkarmıştım sizleri. Dört işlem arasında çarpan kalpler ve bölünen ırklar bu olaya kayıtsız kalmıştı.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Farkhunda'ydın. İftira attım sana. Dövdüm, yerlerde sürükledim. Linç ettim seni hemcinslerimle birlikte. Bir çatıdan aşağı attım suçsuzluklarını. Arabayla geçtim üzerinden, benzinle yaktım bedenini. Ateş ilk kez icat olmayı bu kadar istememişti.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Özgecan'dın. Parçalarına ayırdım aklındaki hayallerle birlikte seni. Cehennem oldum gülüşlerine. En sevdiğin şiir olan "Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın" şiirinden yola çıkarak seni kör bir hayat kuyusunda merdivensiz bıraktım. Nokta oldum yazdığın ve yazacağın bütün şiirlere. Üç nokta ilk kez noktanın yerine geçmeyi bu kadar çok istemişti.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Şule Çet'tin. Ceza vermeliydim sana cinsel zevklerimi doyurmayı kabul etmediğin için. Bunu bana nasıl yapardın? Aşağı attım gökdelenin tepesinden masum bedenini. Kendi zevklerim yerine yeryüzünün kan ihtiyacını doyurdum, onun hiçbir zaman doymayacağını bile bile. Fakat ne de olsa ölümlerine, başarısızlıklarına kader ve fıtrat deyip de geçiştiren bir ülkedeydim. Şule'nin de ölümü aşırı önemli gözükmemeliydi, hatta intihar süsü vermek iyi bir fikirdi.

    Sen, kadın. Bir zamanlar Fantine'din. Anneydin. Görmen gerekiyordu çocuğunu. Ama bana da para lazımdı. Dişlerini ve saçlarını sattırdım. Yetmedi. Çocuğunu göstermedim. Son çaren olarak adını "fahişe" olarak değiştirmene sebep oldum. Sefiller romanındaki en nefret edilesi karakterdim.

    Sen, kadın. Bir zamanlar bilinmeyen bir kadındın. Mektuplar yazardın bana. Mektup yazma sırası ise artık bendeydi. Ben daha çok bilinmemeliydim ve sen de daha çok bilinmeliydin. Hiç kimse beni cinayetlerimle bilmemeliydi fakat herkes seni ölümleriyle bilmeliydi.

    Sen, kadın. Sen, Kafka'nın kuşuydun ve ben tarih boyunca senin kafesin oldum. Özgürce uçmaya çabaladığın her an seni kafeslere soktum.

    Sen, kadın. Toprak Ana'ydın. O kadar çok toprağa gömmüştüm ki senden, toprağı bile artık senle adlandırdım.

    Gözyaşına sebep oldum kimsenin yüzünden silmediği,
    Bağrındaki taşa sebep oldum kimsenin yerinden oynatmadığı.
    Acılarına ve içinde sakladıklarına sebep oldum kimsenin dinlemediği,
    Küfürleri bile seninle adlandırdım kimsenin ağzımdan ayıramadığı.
    Özgürlüğüne, hayallerine ve gülüşlerine müebbet bir hapis cezası oldum cezasını sadece senin çektiğin.
    "Çok da şeyimde!" dedim ölümlerini duyduktan sonra. Bir tek o anda doğruyu söyledim. Beynimin yerine şeyimi koydum.
    Laf attım, tecavüz ettim, aldattım, arkandan konuştum, öldürdüm.
    Kendimi suçluyorum!
    Affım yok bütün bunlardan sonra. Beraat edemem insanlık mahkemesinden artık.

    Suçluluğum ve kelimelere sığamayacak iğrençliğim artık o kadar tescillendi ki, http://www.anitsayac.com adında dijital bir anıt kurulmasına ve 2019 yılının henüz başında 86 sayısı yazmasına sebep oldum. Bütün cinayetlerimden sonra dijital de olsa bir ödül verilmişti bu yüz karası başarıma en sonunda.

    Erkek, kendi suratına tüküremiyor ya... En acısı da bu olsa gerek be kadın. Tarihte yakılan o kadar kitaptan sonra, yakılmayı en çok hak eden bir mektup yazıyorum sana kadın.

    Ah kadın, emin ol ki aynaya baktığımda utanıyorum yüzsüz yüzümü görmekten. Aynayı icat eden adama sövüyorum her gün içimden.

    Ölme artık kadın ölme. Sana yalvarırım ölme artık. Yaşamalısın. Her zaman yaşamalıydın...

    Hislerimin böyle olduğu bir gün nasıl kutlu olabilir ki ey kadın?

    Candın sen, hâlâ da cansın. Ben ise senin sürekli canını aldım.

    Bir erkek olarak seni her gün değil bir tek bugün hatırladım.

    Kalktım bir de unutulmuş olan cesetlerini listeleyip bir mektupla yine sana hatırlattım.

    Suçluyorum kendimi çünkü hiçbir zaman iflah olmayacağım.

    Ben yüz karasıysam, sen bembeyazsın be kadın.

    Azrail'in yetişemediği listesinde olmasın artık adın...
  • 608 syf.
    ·5 günde·7/10
    İlk defa böyle bir kitap okudum ki okuyan herkes de bana hak verecektir. İçine geçmeden evvel dış kapağı hemen cezbediyor insanı. Boyutları da epey büyük. Hatta hiç üşenmedim, gittim bakkalda tarttım. Tam 915 gr. geldi. Ayrıca kitap kapağı tasarımına bu kadar önem veren başka bir yayınevi de yoktur bence. Bundan dolayı da fiyatı pahalı olabiliyor. Bu alışkanlıkları hem lehine hem de aleyhine bir durum oluşturuyor. Ne de olsa insanlar genelde kitap içindekine önem verirler. Eh, biraz da kitabın içinde neler varmış, onu görelim:

    Günümüzden 5-6 asır sonrasına ait Kerenza adlı bir gezegende yaşanan olayları gözlemliyoruz. Bu gezegende bir şirket tuhaf bir elementi çıkarmak için maden üssü kurar. Ama bu maden üssü başka bir şirket olan Beitech'i tahrik eder. Ve aniden tüm filosu ile o bölgeye doğru hareket eder. Bu bölgede faaliyet gösteren Alexander, Hypatia ve Kopernik gibi uzay gemileri de düşmanı karşılamak için harekete geçer. İki kahramanımız olan Kady Grant ve Ezra Mason da bu telaşlı hareketin içinde yer alır. Gemilerini korumak için canla başla mücadele ederler. Fakat başka bir şey daha meydana gelir ki artık olaylar çığrından çıkar. Çünkü ortalığı kasıp kavuran bir virüs vardır. Ve bu çok tehlikelidir!

    Uzay savaşlarını konu alan bu kitap, bilim-kurguya farklı bir açı kazandırmıştır. Sayfaları çevirdikçe sanki bir çizgi-roman okuyor gibi oluyoruz. Bazen tuhaf çizimler, hoş resimler ve istatistik tabloları ile karşılaşıyoruz. Ama kitabı farklı kılan bu detaylar çok büyük dezavantaja da neden olmuş. Çünkü genel olarak normal bir kitap boyutunda değerlendirirsek elimize 250-300 sayfalık bir eser çıkacağından şüpheniz olmasın. Bir de okunmasının belki zevkli olduğunu düşünenler vardır ki buna kesinlikle katılmıyorum. Evet farklı bir okuma stili var fakat asla sağlıklı ve tempolu bir gidişat yok. Hızlı bitti ama ben bunu içi tek kelimelik bomboş sayfalarla veya içi uyarı niyetinde amblemler dolu kapkara sayfalarla başardım. 2-3 dakikada 10-15 sayfa rahatlıkla okunabiliyor. İlk sayfalar zaten bir eziyetle başlıyor. Sanal ağlarla yapılan gemi içi mesajlar ve matematiksel raporlar da belli bir seviyeden sonra esere zarar verebiliyor, çünkü geriye doğru baktığımızda bazı şeyler hafızamızda kalmıyor. Sonuç olarak farklı bir kitap olduğu için farklı düşünenler de olabiliyor. Zaten yapılan yorum ve incelemeler, konudan ziyade genellikle kitap içi görseller üzerine oluyor. Beğendiğim veya ayrı bir zenginlik olarak düşündüğüm ise yapay zeka olan AIDAN'ın maceraları. Değişik bir tat bıraktı bende. Serinin ikinci kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Bakalım onlar nasıl olacak? Saygılar...