• Ehl_i dikkat beline mü dediler
    Ağzın anıldı: Yoktur, u!.. dediler.

    Saki

    İnceliklerden anlayan dikkat sahipleri senin beline kıl dediler.
    Ağzının bahsi geçti U! "yoktur O" dediler
  • Avusturyalı hekim çağdaş insanın kulağına,”Canavarsın,”diye fısıldıyor,”canavar ve hasta.Dertlerinin kaynağı annene duyduğun itiraf edilemez şehvet,babana beslediğin hayvanca kıskançlık.”Ve Avrupalı,asırlarca gizli kalmış meziyetleri birdenbire keşfedilmiş gibi mağrur.
    Psikanaliz kârlı bir mit.Kilisesi,rahipleri,ayinleri var.Şuuraltı,her istediğini kolayca elde eden mutlu azınlığın imtiyazı.Yığının bu gibi inceliklerden haberi yok.
    Upanişat “Tanrısın,”diyor insana.Freud “İtsin,”diyor.Hangisi haklı?
    Şairi dinleyelim:
    “Gökten yücesin,topraktan bayağı.
    Yokluk zulmetiyle bağlıysan toprak,
    İlahi Nur’un tecelligahı isen,arş.”
    (Feyz-İ Hindî)
  • "Gençliğimde kendimi gerçekleştirirken dünyadaki birçok şeyi de eleştirirdim. Dünyanın tüm sistemi ahlaksızlık üzerine kurulmuştu. Her yerde
    güçlüler, güçsüzleri eziyor diye düşünürdüm. Neredeyse herkesi de inceliklerden ve ahlaki prensiplerden yoksun ve kaba bulurdum. "Gökdelenlerden tükürdüm dünyaya" o tiksintinin ifadesi. Gerçi dünyayı hálá aynı şekilde görüyorum ama gençliğindeki kızgınlığım artık yok. İnsanlara
    daha şefkatle yaklaşıyorum."
    Teoman
    Sayfa 184 - Hep Kitap
  • Bir Ramazan günü... Bediüzzaman kırlarda ve içiyle konuşmakta... Yanına bir jandarma başçavuşu geliyor. Başçavuşun arkasında, ayrıca, silâhlı, üç jandarma eri...
    Çavuşun Said Nursî'ye hitabı:

    "Sen şapkasız geziyorsun!! Şapka giymen lâzım! Gel bizimle karakola!"

    Zulmün bu kadarı olur! Dağlarda, iç hayatına dalmış, yalnız nefsini muhatap tutan ve şehir veya kasaba, sokak ve meydan dedikleri yerlerde boy göstermeyen bir insana bu teklif, selamlamaya mecbur tutulduğu şapka misalinden daha büyük bir cinayet ve sefalet arzetmektedir.

    Bediüzzaman, hâdiseyi arkasındaki makamlara ve talebelerine bildiriyor ve tazyikin bu denî şekline mâni olmalarını istiyor.

    Ankara'daki Nur talebeleri bu şikâyet yazısının bir kopyasını Samsun'da çıkan gazetemsi bir dergiye gönderiyorlar, dergi onu ve onun etrafında birkaç yazıyı neşrediyor ve hemen takibe uğruyor.

    O sıralarda Malatya hâdisesi olmuş, bugün artık posası bile çürümüş bulunan, muharrirlik iddiasında bir dönmeye, din gayretlisi, fakat inceliklerden habersiz birkaç çocuk güya bir suikast plânı tertiplemiş; ve dönmeden akan bir fincan kana mukabil, yekûnu 200 yıl hapsi geçen bir ceza isteğiyle 15 - 20 kişi zindanı boylamıştır. Bu hapsedilenleri fikirde kışkırtmış olmak ithamiyle de tevkif edilenler arasında Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel, Samsun'daki derginin sahibi ve ayrıca bir muharrir vardır.
  • Değil mi ki kimse, yaşamın "inceliklerden örülmüş bir ağ" olduğuna inanmıyordu.
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    1874 yılında Ahmet Nafiz takma adıyla yayımladığı eserin geleceğe ışık tutacağı ve Kanije Kalesi için çok güzel bir Tarih kitabı nispetinde ortaya çıkacağını nereden bilebilirdi Namık Kemal. Namık Kemal ki döneminin en iyi yazarlarından. Diğer ‘Yazı Bankası Edebiyat Babası’ dediğim Ahmet Mithat ile beraber Ebuzziya Tevfik de sürülenler arasındaydı. Kemal, Kıbrıs’a; Mithat ve Tevfik de Rodos’a. Zaten ne kadar iyiysen o kadar sürünürsün.
    Bir Hasan Paşamız var bizim. Şimdi Kanije Savunmamız vardır bizim. 1593-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşı döneminde; 9 Eylül 1601 ile 16 Kasım 1601 arasında yapılan bir saldırıyı konu ediniyor. Çok başarılı bir mücadelede Habsburg ki aslında bütün Haçlı diyebileceğimiz bir orduya karşı savaşabiliyoruz.
    Kitabımıza dönecek olursak, kaleyi savunan Tiryaki Hasan Paşa’nın kuşatmada azıcık asker ve erzakla aklını kullanarak neler başarabildiğini anlatıyor. Aslında bir yandan da savaşların ne kadar yıkıcı ve zor olduğunu anlatıyor. SAVAŞ deyip basitçe geçilemeyeceğini bize çok güzel yansıtıyor. Bu insanlar nasıl besleniyor, silahları ve imkanları neler, giyecekleri ve vücut atıklarının olduğu kısımlar ki buralar kalabalıkta o şartlarda inanılmaz zorludur. Zaten tarihte savaşlarda o yüzden 100000, 200000 kişilik sayılar genellikle yalanlanır. Sebebi sırf o son maddedir.
    Tiryaki Paşayı neden ön plana çıkıyor peki? Bu soruya bakalım. Savaş sanatı henüz ilerlememiş; yaptığı askeri inceliklerden tutunda kullandığı savaş oyunlarına kadar her durum tamamen kendisinin deneyimlerinden kaynaklı. Açıkçası Mektup olayları beni bayağı etkiledi ve güldürdü diyebilirim.
    Bir de kitabımızın sonunda sadece Parıltı Yayıncılığa özel bir sürpriz görüyoruz. Hürriyet Kasidesi. Asıl sürpriz bana göre şu. Bu Parıltı Yayıncılık emeklerini neden böyle heba ediyor o kalitesiz baskıyla. Benim sorunum bu zaten Parıltı Yayıncılık ile.
    Keyifli akşamlar, iyi okumalar diliyorum efendim.