İnanç-Modernlik
"Bilmem neden Allah geldi aklıma" dedim bir an yakınlık duyduğum delikanlıya bir sır verir gibi fısıldayarak. "Mahmut Usta öyle beş vakit namaz kılan biri değildi. Ama otuz yıl önce kuyuyu kazdıkça ben yeraltına doğru değil, gökyüzüne, yıldızların yanına,Allah'ın ve meleklerin katına çıkığımızı sanır-dım." "Allah her yerdedir" dedi ukala Serhat. “Hem yukarıda hem aşağıda, hem kuzeyde, hem güneyde. Her yerde." "Evet, öyle." "Öyleyse niye inanmıyorsun O'na?" "Kime?" "Allah-u teala'ya" dedi. "Her şeyi yaratan Allah'a." "Sen ne biliyorsun benim Allah'a inanmadığımı?" "Her halinden belli.." Biraz sustuk birbirimizi süzerek. Karşımdaki gencin öfkesinden gerçekten oğlum olabileceğini hissettim. Oğlumun kişilik sahibi hırçın biri olması sevindirirdi beni. Ama kuyunun başında öfkenin bana yönelmesinden korkuyordum. "Avrupai Türk zenginleri laikliği 'Sen ne karışıyorsun benim Allah ile ilişkime' bahanesiyle savunurlar" diye devam etti Serhat "Ama aslında laikliği Allah ile hiç ilişkileri olmadan, akıllarına esen her kötülüğü modernliktir diye gönül rahatlığıyla yapabilmek için isterler." "Nedir senin modernlerle derdin?" "Aslında benim kimseyle ve hiçbir şey ile bir derdim yok!" dedi sakinleşerek. "Kendimi düşmanlarla, sağcı, solcu, dinci, modernci gibi zıtlıklarla tanımlamadan kendim olmak istediğim için insan içine çıkmadan şiir yazıyorum. Demin kapım çalındı,şiir yazıyordum, açmadım." Tam anlamadım ne dediğini. Ama kitaplardan çıkma bir tartışmanın delikanlının öfkesini alacağını düşündüm. "Sence modernlik kötü bir șey mi?" diye sarhoş saflığıyla ona sordum. "Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir. Babasını araması da boşunadır aslında. Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey
Sayfa 167 - KYK·Kitabı okudu
Kutsal Topraklar ve İberya'da Müslümanlara karşı verilen savaş, İslamı cinsel aşırılık ve özellikle eşcinsellikle ilişkilendiren bir demonoloji yarattı. Muhammed'in 7. yüzyılda Araplara livatayı getirdiği ve onları müptela yaptığı söylendi. Dört yüzyıl sonra Birinci Haçlı Seferi, Bizans İmparatoru I. Alexios Komnenos'a ait olduğu söylenen bir mektubun ortaya çıkmasından sonra başladı. Bu mektup-ta İmparator, Hıristiyan Avrupa devletlerinden, Kutsal Topraklar'ı Müslümanların sapkın idaresinden kurtarmalarını istiyordu. Daha sonra sahte olduğu anlaşılan bu çağrı, Müslümanların "her yaş ve sınıftan erkekle" livata yaptıklarını ve hatta bir piskoposa tecavüz edip öldürdüklerini vurguluyordu. Bu tarz asılsız ithamlar, İslamın Batı'da sapkın cinsel pratiklerle özdeşleştirildiği ortaçağ boyunca devam etti. Hatta Müslümanlarla savaşan Hıristiyanlar bile, Tapınak Şövalyeleri'nin acı şekilde keşfettikleri üzere "kadınsı" tavırlar takınmakla suçlanıyorlardı. Bu tarikat, Haçlıların işgal ettikleri Kutsal Topraklar'ı savunmak için 1120'de Kudüs'te kurulmuştu. Kısa süre içinde Tapınakçılar savaşlarda ele geçirdikleri ganimetler ve faizle kazandıkları para sayesinde zengin oldular. Doğu Akdeniz bölgesinde kaleler satın aldılar ve Paris'te Tapınak adında bir faaliyet üssü kurup yarı özerk bir yapı kazandılar. Para kaçınılmaz olarak çekememezliğe yol açtığından 14. yüzyılda, -Philippe le Bel veya "Adil Philip" diye tanınan- Fransa kralı IV. Philip aç gözlerini Tapınakçılara dikti. 1307'de tarikatın lideri Jacques de Molay, Tapınak'ın altı-na gömülen zenginliklerle övününce Philip, Tapınakçıları tutuklatıp kendi kontrolü altına aldı ve ceza olarak mallarına el koydu. Philip'in Tapınak Şövalyeleri'ne yönlendirdiği suçlamalar infial yaratma amacı taşıyordu. Şövalyeler Muhammed'e biat
Sayfa 164 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Tanrı kuşları sevdi ve ağaçları yarattı. İnsan kuşları sevdi ve kafesleri yarattı.
İnsanlar beni nasıl görürlerse görsünler, benim benliğimi değiştiremezler, bütün güçlerine rağmen, sessiz sedasız çevirdikleri dolaplara rağmen, kendim olmaya devam edeceğim.
Heal your wounds, Dante.
Afferin kızıma! Anladın, ama Mavi Sakal'ı yine de seçtin.
Narsistik sapkın, istediğinde kendini sevdirmeyi bilir. Baştan çıkarma “prosedürü” içinde kendini tam da olmadığı gibi göstermeyi başanr. İlk manipülasyon eylemi burada yatar. Baştan çıkarmak için hepimiz en iyi halimizi sunmaya çalışırız; o ise kendini en iyi haliyle değil, gerçek doğası olmayan sahte haliyle göstermeye çalışır. Örneğin (tamamen anlık olarak) kendini cömert ya da başkasının konuşmasına özenli gösterirken aslında hiç de böyle değildir. “Diğer sekreterlerden temizlikçi kadınlara, kadrolardan grup şeflerine dek herkes ona hayrandı: ‘Ah, Jacques! Tam bir şahsiyet!’ diyordu bütün kadınlar. Bense şaşkındım. Ben onda bir... acımasızlık nüansı fark etmiş gibiyim. Bir gün, meslektaşlarından biri bir motosiklet kazası geçirdi; komadaydı. Haberi öğrendiğimiz gün, büroda, mola sırasında kahvemizi içerken Jacques hiç hoşuma gitmeyen bir şey söyledi: ‘Bir kişi eksik olacak! işte çok başarısızdı zaten!’ Aslında çok değer verilen biri olan bu meslektaş hakkında geçmiş zaman kipiyle konuşuyor olması beni en fazla şoke edendi. Onu kısaca ortadan kaldırmıştı. Şaka ediyor gibiydi ama ben hiçbir şeyin önemsiz olduğunu düşünmem. Jacques çok hırslıydı. Meslektaşımız onun yükselmesini engelliyordu, bunu bugün biliyorum. Sonra, bürodaki yaşam normal akışında devam etti, herkes işinin başındaydı. Yıllardır çok iyi anlaşan birçok kişinin arasının soğuk olduğunu çabucak fark ettim. Bunun nedenini kendi kendime sordum, ama doğrudan beni ilgilendirmediğinden daha fazlasını öğrenmeye çalışmadım. Yalnızca ortam değişmişti.
Alıntı
"Hepimiz doğaca eşit olduğumuz içindir ki koşullar bakımından eşitsiz olmamız gerekir. " Eşitlik eşitsizliğin tek nedeni olmaya devam eder. "Toplum ancak ayrımtarla var olur ve doğa ancak eşitlikler sunar.”
Alıntı