Bihruz Bey, göz kamaştırıcı arabasıyla sokaklarda dolaşırken aslında bir arabadan çok daha fazlasını taşıyordu: içindeki boşluğu, kimliğini arayışını ve gösterişe olan kör tutkuyu. Onun hikâyesi, yalnızca bir zengin çocuğunun şatafat düşkünlüğü değil; insanın, hayata anlam katmak yerine aldatıcı görüntülere kapıldığında ne kadar savrulabileceğinin bir aynasıdır.
Bihruz Bey, alafranga hayallerle süslediği dünyasında parıltıyı asaletle, yüzeysel beğenileri gerçek değerle karıştırır. Onun için yaşam, giydiği kıyafetlerin şıklığında, bindiği arabanın gösterişinde ve etrafındakilerin gözünde yarattığı sahte hayranlıkta gizlidir. Ancak bu hayaller, onun kalbini ve aklını adım adım gerçeklerden koparır. Sokaklarda arz-ı endam eden arabası bir gurur simgesi değil, aslında ruhunun yavaş yavaş kayboluşunun sembolüdür.
Aşkı bile yüzeysel bir hayranlığın gölgesinde yaşar. Sevdası, bir kalbe dokunmaktan çok, hayallerinde kurduğu bir dünyanın süsüdür. Ama gerçek hayat, hayallerin kırılgan camlarını en acımasız şekilde parçalar. Bihruz Bey’in yaşadığı hayal kırıklıkları, insanın kendi içindeki boşluğu ne kadar pahalı arabalarla, süslü kıyafetlerle ya da sahte hayranlıklarla gizlemeye çalışırsa çalışsın, o boşluğun daha da büyüyeceğini gösterir.
“Araba Sevdası”, sadece bir bireyin aldanış hikâyesi değil; bir toplumun yanlış batılılaşma yolunda kayboluşunun da ironik bir aynasıdır. Görüntülerin ardına saklanan bir hayatın, gerçeğin en sert duvarına çarpışıdır.
İnsan, kendi kimliğini inşa etmeden başkasının gölgesine sığınırsa, hayatının direksiyonunu hep başkalarının eline bırakır.
Baskın kültürün etkisini, kültür emperyalizmini özetleyen, yazım tekniği ve güzel tasvirleriyle dönem İstanbul'unu, toplum ve hatta şehir yapısını insana öğreten bir kitap. Bihruz'un "bir siyehçerde civandır"(karayağız bir delikanlıdır) dizesini Periveş'e iltifat olsun diye mektubuna eklemesi, bu süreçte Farsça ve Fransızca arasında sıkışan Bihruz ve iş yerindeki arkadaşlarının diyalogları batı hayranı aydın geçinen tipleri ve doğu-batı çatılmasını güzelce tasvir etmiş.
Kitabın adı "bihruz düşler ülkesinde" de olabilirmiş keza gerçek dünyaya arkasını dönüp, kafasında kurduğu dünyada yaşamayı seçen bihruz beyin hayalleri müthiş. Toplam beş kelime konuştuğu Periveş için kurduğu pamuk şekerden düşler ülkesi gerçek dünyadan daha çekici tabi, Bihruz da haklı :)
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Bilgi Yayınevi · 201831bin okunma
Edebiyatımızdaki ilk gerçekçi roman olan Araba Sevdası kitabında Recaizade Mahmut Ekrem, zengin ve mirasyedi olan Bihruz Bey'in Periveş Hanım'a olan kendince çok büyük ve tutkulu aşkını trajikomik bir şekilde aktarır. Bihruz Bey sürekli bir şekilde ismini bile bilmediği Periveş Hanımı arar durur ve ona aşkıyla bedbaht olur. Yazar aynı zamanda dönemin en belirgin özelliği olan "Batı özentisi alafranga tipi" de çok iyi bir şekilde Bihruz Bey'le bize aktarır. Bihruz Bey Fransızca delisi, dili yarım yamalak öğrenen ve sadece taklit ederek bir büyüklük yaptığını düşünen Türkçeyi, şairleri, şiirleri sürekli yerden ve yetersiz olduğuna inanan bir alafranga tiptir. Dönemi ve özelliklerini anlamak açısından okunmasını öneririm. Edebiyatımızın değerli eserlerindenn.
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Bilgi Yayınevi · 201831bin okunma
Dış görünüşe, lükse, şatafata düşkün bir gencin bomboş , faydasız dünyasının anlatıldığı bir hikaye. Kitabı ne sevdim ne de sevmedim diyemiyorum. Okurken sıkılmadım ama eğlenmedim de.
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Bilgi Yayınevi · 201831bin okunma
ARABA SEVDASI Kitap Yorumu
Bir Türk klasiği olan bu eser içinde her ne kadar bolca yabancı kelimelere,cümlelere -özellikle Fransızca kelime ve cümleler-yer vermişse de olay akışındaki duygusal atmosferi müthiş bir şekilde yakalamış olduğunu düşünüyorum.Sonuçta edebiyat tarihimizde adından sıkça bahsedilen Recaizâde Mahmut Ekrem'in kaleminden çıkmış bir eser.Kurgusu çok iyi bir şekilde planlanmış;kimi zaman Bihruz Bey'in düştüğü komik durumlara karşı gülmenize engel olamazken kimi zaman da yine Bihruz Bey'in tüm benliğini kaplayan hüznü size hissettirebiliyor.Kitabı okurken bir anda baş karakterimiz Bihruz Bey havasına bürünebiliyoruz. R.M.Ekrem Araba Sevdası'nı her ne kadar "eğlenmek amaçlı"yazdığını söylese de Tanzimat dönemindeki Batı'ya özenen tiplerle alay etmek için yazıldığı göz ardı edilemeyecek kadar belirgindir.Her ne kadar Bihruz Bey'in Periveş Hanım'a olan aşkını anlatıyor olsa da aslında o dönemin toplumu ile ilgili önemli eleştiriler yapmakta ve özellikle gençleri etkileyen Batı tesirinin olumlu olumsuz sonuçlarını ele almaktadır.Aynı zamanda yazarın hayatıyla ilgili bilgisi olanların da kolayca farkedebileceği gibi R.M. Ekrem Bihruz Bey'in hüzünlü tarafına kendini saklamıştır.Bu hüzün ortaya çıktıkça yazarın bulunduğu ruh haliyle ilgili çıkarımlarda bulunmak zor olmamaktadır.Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim kitabın içinde bulunan resimler bizleri yazıldığı döneme götürüveriyor.
Kitap yazıldığı dönemin zihniyetinden dolayı çok fazla yabancı kelime ve cümle içerdiği için okumak biraz zorlaşıyor.Olay akışını kaçırabiliyorsunuz. Hele bir de sonlara doğru bir sayfada bir cümle vardı ki cümlenin sonu o sayfanın yarısından başlayıp öteki sayfanın yarısına kadar sürüyordu.Bir an kitap bitene kadar böyle devam edecek sandım.Türk Edebiyatı'nın temel taşlarından
Yazar Recaizade Mahmut Ekrem kitabında Batı özentiliğini ve alafranga konularını eleştirmiş. Ben beğendim ama beklentimi tam karşılamadı. Konusuna gelirsek kısaca şöyle : Ana karakterimiz Bihruz Bey dilini tam bilmeyen ve sürekli Fransızca kelimelerle konuşan ve Batı özentisi bir karakter. (Yani Türkçe'nin güzelliklerinden bihaber.) Bihruz Bey zengin bir beyefendi. Birgün bir bahçede gezintiye çıktığı sırada gördüğü Periveş Hanımı (ve onun lüks kiralık landosunu görür) ve onun zerafetine , güzelliğine , naifliğine aşık olur. Ve olay bu şekilde başlar. Ve sonuç şu ki aslında Bihruz Bey Periveş Hanıma değil onun landosuna aşık olmuştur. Ama o bunun hiç farkında değildir.
Birde şunu eklemek istiyorum kitapta bolca Fransızca kelime ve cümleler mevcut tabii ki açıklamaları da mevcut. Birde kitapta bolca bilinç akışına da yer verilmiş.
Ve aynı zamanda tabii ki Türk edebiyatızda ilk realist roman olması dolayısıyla çok önemli bir yeri bulunuyor okumalısınızz.
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Bilgi Yayınevi · 201831bin okunma
Sevda ki bir insanın yalnız gönlüne değil; aklına, fikrine, elinde olan iradesine, bütün duygularına, manevi kuvvetlerine, şiddetle hükmeden üstün bir kuvvettir. Sürekli olarak şüpheler, kuruntular içinde bulunmaktan hoşlandığından; göz, kulak her gördüğü şeyi onun açısından görüp duymaya, onun karakterine göre ayarlamaya, aklımı, muhakemesini onun keyfine göre kullanmaya mecburdur.
Türk Edebiyatının ilk realist romanıdır..
Recaizade Mahmut Ekrem, bu kitapta aslında bir “araba merakı” anlatmıyor; insanın gösterişe kapılmasını, kendini kandırmasını ve gerçek hayattan kopuşunu çok ince bir mizahla işliyor. .
Bihruz Bey, romanın merkezindeki karakter, dışarıdan bakıldığında zengin, şık, modern görünmeye çalışan biri…
ama iç dünyasına baktığında, hayal ile gerçek arasına sıkışmış bir adam görüyorsun.
Onun o yapay tavırları, Fransızca sevdası, şatafat merakı aslında büyük bir boşluğun örtüsü gibi.
Bihruz Bey aslında kötü biri değil. Sadece ne olduğundan çok neye “benzemek” istediğini biliyor..
Bu da onu hem komik hem de hüzünlü bir karakter yapıyor.
Zenginliği zevk sanan, gösterişi mutluluk zanneden, bir beğeni uğruna kendini bile unutan bir insan…
Güzellik, aşk, para, şöhret derken, romanın içinde “gerçek” neredeyse yok gibi.
Bihruz Bey’in yaşadığı aşk bile kendi hayal dünyasının süslenmiş bir versiyonu.
Bir yanıyla ona gülüyorsun, diğer yanıyla içten içe üzülüyorsun.
Çünkü fark ettiğin şey şu:
Kendini kandırmak bazen en ağır yanılgıdır. .
İnsan, başkalarına görünmek için yaşadığında, kendi hayatını kaçırır.
Dönemin toplumsal yapısını eleştiren bir eser olmaktan çok, insanın zaaflarını gösteren bir aynaydı. .
Görünmek için yaşarsan, gerçek seni en sonunda sessizce terk eder.
Araba Sevdası – Recaizade Mahmut Ekrem
Araba Sevdası, yüzeyde Batı hayranlığıyla dalga geçen bir roman gibi görünse de, aslında çok daha derin bir boşluk ve kimlik meselesi anlatıyor. Bihruz Bey’in hikâyesi sadece gülünç değil; yer yer acı, yer yer düşündürücü. Çünkü onun düştüğü hâl, dönemin olduğu kadar bugünün de bir problemi.
Bihruz Bey, Batılı görünmeye çalışan ama ne Batı’yı ne de kendi kültürünü gerçekten anlayabilmiş bir karakter. Fransızca kelimelerle konuşması, gösterişe olan düşkünlüğü ve sahte bir aşkın peşinden sürüklenişi başta komik geliyor. Ama roman ilerledikçe bu komiklik yerini bir boşluk hissine bırakıyor. Bihruz Bey’in en büyük problemi, kim olduğunu bilmemesi.
Romanın dili zaman zaman ağır ve detaylı. Özellikle tasvirler ve uzun betimlemeler günümüz okuru için yorucu olabilir. Ama bu ayrıntılar, Bihruz Bey’in dünyasının ne kadar yapay ve süslü olduğunu daha iyi hissettiriyor. Yani metnin zorluğu, anlatılan karakterle örtüşüyor.
Aşk meselesi de romanda oldukça ilginç bir yerde duruyor. Bihruz Bey’in Periveş Hanım’a duyduğu his, gerçek bir sevgiden çok hayal edilen bir imajın peşinden gitmek gibi. Bu da romanın en güçlü taraflarından biri. Sevilmek değil, “sever gibi görünmek” önemli.
Araba Sevdası, bana insanın ait olmadığı bir kimliği taklit etmeye çalıştığında ne kadar savrulabileceğini düşündürdü. Gülümseten ama altında ciddi bir yalnızlık ve anlamsızlık barındıran bir roman. Dönem romanı olmasına rağmen bugün hâlâ tanıdık gelmesi de bence en çarpıcı yanı.
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · İletişim Yayıncılık · 201431bin okunma
Merhaba arkadaşlar;
Elimde bulunan Türk klasiklerinden olan araba sevdası kitabını okudum ve uzun bir süre bu tür eserlere ara verme kararı aldım. İçerik paylaşmadan eserin okunması gereken kitaplar arasında olduğunu söyleyebilirim. Nerelerden nerelere genişlediğini anlamak için okunması gerek.
Kitapla Kalın
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · İletişim Yayıncılık · 201431bin okunma
Edebiyatımızın yenileşme ve gelişmesinde büyük emeği olan Recaizade Mahmut Ekrem, Mart 1847'de İstanbul'da doğdu. Babasından Süryanice ve Farsça öğrendi. 1858'de ilköğrenimini tamamladı, özel öğrenim görerek yetişti. Mekteb-i İrfan'ı bitirdikten sonra (1858) girdiği Harbiye İdadisi'ndeki öğrenimini sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadı. Resmi görevle Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2. Meşrutiyet'ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Namık Kemal'le tanışmasının ardından Encümen-i Şuara'ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlandı. 1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870'te ilk oyunu Afife Anjelik, 1871'de ilk şiir kitabı Nağme-i Seher yayınlandı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi.
Edebi Hayatı
Recaizade Mahmut Ekrem, tüm edebi hayatı boyunca gençlere edebiyatı öğretme gayreti içinde olmuştur. Edebiyatın yenileşmesi üzerinde yoğun çalışmaları olan sanatçı, Servetifünun edebiyatının da temellerini atmıştır. Bu edebiyatın kurucusu olan Tevfik Fikret, onun Galatasaray Lisesi'nden öğrencisidir. Şinasi ve Namık Kemal gibi birçok edebi türde eserler veren Recaizade Mahmut Ekrem, şiir için her güzel şey şiirin konusu olabilir görüşünü savunmuş ve şiirin konusunu genişletmiştir. O döneme kadar Divan şiir geleneğinin temel ilkelerinden biri olan 'göz için kafiye' anlayışını terk ederek 'kulak için kafiye' anlayışını benimsemiştir. Bu meseleden dolayı da dönemin eski edebiyat taraftarlarının lideri durumundaki Muallim Naci ile sert tartışmalara girmiştir. Divan şiiri biçimlerini kullanmış; ancak bu biçimlerde zaman zaman değişikliklere gitmiştir. Nesir yönü şiirlerine göre daha başarılı olan sanatçının özellikle eleştirileri önemlidir. Eski edebiyat taraftarlarına yaptığı eleştirilerle o dönemde yeni edebiyatın sesi olmuştur. Edebiyat bilgilerinin yer aldığı Talim-i Edebiyat ve edebiyatımızdaki ilk realist roman olan ve yanlış Batılılaşmayı eleştirdiği Araba Sevdası onun önemli düz yazı eserleridir.