• 327 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabın adına bakınca insan deli bir kadının anılarını okuyacağını falan düşünüyor. Ama daha ilk sayfada böyle olmadığını anlıyorsunuz. Savaş sonrası memleketinden kopup gelen Şemsettin Bey ve Bestenigar’ın hikâyesi var bu kitapta.
    Roman 1900 yıllarda geçiyor. Birinci Dünya savaşı, göçler, sürgünler, yaşanılan acılar, hayata tutunma çabası, o dönemin içinde satırlarla bile olsa olmak bambaşka bir duygu…
    Doktor olan Şemsettin Bey eşini ve oğlunu savaş zamanı kaybedince daha fazla dayanamayarak İstanbul’a gelir. Ailesi olmadan hayatta kalamayacağını düşünen bu adam ölümü düşünürken simitçinin bir sözüyle hayata daha sıkı sarılır ve işine geri döner. Doktorluğun yanında istihbarat hizmeti de vermeye başlar.

    Savaştan kaçan bir başka insan ise Nigar. Nigar nişanlısının habersiz olarak başka biri ile evlenmesi ile aklı dengesini yitiren genç bir kız. Savaşta ailesinin katledilmesiyle abisi Ziya ile birlikte İstanbul’a gelirler. Doktor olan ve hiç çocukları olmamış dayısı Talat beyin evine yerleşirler.

    Güzelliği dillere destan olan Nigar’ı dayısı kendisi gibi doktor olan Şemsettin Beyle evlendirerek hem sağlığını hem de hayatını teminat altına aldığını düşünür.
    Ama savaş zamanı kim güvende ki? “Kadere inan Tabip Bey, saadet yazılı değilse alnında, ne yapıp ne edip elem seni bulur, hem de her şey yolunda derken”

    Kitap savaş zamanı çekilen acıları bir kez daha göz önüne çıkartıyor. Dönemin yaşam şartları, çekilen acılar, ülkesi ve ailesi için umut dolu yürekler. Bunun yanında her bir karakterin farklı hikâyesi ile birleşince okumaya değer çok güzel bir tarihi kurgu çıkmış ortaya. Yazarın kalemi, olayları ele alış biçimi çok güzeldi, severek okuduğum kitaplardan oldu.
  • 336 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dünya Ağrısı

    Ayfer Tunç'tan okuduğum ilk eser. İtiraf etmeliyim; Ayfer Tunç ismini son zamanlarda sık sık görmeye ve duymaya başlamıştım. Yazarı beğendiğini söyleyen hocalarım vardı. Buna rağmen biraz tereddüt ederek başladım Dünya Ağrısı'na. Sayın Tunç, tereddütlerimin boşuna olduğunu gösterdi. Kitap gittikçe içine çekti beni. Sürükledi mi desem yoksa ben mi sürüklenmek istedim o konuda bir şey söylemem mümkün değil. Çünkü "kitabı siz okumuyorsunuz, kitap kendini okutuyor." Yazar, Mürşit adındaki karakter özelinde toplumun -İsmet Özel'in "Ne derler acaba diye kahrolası bir put vardır" sözündeki ne diyecekleri merak edilen baskın gücün- beklentileri ve telkinleri doğrultusunda hayatını oluşturmak zorunda kalan kişilerin bilindik ama ilginç hikâyelerine ayna tutar. "İnsan bir uçurumdur." sözü sık sık tekrarlanarak okuyucuda bu hissin oluşmasına öncülük eden yazar, sanki dünyanın bütün ağrısını kaleminden Dünya Ağrısı'na oradan da okura boşaltarak bu sırra vakıf olan kişi sayısını arttırmak istiyor. Söz konusu sırra vakıf olmak isteyen herkesin okuyabileceği güzel bir roman. Okuyun pişman olmazsınız.
  • 664 syf.
    ·17 günde
    Okuduğum en farklı kitaptı. İlk postmodern roman olarak edebiyat aleminde yerini almış nadide eserlerden biri. Ancak bu kitap ne anlatıyordu sorusunu cevaplamak işin en zor yanı. Her şeyi ya da hiçbir şeyi, hayatın ta kendisi gibi.
    Yazım stili olarak Cervantes’in Don Quijote’sini anımsatacak size. Zaten içinde de çokça atıf var kendisine. Rabelais’in Gargantua ve Pantagruel eserleri, Shakespeare’in Hamlet ve Jül Sezar’ı , çokça mitolojik olay ve karakter, felsefe, din, bilim, günlük hayat, Tristram’ın doğumu, daha çok babası ve amcası, savaş, aşk... Dedim ya hayatın ta kendisi. Tekdüze bir kurguda yazar bolca kurgu dışına çıkıyor, tabiri caizse sohbet ederken daldan dala atlayarak konuşan biri gibi. Zaten kitabın ta başında okuru dikkatli olması için uyarıyor, hatta azarlıyor nerdeyse iyi ve sabırlı okurlar az olduğu için.
    Kitabı okumaya niyetliyseniz tamamen beklentilerden sıyrılın ve tabula rasa halinde başlayın okumaya. Ama bilin ki kolay olmayan, farklı bir tecrübe sizi bekliyor. Unutamayacağınız bir eser olacağına eminim.


    Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
  • 360 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Hakan Günday'dan okuduğum 3. Kitaptı ve yine yine yeniden bayılarak okudum. Kalemine hayran bir okur olarak; Az'ı, Piç ve Zarganadan daha sakin bir o kadar da komplike buldum. Yan hikayesi, ana hikaye kadar derin ve birbirine güzel bağlanmış.
    Herkesin bu kadar tesadüf olur mu yahu diyebileceği bir kurgu, ama ben katılmıyorum.
    Kitabın iki karakteri Derda ve Derdâ.. (ki her ikisi de ayrı bir roman konusu olabilecek derinlikte)
    Kız karakter olan Derdâ'nın küçük yaşta başına gelenleri okumak ne kadar güçse, erkek karakter Derda' nın da çocuk yaşta maruz kaldıları bir o kadar ağırdı.

    Oğuz Atay'la ilgili olan kısımlar ise, hele ki Tutunamayanları okumuş biriyseniz, sizi daha da derinden etkileyecektir. Kitabın son kısımlarının kurgu olup olmadığını merak ediyorum, araştırıcam. Zira Oğuz Atay'ın Londra'da hastanede geçirdiği birkaç günü öyle bir katmış ki yazar, gözlerim doldu. Oğuz Atay'ın hala hayatta olduğu bir ana tanık olunca heyecanlandım. Kurguysa da değilse de ben çok etkilendim.
    Tutunamayanlardan sonra bu kitabı okumamı öneren arkadaşıma teşekkür ediyorum..

    İlk Sayfası Podcastlerinden 2.sırada olan Hakan Günday'ın röportajını bu kitabı okuduktan sonra dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
    Harikaydı. Link bırakıyorum
    https://www.ilksayfasi.com/episodes/e63e5b14

    Yeni başlayacak olanlara Az'ı öneririm. Kalemine alışmak için güzel bir başlangıç olur.

    Okuru bol olsun, kralsın Hakan Günday ;)
  • 224 syf.
    ·4 günde·7/10
    Yazarın okuduğum ilk kitabı.
    Öncelikle şunu diyeyim, yazar günümüzde yaşadığımız şeylere de değinmiş kimi zaman. Yanı günümüz şartlarını da barındırmış bazen kitabında. Kitap 3 ayrı olaydan oluşuyor. Bu olaylardan ilkinde bayağı sapıkça meseleler dönüyor diyebilirim ama bunlar bir polisin gözünden bakılınca karşılaşılmayacak şeyler değil. Bu ilk olayda yazar olayı uzatıyor, detaya iniyor iyice ve okudukça yazardan size vay be dedirtecek bir son göstermesini bekliyorsunuz. Ama yazar bu kadar uzatıp olayı iyice genişlettikten sonra dank diye sonu gösteriyor size ve vay be diyeceğiniz bir an gerçekleşmiyor.
    2. Olayda belli bir bölüme gelince artık katilin kim olduğunu çözüyorsunuz. 3. Bölümde ise sonucu yavaş yavaş getiriyor ve hemen hemen onlarla beraber doktorun nerede olduğunu buluyorsunuz. Yazarın okuduğum ilk kitabı daha güzel bir düşünce oluşmasını beklerdim ama şu an diyeceğim şu ki okurken yazar sizi sıkmıyor. Dili gayet yalın bilmediğiniz çok az kelime barındırıyor. Okudukça sizi sürüklüyor ama dediğim gibi daha iyi bir sonuç olmalıydı. Yazar sanırım oldu bittiye getirmiş bu kitabını. Diğerlerini okuyunca daha iyi görecem bunu...
  • 215 syf.
    Beni en çok şaşırtan yazarlardan birisi Hakan Günday. Kitabını okuduğum yazarlar arasında bu konuda rahatlıkla ilk üçe girer sanırım. Düşünce yapısı ve bunu aktarış tarzıyla kişide güçlü bir etki yaratıyor. Bu kitapta da sorgulamalarını ve düşüncelerini kitabın kapağındaki “Deha ve Delilik Arasında Seyreden Bir Hayat” vurgusunu tam olarak yansıtarak, ilgili çekici bir kurguyla aktarıyor.

    Diğer taraftan, kitap boyunca Azil’in başından geçen, deha mı yoksa deli mi olduğuna karar verememenize neden olan olayların neredeyse tamamı harika birer roman konusu olacak nitelikte.
  • 216 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Okuduğum kitaplar hakkında uzun uzun konuşmayı da sevmiyorum yazmayı da.. Kısaca betimlemek istiyorum. Twitter’da bir kitap listesine eklemiş idi birisi 2019’un en iyi romanlarından biri diyerek ilk kez orada duydum adını. Sonra yazarın twittini gördüm bu sene yazdığım en iyi roman diyordu iyice merak ettim ve başladım okumaya.
    Kitap, hissettiriyor.
    Kötü hissettiriyor..
    Bir düşüşün , bir çöküşün, bir ait olamayış, sahip olamayışın, Dünyayı gezip de bir yere sığamayan Osman’ın hikayesi. Her şey yarım kalmış, ne aradığını ne istediğini ne bulacağını bilmemiş savrulmuş, tutunamamış..Koparmış yavaş yavaş onu dünyaya bağlayan her bir bağı, yaşamaktan vazgeçmiş..

    “Bir hastalıktı hayat ,bulaşıcı bir hastalık, sana bulaşıyordu.Seni dönüştürüyordu ,bir zavallıya dönüştürüyordu, insanların arasında yaşaya yaşaya ,onların arasında dolaşa dolaşa, onlarla konuşa konuşa onlara dönüşüyordu insan...”