·
Okunma
·
Beğeni
·
3030
Gösterim
Adı:
Alice Aynanın İçinde
Baskı tarihi:
20 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051067865
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa yayınları
Ayna-Ev’de yaşamak hoşuna gider miydi Pisicik?”

Alice Harikalar Diyarı’nın ardından bizleri daha tehlikeli ve daha eğlenceli başka bir maceraya çıkarıyor. Evindeki aynanın diğer tarafında kendi dünyasına tıpatıp benzer başka bir dünya vardır, ama bu dünyada olaylar ve zaman tersten işler. Alice aynanın içinden geçtiğinde kendini her tarafta satranç taşlarının gezindiği, kendisi de kocaman bir satranç tahtası olan bir Ayna-Dünya’da bulur. Alice, Kraliçe olmak için çıktığı yolda Eciş ile Bücüş, Kumkuma, örgü ören bir koyun ve birbirinden acayip pek çok yaratıkla karşılaşır. Bakalım Alice başına gelen tüm tuhaflıkları atlatıp bir Kraliçe olabilecek mi?

Lewis Carroll’ın yüz yılı aşkın bir süredir hem yetişkinlerin hem de çocukların severek okuduğu bu fantastik ve ölümsüz hikâyesi yeniden okurla buluşuyor.
149 syf.
·5 günde·9/10
Bu dünyanın karanlık yüzünde kalmak mı, yoksa tavşan deliğinden yuvarlanmak ve aynanın öteki tarafındaki hayata bakmak mı?

Yazar bize bir yol gösteriyor aslında Alice' yi harikalar ülkesine gönderirken.

Dünyada olup bitenler mi saçmalık, yoksa rüyalarımız mı? Hangisinde yaşamak daha mutlu yapar bizi? Belki de saçma olanı görünce yaşadığımız dünyanın kurallarının da üst seviye saçma olduğuna karar verebiliriz.

Bazen çingenelere özenirim. Hayatı hiç ciddiye almazlar. Ayaklarında ayakkabının olmaması, sırtlarındaki kıyafetlerin uyumsuzluğu, eller ve ayaklarının kirliliği... Bunlar hiç onları rahatsız etmez. Üstelik çöplüğü karıştırırkenki rahatlığı hazinesindeki altınını sayan bir sultanınki kadar özgüven gösterisidir. Onlar harikalar ülkesine giden yolu keşfetmişlerdir belki.

Peki biz ne yaparız küçücük yavrumuz otobüste şarkı söylerken, bize sorular sorarken etraftaki o ok gibi acıtan "Şu çocuğu sustursana!" bakışlarını söndürmek için "Aman rahatsız edeceğiz." endişesiyle kendi evladımızın neşesini, hayallerini, harikalar diyarını söndürüveririz ellerimizle.
Onları eğitim almaları için buz gibi okullarda okuturuz en baştan. Matematiği iyi olmalı mutlaka.Testlerden hep iyi sonuçlar çıkmalı. Zeki olamasa da zeki olma rolü pekala yapabilmeli. Oyun çağlarında ödevlerle boğuşmalı. Zirve olabilmek için ezmeyi öğrenmeli. Ezilmemek için yanlış yapsa bile asla yanlış yaptığını hissetirmemeli, hissetmemeli.

Yanlış anlaşılmasın eğitiyoruz derken nasıl eğitiyoruz? Hayal kurmalarına bile fırsat tanımadığımız çocuklarımızın gelecekte vereceği kararlar acaba kendi istekleri mi olacak, yoksa toplumun dayattıkları mı?

Lütfen! Bırakalım hayallerinde mutlu olsunlar. Ama uyanıp gerçek dünyayı gördüklerinde şoka uğramasınlar. Onları şoka uğratan biz büyükler bunun hesabını zor öderiz.

Kitabın son cümleleri bir mektup. İzninizle paylaşmak istiyorum:

"SEVGİLİ ÇOCUK... Benim de bütün kalbimle dilediğim gibi, sana mutlu bir Paskalya dilemesinden pek hoşnut kalacağın bir arkadaşından, tanıdığın bildiğin gerçek bir arkadaşından gelen gerçek bir mektubu okuduğunu hayal etmeye çalış lütfen şu an.
Bir yaz sabahı kuş cıvıltıları ve açık bırakılan pencereden içeriye doğru esen tatlı bir meltemle uyandığımız andaki o enfes düşsel duyguyu bilir misin?.. Ya gözlerin yarı kapalı tembel tembel öylece yere uzandığında dans eden yeşil dalları, altın ışıkta usulca dalgalanan suları rüyadaymışçasına yaşadığın o anki duyguyu? Tıpkı güzel bir resim ya da şiirde olduğu gibi insanın gözünden yaş getirten hüzne çok yakın bir zevktir bu. Perdeni açan anneciğinin o yumuşacık elleri ve artık uyanmanı isteyen o yumuşacık sesi değil de nedir ki bu? Kalkmak ve gün ışığıyla beraber, her yer karanlıkken gördüğün ve seni korkutan o kötü rüyaları unutmak... sana bu güzel güneşi gönderen o görünmez Arkadaş’a teşekkür için kalkıp diz çökmek ve başka bir güzel güne kavuşmak değil midir bu?

Bunlar, Alice gibi masallar yazan birinin ağzından çıkan çok tuhaf laflar, değil mi? Bu, bir saçmalıklar kitabı için çok tuhaf bir mektup, değil mi? Belki de öyle. Kimbilir belki de birileri beni ciddi ve şen şakrak şeyleri birbirine karıştırmakla suçlayabilir; kimileri de gülümseyip kilisede, Pazar günleri dışında böyle ciddi şeylerin konuşulmasını tuhaf karşılayabilirler; fakat sanırım... yok aslında eminim... bazı çocuklar da, benim yazdığım ruh hali içinde tatlı tatlı, seve seve okuyacaklardır bunu.

Çünkü inanmıyorum ki Tanrı bizden yaşamı ikiye bölmemizi istesin... Pazar günleri gelince ciddi bir yüz ifadesi takınmak, hafta içindeyse Tanrı’dan o kadar söz etmenin uygunsuz olduğunu düşünmek. Sanıyor musunuz ki o sadece diz çöküp yakaranları görür ve duyar... ve gün ışığında zıplayıp duran kuzuları görmek, samanların içinde yuvarlanıp duran çocukların seslerini işitmek hoşuna gitmez? Hiç kuşku yok ki çocukların o masum kahkahaları, Tanrı’nın kulaklarında kimi ‘görkemli katedrallerin loş dini ışıklarından’ yükselip gelen o en yüce ilahiler kadar tatlıdır.
O çok sevdiğim çocuklar için yazılmış kitaplara, o masum ve yararlı eğlence hâzinesine katkım olsun diye bir şey yazdıysam, ileride, gölgeler vadisinden yürüyüp geçme sırası bana geldiğinde, kesinlikle utanç ve üzüntü duymaksızın dönüp bakmayı umabileceğim bir şeydir bu (yaşamın ne kadarı böyle anılabilirse!).

Bu Paskalya güneşi, sevgili çocuk, senin üzerine doğacak ve ‘yaşamı her bir uzvunda’ hissedecek, kendini bir an önce dışarı atıp taze sabah havasını içine çekmek isteyeceksin... güçten düşüp, saçların aklaşmadan, yorgun argın iki büklüm dışarıya, son bir kez daha güneşe çıkma vaktin gelmeden böyle daha birçok Paskalya göreceksin... fakat şimdi bile bazen ‘Doğruluk Güneşi’nin kanatlarındaki şifa ile beraber doğacağı’ o yüce sabahı düşünmek güzel.

Bir gün bundan daha parlak bir şafağı görecek olman, hiç kuşkusuz şu anki sevincinin azalmasını gerektirmez... o gün ki, dans eden ağaçlardan ya da usulca dalgalanan sulardan çok daha güzel görüntülerle karşılaşacaksın... perdelerini melek eller açacak ve sevgi dolu annenin ağzından çıkanlardan bile daha tatlı sesler seni yeni ve görkemli bir güne uyandıracak... ve bütün bu üzüntüler, günahlar, şu küçük dünyadaki karanlık yaşamlar artık geçmişte kalan bir gecenin düşleri gibi unutulacak!

Seni seven arkadaşın,
Lewis Carroll
Paskalya, 1876"
Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.
149 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitap zaten bizim baya bi küçüklüğümzün kitabı küçükken de anne veya babalarımız okurlar. Ben beğendim.Hem güzel bi kitap hemde kapak fotoğrafıyla,ve içeriği ile dikkat çeken kitaplarım arasında.Ve kitabı okurken kendimi öyle bi kaptırmıştımki artık kendimi içinde zannettim
149 syf.
·8 günde·Beğendi·5/10
Güya bir çocuk kitabı... İçinde öyle olaylar anlatıyor ki güzel ütopya olmuş. Araya geziler girince bitmesi zaman aldı. Ama okurken eğlendim. Satrancı hep eğlenceli bulmuşumdur. Hikaye leşmesi ve bir dünya olarak anlatılması güzel olmuş. Okumak ne güzel şey ya!
149 syf.
·6 günde·5/10
İlk kitapta tavşan deliğinden düşerek harikalar diyarına geçen Alice bu sefer aynanın içinden harikalar diyarına geçer ve maceralarına devam eder. Bu sefer olaylar daha düzensiz ve karmaşık. Tersten işleyen durumların yanı sıra sık sık değişen bir örgü var. İlk kitabı çok beğenmiştim fakat bunu beğenmedim. Hayal kırıklığı oldu benim için.
149 syf.
·Beğendi·10/10
Öğrencilerimle birlikte yıllar sonra tekrar okuduğum bir şenlik Alice Harikalar Ülkesinde... Okulumuzun bahçesinde beslediğimiz tavşanla,sanki tavşan konuşabiliyormuş gibi dertleşen öğrencilerden tutun keklerini bile 'Acaba küçülür müyüz?' korkusuyla ısırıyorlar.
276 syf.
·3 günde·7/10
İnceleme değil aslında bir yorum yapmak istedim kitapla ilgili.

Alice Harikalar Diyarı'ndayı duymayan, bilmeyen hemen hemen yok gibidir. Çocukken sanırım daha çekici gelmişti bana, çok sıkıldım okurken. Bunun sebebi belki Viktoryen dönem göndermelerini yakalayamıyor olmamdır. Tamam çok ince mizah ya da felsefi göndermeler olan yerler yok değil kitapta ama genel olarak saçma. Şiirler, şarkılar saçma sapan geldi keyif vermedi. Bunun benzerini Otostopçunun Galaksi Rehberi 'ni okurken de yaşamıştım. Farklı bir kültüre ait şakalar cezbetmiyor sanırım beni. Yani bir kitapta Hababam Sınıfı'na yapılan ince bir göndermeyi ya da ne bileyim Yaşar Kemal'e ait çok popüler bir anektodun yeniden yazılmış olduğunu yakaladığınızda yüzünüzde oluşacak tebessümü hayal edin, bu kitabın kült olmasının sebebi de işte böyle keyifli göndermeleri muhtemelen. Ama ben bilmem hangi şairin bilmem ne hicvi ile yazdığı şiiri bilmiyorum doğal olarak bende bir karşılık bulamıyor metin.

Şöyle bir liste var böyle felsefeler ima ediliyormuş, bunu bırakıp kaçayım.

https://listelist.com/...adan-felsefi-ogeler/
Hüseyinloi
Hüseyinloi Aynanın İçinden - Alice Harikalar Ülkesinde'yi inceledi.
246 syf.
·Beğendi
Alice Harikalar Diyarı eseri Caroll'un metametikci stratejistliginin yanında, düşünür rolünü felsefi sorunsallara indirgeyen önemli eseridir. Kitapta inceleme konusu edilen metaforlar, alegoriler bir tür masal dünyasına ya da masal dünyasının ötesinde bir tür absurdizm dünyasına geçiş yapar.


Beyaz tavşanı izleyen Alice'nin ilk adımı, fenomenoloji dünyasından başka dünyaya gecişi temsil eder. Görünen ile gerçeklik arasındaki düalist ayrım bu eserde muntazam şekilde işlenmiştir. Içinde olduğumuz fenomenler dünyasının ötesinde idealar veya hakikat ya da absurdizm dünyasında: temsiller nesneler bir tür ters yüz olma evrenini imler. O dünyada nesnelerin ve zamanın yapısı bambaşkadır. Ve Alice'e her şeyin ters yüz görünmesi, zamanın göreceliği, nesnelerin insan fizyolojisi üzerindeki etkisi bambaşka biçimlere bürünür. Öte yandan Alice'nin kendinin kim olduğu ile ilgili değişkenliğini de verir. Tıpkı Herakleitos'un, Bir ırmakta iki kez yıkanılmaz demesi gibi ya da insan her şeyin ölçüsüdür tezini ortaya koyan Protagorasvari bir şema cizilir. Çünkü zaman fenomenler dünyasının tam tersi biçimde işler ve olasılıklar dünyasında her şey mümkün hale gelir. Özellikle diyaloglarda sık sık, sen istersen ya da öyle düşünürsen gerçekleşir biçimindeki göndergeler bunu açık biçimde gösterir. Ve ayrıca bunun bir düşü imlemesi de bir temsili dolayım olması bir diğer önemli noktadır. Düş'ün hakikatleri temsil edebileceği, oradaki olanaklilik biçiminin zamansal değerdeki değişimi de bir tur kendini arayış hakikate ulaşma amacını taşıdığını görürüz. Eserin sonlarında düşün etkisinin ise somut gerçeklikten kaynaklanması ise ; fenomen dünyası ile idealar dünyasının bir tür Demiorgosudur.

Alice eserinde göze çarpan bir diğer nokta ise, küçük bir çocuğun sorgulayıcı ve cesur kişiliğinin onun kim olduğuna yönelik bir anlam arayışı olmasıdır. Tırtıl ile olan muhabbetinde Tırtıl, Alice'ye kim olduğunu söylerken Alice, buraya gelene kadar biliyordum şuan bilmiyorum diye yanıt verir. Ve burada maceranın asıl degisebilirlik olasılıkları açığa çıkar. Çünkü Ben ben değilim diye de gerekçe sunar Alice.

Tırtıl ile olan geçiş aşaması, bilge bir filozofun geçişini anımsatır. Tırtıl'ın öfkene hakim ol demesi ve Alice'nin kimliğini sorgulatmasi, henüz onun yolun başında olduğunu gösterir.

Alice'nin Kedi ile olan karşılaşması da yine bir tür bilgenin uğraklarıni imler. Kedi, Alice'nin cesaretini tetiklemeye çalışır. Yeterince yürürsen, bir yerlere varırsın demektedir. Ve onu "Deli " diye tabir ettiği Mart Tavşanı ve Şapkacı'nın yanına gönderir. Alice'nin meraklı kişiliği de içten içe onu güdüler. Ne var ki Alice, delilerin yanına gitmek istemediğini söyleyince Kedi'nin cevabı pek manidardir: Burada kim deli değil ki! Ben deliyim. Sen delisin.”

“Nerden biliyorsun benim deli olduğumu,” der Alice.

“Öyle olmalısın,” der Kedi, “Yoksa buralara gelmezdin.” Buradaki filozofi yanıtlar tam da bilge olmaya çabalayanlarin toplum ile olan derin yarıgını ifade eder. Burada gerçekleşen, fenomenler dünyası ile hakikatler dünyasının bir tür alegorisidir.


Zamansal görecelilik sorunsalında ise Şapkacı'nin ve Mart Tavşanı'nın icinde bulunduğu mekânın tasviri pek önemli bir noktadır. Orada nesneler ile zaman arasında muntazam bir görelilik ilişkisi vardır. Nesnelerin insanla olan ilişkileri zamansal görelilik çerçevesi biçiminde işler. Şapkacı'nın Alice ile olan diyalogları pek çarpıcıdır. Zaman üzerine bir söylevdir âdeta. Öznenin zaman üzerinde olan iradesini imler. Ne var ki Şapkacı artık bunu yapamamakta olduğunu ifade eder.

Alice'nin son olarak Kral ve Kraliçe ile olan ilişkileri onun gerçek dünyadaki temsil biçiminin neredeyse eşdeğer ifadesini imler. Kraliçe kroket sahasında oynayan herkes üzerinde adeta Demokles Kılıcı görevi görür . Herkesin kafasının uçurulmasıni ister. Bu da aynı zamanda fenomenler dünyamızın birebir totaliter temsilini gösterir. Ote yandan Kral ve Kraliçe'yi alaya alan da Kedi ve Alice'ten başkası değildir.
149 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bir çocuk kitabından öte içinde tuhaf dersler barındıran okurken ziyadesiyle keyif aldığım lakin vakit bulmakta güçlük çektiğim için uzun sürede okuduğum bir kitap
Yağmur
Yağmur Aynanın İçinden - Alice Harikalar Ülkesinde'yi inceledi.
312 syf.
·6 günde·10/10
Spoiler içerir.Bence Alice;meraklı,sorgulayan ve düşünen bir zihni temsil ediyor.İlk kısımda Alice'in harikalar diyarında yaşadıklarına ve olaylara tanık oluyoruz.İkinci kısımda ise yazarın matematikçi yanını görüyoruz.İkinci kısımda ise aynadan sonrasını ve Alice'in hayatının nasıl devam ettiğini öğreniyoruz.Tavsiye ederim.Keyifli okumalar. :)
149 syf.
·13 günde·Beğendi·6/10
Çoğu kişi onu çocuk kitabı sansada aslında o bir yetişkin kitabı.Anlayarak okuduğumuz zaman aslında bizim hayatımızda önemli bir yer açar. ..
288 syf.
·22 günde·8/10
"Vay canına!" dedi Alice. "Sanırım bir kitap yorumunun içine düştüm!"

Dönüp Şapkacı'yla Mart Tavşanı'na baktı.

"Baksanıza... İşte 1000kitap sayfasındayız; yukarıda da kitabın adı, yazarı ve fotoğrafı duruyor. Ama burada ne işimiz var? Acaba kitabın konusunu ve ana fikrini mi açıklayacağız?"

"Konu falan yok," dedi Mart Tavşanı itiraz ederek.

"Fikir mikir de yok," diyerek onu onayladı Şapkacı. "Hem yorum okumak istiyorsan bloga (https://yaprakonur.wordpress.com/...n-iceri-lewis-carol/) gitmelisin."
ecitah
ecitah Aynanın İçinden - Alice Harikalar Ülkesinde'yi inceledi.
149 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Alice ile bir muhteşem macera daha... Birinciye nazaran daha eğlenceliydi sanki.
Lewis amcanın dünyasına hayran olmamak elde mi? Hayır. Normal diyip yapılan hareketler, sözler nasıl da saçma oluyor bir düşününce. Delilerin(!) daha akıllı olduğu gerçeği bu diyarda çok açık. Karşı karşıya geldiğimiz bir aynanın diyara açılan bir portal olması umuduyla; okuyun, okuyun ve de okuyun.
- Burada kim deli değil ki! Ben deliyim. Sen delisin.
+Nerden biliyorsun benim deli olduğumu.. dedi Alice.
- Öyle olmalısın..dedi Kedi. Yoksa buralara gelemezdin.
"Sen kimsin?" diye sordu tırtıl. Alice biraz utanarak "Ben, ben şimdi pek bilmiyorum bayım, en azından bu sabah kalktığımda kim olduğumu biliyordum ama galiba o zamandan beri birkaç defa değiştim."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Alice Aynanın İçinde
Baskı tarihi:
20 Ekim 2017
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051067865
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa yayınları
Ayna-Ev’de yaşamak hoşuna gider miydi Pisicik?”

Alice Harikalar Diyarı’nın ardından bizleri daha tehlikeli ve daha eğlenceli başka bir maceraya çıkarıyor. Evindeki aynanın diğer tarafında kendi dünyasına tıpatıp benzer başka bir dünya vardır, ama bu dünyada olaylar ve zaman tersten işler. Alice aynanın içinden geçtiğinde kendini her tarafta satranç taşlarının gezindiği, kendisi de kocaman bir satranç tahtası olan bir Ayna-Dünya’da bulur. Alice, Kraliçe olmak için çıktığı yolda Eciş ile Bücüş, Kumkuma, örgü ören bir koyun ve birbirinden acayip pek çok yaratıkla karşılaşır. Bakalım Alice başına gelen tüm tuhaflıkları atlatıp bir Kraliçe olabilecek mi?

Lewis Carroll’ın yüz yılı aşkın bir süredir hem yetişkinlerin hem de çocukların severek okuduğu bu fantastik ve ölümsüz hikâyesi yeniden okurla buluşuyor.

Kitabı okuyanlar 416 okur

  • Nehir Bozkurt
  • a
  • Onur Sümer

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.9 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0.9 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0