Geri Bildirim
  • Tütüncü Çırağı, Robert Seethaler, syf 214, Jaguar Yayıncılık
    Küçük bir kasabadan ayrılarak Tütüncünün yanında çalışmaya başlayan Franz'ın hayat hikayesi bu kitap. Siyasi olayların karışık olduğu Hitler dönemine de ayna tutan bir kitap bu gördüğünüz.
    Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz çalışmak için annesinin isteği üzere Viyana'ya gider ve orada ustasının yanında çalışmaya başlar. Bir gün müşteri olarak gelen Profesör Sigmund Freud ile karşılaşır. Ününü çok fazla duymuş olduğu profesörün peşini bırakmaz ve her ne kadar uzak durmaya çalışsa da Freud, aralarında güzel bir dostluk oluşur. Franz'da gençliğin dinamikliğini görür Freud, Franz ise Freud'un tavsiyelerinden ve hayat görüşünden istifade eder ve başa çıkmaya çalıştığı bir de aşkı vardır artık.
    "Dişilere giden kayalık yollarda, en iyilerimiz bile telef olur." Güzel bir alıntı olarak şuracığa bırakıyorum.
    Franz bir yandan içine düştüğü aşkla baş etmeye çalışırken bir yandan da siyasi olaylardan etkilenmemeye çalışır ancak bir şekilde kendini yine olayların içine düşmüş bulur.
    Dili ve anlatımı itibariyle oldukça hoş bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Açıkçası ben beğenerek okudum ve sizlere de tavsiye ederim.
    Siz de Franz'ın hikayesini öğrenmek istiyorsanız bir göz atın derim.
  • Bu dostluğun Soğuk Savaş döneminde ne hale getirildiğini yazmak için ayrı bir kitap çalışması yapmak gerekir. Ama birkaç trajikomik örnek vermeliyim. Önce bir türküyle başlayalım... Kızılcıklar oldu mu Selelere doldu mu Gönderdiğim çoraplar Ayağına oldu mu Mendili geline Mendil verdim eline Kara kına yollamış Yâr benim ellerime... Edirne-Keşan yöresinin bu türküsü TRT'de yasaklanmıştı. Sebep "Kızılcıklaroldu mu" denmesiydi. "Kızılcık" ne demekti, "kızıl" demekti. Peki, "kızıl" ne demekti, "komünist!" Yani türküyle komünizm propagandası yapılıyordu!

    Gülmeyin. Daha neler var: Rahmetti Uğur Mumcu bir makalesinde Kars yöresinin pek bilinen türküsünü yazdı: Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa Askerin milletin bayrağınla çok yaşa Sağdan sola soldan sağa Salla bayrağı düşman üstüne..Ve rahmetli Mumcu yazmasıyla birlikte soluğu hâkim karşısında aldı. Hadi bayrağın sağdan sola sallanması anlaşılabilirdi, ama ne demekti "düşmanın üzerine sallanan bir bayrağın soldan sağa sallandırılması?" Ee, açıkça komünizm propagandasıydı! 12 Mart 1971 askeri darbesi, Uğur Mumcu'yu yedi yıllık ceza istemiyle yargıladı! Bir örnek daha yazmalıyım: Türkiye işçi Partisi genel başkanı olmadan önce Behice Boran, Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi'nde öğretim üyesiydi. "Sınav kâğıtlarını kırmızı kalemle değerlendirip not veriyor" diye üniversiteden uzaklaştırıldı! Haklılardı;kırmızı ne demekti? Kızıl bayrak! Yani, gözlerinden hiç kaçmıyordu bu ayrıntılar! Sigara paketleri üzerinde orakçekiç arayan bir zihniyetti bu. Neyse... Biz yine dönelim Sovyetler Birliği'yle başlayan dostluk ilişkilerinin nerelere var-dırıldığına
  • Okudum. Kitap bitti ama hala kendi içimde biteremedim yaşanılan acıları. Hiçbir kitabı okurken bu kadar sinirlendiğimi hatta ağladığımı hatırlamıyorum. Kendime hep sordum:"Neden, neden, neden? Neden bu kötü dünyada tüm kötülükleri, acıları çocuklar çekmek zorunda?" Çocukları mutlu etmiyorsan, tebessüm etmelerine izin vermiyorsan, hele ki çocukların çocukluklarını yaşamalarına izin veremeyecek kadar kötü isen bat dünya bat!
    Kitabı okuduğunuz zaman, sanki bu dünyadan kopup, olaylara iştirak etmenizi sağlıyor yazar. Ancak olaylara, yaşanılan acılara müdahale edemiyor olmak çok müteessir... Çünkü yaşanılan haksızlıklara, adaletsizliklere ve acılara dayanmak çok güç... Ve siz olayların içinde tıpkı gezen bir gezgin gibisiniz ama eliniz kolunuz bağlı...Sadece olayları en derinden hissedip, izliyorsunuz. Eliniz kolunuz bağlı, bir şeyler yapamamanın üzüntüsü tüm kalbinizi sarmış durumda.. Olayları izleyip üzülmekten başka bir şey yapmamak... İşte en acı olan da bu...


    Kitabın bize sunduğu birçok mesaj var... Dostluk, kardeşlik, yalan, ihanet, sadakat, cesaret, korkular, acılar... Birden çok duygunun önemini, en güzel haliyle aktarmış bize yazar...
    Pişmanlıklar bazen canınızı acıtabilir, hatta ömür boyu vicdan azabı çekmenize sebep olabilir. Ancak hayat bazen elimize geçen fırsatları çok iyi değerlendirebilme fırsatını bize verebilir. Önemli olan aynı hatalara düşmemek. Bize altın tepside sunulan o "Şansı" değerlendirme yürekliliğini gösterebilmek... Belki geçmişi geri getiremeyiz, buna gücümüz yetmez ama gelecekte de keşke dememek adına bize sunulan fırsatları değerlendirebilirsek, işte o zaman ömür boyu tekrar tekrar pişmanlıklarımız için yakınmak durumunda kalmak zorunda olmayız...

    Yazarın okudugum ilk kitabı olmakla beraber son okuyacağım kitabı da olmayacağına eminim. Çünkü herkes yazar olabilir ama herkes duygu yoğunluğunu bu kadar derinden ve gerçekçi bi şekilde hissettiremez... Kahramanların duygularını, düşüncelerini, pişmanlıklarını okuyuculara bu kadar güzel aksettirebilmesi inanılmaz başarılı...


    Gel. "Yeniden iyi biri olmak mümkündür. " demişti...
  • Hayat masum insanlara karşı hep böyle acımasız mıdır? Aklıyla değil de yüreğiyle hareket edenler her seferinde zarar görmek zorunda mıdır? İnsanlar ne ara bu kadar cani oldu?.. Fareler ve İnsanlar romanı oldukça sade bir dile ve duygusal satırlara sahipti. İçerisinde çok güzel bir dostluk barındırıyordu; Lennie karakteri favorimdi. Çok güzel bir hayata sahip olabilecek bir adamın, önüne engeller koymasına rağmen dostundan vazgeçmemesinden bahsediyordu. Hayallerden bahsediyordu kitap. O asla gerçekleşmeyecek hayallerimizden. Lennie'nin öyle büyük bir hayali yoktu aslında. Birkaç tavşana sahip olup onları bahçesinde yetiştirdiği yoncalarla beslemek istiyordu. Dedim ya; hayat masumlara acımasız. Olmadı işte. Herneyse, ben bu kitabı gerçekten çok sevdim. Aklınızda en ufak bir umut varsa kitaba karşı, hiç kaçırmayın derim. Keyifli okumalar...
  • Dostun sevgili olanıyla başladı söze ... Dostun sevgi olanıyla başlıyorum...
    Çünkü sen de söyledin ya
    "Bir dostluk kaldı!"

    Kitap demiyorum bir kapıydı sözcükler bence. Beni farklı zamanda farklı yerlerde okumaya sürükledi. Bedenim masamda iken ruhum bazen Aristo' nun masasında bazen Hz Ali'nin sözlerinde bazen bir İngiliz kaptanının yanında bazen yaz ayında sonbaharda bazen de Joseph Nicephore Nieple' nin karşısın da öyle bir gezindim sürüklendim işte. Canım mı sıkıldı aldım elime sinirli miyim aldım elime... Hem dost hem psikolog oldu. O yüzden
    diyemiyorum sadece kitap, bence kitaptan daha öte bir etki bırakıyor. Bu etki önce kendini sonra etrafını sorgulatıyor. Bu sorgulama da hiç bitmesin istiyorsun. Bitirmemek için cok caba sarf ettim açıkçası.
    Yazar; Seç Al, diyordu bana ve pişman değildi beni seçtiğinden. Bende pişman değilim.

    Sen de pişman olmayacağın seçimler yap.
  • Aşırı aşırı sevdiğim bir kitabın yorumuyla merhabalar. Ben de beni tanıyan birçok insan kadar şaşkınım. Uzun zamandır bu kadar güzel bir kitap okumamıştım. Öyle sevdim ki yavaş yavaş, sindire sindire okudum. Bir hafta uzak kaldım, özlemle elime almayı bekledim falan. Resmen kitapla aşk yaşadık.

    Çok "popüler" bir seri olmadığı için size kısaca konudan bahsetmek istiyorum. Vaelin Al Sorna, Diyar topraklarında yaşayan meşhur bir Savaş Lordu'nun tek oğludur. Savaş Lordu bazı sebeplerden ötürü oğlunu ülkenin inancı olan İtikad'a bağlı Nişan'lardan savaşçı yetiştiren Altıncı Nişan'a bırakır ve hikayemiz böylece başlar. Geçmiş ve geleceğin güzel bir şekilde harmanlanarak verildiği, çok detaylı bir şekilde işlenmiş harika bir öyküsü var Vaelin'in. Yazar bir yandan onun eğitiminden, hayatını değiştiren olaylardan, dostluklarından ve sırlarından bahsederken diğer yandan Diyar'da yaşanan sorunlardan, diğer ülkeler ile yaşanan çekişmelerden ve dönemin insanları arasındaki farklı inançlar sebebiyle süren soğuk ve sıcak savaşlardan da bizi haberdar ediyor ve bunu gerçekten ustaca yapıyor. Okurken sevgim, heyecanım ve merakım hiç azalmadı. Ben genelde bir kitabı sevmeye ya çok çabuk başlar ya da sonuna kadar kararsız kalırım ama Kan Şarkısı elbette birinci kısma dahil.

    Kitabın kurgusal detaylarından çok da bahsetmek istemiyorum çünkü okurken öğrenmek her zaman daha iyidir. Ben size bana hissettirdiklerinden bahsedeyim.

    Merlin’i izlemiş miydiniz, sever miydiniz bilmiyorum ama benim için gerçekten özel olan birkaç diziden biridir. Defalarca izledim, her seferinde delice sevdim ve hep izlediğim en harika dostluk kurgularından biri olduğunu düşünmüşümdür. Tüm bunların yanında dizinin tarihi atmosferini, sadeliğini ve detaylarını da çok sevmişimdir ve Kan Şarkısı okurken şunu fark ettim: Bana, Merlin izlerken hissettiğim heyecan ve mutluluğu tekrar yaşattı. Birçok sevdiğim kitap olmasına rağmen o hissi bana veren ilk kitap Kan Şarkısı oldu.

    Vaelin’i, kararlarını, çekişmelerini, duygularını okumak inanılmaz güzel. Daha fazla nasıl övebilirim bilmiyorum, çok sevince tıkanıyorum böyle. Herkese tavsiye etmek isterdim ama bence herkesin seveceği bir seri değil. Fantastik kurguları ama bunun biraz daha profesyonel halini, ciddi yazılmış versiyonunu seviyorsanız tavsiye ederim. Aşırı popüler olan bazı kitaplar gibi kurguyu yüzeysel işleyip sadece aşk ve replik üzerine bir kitap yazmamış yazarımız. Mükemmel değildi, niyeyse bunu söyleyemiyorum ama ciddi anlamda çok sevilesiydi.
  • Halil Cibran tam bir filozof, Ermiş, Gezgin, mezcup...
    Merakla okumayı istediğim yazarla Ermiş kitabıyla tanışmış ve yazara hayran olmuştum. Ardından Kum Ve Köpük kitabıyla da ikinci stefan Zweig imi bulmuş oldum.
    Kısacık bir kitap bu kadar mı dolu olur, bu kadar mı düşündürür. Aforizma ve söylemleriyle kişisel gelişim kitaplarını rafa kaldırtacak bir kitap. O derece kitapta altını çizdiğim cümleler o kadar fazla ki bunları birer birer alıntılayarak parçalamak yerine tek seferde incelememe eklemeyi daha uygun buldum.
    Kitapta din, giyim, aşk, dostluk, sevgi ne ararsan en derin anlamlarıyla bulabiliyorsun. Her cümlesi o kadar derin ve anlamlı ki kesinlikle bir çırpıda değil de sindire sindire okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyor ve
    Okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum.

    _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

    ALINTILAR.

    *Bugüne kadar yalnızca, “Sen kimsin?” diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

    *Yalnızca bir kez konuştu Sfenks, “Bir kum tanesi çöldür, çöl de bir kum tanesi.” Bunu söyledi ve tekrar sustu. Bir daha da hiç konuşmadı.

    *Unutkanlık bir tür özgürlüktür.

    *Kuş tüyünde uyuyanların gördükleri düşlerin toprak üstünde uyuyanların düşlerinden daha güzel olmadığını bildiğim halde, hayatın adaletine olan inancım nasıl azalır?

    *Başkasın gerçekliği; size açıkladığı şeyde değil, açıklayamadığı şeyde gizlidir. Bu yüzden eğer onu anlamak istiyorsanız, sözlerini dinlemektense, söylemediği ama yaptığı şeylere bakın.

    *Hayat; kalbinden geçen şarkıyı söyletecek bir şarkıcı bulamadığında, aklından geçeni dillendirecek bir filozof çıkarır sizden.

    *Yalnızca dilsizler kıskanır geveze olanı.

    *Şayet kış; “Bahar kalbimdedir benim, ” deseydi, kim inanırdı kışa?

    *Pek çok öğreti pencere camı gibidir. Camdan bakarak gerçeği görebiliriz ama gerçekle aramızdaki engel de yine odur.

    *Kim bir kadını anlar ya da dehayı kavrar veya sessizliğin gizemini çözerse o kişi adam olmuş, güzel bir rüyadan uyanmış, kahvaltı masasına oturmuş demektir.

    *'Üstüngörmecilik, ayrımcılık yapmayalım.'

    *Ağaçlar, toprağın göğe yazdığı şiirlerdir. Bizler onları yere devirir, kendi boşluğumuzu kaydetmek için kâğıda dönüştürürüz.

    *Şiir bir fikrin ifade ediş biçimi değildir. Kanayan bir yaradan ya da gülen bir dudaktan yükselen bir şarkıdır.

    *Deli bir adam ne senden, ne de benden daha az müzisyen değildir; sadece onun enstrümanının akordu sizinkinden biraz farklıdır.

    *Bizler sadece güzelliği keşfetmek için yaşarız. Geri kalan bir bekleme biçimidir sadece.

    *Kendini her gün yenilemeyen bir aşk, alışkanlığa ve köleliğe dönüşür.

    *Sadece büyük bir acı ya da büyük bir mutluluk şendeki gerçek olanı açığa çıkarabilir.
    Eğer gerçek olanı açığa çıkarmak istiyorsanız, ya güneşin altında çıplak dans edeceksiniz ya da çarmıhınızı sırtlayacaksınız.

    *Güneşe arkanızı dönerseniz, görüp göreceğiniz tek şey gölgeniz olur.

    *Kibar ve nazik bir kurt, kendi halinde bir koyuna, “Evime buyurmaz mıydınız?” diye sormuş. Ve koyun cevap vermiş: “Evinize buyurup, sizi şereflendirmek isterdik şayet eviniz karnınızda olmasaydı."

    *Eğer kalbiniz bir yanardağ ise, elinizdeki tomurcukların çiçek açacağını nasıl umut edebilirsiniz?

    *Bir başkasını ancak kendi bilgi ölçünüzle yargılayabilirsiniz. Şimdi söyleyin bana, aranızda kim suçlu, kim suçsuz?

    *Samimi olan kişi, sizin suçlarınız karşısında kendini yarı yarıya suçlu hissedendir.

    *Sadece kovalandığınızda en yüksek hızınıza ulaşırsınız.

    *Hapishaneye götürülen birini görünce içinizden şöyle deyin, “Belki de kurtuluyordur daha dar bir hapishaneden." Ve sarhoş bir adam görünce içinizden şöyle deyin, “Belki de kurtulmak istiyordur daha çirkin bir şeyden."

    *Yavaş yürüyene, yavaş düşünenden daha çok acımanız ne zavallıca bir durum. Ve gözü kapalı olana, kalbi kapalı olandan daha çok acımanız da.

    *Gerçekte iyi olan kişi, adı kötüye çıktığı halde iyi kalabilendir.

    *Hepimiz tutsağız ama bazılarımızın hücresinde pencereler var, bazılarımızın yok.

    *İnsanlar arasında en acınası durumda olanlar, hayallerini gümüş ve altına çevirenlerdir.

    *Bir keresinde bir dereye denizden bahsettim.
    Dere benim abartmayı seven bir hayalperest olduğumu düşündü. Ve bir keresinde denize dereden bahsettim. Ve deniz benim her şeyi küçük gören bir iftiracı olduğumu düşündü.

    *Karıncanın çalışmasını, çekirgenin şarkı söylemesinin üstünde gören bir görüş, ne kadar da dardır.

    *İnsanlar arasında yapılan cenaze töreni, melekler arasındaki düğün şenliğidir belki de.

    *Hayata, “Ölümün sesini duymak istiyorum, " dedim. Ve Hayat sesini her zamankinden daha fazla yükselterek bana, “Şimdi onu duyuyorsun, " dedi.

    *Belki de melekler gökte gezinen iyi düşüncelerimizdir.

    *Sadece kalplerinde sırları olanlar, kalbimizdeki sırları hissedebilirler.

    *Sırlarınızı rüzgâra salarsanız, onları ağaçlara fısıldıyorlar diye dönüp rüzgârı suçlayamazsınız.

    *Sanat doğadan sonsuzluğa doğru atılmış bir adımdır.

    *Yahuda’nın annesinin ona duyduğu sevgi, Meryem Ana’nın İsa’ya olan sevgisinden daha mı azdı?

    _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _
    **Zaman ayırdığınız için teşekkürler.