Yazar London,bir kurdun yaşam serüvenini anlattığı kitabında 'Beyaz Diş' birçok kişinin sevgisini kazanarak kitabın en iyiler arasına girdiğini göstermektedir. Bir canlının gözünden kaleme aldığı kitap yine başka bir canlının iyi ya da kötü muamele görmesi sonucunda hayatında neler olabileceğini en iyi gözlem ve tesbitlerle dile getirmiş. Vahşi yaşamın acımasız yüzüyle özgürlüğün ve hayatta kalmanın ağır bedellerine karşı körelen duyguları birer birer açığa çıkarılan satırlarda çekilen çile ve ızdırap dolu günlerin artık çok gerilerde kaldığını Beyaz Diş'le birlikte sevmenin yüceliğine şahit oluyoruz.
Kitapta dış görünüşüyle tamamen bir kurt olmasına rağmen zihinsel yapısında önemli bir rol oynayan annesinden geçen köpek ırkı ile insanoğlu arasında oluşan duygusal bağ her bir satırda okurun
yüreğine dokunarak keyifli bir okuma ile karşımıza çıkıyor. Bazı kuralların her canlı için geçerli olduğunu gördüğümüz cümlelerde ister bir hayvan olsun ister bir insan kişiliğin oluşumunda sadece kalıtımsal özelliklerin değil çevreninde büyük ölçüde buna katkı sağladığını London iyi ifade ediyor.Kitap, yazarın 'Vahşetin Çağrısı' kitabının bir uzantısı olarak çağrışım yapsada bir önceki incelememde (Vahşetin Çağrısı ) bu konuya bir hayli değindiğimi belirtmeliyim.Yazar London dediğim gibi,
'Beyaz Diş ' kitabıyla bir kurdun yaşamını ele alırken öncesinde de bir köpeğin hayatını anlattığı bir önceki eserinde de olduğu gibi doğanın vahşi yönünü en kanlı haliyle birebir okura aktarıyor.Çabuk kavrayan bir zekaya sahip olan Beyaz Diş Güney ortamına ayak uydurabilmek için Kuzey'de öğrendiği gibi geçerli olan acımasız kavram ve kuralların burada geçerli olmadığını görüyor. Güney'de bellediği tek gerçek ise, sevginin burada yaşam için yeterli tek kural olduğuydu. #Spoiler
Kurgular hemen
Beyaz DişJack London · Oda Yayınları · 095,6bin okunma
Sene 1999. Mevsimlerden yaz. Aylardan Temmuz. Büyük Marmara depreminden bir ay önce falan. Yaz tatilinin tadını çıkarıyorum. Köy evindeyiz. Rahmetli dedem ve babaannem o zaman sağlar. Onların yanındayım. Beyaz Diş'i okumaya başladım. Beyaz Diş okuduğum ilk roman, ayrıca okuduğum ilk kalın kitaptır. Beyaz Diş'ten önce Jules Verne'in İki Yıl Okul Tatili kitabını okumuştum. O da okuduğum ilk hikaye kitabıydı. Beyaz Diş'i çok severek okudum. Okuma alışkanlığı olmayan bir çocuk olduğum halde bir çırpıda bitirdim. Daha sonra iki sefer daha okudum. Benim için yeri ayrıdır. Bana kitap okuma alışkanlığı kazandırdığı için de manevi değeri yüksektir.
Bendeki basımı 1992 Oda Yayınları. O zamanlar çok taşındığımız için biraz hırpalandı. Sayfaları biraz sarardı, kapağı biraz yırtıldı ama hala saklıyorum. Teşekkürler Beyaz Diş...
Sürükleyici bir macera, acımasız, vahşi yaşamdan, insana, sevgiyle tabi olan bir kurdun, cinsine düşman bir yaratığın öyküsü, oldukça güzel bir eser, okumaktan zevk aldığım bir kitap
Jack London çok iyi kurgulanmış bir roman yazmış. Vahşi bir kurdun nasıl evcilleştiğini hayretle izliyorsunuz. Kurtlarla ilgili de birşeyler öğreniyorsunuz. Hayret ettiğim şeylerden biri de Beyaz Diş'in bir köpekle anlaşması iletişim kurmasıydı, diğer biri ise onun köpek dövüşlerine katılması.
Bu kitabı okuduktan sonra köpeklere karşı bakış açım değişti! Kitabı bir süre okuduktan sonra Beyaz Diş'in bir hayvan olduğunu unutuyorsunuz, sanki bir insanmış gibi düşünmeye başlıyorsunuz! Yazar olay örgülerini çok iyi kurgulamış. İnsanı ta yüreğinden yakalamayı becermiş.
Jack London okumayı seven biri olarak bu kitaba da başlarken pozitif bir ön yargı ile başladım, sonuçsa benim ön yargımdan çok yazarın başarılı kaleminden ve hayal gücünden dolayı bu kitabı çok ama çok beğenmem oldu. Bana kalırsa bu kitabı yorumlamak ve incelemek gerçekten büyük bir ustalık gerektirmektedir.
Bu da Yazarımızın en beğendiğim kitabı olan Martin Eden gibi okuyup bitirdikten sonra bile günlerce kafa yorulabilecek kadar ince konuları işlemiş ve bunu vahşi bir Kurt'un insanla tanışıp onun modern dünyasına katılıp uyum sağlamaya çalışan hayatını anlatarak gözler önüne sermiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Kitapla ilgili tek kusur birçok yayın evinden basılmış ve ne yazık ki bunların bir çoğuda neredeyse orijinal kitabın ortasından başlıyor olması, benim aldığım kitap eski bir basım ve dediğim gibi neredeyse orjinalin ortasından başlıyordu. Bir arkadaşımın kitap hakkında konuşurken uyarması ile doğru kitabı okudum.
Esas kitap birkaç adam ve kızak köpeklerinin yolculukları sırasında kurt sürüsünün saldırısına uğramaları ile başlıyor.
Beyaz Diş kitabı bana bazı bölümlerde geçen yazılar ve olaylardan dolayı Vahşetin Çağrısı kitabıyla bir bütünlermiş izlenimi verdi. Kitabımızda etnik köken kavgalarından, saf sevgiye, sadakatten, hayatta kalmak istiyorsan o seni yemeden sen onu yemelisin mottosu"na kadar bir sürü alt konu işlenmiş. Bakış açısı ne olursa olsun bu kitabı okuyan bir çok insana çok sayıda ders ve örnekler verebilen bir kitap.
Benim için bir kitabın iyi olduğunu gösteren en önemli unsur; hikayeleştirmedir ki hikayesi iyi olmayan bir kitap akıcı olmayacağı için bir çok kitapta da gördüğümüz gibi yarım kalır. Fakat bu kitapta yazar olay örgüsünü o kadar iyi sıralanmış, hikayeleştirmeyi o kadar iyi yapmış ki bir yerden sonra kendinizi Beyaz Diş için endişeleniyor ya da
Bu tarz klasikler okuyacaklara naçizane tavsiyem kesinlikle iyi bir yayınevinden okuyun. Bunu belirtmekteki amacım bir dönem, ne olacak kitap işte deyip bazı klasikleri murdar etmiş yayınevlerinden okumam ve bazı yorumlarda aynı sıkıntıları yaşayan arkadaşlara denk gelmiş olmam. Bana göre en iyisi İş Bankası Yayınları sonrasında Can Yayınları geliyor. İkiside kaliteli ve iyidir. Tercih yine sizin. Yayınevine değinmişken çevirmen Levent Cinemre’nin de hakkını teslim edelim. Yine mükemmel bir çeviri olmuş. Çoğu Jack London eserini onun çevirisinden okuduğum için, yazarı ve eserini beğenip taktir ederken, yayınevini ve çevirmenini boş geçmek istemedim.
Kitaba gelecek olursak, Niyetim bir inceleme yapmaktan ziyade sadece düşüncelerimi paylaşmak. Jack London en sevdiğim yazarlardan biri olmasına rağmen ve çok iyi bir kitap okuyacak olduğumu bilmeme rağmen itiraf etmeliyim ki beklentimin de üstünde bir kitaptı. Tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi yaşam mücadelesi, hayatta kalma, varoluş gibi konuları iliğine kadar işlemiş. Naturalist (Doğalcı) bir tema kullandığından her şey bütün çıplaklığıyla oldukça yalın ve gerçekçiydi. Bunu bu kadar başarılı kullanabilmesinin nedenlerinden biri de gençliğinde bizzat maceralara atılmış birçok deneyim elde etmiş olması olabilir.
Aslında benim için eserlerde kurgu birinci planda değildir. Genelde diyaloglara ve karakter gelişimlerine odaklanırım. Verilen mesaja bakar, kendime pay çıkartırım. Ama kitaptaki kurgu o kadar muazzam ki birkaç yorum yapmadan geçemeyeceğim. Roman aslında beş ana bölümden oluşuyor. Ama ben A,B,C diye üç bölüm altında yorumlamaya çalışacağım.
A bölümünde bir cenaze taşıyan kızak takımı ve onları takip eden aç bir kurt sürüsü anlatılır. Aslında her iki tarafta hayat mücadelesi verirken okur bu savaşta, türdeşi
Efsane Jack London eserlerinden , okudukça gözlem yeteneğini sınayan eser olmuş.İnsanların gözünden hayvanlara , hayvanların gözünden insana baktığımız ve davranışların iki canlıyı nasıl etkilediğini derinden hissettirmiş yazarımız bizlere.Baş karakterimiz "Beyaz diş" adında bir kurt'un yaşadığı süreci , zorlukları ,ona davranılan şekilde karşılık verdiğini tüm hayvanlar adına anlatılmış.Şu cümle çok şey anlatıyor bizlere "insanlar güçsüzlüğünü kendinden daha zayıf yaratıklardan çıkarmaya çalışıyor , böylece kendi varlığını kanıtladığını sanıyordu..".Kesinlikle okumanız gerek bir eser...
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma
Beyaz diş farklı hayatların bakış açısını bize ustalıkla sunmuş bir hikaye. Ancak beni en çok etkileyen şey beyaz dişin bakış açısıyla bir hayvanın insana olan bağlılığı sevgisi nefreti ve bütün duygularını onun saf hayvan içgüdüleri ile gözlemleme şansnı bize vermesiydi.. Hayvansever biri olarak bazen hem güldüm hem heyecanlandım hem de birçok kez hüzünlendim.
Bazen insanoğlunun ne kadar kötü ne kadar korkunç duygular besleyebileceğini görmek bazen de bir insanın melek kadar mükemmel bir varlık olabileceğini de yüzümüze vuruyor. Kitapta Beyaz diş'in başından geçen iyi ve kötü her şeyi onun duygularıyla harmanlanıp okuyacaksınız. Benim için bu hikaye listemde ilk üçe girmeyi basardi. Tabii ki size de şiddetle tavsiye ediyorum. Beyaz DişJack London
Beyaz diş'e sevgilerimle
Beyaz Diş benim için, “vahşilik” ile “medeniyet” arasındaki çizginin aslında ne kadar geçirgen olduğunu anlatan çok güçlü bir roman.
Beyaz Diş’i okurken onu bir hayvan kahramandan çok, koşulların şekillendirdiği bir bilinç gibi görüyorum. Kitap boyunca Beyaz Diş ne “iyi” ne de “kötü”; sadece hayatta kalmayı öğreniyor. Kuzeyin acımasız doğasında sertleşmesi, saldırganlaşması bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden onun vahşiliği bana korkutucu değil, son derece anlaşılır geliyor.
Romanın en çarpıcı yanı bence şu fikir:
Sevgi öğrenilen bir şeydir.Beyaz Diş sevgiyle doğmuyor; hatta uzun süre sevginin ne olduğunu bilmiyor bile. Ama doğru insanla, doğru ortamda, yavaş yavaş değişebiliyor. Bu dönüşüm, “doğa mı, yetiştirme mi?” tartışmasına çok insani bir cevap veriyor: İkisi de.
Ayrıca kitap bana şunu da hissettiriyor:
İnsanın zalimliği, doğanın zalimliğinden daha yaralayıcı. Doğa öldürür ama kin tutmaz; insanlar ise gücü ele geçirdiklerinde acımasızlaşabiliyor. Beyaz Diş’in en derin yaralarını dişler değil, insanlar açıyor.
Son olarak, Beyaz Diş’in vahşetten evcilliğe doğru yolculuğu bana ters bir evrim gibi geliyor:
Modern dünyada bizler de bazen tam tersini yaşıyoruz kalabalıklar içinde yaşayıp içten içe yabanileşiyoruz.
Kısaca, Beyaz Diş benim için sadece bir macera romanı değil;
koşulların ruhu nasıl yoğurduğunu, sevginin ise onu nasıl yeniden şekillendirebildiğini anlatan çok güçlü bir hikâye.
Her insanın içinde çatışan bir iyi ve bir kötü kurt vardır diye başlayan ve "hangi kurdu beslersen o kazanır" diye biten çok bilindik bir hikaye vardır ya. Hah! İşte bu roman tam tersini iddia ediyor. Bir iyi insan vardır bir de kötü insan. "Hangisi kurdu beslerse o kurdun kaderidir."
Jack London hikayeye, bizi sert doğa koşullarında hem insanın hem de yaban hayvanlarının yaşam mücadelesinin arasına atarak giriş yapıyor. Sonra Beyaz Diş'in doğuşundan gözünü açışına, hayatta kalma içgüdüsünden insanları tanıyışına, acı deneyimlerinden aidiyet duygusana kadar hayatını bölüm bölüm bizlere anlatıyor.
London bize Beyaz Diş'i sanki bir çocuğun dünyayı algılayışındaki o saflığı tadında aktarıyor ki bunu çok sade dilde ve olay geçişleri okuyucuyu zinde tutacak şekilde yapıyor. Belki size gülünç gelecek diyeceğim şey ama ben Beyaz Diş'i, hikaye akarken hep Zeze'ye benzettim.
Hayatımda geç okuduğuma en üzüldüğüm kitaptır Beyaz Diş! Keşke herkes en geç yirmisine kadar okumuş olsa.
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.