Değerleri, gelenek-görenekleri, hayat gailesi, yaşadığı sıkıntıları ile halkımızı en iyi anlatan yazarlarımızdan Orhan Kemal. Öyle, biz Türk halkını güzel göstermek için çabalamaz, “kol kırılır yen içinde kalır“lara başvurmaz. İyi bir gözlemcidir; net, objektif, torpilsizdir. Kahramanlarının iyi yönleri yanında kötü yönlerini de serer ortaya; kanlı-canlı içimizden bireyler olarak çıkarır karşımıza. Bir yandan öfkelenir, lanetleriz yapılan haksızlıkları; diğer yandan bizden, hepimizden parçalar da içerdiğini hissedip susarız.
Fabrika işçisi güzel Cemile bir göz odada, babası ve erkek kardeşi ile sabırla bekliyor kaderini. Boşnak göçmeni varlıklı baba Balkan ayaklanmalarından sonra memlekete göçmüş, beş parasız kalmış, karısını veremden kaybetmiş, 15-17 yaşlarındaki iki evladını fabrikaya işçi vermiş. İçi gidiyor o sefil ortamda onları çalıştırdığı için, ama o eski soylu geçmişi kendisinin aynı işi yapmasına izin vermiyor. Cemile bir taraftan beğendiği genç katip gelip kendisini babasından istesin diye bekler, katibin burnu havada babaannesini razı etmeye çalışırken, öte yandan kendisine göz koyan belalı ahlaksızı savuşturmaya çabalıyor.
Arka planda, günlük rızıklarını çıkarabilmek için canlarını hiçe sayıp çalışan yığınlar, fabrikada köşeleri tutmuş bir avuç uyanığa itaat etmek zorundalar. Yenilik getirmeye çalışan, bu uyanıkları yola sokmaya hazırlanan İtalyan mühendisi fabrikadan kovalama operasyonuna da bu yüzden alet oluyorlar. Biraz düşünseler, biraz da cesaretleri olsa aslında yeni düzenin kendi işlerine geleceğini anlarlar. Ama o kadar garibanlar ki, kader bellediklerine karşı çıkmaya korkuyorlar.
Kenarlara itilmiş, göz önünden uzaklaştırılmış, hatırlanmak istenmeyen küçük insanları hikayeleri ile önümüze seriyor Orhan Kemal. Kimse onları görmek istemese de