Cahillik ve korku, bana doğru orantılı geliyor. İnsanın ne kadar bir fikri yoksa, ne kadar bilmiyorsa; o kavramdan o derecede korkuyor. Cahillik gerçekten insanoğlunun başına gelmiş en büyük felaket! Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın oluşturduğu "Garaib Faturası Külliyatı" seçkisi, bize cahilliğin ne kadar fena ve gülünç olduğunu gösteriyor. Bu seçkiyi "Gulyabani" ile okumaya başlamıştım, şimdi seçkinin ikinci romanı olan "Cadı" ile karşınızdayım. Tıpkı "Kuyrukluyıldız Altında İzdivaç" ve "Gulyabani" romanlarında olduğu gibi Gürpınar, bu romanında da hakın cahilliğine ve batıl inançlara yöneliyor. Toplumun genelinin anlamadığı ve efsane gibi görünen olayları bilgisizlik üzerinden ti'ye alıyor. Dönemin toplumunun tüm felsefik ve sosyolojik özelliklerini gözler önüne seriyor. Bu romanda, yazarımızın öznesi ruh kavramıdır. Ruhu merkezine alarak metafiziği, felsefeyi ve insanların bilgisizliğini okuyucuya sorgulatır. Eğitimli kişilerin bile nasıl anlamsızca kuşkuya kapılabileceğini görüyoruz. Bu açıdan Gürpınar, yine başarılı bir iş çıkarmış. Üslup olarak günlük konuşma dilinde bir yalınlık tercih edilmiş. Karşılıklı diyaloglar, romanda önemli yer kaplıyor.
Fikriye Hanım, eşi ölmüş ve 3 yaşındaki kızıyla dul kalmış bir kadındır. Anne ve babasını da erken yaşta kaybettiği için dayısından başka kimsesi yoktur. Dayısı Hasan Efendi'nin yanına döner ve yasını tutmaya devam eder. Onun bu geridönüşü, dayısının eşi Emine Hanım'ı çok mutsuz eder, her fırsatta genç ve yaslı kızı evden göndermeye çalışır. Kılavuz kadınla yapılan istişareler sonunda memur olarak çalışan Naşit Nefi Efendi'de karar kılınır. Adamın çok hanım boşadığı, yaşattıkları ve ölen ilk karısının eve cadı olarak döndüğü Fikriye Hanım'dan saklanarak evlilik izni verilir. Bu olaylar Fikriye Hanım ve yarenlerini tedirgin