Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han

·
Okunma
·
Beğeni
·
300
Gösterim
Adı:
Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Berikan Yayınevi
Baskılar:
Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han
Bilinmeyen Başyapıt - Kırmızı Han
1612 yılının sonlarına doğru, soğuk bir aralık sabahıydı; incecik giysili bir delikanlı Pariste, Grands-Augustins Soka-ğında, bir evin kapısı önünde dolaşıyordu. Sevdiği kadın ne denli gönülsüz olursa olsun, ilk sevgilisinin evine girmeyi göze alamayan bir aşık kararsızlığıyla epey gidip geldikten sonra, eşiği aşabildi. Üstat François Porbusün evde olup olmadığını sordu. Alçak tavanlı, avlumsu yeri süpüren yaşlı bir kadın, "burada," deyince, delikanlı saray hizmetine daha yeni girmiş, kralın kendisine nasıl davranacağını bir türlü kestiremeyip üzülen bir insan haliyle, basamakları ağır ağır çıktı. Döner merdivenin sonuna varınca, bir süre sahanlıkta kaldı. Bir zamanlar IV. Henrinin baş ressamlığını yapmış, sonradan Marie de Medicisin Rubensi kendisine yeğlemesi üzerine gözden düşmüş sanatçının içerdeki resim işliğinde çalıştığına kuşku yoktu; ama delikanlı o işliğin kapısını süsleyen acayip tokmağa dokunmaya bir türlü karar veremiyordu. Şimdi onun içindeki duygu, büyük sanat adamlarının gençliklerinin, sanat aşklarının en ateşli çağında bir dahiyle ya da bir başyapıtla karşılaşınca yüreklerini çarptıran o derin duyguydu. İnsandaki bütün duyguların temelinde, hep soylu bir coşkudan doğan bir saflık vardır; ama o soylu coşkunun verdiği mutluluk, zayıflaya zayıflaya, bir gün ancak bir anıdan, şanla ün de bir yalandan ibaret kalır. Çabucak kırılıveren o duygular arasında aşka en çok benzeyeni, hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni başlayan bir sanatçının taze tutkusudur: Hem cüret, hem çekingenlik, hem belirsiz inanışlar, hem de kendilerini pek belli eden üzüntülerle dolu bir tutku. Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısına ilk çıkışında yoğun bir coşku duymamışsa insan, yüreğinde her zaman bir tel, yapıtında bilmem nasıl bir fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır. Kendilerini bir şey sanan kimi farfaralarda geleceğe güvenme duygusu çabuk ortaya çıkar; ama onları ancak sersemler akıllı sayar. Böyle düşünür, yani sanatı o ilk çekingenlikle, tanımlanamayan o utangaçlıkla ölçersek, bu delikanlıda, kesinlikle gerçek bir yetenek vardı. Utanma duygusunu güzel kadınlar nasıl işve oyunlarında yitirirlerse; bir gün şana, üne ulaşan sanatçılar da bu duyguyu, yapıtlarını verdikçe, öyle yitirirler. Utkuya alışkanlık kuşkuyu azaltır, utangaçlıksa belki bir kuşkudur.
112 syf.
·3 günde·9/10
Balzac'ın 'Bilinmeyen Başyapıt' hikayesi okuyucuya, resim sanatında eleştiri yapabilmenin tüyolarını verirken aynı zamanda, ruh hastası yaşlı bir ressamın hayret edilesi takıntılarını anlatıyor. Hikayede, resim sanatının sınırlarını resim yeteneğinden ziyade aşkla zorlayan üç ressamımız var. Yaşlı ressamımızın anlat anlat bitiremediği gizli başyapıtını (bunu bir namus meselesi yaptığı için, aslında kıskançlık ataklarını dizginleyemediği için) işte bu başyapıtını kimseye gösterememektedir. Diğer yandan, söz konusu başyapıtı görmeden rahat yüzü göremeyen genç ressamımız, arzusunu elde etmek için, namus meselesi haline gelen bu resim için, kendi namusunu pazara çıkarmayı planlamaktadır. Bu genç ressam bunu nasıl yapacak? Hikayenin sonundaki akıl almaz sürpriz ne? Söyleyebilirim ki, işbu yaşlı ressamımız, nevrotik hastadır, bilmiyorum belki de şizofrendir. Bu hastalıklı ruh durumları, resim sanatının duygu yoğunluğu ve başarılı bir yazınla birleşince işte, müthiş bir Balzac hikayesi türüyor.
'Kırmızı Han' hikayesinin konusu, hikayenin içinden gelen başka bir hikayenin konusuyla birleşir. Bu başka hikayede anlatılan, bir soygun için seneler önce işlenen ve faili meçhul kalan bir cinayettir. Esas hikayedeki adamımız, olayla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmamasına rağmen, seneler sonra bu cinayeti kendi vicdanında muhasebe eder. Bu vicdan muhasebesi sürecinde adamımız, cinayeti irdeledikçe, geleceğine hasar vermektedir. Hem ne demişler; gerçeği araştırmanın yitirimi, o gerçeğin bulunmasıdır. Bu hikaye de tipik bir Balzac tarzıdır, hayli ilginçtir. Hem demişler ya; Balzac okuyanlar biraz delidir diye... Gerçekten de öyle...
İyi okumalar...
122 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Qırmızı mehmanxana.
Xəbəri olmadan bir cinayətdə günahlandırılan şəxs...həmin insanin kecirdiyi hislər ... cinayətkarın mənəvi cəhətdən yaşadıqları...Təsadüflər..Və insan marağının həmişə yaxşı şey olmadığı...
Balzakı oxuyanda Dostoyevskini xatirlatdı mənə azca da olsa...
112 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Eser hakkında belli başlı naçizane fikirlerim var ki öncelikle La Chef-d'oeuvre inconnu 'dan söz etmek istiyorum,Bilinmeyen Başyapıt Balzac'ın kaleminden çıkmış belkide en sade ve öz olan eser. Balzac okumam sadece Eugenie Grandet ile sınırlı olsa bile ben bu hikayeyi oldukça öz buldum, evet Balzac'ın kalemi, ruhsal tahlilleri ve söz sanatlarında ki ustalığı muazzam ama maalesef eserde bütünlük açısından bir tutam eksiklikler var.
L'Auberge rouge Kırmızı Han ise Bilinmeyen Başyapıt'a oranla tam bir bütünlük sağlasada belli noktalar da ufak tefek karışıklıklara ve kopmalara sahip. Hikayenin yarattığı atmosfer ver gizemi oldukça beğendim. Ruhsal çözümlemeler ile insanoğlunun en kuytu noktalarında ki karanlıkları ve o karanlıkların eyleme dönüşmesiyle düşüncede kalması arasında ki farkı bu durumda düşünceden bile doğan vicdan hissiyatı çok kuvvetli bir biçimde işlemiş.
Sırada ki Balzac eserim muhtemelen Kibar Fahişeler olacak, Parfümcü Cesar Birotteau'nun Yükselişi ve Düşüşü ise merak ettiğim ve temin etmek istediğim eserleri arasında...
Güzellik ciddî, zor bir şeydir, ona böyle erişe­ mezsiniz, zamanını kollamalı, beklemeli, gözlemlemeli, sımsıkı sarılmalısınız ki bir gün kendinize boyun eğdirebilesiniz.
Kendilerini bir şey sanan kimi farfaralarda geleceğe güvenme duygusu ça­buk ortaya çıkar; ama onları ancak sersemler akıllı sayar.
Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısına ilk çıkışında yoğun bir coşku duymamışsa insan, yüreğinde her saman bir tel, yapıtında bilmem nasıl fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır.
İnsandaki bütün duyguların temelinde, hep soy­lu bir coşkudan doğan bir saflık vardır; ama o soylu coş­ kunun verdiği mutluluk, zayıflaya zayıflaya, bir gün an­cak bir anıdan, şanla ün de bir yalandan ibaret kalır. Çabu­cak kırılıveren o duygular arasında aşka en çok benzeye­ni, hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni başlayan bir sanatçının taze tutkusudur

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han
Baskı tarihi:
Ocak 2004
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Berikan Yayınevi
Baskılar:
Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han
Bilinmeyen Başyapıt - Kırmızı Han
1612 yılının sonlarına doğru, soğuk bir aralık sabahıydı; incecik giysili bir delikanlı Pariste, Grands-Augustins Soka-ğında, bir evin kapısı önünde dolaşıyordu. Sevdiği kadın ne denli gönülsüz olursa olsun, ilk sevgilisinin evine girmeyi göze alamayan bir aşık kararsızlığıyla epey gidip geldikten sonra, eşiği aşabildi. Üstat François Porbusün evde olup olmadığını sordu. Alçak tavanlı, avlumsu yeri süpüren yaşlı bir kadın, "burada," deyince, delikanlı saray hizmetine daha yeni girmiş, kralın kendisine nasıl davranacağını bir türlü kestiremeyip üzülen bir insan haliyle, basamakları ağır ağır çıktı. Döner merdivenin sonuna varınca, bir süre sahanlıkta kaldı. Bir zamanlar IV. Henrinin baş ressamlığını yapmış, sonradan Marie de Medicisin Rubensi kendisine yeğlemesi üzerine gözden düşmüş sanatçının içerdeki resim işliğinde çalıştığına kuşku yoktu; ama delikanlı o işliğin kapısını süsleyen acayip tokmağa dokunmaya bir türlü karar veremiyordu. Şimdi onun içindeki duygu, büyük sanat adamlarının gençliklerinin, sanat aşklarının en ateşli çağında bir dahiyle ya da bir başyapıtla karşılaşınca yüreklerini çarptıran o derin duyguydu. İnsandaki bütün duyguların temelinde, hep soylu bir coşkudan doğan bir saflık vardır; ama o soylu coşkunun verdiği mutluluk, zayıflaya zayıflaya, bir gün ancak bir anıdan, şanla ün de bir yalandan ibaret kalır. Çabucak kırılıveren o duygular arasında aşka en çok benzeyeni, hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni başlayan bir sanatçının taze tutkusudur: Hem cüret, hem çekingenlik, hem belirsiz inanışlar, hem de kendilerini pek belli eden üzüntülerle dolu bir tutku. Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısına ilk çıkışında yoğun bir coşku duymamışsa insan, yüreğinde her zaman bir tel, yapıtında bilmem nasıl bir fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır. Kendilerini bir şey sanan kimi farfaralarda geleceğe güvenme duygusu çabuk ortaya çıkar; ama onları ancak sersemler akıllı sayar. Böyle düşünür, yani sanatı o ilk çekingenlikle, tanımlanamayan o utangaçlıkla ölçersek, bu delikanlıda, kesinlikle gerçek bir yetenek vardı. Utanma duygusunu güzel kadınlar nasıl işve oyunlarında yitirirlerse; bir gün şana, üne ulaşan sanatçılar da bu duyguyu, yapıtlarını verdikçe, öyle yitirirler. Utkuya alışkanlık kuşkuyu azaltır, utangaçlıksa belki bir kuşkudur.

Kitabı okuyanlar 42 okur

  • Gülşan Hilal Çelik
  • Derya Poyraz
  • T.BKR
  • Mehmet Ali ALTAN
  • Abdullah Babacan
  • VariS
  • Mustafa Dağ
  • Sara
  • Nida Güntepe
  • T. Bak

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%9.1 (1)
8
%18.2 (2)
7
%9.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0