·
Okunma
·
Beğeni
·
165302
Gösterim
Adı:
1984
Baskı tarihi:
1950
Sayfa sayısı:
326
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
New American Library
The year 1984 has come and gone, but George Orwell's prophetic, nightmarish vision in 1949 of the world we were becoming is timelier than ever. 1984 is still the great modern classic of "negative utopia"—a startlingly original and haunting novel that creates an imaginary world that is completely convincing, from the first sentence to the last four words. No one can deny the novel's hold on the imaginations of whole generations, or the power of its admonitions—a power that seems to grow, not lessen, with the passage of time.
352 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda 1984 kitabını yorumladım:
https://youtu.be/dK1thKZa9ik

"Who are you to wave your finger?
You must have been out your head!"
"Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun?
Kafayı sıyırmış olmalısın!" Tool*

UYARI : Bu inceleme yazılırken hiçbir kitap yakılmamış, haplanmamış veya fiziksel şiddet görmemiştir.

https://image.ibb.co/fETD4e/1.jpg

1984 : Evet beyler, uzat kolları, uzat kolları. Aranızda konuşmayın. Ben izin vermediğim sürece siz konuşamazsınız. Burada otorite benim. Nerede olduğunuzun farkında olun. Sabah içtimasında konuşan birisi olursa hayatta en korktuğunuz şeylerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'da bulursunuz kendinizi. Sayımız 8 olmalı, Fahrenheit 451 nerede?

https://image.ibb.co/epdkHz/2.jpg

F451 : Buradayım efendim! Geldim, yetiştim işte! Umberto Eco'nun meşhur Gülün Adı kitabı için büyük bir kitap yakma töreni düzenledik biraz önce. Geç kaldığım için özür dilerim hem sizden hem Büyük Birader'den.

1984 : Bir daha böyle şeyler istemiyorum, herkes vaktinde burada sıraya geçmiş olacak!

F451 : Emredersiniz.

https://image.ibb.co/dbAXxz/3.jpg

1984 : 1,2,3,...8. Tamam sayı doğru, rahat oturuş pozisyonuna geçebilirsiniz. Parti'nin geleceği, onun sonsuz iktidarının sürekliliği ve sizlerin kesintisiz refahı için birkaç şey anlatmam gerekli.

https://image.ibb.co/cNHCxz/4.jpg

1984 : Öncelikle, içinde bulunduğunuz distopik dünyanın ve panoptikonun farkında olun. Bu bir rica değil, emirdir. Hepiniz birer distopya kitabısınız ve bağlı olduğunuz bu türün tanımlarını bilmek zorundasınız.

Distopya, anti-ütopya demektir. Ütopya Yunanca'da olmayan yer, güzel yer anlamlarına gelebilirken distopya ise bunun tam tersidir. Genellikle distopyalar geleceğe duyulan kaygıdan dolayı yazılmış olumsuz senaryolardır, baskıcı bir sistem ve totaliter bir devlet modeli bulunmaktadır.

Yaşamakta zorunlu olduğunuz bu dünya içerisinde renkler sadece bana aittir, sizi bir panoptikonun içerisinde yaşadığınızı unutturmamak adına elimizden geldiği kadar renklerinizden ve duygularınızdan arındırmaya çalışırız. Arkamda gördüğünüz Büyük Birader adındaki liderimize sınırsız ve sorgusuz itaat bekleriz. Panoptikon, mahkumların görülebileceği duygusu nedeniyle davranışlarını kurallara uygun yapmasına sebep olduğu modern bir hapishane modelidir. Evet, şu anki insanların çağdaş sandığı hayatları ve sizin renksiz hayatlarınız kelimenin tam anlamıyla bir panoptikondur diyebiliriz. Burada bulunduğunuz distopyanın müdürü ise Büyük Birader'dir. O her zaman sizi izler. O her zaman sizin 2x2'nin sonucunun 5 olduğuna sınırsız itaat etmenizi ister. Çünkü Parti böyle dediyse bu böyledir.

Bu arada görevleriniz tam olarak neydi bana hatırlatın.

F451 : Ben sabah akşam tür fark etmeksizin kitap yakarım. İnsanların kitap okuyamaması için elimden geleni yaparım. Çünkü kitap insanı cahilliğinden arındırır ve bu eylem 1984'ün içinde geçen "CAHİLLİK GÜÇTÜR." ilkesine ters düşer.
Büyük Birader'in emirlerinin dışına çıkarsam ceza alacağımı, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'yı boylayacağımı bilirim.

Cesur Yeni Dünya : Ben insanları Ford Sistemi adını verdiğim, Tanrı'nın Ford olduğu ve doğan her yeni bebeğin ebeveyn bilincinden yoksun, şartlandırılarak doğduğu bir model içerisinde yönetirim. Soma adlı bir mutluluk hapını bir distopyanın içinde olduklarını unutsunlar diye onlara içiririm ki hiçbir zaman bu acımasız durumun farkında olamasınlar. Benim dünyamda da kitap okumak yasaktır, bebekleri ürettikten hemen sonra bebekler bir kitaplığa doğru emekletilir, kitaplara tam ulaşacağı sırada onlara elektrik verilir ve bu bireyler bir daha kitaplara hayatları boyunca dokunamaz.

Otomatik Portakal : Ben şiddetin meşrulaştırıldığı yerin tam kendisiyim. Fiziksel ya da manevi her şekilde, her saniyede halkın gözü önünde ve çekinmeden şiddet uygularım.

Çarpışma : Ben teknolojinin, arabaların, makineleşmenin distopyasıyım. Makinenin verdiği haz ve hızın, arabaların birbirleriyle çarpışmasının bana cinsel mekanizmaları hatırlattığı bir senaryoda anlatırım her şeyimi.

1984 : Tamam, tamam! Kes, kes. Yeter bu kadar! Hadi, herkes görevlerinin başına! Mesai vakti!

https://image.ibb.co/b5CCxz/5.jpg

F451 : Seni yakmak istemiyorum NA1, kitap okuyanları anında yakalayan Mekanik Tazı'dan zorla kaçtım da buraya geldim, seni kesinlikle yakamam ben. Umarım 1984 bizi görmez.

NA1 : Başımız belaya girecek.

1984 : Benden ve Büyük Birader'den asla kaçamazsınız! Ona sınırsız itaat etmeli ve sonsuz sevgi duymalısınız. Aynı askerde size öğretildiği gibi, itaat et, rahat et felsefesi geçerlidir! Bu sistemde eğer bir hatanız olursa siz Büyük Birader'i sevecek hale gelene kadar cezayı, işkenceyi hak etmiş olursunuz.

https://image.ibb.co/e6qAje/6.jpg

C.Y.D. : Abi kafam çok güzel. Birkaç Soma hapı attım bir distopyanın içerisinde olduğumu unutayım diye. Kafam güzel ama nasıl güzel, o kadar güzel ki, o kadar güzel ki. Nasıl böyle... Neyse Havva'nın Üç Kızı, biliyorsun ki 1984 distopyasının içerisinde sadece Parti'nin soyunu devam ettirebilecek verimli döllere izin verilir, yani bu işi Damızlık Kızın Öyküsü ile yapmam gerekiyordu ama artık bu kafanın da etkisiyle senle olmuş oldu, bunu Büyük Birader ve 1984'ün kesinlikle duymaması gerek.

Havva'nın Üç Kızı : Ah, kesinlikle bir skandal olacak, hem de büyük bir skandal, ateizm, günah, bombalı patlamalar, laiklik, tarikat, Mevlana, bekaret, yobaz, falan filan.

1984 : Ne yazık ki, kadere bak, kadere bak. Kimler kimlerle beraber yan yana geliyor!! Büyük Birader sizi her yerde, her zaman izler. Yaşamış olduğunuz Okyanusya içerisinde izinsiz cinsel ilişkiye ve Parti'den olmayan insanlarla takılmaya nasıl cüret edersiniz! Bu sınırlar içerisinde böyle bir ilişki kesinlikle yasaktır. Elif Şafak'la kimse takılmayacak bundan sonra! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

https://image.ibb.co/e8934e/7.jpg

O.P : Tamam kardeşlerim, kaçmayın artık lütfen. Efendim, kaçmayın sizi dövmeyeceğim. Kendimi riske atıyorum ama bu işten gerçekten sıkıldım artık kardeşlerim.
1984 : Senin görevin şiddeti meşrulaştırmaktır, sen bunun için distopyasın! Derhal 101 Numaralı Oda'ya!

https://image.ibb.co/ewoKcz/8.jpg

Çarpışma : Hayır yani, arabaların çarpışmasının, makineleşmenin erotizmi nasıl bir distopyadır? Arabalar yollarında gitsin, herkesi işine ve evine getirsin götürsün işte...
F451 : Çok suçluyum, artık hiçbir kitabı yakmak istemiyorum.
C.Y.D. : Bu distopyanın artık net olarak farkındalığındayım, Soma hapı atıp bunu görmezden gelmek istemiyorum.

1984 : İtaat edin, rahat edin! Genellikle disiplinden dolayı olsa da bu iktidarın içerisinde disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır! Unutmayın. Hepiniz birer distopyasınız, özellikle de F451'i 2.kez uyarıyorum zaten. Şimdi doğru hepiniz 101 Numaralı Oda'ya!

Beyler, beyler... Sizi anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten. 302. sayfamda da belirttiğim gibi; "Eski reformcuların hayalini kurduğu o enayi, zevk düşkünü ütopyaların tam tersi bir dünya." içerisindesiniz. Enayi mi olmak istiyorsunuz yani gerçekten?

https://image.ibb.co/g021qK/9.jpg

Ütopya, Devlet : Merhaba, biz bugünkü toplantı için gelm...
1984 : Siz de kimsiniz enayiler?! Çıkın dışarı, yanlış kapı! Yoldaş olmayan kimse buraya giremez!
Ütopya : Arkadaşlar, bu Büyük Birader dedikleri 2 boyutlu kağıt parçasından başka bir şey değil, görmüyor musunuz bunu gerçekten? Bunu göremeyecek kadar at gözlükleriyle mi dolaşıyorsunuz? Biraz içinde bulunduğunuz hayatı, benliğinizi sorgulay...
1984 : Muhafızlar çıkarın dışarı bunları, hemen!

https://image.ibb.co/bRG5Hz/10.jpg

1984 : Ben mimarlığın, cinselliğin, yaşamanın, iktidarın, etimolojinin distopyasıyım. Konuşacağınız duygu yoksunu kelimeleri bile ben belirlerim. Dün söylediğim şey bugün geçerli olmayabilir. Bugün doğru bildiğiniz gerçek, bir bakmışsınız yarın bambaşka bir gerçeklik haline dönüşmüş. Bellek deliğine onun evrağını attım mı bu dünyadan o bilgi silinir gider. Her söylediğimi halkımın 1 gün sonra hemencecik unutması bu sayededir. Düşmanımızın bugün Goldstein olduğunu söylüyorsam, bu kişi yarın başka birisi olabilir ve siz bunu hatırlamazsınız, hatırlasanız bile kanıtınız kalmamış olur. İktidar için yapmayacağım şey yoktur, gerekirse dini satın alır size tekrar satarım, Tanrılık rolünü Büyük Birader'e veririm, her türlü hırsızlığı ve kötülüğü yaparım ama siz yapamazsınız!

Ayrıca istediğim kadınla da takılırım, kim söylemiş takılmanın yasak olduğunu? Zaten sen kim olduğunu sanıyorsun da bana parmağını sallıyorsun, bana itaat etmiyorsun? Kafayı sıyırmış olmalısın!

O anda, fobilerin gerçek olduğu 101 Numaralı Oda'dan gürültülü sesler yükselmekteydi. Renksizlik, duygusuzluk, sınırsız ve sorgusuz itaat ilk günkü gibi hüküm sürmekteydi. Tek fark ise bütün distopyaların ortak özelliğinde olduğu gibi umut olmayan geleceğin kaygı duyulan senaryosunun esas gerçeklik olmasıydı. Bu yaşamın içinde hayatta kalabilmek sorgusuz itaate ve Büyük Birader'i koşulsuz sevmeye bağlıydı. Onlar Büyük Birader'in götünün kılıydı!

https://image.ibb.co/eNGGPe/11.jpg

Umut varsa halkın %85'ini oluşturan proletaryaya -yani alt sınıfa- aitti. 252. sayfada dendiği gibi, birbirlerinin varlığından ve gücünden habersiz olan bu topluluk, düşünmeyi hiçbir zaman öğrenmedikleri halde yeryüzünün dört bir yöresinde, aralarına nefret ve yalan duvarları girmiş de olsa bir gün dünyayı alt üst edebilecek gücü yüreklerinde, içlerinde biriktirmekteydi. Umut, varsa eğer, proleterlerdeydi!

Tam da o anda, dışarıdan geçen onlarca arabanın oluşturduğu görgüsüz, sayısızca maganda içeren konvoyun önündeki kamyonetten bu gürültüyü bastıran daha ikna edici bir vaat işitiliyordu :

"SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR."

*Epigrafta bahsi geçen şarkı : https://youtu.be/civuoU_NE38
352 syf.
Hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplar arasındadır 1984. Diktatörlüğü ve iktidarın kendi çıkarları için yapabileceklerini en iyi anlatan kitaptır sanırım. George Orwell, bu kitabında ütopik bir dünya kurmuş gibi görünsede bana göre büyük öngörü sahibiymiş. Okurken sürekli olarak bu dönemle kıyasladım kitabı.

Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya yaşanan savaşlar sonucu üçe bölünmüş ülkelerdir. Ülkenin dört bir yanında posterleri olan, despot lider Big Brother' in yönettiği Okyanusya, yasaklar ve korkularla sindirilmiştir. Her evde bulunması zorunlu olan tele ekran ( bir çeşit televizyon) ile özel hayat ortadan kaldırılmıştır. Bu tele ekranlar sayesinde parti propaganda yapıyor, isyankarlara karşı nefret aşılıyor insanlara. Aynı zamanda bu ekranlar sayesinde insanların yaptığı her şey görülüp, dinleniyor. Bangır bangır eşitlikten bahseden yöneticiler ve halk arasındaki yaşam kalitesi uçurumlar kadar. Ama yozlaştırılıp, uyutulan halk bunun bilincinde dahi değil. Sistemin ( partinin) insandan önemli olduğu bir dönem yaşanıyor. Sorgulamak, düşünmek, aşık olmak, yakın arkadaşlık kurmak...sistemin istemediği ve sisteme zarar verecek her türlü duygu ve düşünce yasak. Bu duygu ve düşüncelerin yasak olduğu Okyanusya' da aksi bir durum olursa Düşünce Polisi tarafından yakalanıp, idamla ya da işkenceyle cezalandırılıyor insanlar. Sevginin olmadığı kendi anne, babasını Düşünce Polisine şikayet eden çocukların ülkesi haline gelmiştir Okyanusya. İşte insanların robotlaştırıldığı bu ruhsuz ve totaliter rejime karşı olan Winston Smith' in aşkını ve isyanını anlatan olağanüstü bir kitap.
  • Satranç
    8.7/10 (17.909 Oy)18.319 beğeni60.218 okunma5.576 alıntı229.654 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (15.371 Oy)15.619 beğeni59.622 okunma2.715 alıntı229.455 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (14.707 Oy)15.815 beğeni51.195 okunma2.938 alıntı187.025 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (11.131 Oy)11.484 beğeni42.090 okunma2.675 alıntı197.281 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (11.511 Oy)14.296 beğeni41.375 okunma15.718 alıntı268.755 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (14.757 Oy)16.376 beğeni54.352 okunma8.079 alıntı205.832 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (14.606 Oy)17.195 beğeni53.753 okunma6.692 alıntı294.724 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (10.448 Oy)11.402 beğeni40.883 okunma5.600 alıntı143.621 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (9.499 Oy)10.580 beğeni34.726 okunma1.649 alıntı165.864 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (18.067 Oy)21.775 beğeni66.588 okunma10.802 alıntı862.031 gösterim
352 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
1984

Ne demeli şimdi?

Kitaplar bu yüzden sevilir aziz dostum. Azınlık tarafından benimsenmesi, bir kuble "yarardan" değildir. İnsanın bedenine vuran aydınlığın, karanlıkla buluşan ekinoks çizgisinde saklıdır cevheri. Ve bu cevher ki her zihinde aynı etkiyi yaratmaz.

"Ya beyazsındır ya da kara." Öyle bir şey yok aziz dostum! İnsan gridir. Kimisi karaya yakın kimisi beyaza.

1984...
Kitabın içeriğine dair inceleme yapmayı , insanların merakını gidermekten öteye geçmediğini farkettiğimden beri, daha çok kitabın üzerimde yarattığı etkiyi dile getirmeyi daha doğru buluyorum fakat burda ufak bir atıfta bulunup "senztez" in buharından faydalanarak küçük bir istisna yapmak istiyorum.

Açıkçası, klasik olarak evreni simülasyondan ibaret olarak düşünmek ya da yapay boyut dedğimiz adeta bilgisayar yazılımı gibi kurgulamak fikri birçok "cesur yeni insan" tarafından düşüncesinde dile getirilmiştir. 1984' ün bana en büyük getirisi, en çokta da bu noktada geçmişin ne derece değiştirilebileceği düşüncesi olmuştur. Ve tabi ki yeni bir dil yaratmanın sıfır zihin üzerine ne derece etki edebileceği...

Düşünün bi, üç beş bilim insanı bir araya geliyor ve kısıtlı bir dil yaratıyor. Kişiler 100 kelime hazinesiyle düşünebiliyorlar. Ve bu 100 kelimenin 80' i itaat, boyun eğmek, saygı göstermek, söyleneni yapmak, kurallara uymak, gelmek, gitmek v.s.

Kısıtlı düşünen insanın davranışları da kısıtlı olmaz mıydı?

Hoşgörü, sevgi, mutluluk, iyi, güzel, yakışıklı, saadet gibi duyguların tanımlaması olmadan kişiler ne kadar özgür düşünebilirdi? Benlikleri kendileri tarafından ne derece günümüz insanları gibi biliçli bir şekilde kabul görürdü? Benlik kişinin kendisine özgü düşünceleri değil midir?

Acı...

Bir insanı seviyorsunuz... Anne gibi, kardeş gibi, sevgili gibi, eş gibi, hayvan sevgisi gibi...

Onun beyinlerini günlerce aç bırakılmış farelerin kemirmelerini düşünmeyi sevebilir misiniz?
İzlemek?
Ya da İSTEMEK?
Öyle ya istemek?

İşte bunun cevabını da sürekli düşünmekle beraber, yapılan Nazi deneyleri ve 1984 sayesinde Koca bir Evet olduğunu bilmek, bizi ahlak ile etiği tekrar sorgulamanın yoluna götürmesi beni de üzüyor aziz dostum.

Sınırsız veya sınırlı olan tek bir şey varsa o da zihin midir?

Öyle midir?

Neden olmasın?
464 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
1984'ü YouTube üzerinden de yorumladım. Kitabı okumadan önce faydalı bilgiler edinebilirsiniz;
->> https://youtu.be/ZbCVXncwnvE
_________________________________________________

Totalitarizmi iliklerinize kadar hissedeceksiniz!

Bu bir UYARI ve UYANDIRMA servisidir! Algılarınızı açınız!

Bir seçeneğiniz var ve bu seçenek size altın tepsi de sunulmuyor. Ya Büyük Birader’i sever, sistemin “medarı iftiharı” olursunuz ya da kül olur, sessizce BUHARLAŞIRSINIZ!

Mikrodalgadan çıkmış bir beyin ne kadar işe yaramazsa, sistemin tekelinde ki bir beyin de o kadar işe yaramaz!

Suratınızın tam ortasına postallarıyla basıp geçiyorlar, ne düşündüğünüz ya da hissettiğiniz umurlarında dahi değil! İnsanlığın cesaretini “Parti” üzerinden tuzla buz ederken, başrolde Büyük Birader, Düşüncesuçu, Barış Bakanlığı, Gerçek Bakanlığı, Sevgi Bakanlığı ve Varlık Bakanlığı bulunuyor!

Yazıldığı yılı bir kenara bırakırsak, bugünü ve yarını en net biçimde görebileceğiniz, hayal dahi etmeden etrafa bakarak gözünüzle görebileceğiniz, tam olarak içinde yaşadığınız ülkenin sınırları içinde nelerin dikta edildiği ve neleri kabul ettiğinizi daha iyi sentezleyebileceğiniz bir sistem eleştirisidir 1984. Bindokuzyüzseksendört’ün hangi sistem ya da dönem üzerine yazılmış olduğunu unutun ve kendinizi onun kollarına bırakın, çünkü; geçerliliğini günümüzde korumakla kalmıyor hedefi de tam on ikiden vuruyor!

Geçmişinizin yok edildiği, belleğinizin silindiği, “Yenisöylem” ile dilinizin çarpıtıldığı, düşüncenizin olmadığı, direnmenin ve başkaldırın kelime olarak dünyadan kaldırıldığı, eylemsel olarak ise akla hayale bile getirilemediği bir dünyanın içinde sindirilmenin dehşeti içinde yok olacaksınız.

Kitabı okurken, ilk aklıma gelenler Yevgeni İvanoviç Zamyatin ‘in Biz ‘i, Ray Bradbury ‘nin Fahrenheit 451 ‘i ve son olarak Netflix’te izlediğim Polonya yapımı 1983 dizisi. (https://www.turkcealtyazi.org/mov/7371666/1983.html) Daha okumadığım, 1984 incelemesi sonrasında başlayacağım Cesur Yeni Dünya ise biraz daha yumuşatılmış hali olarak karşımıza çıkıyor. Döneme damga vurmuş iki özel kitap.

Kitabı okuduktan sonra ya da önce fark etmez bir şekilde 1983 dizisini izlemenizi ve sistemin nasıl kafalarda oluşturulduğunu, nasıl zihinlere girdiğini, insanların nasıl geçmişten koparıldığını ve yeni dünya düzeni adı altında nasıl kandırıldığına şahit olacaksınız. Başkaldırının bastırıldığı, düşüncenin suç haline geldiği yani gerçekleşme ihtimali olmayan şeyler üzerinden bile suçlandığınız, işkence edildiğiniz, hain ilan edildiğiniz sistemin damarlarında gezeceksiniz.

***

“İnsan varmış ya da yokmuş sistem varmış ya da yokmuş hepsinin canı cehenneme. Bir gün var bir gün yokuz, ölümün yerine yeni doğum, yeni sistemler var olduktan sonra, işleyiş değişmedikten, dünya pisliğe battıktan sonra neyin ne önemi var. Çoğunluğun itaat ettiği, azınlığın baskı gördüğü, güçlünün güçsüzü yok ettiği bu düzende var olmak da dedir? Yok olmak en müspet gerçektir!”

“Yıkık Ülke” adı ile 10 bölümlük sitem eleştirisi temalı yazı dizisi yazmaya başladım. İlk bölümünü paylaştım. Bu linkten erişebilirsiniz -->>> #38482321

***

2+2=5 eder mi? Eder! Yeri gelir üç eder, yeri gelir altı eder, yeri gelir sıfır eder. Senin kafandaki gerçeklik ilkesi bunu reddedebilir ama 2+2=4’tür sonucu ne kadar gerçekse 2+2=5’te o kadar gerçektir. Sistemin içinde ki güç o kadar büyük ve yücedir ki, senin ne düşündüğün ve senin gerçeklerin onların yalanlarının gerçekleri içinde ezilip tuzla buz edilir! Seni doğduğuna pişman ederler, ciğerini söker, hayatını kaydırırlar, yalnız bundan kurtuluşun ölüm değildir, hayır hayır… Bundan tek bir kurtuluşun var, o da sistemi gerçekten kabul etmendir. Onu sevmendir!

Seni öldürüp kahraman yapmak istemezler. Sindirip, kendi sistemlerine uyup, sistemin içinde kaybolmanı sağlarlar. Seni bir hiç yapmak varken neden devrim şehidi yapsınlar. Devrimin olduğu yerde her zaman karşıdevrim vardır. Fakat; Büyük Birader’in ülkesinde bu hataya yer yoktur. Seni şehit yapmazlar, senin içini öyle bir doldururlar ki, yıllar sonra bile hatırlanmazsın. Bir bakmışsın sistem içinde ki yalanın bir gerçeği olmuşsun.

"Yönetmek ve yönetimi sürekli kılmak istiyorsan, gerçeklik duygusunu yolundan çıkaracaksın." #38333163

"Parti, gözlerinizle gördüğünüze, kulaklarınızla duyduğunuza inanmamanızı söylüyordu." #38129834

Gerçek dediğin nedir? Neyin gerçek neyin yalan olduğunu sen belirleyecek değilsin. Parti ne derse gerçek odur. Parti senin için ne düşünüyorsa, senin iyiliğin içindir.

Düşünmeyeceksin,
İtaat edeceksin,
Parti’ye karşı olanları ihbar edeceksin,
Dinlenmeyecek, Parti için çalışacaksın,
İlişkiye girmeyeceksin,
Duygusallıktan yoksun olacaksın,
Kimse ile yakınlaşmayacaksın,
Arkadaş edinmeyeceksin!
Parti’nin düşmanı Ploterler ile konuşmayacaksın,
Propagandalara eşlik edecek, en önde koşacaksın,

Eğer bunları yapmazsan…

BUHARLAŞIRSIN!

Kim ki, PARTİ’nin karşısında direniş düşüncesi ile doludur, o kişi veya kişiler DÜŞÜNCE POLİSİ tarafından yakalanır ve işkencelere maruz kalır, sindirilir, belki tekrardan salınır ama kesin bir şey var ki, BUHARLAŞIR!

Unutma; BÜYÜK BİRADER seni izliyor, dinliyor. Yazdığından, içtiğinden, düşündüğünden, nereye gittiğinden, yürüdüğünden, koştuğundan, oturduğundan haberi var. Tele-ekranlar sayesinde seni görüyor, gizli mikrofonlar sayesinde seni izliyorlar. En güvendiklerin seni ihbar ediyor. Bu gücün karşısında yapacağın tek şey uyumlu olmak. Seni yakalamak istedikleri zaman yakalarlar, ne zaman nerede ve nasıl dinlendiğini bilemezsin, en güvenli yer en güvensiz yer olur. En güvendiğin insan, seni kalleşçe arkandan vuran olur. Kendinden başkasına güvenemezsin.

Parti’nin sloganlarını ezberlemek senin görevindir! Bu sloganlar her yerdedir! Aklından çıkarma!

"SAVAŞ BARIŞTIR

ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR

CEHALET GÜÇTÜR"
#38037814

"Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."

Barış Bakanlığı savaşın,
Gerçek Bakanlığı yalanların,
Sevgi Bakanlığı işkencenin,
Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlığıdır.

Her şey “çiftdüşün” sistemi ile kontrol altına alınmıştır. Bir yalanı söylerken o yalanın gerçekliğine de inanmalısın. Yalanın yalan olmadığını bilmek aynı zamanda yalan olduğunu bilmek zorundasın. Gerçek ile yalan arasındaki ince çizgide hangisinin ne olduğunu bilmelisin. Karşındakine söylediğin şeyin yalan olduğunu bilirken, inanmışçasına gerçek olduğunu söylemeli ve onu da buna inandırmalısın. İkisinin ayırdına varmak yeteneklerin arasında olmalıdır.

"Zekilik kadar aptallık da gerekliydi, ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu."

Okyanusya da yaşamak bunu gerektiriyordu. Rol yapmalı ve buna herkesi inandırmalıydın. Geçmiş tarihin kötü, şimdiki yaşadığın yılların daha iyi olduğunu bilmeliydin. Bütün her şey Okyanusya tarafından bulunmuş idi. Matbaa bile! İnsanların zihnini temizledikten, bütün delilleri ortadan kaldırdıktan sonra bu o kadar kolaydı ki. Karşı tez sunacak bir kanıt ortada yok, Parti ne diyorsa gerçekte o oluyordu.

İnsanlara hükmetmek için Acı Çektirmen gerekmektedir. İnsan ruhu uyum sürecini hızlıca atlatabildiği gibi hiçbir kışkırtmaya müdahil kalmasa bile, köşeye sıkıştığında ayağa kalkıp, söz de ona verilmiş hakkını arar. Biraz büyük düşünmekte yarar var ki, Büyük Birader bunları herkesten önce düşünmüştü zaten. O yüzden insanların sindirilmeye ve acı çekerek baskı altında yaşamaya sesleri çıkmayacak, haykırırcasına destek verecek ve alanları dolduracak, savaş esnasında kazanılan zaferlerde kendilerinden geçercesine kutlamalar yapacaklardı.

***

1984’ü okurken aklınızdan birçok şey geçiyor. Bunların neler olduğunu aşağı yukarı tahmin edebilirim. Çünkü en iyi kitap, bize düşündüklerimizi okutan kitaptır.

"Parti ne denli güçlenirse, o ölçüde hoşgörüsüzleşecek: Muhalefet ne denli zayıflarsa, zorbalık o ölçüde artacak."

Ne kadar katlanırsak, o kadar yeniliriz,
Ne kadar sessiz olursak, o kadar sindiriliriz,
Ne kadar görmezden gelirsek, o kadar yok oluruz,
Ne kadar başkaldırmazsak, o kadar köle oluruz!

"Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler."

Bugünü kurtarmak için, feda etmen gereken şeyler var. Sen sustukça, ses çıkarmadıkça, sana dokunmayan yılana sürekli yol verdikçe kaybeden tarafta olacaksın. Bugünü gözlemleyip, kısa bir analiz yapmayı denediğinde, çarpık ve yetersiz bir şeylerin olduğunu net olarak görebilirsin. Bilgi ve birikimin yetmediği, beceriksiz idarecilerin seni kendi yalanları ile yönetmeye çalıştığını anlayabilirsin. Siyasetin yalanlarına karnını tok tutmazsan, basit usulde kandırılıp, seneler sonra pişman olacağın konuma gelirsin.

"....bir süre çalışacak, yakalanacak, itiraf edecek, sonra da öleceksiniz. Görüp göreceğiniz tek sonuç bunlar olacak. Bizim yaşadığımız dönemde gözle görülür bir değişiklik olma olasılığı sıfır. Biz ölüyüz. Bizim biricik gerçek yaşamımız gelecekte. O da, bir avuç toprak ve kemik parçaları olarak. Ama bu gelecek ne kadar uzakta, bilen yok(...)"

Sanma ki ses çıkarmak asiliktir. Hayır, hakkın olanı savunmak senin hakkındır. Vaktinde yapmadığın her şey yıllar sonra senin aleyhine gelişecektir.

Düşüncenin bile suç olduğu bir yerde yaşayabilir misin? Ütopik eserlerin gerçek olmak gibi huyları vardır. Dün yazanların, bugünü hayal ettiği bir gerçektir. Düşüncelerinde ki şeylerin gerçek olmayacağı öngörülemez. İnsanın olduğu her yerde, her şey olabilir.

Teknoloji geliştikçe, gizlilik azalmaya başladı. 1984’ün tele-ekranları telefonlarımız oldu çıktı. Her an seni izleyebilir ve dinleyebilirler. Bunun aksini düşünüyor olman senin peri malasında yaşadığına kanıttır. İnsan vücuduna yerleştirilen çipler ile, kişi bazlı veri toplamak artık mümkün. Kullandığın web sitelerinden bile seninle ilgili bilgiler topluyor, alışkanlıklarını öğreniyor ve sana ona göre bir yaşam alanı sunuyorlar. Tüketim toplumu, her gün daha da oburlaşıyor. Tükettikçe, tükeniyor, umursamaz ve bilinçsiz oluyor.

Bilinçlenmedikçe her şeyin olabileceğini düşünmek tatlı bir hayal değil, tam olarak gerçekliktir.

Dünü bilmeden bugünü yaşayamaz, yarını da düşünemeyiz. Geçmişin hatalarını bilip, yarın olacaklara set çekmeliyiz.

Önümüze konulan söz de en iyiler, bizim değil, onların düşündükleri en iyiler. Kendi işlerine gelen, kendi yarar ve çıkarlarına hizmet eden en iyiler! İktidar, iktidarda kalmak için İktidar olur! Seni düşünmek bir kenara, umurunda dahi olmazsın!

Umurlarında olsan, sen aç karnını doyurmaya çalışırken, onlar saraylarda yaşar mı sanıyorsun?

Okumalısınız! En başta önerdiğim kitapları okuyup, diziyi de izlemelisiniz.

Birinci ve İkini Bölüm sizi bütün her şeye hazırlıyor, Üçüncü bölüm ise ciğerinizi söküp, algınızı yerle bir ediyor!

Kitap hakkında kısaca birkaç bilgi:

*Orwell bu kitabı yazdığında hemen bastırabildi mi hayır. Çünkü dönem itibari ile Sovyet eleştirisi içeriyordu. Bunu yayınlamak biraz da olsa Sovyetlere karşı bir tutum sergilemekti, zaten Orwell bir hain olarak adlandırılıyordu. Kitabı, Katalonyaya Selam'ı da basan, Secker & Warburg yayınevi basacaktı.

*Orwell, kitabı yazarken gözetim altında tutuluyor ve tüberküloz ile boğuşuyordu.

*Orwell "1984" ve "Hayvan Çiftliği" kitapları yayımlandıktan sonra, 40 yıl boyunca iki kitabıyla birden en çok dile çevrilen yazar olma rekorun sahibiydi. 65 Dile çevrilmişti.

*Orwell, kitabı yazdıktan 7 ay sonra hayata gözlerini yumdu ve bize böyle derin etkiler yaratan eserler bıraktı. Günümüzde güncelliğini koruyan bu eser, gelecekte de kendinden fazlasıyla söz ettirecektir.

***

Kitabın Ciltli Özel basımı için hazırladığım rehbere buradan ulaşabilirsiniz: --->>> #38010724

***

10 üzerinden puan vermem gerekirse 100!

Unutmayın;

"Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi." #38230708
352 syf.
·9 günde·Beğendi
''Kötü bir barış, savaştan daha berbattır.''
-Tacitus

Savaş... tanımından başlayalım. Savaş, en az iki farklı ülkenin birbirleri üzerinde farklı çıkarlar doğrultusunda başlattıkları bir akımdır ve bu zaman zaman artabilir. Peki ya iç savaş, mahalle, şehir, ev, esnaf, kelimeler savaşı? Peki ya parti savaşı? Savaş bu kadar, bu derece indirgenebilir bir şey mi? Ha?

Kitap hakkında kısaca özet geçmek gerekirse

Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya denen üç ülkeyi konu alıyor. Savaşı, Büyük Birader'e itaati, yozlaşmayı, sadakati, koşulsuz bağlanmayı konu alan bir kitap.

Kitap hakkında istişare yapalım, bir konferans gibi. Ama burada ben sorup ben cevaplayacağım.

İtaat! Koşulsuz bağlılık! Düşünme! Sorgulama! Yozlaş! Büyük Birader'e secde et! Diz çök! Bir şeyleri değiştirmeye kalkışma!

Baban öldü,
Annen öldü,
Sevgilin öldü,
Kardeşin öldü,
Akrabaların öldü,
Metresin öldü,
Düzüştüğün herkes öldü,
İçtiğin sigara tükendi,
Güzellik öldü,
Hayatın tükendi,
Kim olduğunu unut,
Sadece söyle,
2+2=5
Çünkü sen de bir ölüsün...

Kitapta komizmin yararlarını ve uçuk zararlarını, insana ne tür bir etki bıraktığını anlatmış. Zayıfsan güçlü oluyorsun; seks işçisi ise düzene ayak uyduruyorsun; fakirsen yüksek mertebeye erişiyorsun... Wow, sahiden böyle mi? Peki ya karşılığında?

2+2 kaç?
Bu da soru mu? Elbette 4
Hayır, 2+2=5
https://www.youtube.com/watch?v=L7LBh24Ov24

Eğer sen düşünmezsen, sen düzmezsen, sen yaklaşmazsan, sen övmezsen, sen ve sen yapmazsan senin yerine mutlaka birileri alır. Bu yüzden düşünmeyi, sorgulamayı kes! Sadece itaat et!

Yukarıdaki bu söylemleri size dayatan ve dayatmaya çalışanlara dememiz gereken birkaç şey var: Senin de, senin düzeninin de canı cehenneme! Düzeceklerim yalnızca siz, sizin sisteminiz ve sizin kurallarınız olacaktır. Bugün beni öldürün, beni yarın da öldürün, defalarca öldürüp düzün. Ancak mutlaka ben yine dirileceğim ve bu defa düzen ben olacağım!

Bir ortamda 99 kişi aynı şeyi söylüyorsa ve kabulleniyorsa kalan 1 kişi karşı çıkmalı. Bu kimdir peki? Amacı nedir? Sahi neden çoğunluğa ayak uydurmuyor? Öldürelim, keselim, süründürelim!

Korkuttu mu? Çok mu? Peki korku davanızdan sizi alıkoyar mı? Öyleyse siz zaten bir ölüsünüz. Davamıza!

Hayatta bir iktidar gibidir, onu devirmek için zamanı, anı ve yeri iyi belirlemelisiniz. En önemlisi de hataya yer vermeyip güçlü olmalısınız. İktidarı devirin, iktidarı yakın, itaat eden koyunları kesin, otlarını yakın!

Savaşmadan savaşın ne olduğunu bilemezsin. Savaş sadece ülkeni, insanlarını yok edip aşağlamaz, geleceğini de yok eder. Geleceğin başkasının ellerinde, başkasının rüyalarına girer.
https://www.facebook.com/...eos/399880450820849/ (M-5 Otoyolundan Şam Doğu Guta manzarası)

Savaşaaa! Bunu ilk diyen kaçtı...

Bir ülkeyle savaşırsın, biriyle kavga edersin, eşinle it dalaşına girersin ya yenilir ya yenersin. Bunlar sıradan, olması gereken şeyler değil midir? En büyük ve en etkili savaş şekli nedir peki bilgin var mı? Hiç mi? Bu sensindir. Winston gibi mi olmak istiyorsun? Julia gibi?...

''Asla savaşa girme, özellikle de kendinle.'' (Savaş Tanrısı)

Kitap içeriğine tekrar göz atalım. Kitapta yukarıda belirttiğim çoğu vasfı taşıyan ve taklit edilmesi en güç olan cesaret abidesi olan Winston karakteri ön plana çıkmakta ve birçok şeye göğüs germekteydi. Sadece Julia karakterini sevmedim diyebilirim. Yani diyaloglar ve atıflar güzeldi ama çok fazla gereksiz yerler olduğunu söyleyebilirim. Ancak eminim ki çok azınız bu gereksiz yere takılma fırsatına erişecek, çünkü siz dikkat etmiyorsunuz, çünkü dikkatli bakmıyorsunuz.

Kitap bölümlere ayrılmış ve başlıca terimler verilerek onun üzerinden açıklanmaya çalışılmıştı. Yalın anlatımın en iyi şekli.
Mesela dönemin boyutunu Kollektivizm akımı üzerinden net bir şekilde açıklıyordu. Kısaca Kollektivizm'e değinelim.

Asıl ve önemli noktası şudur:
https://hizliresim.com/5aD2Aj
(Hiçbir koyun kendi varlığını bilinçli olarak bir sürünün varlığına armağan etmez, edemez.)
Bence tanıdık geldi. :)

Kolektivizmin iki tipi olduğundan söz edilir. Eşitlik, paylaşma ve dayanışmayı vurgulayan “Yatay” kolektivizm ile yetkililerin otoriter iradesine fedakarca teslim olunmasına vurgu yapan “dikey” kolektivizm. İkisi arasındaki temel fark eşitlik konusundadır.

Mesela ağla deniyorsa sorgulamadan itaat edip toplum olarak ağlanmalıdır ki kitapta 2+2 örneği ve Winston gibilerinin, Büyük Birader'i sorgulama ve karşı durmasına engel olarak verilmesinin ana sebebi budur. Kollektivizm'e göre insanlar birbirlerine bağlıdır. Yani felsefi, politik veya dini yönden bağlılık söz konusudur.

Kollektivzm ile ilgili tanıma kısaca göz attıktan sonra şimdi bu videoyu izleyi.
https://www.youtube.com/watch?v=PmnQ2x2UvEM
(Kuzey Kore Lideri Kim Jong-il Ölümü)
Bundan daha iyi bir örnek bulunamaz.

Kitapta dikkatimi çeken bir söylem ve aşağılanma vardı. Okumanızı istiyorum.

''Gelecek kuşakların senin hakkını teslim edeceğini aklından bile geçirme, Winston. Gelecek kuşaklar senin adını bile duymayacak. Tarihten silineceksin. Seni gaza dönüştürüp stratosfere yollayacağız. Geriye hiçbir şey kalmayacak senden; ne nüfus kütüğünde bir ad ne de belleklerde yaşayan bir anı. Geçmişten silindiğin gibi, gelecekten de silineceksin. Hiç var olmamış olacaksın!''

Aklıma okurken Sokrates'in idamından(zehir) önce celladı ile yaptığı bir konuşma geldi.
''Tarih senin gibi bir bilgenin, sapkının ölümünü benim gerçekleştirdiğimi yazacak. Ve adım her daim tarih kitaplarında ve sayfalarında yer alacak, herkes beni tanıyacak'' demişti. Sokrates ise,''... tarih her zaman cesurları yazar. Hiç hatırlanmayacaksın...''

Evet, tarih Winston ve Winston gibileri daima bağrına basmış, benimsemiş ve unutmamıştır. Tarih cesurlardan yanadır....

Son olarak, Oğuz Aktürk'ün https://www.youtube.com/...dK1thKZa9ik&t=1s bu videosunda yaptığım yorumu paylaşmak istiyorum.

'Savaş barıştır, özgürlük kölelik, cahillik güç.'


En iyi barış, savaşta belli olur. İyi bir barış isteniyorsa, savaşılmalıdır. Çünkü yıkım, ölüm, acı ve kaybı tecrübe edinmelidir. Dünyada birçok savaş bir merak sonucu başlamıştır.


Özgürlük köleliktir... aslında kölelik en büyük özgürlüktür demek daha doğru olabilirdi. Kişi hayal ettiği kadar özgür, uyguladığı kadar, uygulayabildiği kadar köledir.


Cahillik güçtür... şüphesiz öyle. Kişi cahilse birçok şeyi bildiğini düşünür, öyle ki bildiklerini düşündüğü birçok şey onu mutlu eder. Tartışmaz zorunda kalmaz, çünkü tartışacak kimseler bulamaz. Cahillik ne güzel şey, her şeyi biliyorsun (Einstein) Tehlikeli ve korkulan olan cahillik değil, yarı cahil bir kimsedir. Bu tanım kontrolsüz güce girer. Kontrolsüz güç, güç değildir. Büyük bir akıl hastanesinin sorumlusu olan biri, deli olsaydı acaba nasıl bir ortam olabilirdi ki? Bilgi deliliktir, güç ise tehlikeli.


Savaşmak mı istiyorsun, yoksa köle mi? Barış mı istiyorsun, yoksa özgürlük mü? Güç mü istersin, yoksa bilgelik mi?



Keyifli okumalar.
352 syf.
·2 günde·7/10
Daha önce pek çok kitapta karşımıza çıkan yöneten-yönetilen ilişkisinin doğası “Bin dokuz yüz seksen dört” ün de ana sorununu oluşturuyor. Yazar “oligarşik kollektivizm” olarak tanımladığı yönetim şeklinin, kitleleri nasıl pasifize ettiğini, onları nasıl sömürdüğünü ve bilinçlerini nasıl egemenlik altına aldığını göstermeye çalışıyor bizlere. Bilim ve teknolojik ilerlemeye karşı olan yönetim, bireylerin dış dünyayla ve geçmişleriyle olan bağlarını da her gün biraz daha fazla kopartıyor. Küçük ve ayrıcalıklı bir azınlığın büyük bir çoğunluğu yönettiği yönetim şekli olan oligarşi, yeni bir sosyalizm, kitaptaki adıyla ingsos (ingiliz sosyalizmi) olarak karşımıza çıkıyor. Fakat sosyalizmin evrensel ilkelerini hiçe sayan bir sosyalizm bu. Dolayısıyla da ne eşitlikten ne de özgürlükten bahsetmek mümkün. İşte Orwell da Marx’ta olduğu gibi umudun ve kurtuluşun proleterlerde olduğunu düşünüyor ve bu sınıfın bilinçlenip örgütlendiği aşamada devrimin gerçekleşeceğini söylüyor.
“Bin dokuz yüz seksen dört” ü mutlaka okuyun. Okuyun ki, bireyler arası eşitliğin, özgürlüğün, bilimin, bilinçlenmenin, etrafımızdaki gerçekliği farkında olmanın, düşünce ve konuşma özgürlüğünün aslında hayatımızda ne kadar da önemli bir yer teşkil ettiğini farkedin.
352 syf.
·15 günde·9/10
İlgiyle ve merakla okuduğum bir kitap oldu, çoğu okuyucunun söylediği gibi yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabının genişletilmiş versiyonu gibi...

Kitabı okumaya başlarken kitabın özetinde yazdığı gibi ütopik bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm ama okudukça aslında olayların günümüzde fazlasıyla yaşandığını fark ettim. Özellikle şu günlerde mutlaka her okuyucunun okuması ve dersler çıkarması gereken bir roman olduğunu düşünüyorum.

Kitapta insanlar üzerinde kullanılan "Geçmişi kontrol eden, geleceği de kontrol eder, şu anı kontrol eden geçmişi de kontrol eder." yöntemi sanki günümüz dünyasının yöneticileri tarafından çok iyi öğrenilmiş ve uygulanıyor gibi... Okuyun mutlaka, okuduktan sonra bireyselliğin ve özgürlüğün önemini daha iyi anlayacaksınız ama asıl soru şu: İki kere iki kaç eder?
352 syf.
·4 günde·5/10
Kimilerine göre Amerikan emperyalizminin kara savaş propagandasının anlatıldığı bu kitabın ilk otuz sayfasını okuduğunuzda bu bir bilinçaltı romanı diye düşünebilirsiniz. Ama biraz daha irdelediginizde hayatin içinden birşeyler bulacak, beynimizi de izliyorlar hislerimizi de yonlendiriyorlari diyeceksiniz. Farklı bakış açısı sizi mest edecek. Büyük biraderin gözü üzerimizde.

Savaş barıştır
Özgürlük köleliktir
Cahillik güçtür

"Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir."

Gerçek adı Eric Arthur Blair olan yazarımızın bu kitabi edebiyat dünyasında kara dortleme diye bilinen eserlerden biridir. diğer eseri Hayvan çiftliği de tavsiye edeceğim bir eserdir.
Keyifli okumalar diler yazar hakkında detaylı bilgi almak için bloguma beklerim. https://1yazar1kitap.blogspot.com/...hayvan-ciftligi.html
352 syf.
·10/10
Öncelikle bu kadar popüler ve göz önünde olan kitapları okumaya başlama konusunda her zaman problem yaşamışımdır. Okurken kendimi sıradan hissedecekmişim gibi geliyor ama okumaya başladığımda, her defasında pişman olup daha önce okumadığım için kendime kızıyorum.

Eserin tasvir ettiği dünya diğer incelemelerde kendine fazlasıyla yer bulduğundan, ben karakteri odağıma alarak analiz yapacağım.

1984 bende çok farklı bir yer etti. Bazı kitaplar vardır; okursun, bitirirsin, kitabı kapatırsın ama kapanmaz o sayfa...

Orwell kahramanımız Winston'ı çok farklı kurgulayabilirdi. Zulme, işkenceye, baskıya boyun eğmeyebilirdi. Belki sorguda ser verip sır vermezdi. Davasına, aşık olduğu kadına ve duygularına ihanet etmeden, işkence masasında acılar içinde kıvranarak ölebilirdi. Biz de bunu iç çekerek okuyup sonra kapatıverirdik kitabı, öyle ya kapanırdı. O öyle yapmadı. Aslında onuncu sayfadan itibaren biliyorduk Winston'ın işkencede her şeyi itiraf edeceğini, işlemediği suçları dahi üzerine alacağını, "bana yapmayın, Julia'ya yapın" diyerek sevdiği kadını satacağını... Ama her şeyi bile bile, umut bile etmeden ki "umut etme kabiliyetimizi almışlardı elimizden" okuduk...

Gel gelelim nasıl insanlarız ki biz, Winston bizi bu kadar etkiledi. Ne bulduk onda, hangi yanımıza hitap ediyor? Biz bugün kendi düşüncelerimiz (üstelik bu düşüncelerin ideoloji tanımına girecek kadar sistematik bir temele dayanması da gerekmiyor), kendi ideamız uğruna neleri göze alıyoruz. Jop yemekten, gözaltına alınmaktan korktuğumuz için sokağa çıkmadığımız olmuyor mu? Ya da bir paylaşım yaparken fişlenmekten çekindiğimiz... Devlet memuru olmak için kaçmıyor muyuz örgütlenmekten? Grev yapabiliyor muyuz, hakkımızı arayabiliyor muyuz işten çıkarılma korkusunu bir kenara birakıp. Ne kadar sesimizi çıkarıyoruz otorite tarafından ezilen, zulüm gören, hapse atılan, ihraç edilen, ekmeğinden edilen insanlar için? Bunlar bizim yaşadığımız dünyada olmuyor mu? Nasıl kızacağız Winston'a? Nasıl ondan birşey bulamayacağız ki kendimizde...

Orwell bir sendikacı dostuna yazdığı mektupta "anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağına inandığımı söylemesem de, ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğine inandığımı söyleyebilirim" diyordu. İşte bu yüzden içimizdeki Winston'ı çıkardı ve karşımıza koydu. Winston bir pusula, ona bakarak yolumuzu bulabiliriz belki. Göz göre göre karanlığın içine gidiyorsak, bu da bizim ahmaklığımız.

Ve son olarak, kitabın sayfasını her çevirdiğimde hep aynı söz geldi aklıma, kitap boyunca da yalnız bırakmadı beni. Das Kapital'in önsözünden bu alıntıyla, biraz da spekülatif bir söylemle;

De te fabula narratur

"Anlatılan senin hikayendir"

Horatius

https://youtu.be/ZbCVXncwnvE
352 syf.
·8 günde
Kitabı bitirdikten sonra aklıma babamla diyaloğumuz geldi. Bu sene ben de sınava gireceğim görürsün bak coğrafya ve tarihi tama yakın yapacağım özellikle tarihi dedi :D o kadar tv dizileri izliyorum diye de ekleyiverdi.
Dayanamadım önüne deneme koydum haydi çöz çöz diye tempo tuttum okurken yavaş yavaş okuyuşu donuk bakışları arada kendi kendine yorumları bu nasıl sorular diye :D velhasılkelam kontrol ettik en çok yanlışı tarihtten yapıverdi felsefesi de oldukça iyiydi kendisi de şaşırdı:D hikayem bu kadardı ^_^

Tvdekilerle araştırmadan, okumadan olmuyor, babama da bir şey diyemedim çünkü yeterince tarih bilgisine sahip değilim yavaş yavaş anlamaya çalışarak özellikle bu kitaptan sonra bağlantıları yakalayabilmek için merakım arttı tarihe.


Kitaba dönecek olursak derin bir totaliterizm işlenmiş, distopya tarzında lakin günümüze ışık niteliğinde diye düşünüyorum. Vay canına böyle miymiş ne kadar da uykudayız diye sorgulatan bir George Orwell amca klasiği.
Özellikle aklımda kalan iki kısımcıktan bahsetmek istiyorum


Baş karakterimiz Winston’un güncesine yazdığı yazıda bir umut varsa proleterde diyordu.( Halkın %85ini oluşturan, ikinci sınıf, karın tokluğuna çalışan, parti ideolojilerinden bi haber topluluk) Winston bir gün yolda yürürken yüzlerce kişinin bağrışmaları söz konusuymuş özellikle kadın sesleri baskınmış, heyecanlanmış, yüreği pır pır imiş isyan mı bu ? proleterler zincirlerini kırdılar mı diye düşünmüş lakin bir bakmış ki üç yüze yakın kadın Pazar yerinde tencere tava için adeta savaşıyorlarmış. ‘’Bir tava için mi tüm bunlar efenim demiş .Winston düşünmüş ( zaten düşünen , sorgulayan, gerçekleri gün yüzünde çıkarmaya çalışan biri) ve nedeen nedeeen gerçekten mühim sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykırmıyorlar demiş. ( kendi dilimde yazdım bu hikayeyi azcık üslubumu katıverdim ^_^Celal Üster oldukça güzel çevirmiş ) etkilendim ve günümüzde de benzer problemleri düşündüm .

İkincisi piyango ile mevzu.
‘’Winston yine bir olaya tanık olur .Birileri yine kavgaya hazır ağız dalaşı ediyorlar imiş birtakım numaralardan bahsediliyor imiş, sonu 7 ile biten hiçbir numaranın 1 buçuk yıldır kazanmadığını tek tek kaydığını tuttuğunu dile getiriyormuş anlaşıldığı üzre piyangodan bahsediliyormuş. Her hafta proleterlerin dikkatle takip ettikleri, izledikleri tek toplumsal olaymış, piyangodan başka eğlenceleri, zihinsel uyarıları, amaçları yokmuş. Piyango söz konusuysa cahiller bile çetrefilli hesapları çözebiliyormuş, tahminlerle, tılsım tarzı şeyleri satarak kazanç da elde ediyorlarmış. Sistemin derinine indiğimizde ikramiyelerin çoğunlukla hayali olduğunu yalnızca küçük ikramiyelerin ödenip büyük ikramiyeyi kazananların gerçekte var olmayan kişilerden olduğundan bahsediyor.’’
Bunu okuyunca aklıma yine babam geliverdi. Annem söyler 20 yıla yakındır oynuyor diye uyarırız lakin dinlemez. Sokaklarda o biletleri gördükçe hepsini ateşe veresim geliyoyoyoyyo . Harcanan kağıtlara mı üzülsek, insanlarımızın uyutulmasına mı, aldıklarındaki sahte gülüşlerine tanık oluşumumuza mı , bana çıkar umudu gibi saçmalıklara mı bilemedim…


Daha bir sürü derinlere inen, parti, iktidar meseleleri, uyutulma mevzuları gibi sorgulatan, araştırma şevkini artıran ve bi o kadar da tedirgin eden acaba izleniyor, dinleniyor muyum diye paranoyaklaştıran okumamız gereken eser.
Kitapta sıkıldığım kısımlarda mevcuttu değinmeden geçemeyeceğim ^_^ Winston ve Julia’nın aşkı ile ilgili kısımlarda fazlaca uzatılmış ve nedense aşklarına dair bir şey hissedemedim duygu ve manevi yönden zayıf buldum.

Çevirmen Celal Üster’in yorumunun arkada olması da oldukça mesud etti ve kitaba dair yorumları çok yerinde..
Bir de Orwell amcanın betimlemelerini çok sevdim *-* akılda kalıcılık sağlıyor.

http://canyayinlari.com/...kitap-cok-kapak-1984 farklı kapak tasarımları belki ilginizi çekebilir :)
http://listelist.com/dort-distopya/ çook iyi yorumlanmış kitabı okuduktan sonra taşlar yerine daha iyi oturuyor efendim.
The Beatles'tan https://www.youtube.com/watch?v=DJQtozWKCyg *-*
keyifli okumalar dilerim.
Esenle kalın.
352 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Spoiler içerebilir.

Yıl 1984. Dünya üzerinde üç büyük devlet bulunmakta. Okyanusya, Avrasya ve Doğuasya. Winston Smith isimli bir Okyanusya vatandaşının ana karakteri olduğu kitabımız yine bu ülke sınırları içinde geçiyor. Büyük Birader önderliğinde var olan iktidar yani Parti'nin hayatın her alanında baskısını son raddeye kadar hissettirdiği bir ortamda; insanların, evlerindeki tele-ekranlar aracılığıyla her hareketlerinin, en ufak bir yüz ifadelerinin dahi izlendiği bir ortamda, zihninde var olan -ölümüne neden olabilecek- düşünceleriyle birlikte yaşam savaşı veren Winston ile tanışıyoruz 1984'te. 1984 için bir tanımlama bulmak durumunda olsaydım bu tanımlama sanırım, "Dünyanın, insanın; dününe, bugününe ve yarınına dair korkunç bir senaryoya sahip; yaşanmış, yaşanmakta olan ve yaşanacak ürkütücü olayları içinde barındıran mükemmel bir distopya," olurdu. Evet gerçekten mükemmel bir kitap okudum, kusur bulmakta zorlandığım bulduğum kusurlarla dahi kusursuz bir kitap 1984. 1984 tarzında yazılmış kitaplar yerine daha farklı tarzda kitaplar okuyan biri olmama ve kitaba başlarken beğenip beğenmeyeceğime dair kafamda soru işaretleri olmasına rağmen bitirdiğimde bu kitabı okumakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamış oldum. Olaydan ziyade durum ağırlıklı bir kitap olmasına ve görece ağır bir konuyu ele almasına karşın kitabı okurken sıkıldığımı hatırlamıyorum diyebilirim. Aksine George Orwell neredeyse her sayfada bana "İnanamıyorum, tam da öyle!" dedirtti. Ana karakterin zihninde yaşanan gelgitlerin anlatılmasındaki ustalık ve Parti'nin gerçekleştirdiği tüm o baskıyı sizin de üzerinizde hissetmeniz yazarın okuru etkilemek konusunda ne kadar usta olduğunun da bir diğer göstergesi. Ayrıca her on sayfada bir mutlaka can alıcı bir cümleyle karşılaşıyorsunuz, bu durum okur açısından kitabı çok daha ilgi çekici hale getiriyor.

Bir yazar düşünün, 1948 yılında yazımını tamamladığı bir kitapla hem yüzyıllar öncesine, hem yazıldığı döneme ışık tutmuş, hem de yüzyıllar sonrasına ışık tutacak son derece usta bir yazar. İşte George Orwell tam olarak böyle bir yazar; insan denen varlığın aslında ne denli kolay bir şekilde manipüle edilebildiği, iktidarın asıl amacının ne olduğu, savaş adı verilen güç gösterisinin kökeninde var olan şeylerin neler olduğu, savaşların, iktidarların dünleri ve bugünleri arasında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar olduğuna dair birçok gerçeği elli yılı aşkın bir süre önce yazılmış bir kitapla insanın yüzüne vuran bir yazar. Şimdi de, kendisine Büyük Birader adını veren, sokakta yürürken, evinizde uyurken, bacaklarınızı uzatmış dinlenirken, işe giderken, işten gelirken anlayacağınız günlük hayatınızın her anında gözlerini üzerinde hissettiğiniz bir figür düşünün. Paraların üstünde, sokaklarda bulunan pankartlarda, iş yerlerinde her yerde bu kişinin fotoğrafı mevcut ve şu şekilde bir de yazı: BÜYÜK BİRADER'İN GÖZÜ ÜSTÜNDE. İnsan doğası gereği çeşitli konularda gizliliği olmasını isteyen, zihninde düşüncelerin dönüp durduğu, binbir farklı duyguyu yaşayabilen bir canlı ancak Orwell'in 1984'ünde bu durum söz konusu bile olamaz, televizyon izlerken haberlere nasıl tepkiler verdiğiniz önemli, Parti adına konuşma yapan birini dinlerken surat ifadenizdeki değişimler önemli, bir kağıt parçasına yazdıklarınız, çizdikleriniz, okuduklarınız önemli, neden mi? Çünkü Büyük Birader'in Gözü Üstünüzde. İşte 1984 böylesi korkunç bir senaryoya sahip çünkü bu dünyada en ufak bir tebessümünüz, yüzünüzdeki bir kızgınlık ifadesi, aşık olmanız, evlenmek istemeniz gibi daha sayamadığım birçok nedenle kabusu yaşayabilirsiniz, gerçi bunları yapmasalar dahi bu insanlar kabusu yaşıyor. Winston Smith de bu insanlardan sadece biri, neye inanıp neye inanmaması gerektiği konusunda yaşadığı iç çekişmeyle, suçluluklarıyla, pişmanlıklarıyla ve yaşadığı her türlü duyguyla güçlü Parti'nin karşısında var olan bir insan.

1984 Okyanusya'sında her şey Parti'nin kontrolü altında. Öyle ki dil bile günden güne eritiliyor ve buna Yenisöylem deniyor. Peki nedir Yenisöylem? Parti'nin Devrim'in ardından ülkenin resmi dili haline getirmeye çalıştığı bu dil, bireylerin düşünmelerini düşünseler dahi dile getirmelerini engellemek amacıyla gerçekleştirilen uygulamalardan sadece biri. Eskisöyleme ait kelimeler en aza indiriliyor, dil ortadan kaldırılıyor çünkü insanlar düşünmemeli, düşüncelerini dil aracılığıyla rahatlıkla ifade etmemeli! Düşünce Polisi adı verilen ve dört bir yanda düşünce suçlusu arayan -evet yanlış duymadınız düşünce suçlusu- kişiler bile mevcut bu ülkede. Bir konu hakkında fikriniz var ve bırakın bunu dile getirmeyi bunu aklınızdan geçirmeniz dahi suç. Çünkü hiçbir şey Parti'ye karşı olamaz, her şey ama her şey, ne düşüneceğiniz bile parti kontrolünde olmalı. Bu bırakın hakkı hukuku insanın doğasına aykırı değil de nedir? İyiye iyi, kötüye kötü demesine engel olmak hiç kuşkusuz insana yapılabilecek en büyük kötülüklerden biri. Kitabı okurken, okuduktan sonra aslında insan-devlet-iktidar gibi olguların hiçbir zaman farklı bir hale bürünmeyeceğinin farkına bir kez daha varıyorsunuz. İktidarın aslında insanlar için değil kendisi ve bünyesinde barındırdıkları için var olan bir örgütlenme olduğu gerçeği su götürmez bir şekilde çıkıyor insanın karşısına. 1984'te evet Parti insanların somut benliklerine hükmediyor ancak daha korkuncu zihinlerine hükmediyor ve bunu son derece başarılı bir şekilde yapıyor. Gücü ele geçiren, o gücü her zaman kendi devamlılığı için kullanıyor ve bunu yaparken kitlelere verdiği zararın farkında olmuyor. Kitabımızda Parti adı verilen iktidar, tüm yazılı organları ustalıkla manipüle ediyor ve insanları her şeyin Parti'nin söylediği gibi olduğu konusunda ikna ediyor. 1984'te sağınızda solunuzda mutlaka görebileceğiniz insan tiplemeleri karakter olarak yansıtılmış. Winston doğrunun ne olduğunu bulmaya çalışan ancak ulaştığı sonuçlar nedeniyle içten içe korkan, görece sorgulayan bir karakter, komşusu Bay Parsons hayatını Parti'ye adamış, iktidarın her yaptığını doğru kabul eden biri, Winston'ın daha sonradan tanışacağı Julia ise bu konular üzerinde düşünmek istemeyen, politik konular açıldığında sıkılan, Parti'nin uygulamalarının yanlışlığının farkında olan ancak bana dokunmayan yılan bin yaşasın düsturuyla hareket eden biri. Evet kendimiz de dahil, hayatımız bu üç insan tipi tarafından çevrelenmiş durumda.

Sonuç olarak Parti öylesine güçlü ki bu gücünü suç işleyen insanları direkt olarak ortadan kaldırmak için kullanmıyor bunun yerine öncelikle o insanın zihnini alt üst ediyor; işkencelerle, şoklarla o insanın zihnine kendi doğrularını yerleştiriyor. Öyle ki bu güç, Parti'yi sorgulayan ve insanların bir araya gelseler aslında neler başarabileceklerinin farkında olan, Parti'yi alaşağı etmek için birçok şeyi yapmayı göze alan Winston'a dahi kitabın sonunda 2+2=5 yazdırabiliyor veya kazanıp kazanmadıkları belli olmayan bir savaşın sonucu Parti yanlısı bir şekilde ekrandan aktarıldığında heyecanla kendini sokağa atıp Büyük Birader'i çok sevdiğini düşündürtebiliyor. Evet o her şeyden çok nefret ettiği ve her şeyini elinden alan Büyük Birader'i.
" insan insana nasıl hükmeder ,Winston?
Winston biraz düsünüp "Acı çektirerek " dedi.
George Orwell
Sayfa 302 - Can yayinlari
"İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de."
George Orwell
Sayfa 362 - Can Yayınları, Ciltli 1.Basım, Çevirmen: Celâl Üster
Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem, anlatabiliyor muyum ?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
1984
Baskı tarihi:
1950
Sayfa sayısı:
326
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
New American Library
The year 1984 has come and gone, but George Orwell's prophetic, nightmarish vision in 1949 of the world we were becoming is timelier than ever. 1984 is still the great modern classic of "negative utopia"—a startlingly original and haunting novel that creates an imaginary world that is completely convincing, from the first sentence to the last four words. No one can deny the novel's hold on the imaginations of whole generations, or the power of its admonitions—a power that seems to grow, not lessen, with the passage of time.

Kitabı okuyanlar 37.359 okur

  • Sena
  • Ömer Kartal
  • Aytuğ Selçuk
  • Betül
  • Melike
  • Freya
  • Batuhan Cantorun
  • şule uzundere

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0 (1)
7
%0 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları