• Öğretelim evlatlarımıza;
    Nasıl şerefli insan olunur?
    Nasıl onurlu insan olunur?
    Sevgi dolu yaşamak bizlere nasıl fayda sağlar?
    Karakterli insan olmak nedir bunu öğretelim.
    İyi kalpli bireyler kazandıralım toplumumuza.
    Çağımız kendi başına yeterince kötü, birde kötü insan eklemeyelim üzerine.
    İnsan nasıl olunur, ÖĞRETELİM.
    -Merve Karadavut
  • “Karakterli ve hareketli kalın.”
  • İstanbul'da sıradan bir gazeteci olan İbrahim,
    Merhametli yardımsever çocukluk arkadaşının ölüm haberini gazetenin üçüncü sayfa haberlerinden biri olarak görüp Mardin'e cenazeye gitmesiyle başlıyor hikaye. O kadar etkileyici bir hikayesi varki , hele ki günümüzün mülteci sorununu , insanların mahvolan hayatlarını , çoğu insanın inancını yanlış bildiği Ezidi halkının çektiği acıları o kadar içten anlatmışki etkisi altında kalmamak mümkün değil.Ezidileri ve Mezopatanya'yı öğrenmek isteyen birinin mutlaka okuması gereken bir kitap...
    Kitabın en sevdiğim yanı tarihin en fazla zulüm gören halkını Ezidileri ve inançlarını onlara saygı duyacak şekilde anlatmasıydı . Kendilerine " İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız." Diyen Ezidi halkından inançlarını yanlış bildiğimiz , acılarını göremediğimiz , inançlarını küçümsediğimiz için özür dilermişcesine yazılmış bir kitaptı ...Meleknaz ve Hüseyin , Mardin ve Şengal Dağı mistik bir hikaye .

    Zülfü Livaneli'ne ayrı bir parantez açmak gerek... Bir insan nasıl bu kadar iyi bir yazar , şair , sanatçı , bu kadar karakterli bir insan olabilir . Hayatın her alanında bu kadar başarılı olabilir. Her kitabını hayran olarak okuyorum, her şarkısını hissederek dinliyorum, gündemle ilgi her köşe yazısını takdir ederek okuyorum iyiki böyle insanlar var dünyada ...

    "Tanrı dünyayı altı günde yarattı ve yedinci gün dinlenmeye çekildi, belki de yedinci gün hala sürüyor çünkü masumların , acı çekenlerin çığlıkları ulaşmıyor sana ve artık her şey güzel değil."
    Herkeste bir "Huzursuzluk"...
  • "Bayılıyorum her şey berbat giderken, ben elimden geleni yaptım diyebilecek rahatlıkta bir insan oluşuma. İnsan, yaşadığı durumların içinden başı dik çıkacak kadar karakterli olsun yeter."
  • Kaderine meydan okuyan; kararlı, gururlu kaybetmeyi sevmeyen, düşük karakterli insana "modern insan" deniyor.
  • Avcının ayağının dibinde, ağır iş altında ezilen gayretli karıncalar küçük edepli insancıklar gibi geziniyordu: Melun, kulak karakterli mahluklardı bunlar doğrusu bir ömür çarlıklarına pılı pırtı sürüklüyor, başa çıkabildikleri tüm küçük ve büyük yalnız hayvanları sömürüyor, evrensel çıkar dan anlamıyor ve kendi açgözlü, pürdikkat refahları uğruna yaşayıp gidiyorlardı...Avcı en yakınındaki karıncaları ezdi ve elinden başka kaza çıkmasın diye oradan uzaklaştı.
  • Bir dönem çeşitli dergi ve mecmualarda neşredilmiş oyun ve öyküler, kısa bir süre sonrasında üç ayrı kitap olarak basılmış. YKY de bu üç kitabı tek bir kitap olarak basmış, iyi de olmuş. Daha evvel romanlarını okuduğum Sabahattin Ali’nin öykü ağırlıklı diğer eserlerini okumayı planlamıştım (etkinlik bunun toplu hâlde yapılma vesilesi oldu tabii: #31311069). Yazarın gelişim-değişim evrelerini gözlemleyebilmek için de eserleri neşredilme tarihlerine göre okumayı düşünüyordum, bu fikre sadık kalarak da ilerliyorum, güzel bir tecrübe oluyor. İlk eser Değirmen öykü kitabıydı. Orada genç ve istidadı olan bir yazarın, aşka ve isyana dair öyküleri vardı (Değirmen: #31310887). Orada, aşkın işlendiği ilk kısım daha havai, ayakları yere basmayan ancak aşkı kutsayan hikayelerden oluşuyordu. Sonrasında ise sessiz çığlığın, kırılgan bir isyanın olduğu öykülerden oluşan kısımlar vardı. Bu kitapta ise öykü tarzı açısından daha fazla çeşitlilik var. Başta nüktevarî kısa öykülerle başlayıp yine hüznün, çaresizliğin, isyanın, naif bir kabullenmeme, karakterli bir küsüşün olduğu hikayelerle devam ederken, yazar aynı zamanda sert/eleştirel bir tarzı ve uzun öyküyü de deniyor. İlk baştaki o nüktevarî hikâyeler zayıf kalmış. Ancak genele bakarsak dikkat çeken bariz bir durum var. Hikayeler daha fazla gerçeğe dokunuyor ve bir dönemi adeta resmediyor. Öne çıkan o fukaralığa, cehalete ve çaresizliğe yakinen tanık oluyorsunuz. Değirmen’de nispeten daha lirik cümleler, fikir fırtınaları ve süslü, uzun betimlemeler varken, Kağnı ve Ses’ de daha çok anlattığı şeye odaklanmış, bize olaydan çok durum hikâyesi anlatan bir Sabahattin Ali var. Bundan dolayı öykülerin bir kısmında hikâyenin sonunu pek önemsemiyor yazar. Düşman ve Bir Skandal öykülerindeyse sertleşen bir üslup, hoyrat bir dil kullanımı söz konusu.
    “Güliver’in cüceler memleketine düştüğü zamankinden daha çok hayret içindeydim. Ve bana tiksinti veren bu ruh cüceleri beni de her tarafımdan sımsıkı bağlamışlardı. Kıpırdamaya imkân yoktu.”
    Memleketin münevverleri ile ilgili sert ve yerinde eleştiriler ile kadınlara da ayrıca saydırdığı bölümler var, onları da okuyacak olanlara bırakalım artık.
    Leylim Ley şarkısını şimdiye kadar sayısız insan seslendirdi. Ancak benim aklıma hep İbrahim Tatlıses’in okuduğu kayıt gelir. “Ses” öyküsü de içinde etkileyici sesiyle Leylim Ley’ i okuyan bir amelenin, sazıyla geçer not alma mücadelesini anlatıyor. Hikâye boyu aklıma İbrahim Tatlıses ve hikâyesi geldi. Betimlenen o acı ve etkileyici ses ve iki hikayedeki benzerlikler belki de bu çağrışımı geçerli kıldı, enteresandı.
    https://www.youtube.com/watch?v=lDHzxu3ME5w

    “Köstence Güzellik Kraliçesi” nde öyle bir öykü vardı ki direk Masumiyet’ in Bekir’ ini dinler gibi oldum. Gravila ilgi çekici bir biçimde kırık aşk hikayesini anlatıyordu. Ancak anlatıcı bazen Gravila oluyordu, bazense “oğlum Bekir yolu yok çekeceksin, yol belli ey başını usul usul yürü şimdi” diyen Bekir.
    https://www.youtube.com/watch?v=10zCe8a-uU8 (Link argo anlatım içerir, dikkat!)

    Kitapta bir de “Esirler” adlı oyun bulunmakta. Bu oyun başlarında bana anlatımıyla basit gelmişti. Hatta peşin hükümde de bulundum; Sabahattin Ali de oyun yazarlığından tatmin olmamış ki bir daha denememiş, üstüne gitmemiş diye. Oyun, anladığım kadarıyla meşhur Kürşad ve 40 çerisinin destanından esinlenmiş, tabi içerik daha farklı. Basit, iddiasız ilerleyen oyunun niteliğini artıransa bir kısmından sonra Shakespeare diyaloglarını anımsatan diyalogların araya serpiştirilmiş olmasıydı. Özellikle oyuna dahil edilen filozof Siyaohi karakteri ve gelişen diyaloglarıyla eser sınıf atlayabilmiş. Ancak baştaki o peşin hükmümün hala arkasındayım orası ayrı.

    Farklı tatlarda öyküler sunan kitap benim için güzel bir deneyimdi.
    Öykü seven ve farklı tarzda öyküler okumak isteyenlere de (hala okumadılarsa) “bi deneyin” derim.