• Hz. Ömer’den toplumsal anlamda bütünlük arzeden güçlü bir ülke devralan Hz.Osman, burada kendisine bağlı bir topluluktan ve yardımcılardan bahsetmekle, ülkedeki sosyal yapının çözüldüğünü ve fiilî olarak bölünmüşlüğü kabul ediyordu. Aslında o bu şekildeki davranışlarıyla gelecekteki Emevî saltanatına zemin oluşturmaktaydı. Çünkü bu dönem Kureyş’e dayalı idarî ve siyasî bir yapıdan, daha özele inerek hanedan karakterli siyasî bir yapının hazırlanmasını sağlamıştır.

    Hz. Osman’ın konuşmasının ardından Mervan b. Hakem ayağa kalkıp şöyle dedi:
    -“Dilerseniz sizinle bizim aramızda kılıç hüküm versin…” Mervan’ın bu sözleri üzerine Hz. Osman, ona şöyle bağırdı:
    -“Sus, konuşma! Arkadaşlarımı ve beni bırak, aramıza girme. Sen bu meselede söz söyleyecek durumda değilsin. Ben sana daha önce bu konularda asla konuşmamanı söylememiş miydim?” Mervan sustu. Hz. Osman minberden inerek mescitten ayrıldı. Tehdit dolu bu sözler Hz. Osman’a karşı öfkeyi iyice artırdı.
  • Gerçeklik ve fantazi arasındaki mücadele, insan psikolojisinin ilginç bir yönü. Bu aynı zamanda kitabın da ana temalardan biri. Roman; genç, orta sınıf bir entellektüel olan Nicholas Urfe hakkında. Nicholas, yaşadığı Londra’yı ve kız arkadaşı Alison'ı bırakarak İngilizce öğretmeni olarak çalışmak için Yunan adası Phraxos’a gider. Bu adada, gizemli bir karakter olan Maurice Conchis tarafından kurulan büyülü ve mistik oyunların olduğu bir dünyada yerini alır. Conchis'in yarattığı büyülü dünyada, Nicholas'ın çılgınca aşık olduğu çift karakterli, esrarengiz ve güzel Lily-Julie büyük rol oynar. Lily-Julie karakteri gerçek dışı olanı, Nicholas'ın kendi iç dünyasındaki fantazisini temsil ederken, Alison'ın ise, gerçek sevgiyi ve Nicholas'ın gerçek benliğini temsil ettiğini söyleyebiliriz.

    Fowles burada, Nicholas'ın davranışları ile günlük yaşamda insanın içindeki “narsizm” ve “gerçeklerden kaçma” duygularını inceleyerek aralarında paralellikler çizmeyi amaçlar. Bu yüzden, okuyucuya; Nicholas karakterinin, kurduğu hayali dünya ile kendi problemini bile göremediği gerçek arasında sıkışıp kalma ikilemini yaşatır. Onun narsist kişiliği ile; rahatsız edici gerçeklerden kaçan, kendini nesnelleştiren ve egosunu tatmin etmek için insanları kullanan bir karakter profili çizer. Bir bakıma, anlamsız davranışlar ve masum yalanlar gibi görünen şeyin aslında, kendini ve çevresindekileri inkar etmesi olduğunu vurgular.

    Kitabı okudukça ve Nicholas’ın hikayesini inceledikçe, günümüz toplumunun bireyselleşmesinin ve ötekilere olan düşmanlık sebebinin, insanların narsist bir çizgide olmaları ve gerçekliklerden kaçma eğilimlerinin yüksek olmasından dolayı gerçekleştiği sonucuna ulaştım. Büyücü, okurken üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap...
  • Sarsılmaz karakterli bir insanı yükümlülükten alıkoyabilecek herhangi bir durum olabileceğini düşünmüyorum.
    Marcus Tullius Cicero
    Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Altını çizerek başlıyorum yazıma: Bu eser çerezlik, hoşça vakit geçirmelik bir eser değil. Dahası rahatsız edici... Kolay ve keyifle okunan kitap arayanlar kesinlikle uzak dursunlar. Yaklaşık 80 sayfalık bu kitabı okumak hiç kolay olmadı benim için. Çünkü anlatılan olayın dayandırıldığı bir zaman-mekan mefhumu mevcut değil. Anlatı rüya mı, gerçek mi, ironi mi, alegori mi anlayana aşkolsun! Genel havası son derece kasvetli, huzursuz edici. (Okuyup yattığım bir gece saçma sapalak rüyalar görmeme sebep oldu:)) Kitapta kendini tekrarlayan ifadeler var. Karakteri de açıkçası sevmedim. Zayıf karakterli (karaktersiz demeye dilim varmadı :)) sevimsiz herifin teki! Sadede gelirsek, tamam Sadık Hidayet İran Edebiyatının en önemli temsilcilerinden... Eyvallah, İran Edebiyatının Batılılaşmasında önemli role sahip bir isim... Peki, "Kör Baykuş" bir takım edebiyat otoriteleri tarafından önemsenmiş bir roman... Ama kimseyi kandırmaya gerek yok. Bir türlü kitaba giremedim, kendimden bir şey bulamadım, ısınamadım kısacası se-ve-me-dim! Her kitap farklı lezzet bırakır okurda. Bu kitabın hatırımda bıraktığı lezzet; rutubetli ve karanlık bir odada tokken yemeye çalıştığım bir yemekten aldığım lezzet gibi oldu. Tüm 1k ailesine saygılarımla. Keyifli okumalar...
  • Seveceksen...Ama seveceksen Hz.Talha gibi seveceksin.Nasıl mı? Anlatayım...Rümeysa’ya aşıktır Talha.. O zamanlar müslüman değil daha.. Yolda giderken bakıyor ki Rümeysa orda.. Duruyor, daha önce Rümeysa’ya dediklerini tekrarlıyor;“Seviyorum Rümeysa Seni, evlen benimle”..Rümeysa içten içe beğenmesine rağmen kabul etmiyor. Neticede o bir müslüman değil..Ama mert, karakterli biri… Bir anda aklına Rasulullah (sav) geliyor. Dönüyor Talha’ya;- “O’na git” diyor.- “Kime?”diye soruyor Talha.Rümeysa;,“O’na, Hz Muhammed’e” diyor.Koşuyor Talha, Rümeysa için, aşkı için..Kosuyor çatlarcasına. O’na kosuyor..Rasulün kapısının önündedir şimdi…Giriyor içeri. O’nu görünce çözülüyor dizlerinin bağı..İşte karşısında Allah Rasulu..,( Bir müddet sonra çıkıyor oradan. Yine Rümeysa’yi görüyor. Bu kez Rümeysa Soruyor ona:-“Gittin mi?-“Evet” diyor Talha. “Aşık oldum O’na, üzgünüm Rümeysa, senden daha çok O’nu Seviyorum artık. üzgünüm.”:)Kuşlar gibi Rümeysa, nasıl seviniyor bak..-“Teklifin geçerliyse hâlâ evlenelim” diyor.:)Eğer seveceksen Allah'ı ve Allah için olanları sev. Çünkü, hak etmeyenleri sevmek, bir türlü israftır! Kaynak: Seveceksen, Hz.Talha gibi seveceksin!
  • Lao Tzu yüksek sesle bir kahkaha attı ve "Ahlaksızsan , ancak o zaman ahlak meselesi gündeme gelir."dedi. Karaktersizsen, ancak o zaman karakteri düşünürsün. Karakterli insan, karakter diye bir şeyin var olduğu gerçeğine kayıtsızdır. Ahlaklı bir insan ahlak sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmez. "
  • "İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız." diyen zayıf karakterli kimselerden olmayınız; bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara kötülük yapmamayı içinize (bir ilke olarak) yerleştiriniz.