Tahmini Okuma Süresi:
11 sa. 54 dk.
Sayfa Sayısı:
420
Basım Tarihi:
Haziran 1992
İlk Yayın Tarihi:
1964
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Orijinal Adı:
Les Chemins de la Liberte 2: Le Sursis
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·420 syf.··
Beğendi
·
2017 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2017 22:41
7:37 Nur pencereden bakıyordu ..az sonra ikizler ile olan teşrik_ i mesai'si başlayacaktı...yorgunum.dedi ..dünyayı sırtında taşıyan atlas kadar yorgunum.. Mutfağa yürüdü yumurta haşlaması lazımdı.. Rogojin pencereden bakıyordu ..bu ismin altında bir japon samurayı'mı var ?maskesinin ardına saklanmış bir kırılgan ruh ? yoksa bir rus katakter ? ...Geceden kalma kitabını pervazın kenarina koydu .....Kedi-sini okşadı,çayından bir yudum daha aldı .. Hakan hoca pencereden bakıyordu. .çocuklar okul bahçesine girmeye başlamışlardı ..geleceğimiz ... yeni bir nesil daha ...zengin hırsız çocukları ile fakir hırsız çocukları aynı pota içerisinde harmanlanıyordu ...saksıda hercai menekşe açmıştı. .. Ebru pencereden bakıyordu. .Sartre ile tanışmanın keyfindeydi ..belkide hiç okumamalıyım .. evet evet okumamaliyim .. okursam mutlu çoğunluğun arasında olma hakkım azalıyor ...gülümsedi , neden güldüğünü anlamayan elliiki kişinin boş yaşama telaşı arasından sıyrıldı :) otobüs fren yaptı. .. 7:38 Sirenler çaldı. . Pencere den bakanlar başlarını kaldırdı. Sirenler çaldı .. Bir ulusun uyanmış insanları, gökyüzüne baktı. .. #Spoiler# " Bu benim anladığım Sartre yazım tarzı , bir çok insan gerçek hayatta aynı anı -farklı yaşıyor ..büyük olaylarları hep birlikte ayrı ayrı ruh hallerinde yaşıyoruz ..bunu zaten biliyoruz diyeceksiniz ..evet biliyoruz ama hiç düşünmüyoruz ..bu kitapla birlikte bir basamak daha yukarı çıktığımı düşünüyorum ..mesela empati duygum daha bir tazelendi (belki de şu an en ihtiyaç duyduğumuz duygulardan biri) ..yukarıdaki metni biraz daha detaylandırmak istesem bir hikaye çıkabileceğini anlamamı sağladı bu kitap ,yani istersen yazabilirsin de dedi :) mesela Nur un baktığı pencereden gördüklerini, pencerenin hangi materyaldan yapıldığını ,Nur un ikizler doğmadan
Eğitim
BekleyişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar · 1992962 okunma
10/10
·420 syf.··
Beğendi
·
2015 42. kitabı
Muazzam bir eser. Sartre yalnızca filozof olmadığını dahi bir kurmaca ustası olduğunu da göstermiş. Bir yandan ikinci dünya sabaşı öncesinin umutsuz ortamı bir yandan da insanların iç dünyasında ki umutsuzluklar ve durağanlık olağanüstü bir ustalıkla yazılmaktan öte adeta resmedilmiş...
BekleyişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar · 1992962 okunma
Puan vermedi
Kitapta yazar ya betimleme yapıyor ya da varoluş kritiği. Farklı tipte karakterlerin savaşa verdiği tepkiler tanrı bakış açısıyla devamlı değil sırayla hikayelendiriliyor, ama zaman kaldığı yerden devam ediyor. Kafayı kırmak için güzel bir kitap .
BekleyişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar · 1992962 okunma
Puan vermedi·420 syf.··
2020 112. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2020 22:32
Jean Paul Sartre’nin “Özgürlük Üçlemesi” serisinin ikinci kitabı “Bekleyiş”. Avrupa’nın içinde bulunduğu savaş öncesi dönemde bir haftada meydana gelen olaylar anlatılıyor. Kitabın yazılış şekli tek bir hat üzerinden değil farklı farklı gruplardan, yerlerden ve statüden insanların olaylara bakışı anlatılıyor. Olaylar derken esas olay “Savaş”. O dönemde insanların ruh hallerinin duygu ve düşüncelerinin, toplumun büyük bir çoğunluğunun kendisini dev aynasında görmesine karşın bir grup azınlığın gerçekleri ifade ederken uğramış oldukları eleştiriler. Savaş öncesi insanların yaşadıkları hayatlar, düşüncelerinin şekillenişi, korkunun neler yaptırabileceği, endişelerin insanları nasıl mantıksız ve tutarsız şekillere soktuğunu, barış olasılığının insanlarda meydana getirdiği huzur, sevdiklerini savaşa gönderirken insanın ruh halinde meydana gelen hüzün, gündelik yaşamın getirdiği sıradanlık, savaşın anlamsızlığının tartışılması ve en önemlisi ne olacağının kestirilememesinden dolayı yaşanan “BEKLEYİŞ”. Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen insan duygu ve düşünce dünyasındaki benzerlikleri hayretler içinde kalarak fark ediyorsunuz. Savaş öncesi insanların yaşadıkları şeyler hiç bitmeyecekmiş bir kâbus gibi duruyor. Bugünün özgür dünyasının (Avrupa) doğum sancıları olarak okunuyor şimdi, ancak o dönemde Bekleyiş’in ve doğumun ne zaman gerçekleşeceği belli olmadığı için Bekleyiş tam bir azaptı. İçinde bulunduğumuz süreçler ne kadar da çok benzemekte oysa. Çektiğimiz acıların ve yaşadığımız hüzünlerin yeni bir barış ve özgürlük ortamının doğum sancıları olması dileğiyle!
BekleyişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar · 1992962 okunma
Puan vermedi·420 syf.··
2017 90. kitabı
Serinin ikinci kitabında kendini de aşan ve mükemmele adım atan Sartre bir filazoftan çok daha farklı bir noktada olduğunu göstermektedir. Sorgulamanın yanında kuramsallaştırma, kurgulama ve aktarma da detayın en uç noktasına giden bu kitap bir yandan da ikinci dünya savaşının iç dünyasına da ışık tutmuş ayrıca bu dönemi yaşayanların kişilik analizleri ile psikolojiyi de göstermiştir.
BekleyişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar · 1992962 okunma
Puan vermedi·524 syf.·
2024 88. kitabı
Özgürlük Yolları üçlemesinin ikinci kitabı “Almanya Çekoslovakya’ya saldırırsa Fransa bu savaşa dahil olacak mı?” Bu sorunun cevabının “evet” oluşunun endişesiyle “yaşanmayan, yaşanamayan zamanı” anlatıyor roman.. 1914’te naralar atarak bayrak sallayarak savaşa gidenlerin, döndüğünde çocuklarına aslında hiçbir savaşın -sonuç ne olursa olsun- halk için zafer getirmediğini anlatmasıyla büyüyen çocuklar, anlatılanlardan aldıkları derslerle savaşın neyi getireceğinin neleri götüreceğinin farkında ama kaderlerine boyun eğmişler, bekliyorlar.. Bu bekleyişi okuyoruz işte romanda. Bir olay akışı içerisinde değil de fotoğraf kesitleri gibi.. Bir generalin zihnindeyiz, sonra bir barda dans eden çiftin zihninde, bir felsefe öğretmeninin, bir annenin, bir çocuğun, bir militaristin.. Tam bir kaos hâli. Bir duygudan diğerine geçiş, bir zihinden ötekine atlayış. Hayli yorucu ama tam da savaş öncesi ortamın kaosuna uygun. İki savaş arasında geçen bir ömrü düşünün.. Mutsuz, huzursuz geleceğe dair umudu olmayan, varoluşundan bu yana onu hiçbir kötülükten korumayan baskı altında bırakan tüm o inanç değerlerinden vazgeçmiş her şeye yabancılaşmış yıkılmış harap bireyi .. Birey yeniden inşa edilebilir mi? Bu yıkıntıların arasından varoluşçuluk akımı doğuyor işte. Sartre bu üçlemesinde bizi o akımın içine çekiyor, çıkmak mümkün değil artık..
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019962 okunma
Puan vermedi·524 syf.··
2026 9. kitabı
#JeanPaulSartre #ÖzgürlükYollarıüçlemesi #YaşanmayanZaman #CanYayınları Merhaba sevgili okur arkadaşlarım 🪽 Bugün elimde Jean-Paul Sartre’ın Özgürlük Yolları üçlemesinin, sarsıcı olduğu kadar en gerçekçi durağıda olan, ikinci halkası ile geldim.. Üçlemenin ilk halkası olan Akıl Çağına; hatırlatma amaçlı minik minik dokunuşlar yaparak : Tarihin tozlu çarkları arasında bizleri dolandıran , serinin ikinci kitabı olan "Yaşanmayan Zaman"a seyehat yapmaya ne dersiniz.. İlk kitap Akıl Çağı’nda Mathieu’nün kişisel sancılarını, bir "bağlanma" korkusunu ve oda içindeki buhranlarını izlemiştik, satırlar arasında.. Fakat bu kez Sartre: kamerayı Mathieu’nün dar dünyasından çekip ; okurken sizlerinde hissedeceği o "kapana kısılmışlık" duygusu ile birliklte , 1938’in barut kokulu Avrupa’sına çeviriyor. Bu kitap sadece bir devam hikâyesi değil; edebi bir ihtilalin ete kemiğe bürünmüş hâlidir de aynı zamanda.. Sartre; Münih Konferansı’nın yapıldığı o kritik sekiz günü öyle bir anlatıyor ki, tam anlamıyla zamanın ruhu üzerimize çöküyor.. İlk kitapta bireysel sancılar ve buhranlarla boğuşurken; burada, toplumsal bir kıyamete tanıklık ediyoruz an be an... Herşeyi özetleyen aynı zamanda kitaba ismini veren "Yaşanmayan Zaman", aslında , askıda kalan hayatlarımızı anlatıyor Savaşın eşiğinde herkes hayatını, hayallerini ve en önemlisi özgürlüğünü "belirsiz bir geleceğe" erteliyor burada.. "Savaş bir hastalık değildir; katlanılmaz bir felakettir, çünkü insana insan eliyle gelir," diyor Sartre Gerçekten de, bir felaketin gelmekte olduğunu bilip hiçbir şey yapamamanın verdiği o felç edici duygu, kitabın her satırına sinmiş bir is gibi adeta..
1000Kitap
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019962 okunma
Bekleyiş
8/10
·524 syf.··
2020 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2020 22:53
Bu kitap serinin ilk kitabı olan Akıl Çağı nda işlenen anlatımdan biraz daha farklı şekilde çıkıyor karşımıza ana karakterimiz olan Mathieu'ya daha az rastlarken diğer karakterler arasındaki olay örgüsünü takip etmek bir hayli zorlaşıyor. Belirli bir geçiş cümlesi uyarısı bulunmadığı için karakterlerin isimlerine ve içinde bulundukları olaya çok iyi hakim olmanız romanı takip edebilmek adına çok önemli. İkinci dünya savaşı dönemleri; bir yanda savaş için hazırlananlar neden gittiğini kim için savaşacağını düşünmeden, bir yandan antimilitarist yanlıları, dünyada barışı savunanlar, diğer yanda ise hangisini yapacağını bilemeyen içsel bir karmaşaya girmiş çoğunluk. Karakterlerin hepsinin tek tek iç dünyasına girdiğimiz yaşadıkları karmaşayı, düşünceleri çok iyi bir dille anlatılmış olan romanda sorgulayabileceğimiz o kadar konu veriyor ki bizlere.. Gitmek zorunda olanla,r çocuklarını göremeyecek olanlar ve onları bekleyecek olanlar hepsinin hayatına şahit olacaksınız. Adından da anlaşabileceği gibi tam bir 'yaşanmayan zaman' evler sokaklar istasyonlar savaş daha başlamadan düşüncesi bile her yeri sarıyor. Yaşanmayan Zaman Jean-Paul Sartre
Felsefe
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019962 okunma
8/10
·524 syf.·
Beğendi
·
2022 158. kitabı
Herkese merhaba,Jean Paul Sartre’ın Akıl Çağı üçlemesinin ikinci kitabı olan Yaşanmamış Zaman isimli eserinden bahsetmek istiyorum.Çok etkilendiğim eserlerden biri oldu.Sartre yalnızca filozof olmadığını dahi bir kurmaca ustası olduğunu da göstermiş.Bir yandan ikinci dünya sabaşı öncesinin umutsuz ortamı bir yandan da insanların iç dünyasında ki umutsuzluklar ve durağanlık olağanüstü bir ustalıkla yazılmaktan öte adeta resmedilmiş.Sartre’ın savaşın,savaş öncesi sürecin ne demek olduğunu,insan varlığının,toplum ve devlet önünde ne demek olduğunu gösteren oldukça önemli bir yapıtı.Sartre bu eserde,savaş konusunda Fransa’da ve Avrupa’da o dönem için hâkim olan tüm görüşleri, birkaç farklı tipte karakter üzerinden incelemiş ve okuyucuya önemli dersler çıkarmasına yarayacak toplumsal analizler yapmıştır Kitapta karakter sayısı oldukça fazla ve konu geçişleri yapılırken bırakın satır başı yapmayı bazen aynı cümle içinde ayrı mekanlardaki karakterleri ve olayları aynı anda tek bi cümlenin içinde okuyorsunuz. Bu yüzden başlangıçta kafa karıştırıcı gelebilir. Ben de yazarın bu tutumunu okuyucusunun satırlarını pür dikkat ve özenle takip etmesini istediği için ve biraz da kendi okurunu belirlemek üzere giriştiği bir nevi okur eleme/ayrıştırma yöntemi olarak görüyorum açıkçası.Bu kitabı mutlaka okuyun,hatta seriyi okuyun.
İnsan ve Toplum
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019962 okunma
Puan vermedi·524 syf.··
2021 128. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2021 23:58
Allahım sana şükürler olsun, sonunda bitti. Böylesine ağır bir kitap ne okudum, ne okuyanı gördüm. Gözünü seven gelmesin, uyarıyorum herkesi. Benim gibi bir Sartre hayranı bile 2 ayda 525 sayfa kitabı zorla okudu, dikkat edin
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019962 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.