Denemeler

Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 44 dk.
Sayfa Sayısı:
132
Basım Tarihi:
1998
İlk Yayın Tarihi:
1960
Yayınevi:
Say Yayınları
ISBN:
9789754680065
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Denemeler - Albert CAMUS
8/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2025 53. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2025 14:20
Albert Camus’un Denemeler kitabı toplam 19 deneme ve kitabın son bölümünde 4 mektuptan oluşan 132 sayfalık bir eserdir. Albert Camus, yaşamın anlamsızlığına rağmen insanın yine de yaşamı seçmesini, başkaldırmasını ve dürüstçe yaşamasını savunuyor. Kitap, sanat, özgürlük, siyaset, felsefe, isyan gibi konularda Camus'un düşüncelerini ve insanın içsel çatışmalarını ele almış. Kitaptan beğendiğin bir kaç aforizma ile incelemeyi bitiriyorum. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar. "Hepimizin derin derin düşünmeye öyle gereksinimi var ki!" "Kılıç, eninde sonunda düşünceye yenilir." "Bizler, güzelliği sürgün ettik." “Nedir bütün bu gürültü… Sessizce sevmek ve yaratmak varken!” "Susmak, eğer gözler konuşuyorsa, bir anlam taşır." "Mutluluk, dünyayı ondan hiçbir şey beklemeden sevmektir." Kitaba 8.3/10 puan veriyorum.
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Denemeler - Albert CAMUS
8/10
·132 syf.··
2021 106. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2021 00:36
Bir şey, adı konduğu anda yitirilmiş değil midir? Söyleşi şeklinde başlamak istedim incelememe. Hep adını koymaya çalışırız bir şeylerin aitliğini kazanmak için. Oysa Camus tam tersini düşünüyor bu konuda. Peki ya siz ne dersiniz? Üniversite yıllarımda Yabancı eseriyle tanışmıştım yazarlar. Geçtiğimiz yıl bir makale yazımı için Veba kitabını okudum. Şunu isterdim açıkçası, önce denemelerini okuyup düşünce dünyasını tanıyayım, sonrasında romanlarını tadayım. Deneme tanım olarak kişinin herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerini kendisi ile konuşur gibi, ispatlama amacı güdülmeden paylaştığı yazılar. Camus eserinde sanat, sanatçı, yaşam, ölüm, Fransa, Avrupa gibi kavramlar üzerine düşüncelerini, felsefe, psikoloji gibi dallar ile de destekleyerek paylaşmış. Düşüncelerine katılsanız da katılmasanız da bir bilgi birikiminin ürünü olduğunu hissediyorsunuz okurken. Yazılar uzun tutulmamış. Okurken sıkmıyor. Ülkelerin kaderlerini ve hatta tüm dünyanın kaderini etkileyecek mesajlar veriyor yazılarında. O kadar anlamlı cümleler var ki eserin daha uzun olmasını diliyorsunuz. "Edebiyat olan her yerde umut vardır." (s. 22) "Ya zamanla birlikte yaşar ölürsün ya daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın." (s. 62) "Şimdi artık olan oldu. Dolambaçlı yollardan geçmek zorundaydık, onun için çok geç kaldık." (s. 105) Ve belki de benim en çok bağlandığım cümle: "Anlamını yitirmeyen şeyler var." (s. 110) Böyle bir kitabın varlığından dahi haberim yoktu. Şimdi okumuş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Gerçekten anlamını yitirmeyen şeyler var demek ki hayatta. Anlam verdiğiniz şeyler anlamını hiç yitirmesin.
Deneme
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Çelişki Kardeşliği
9/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2019 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2019 15:09
Camus okumak insanı hem umutlandıran hem de umutsuzca hüzünlendiren bir eylem. Düalizmin ve çelişkilerden beslenmenin en güzel ifadelerini okumanın yolu. Bu deneme kitabında, savaşın Avrupa üzerindeki etkilerini anlatırken, erdemlere sıkı sıkı sarılmanın ve insanı yüceltmenin derdinde Camus. Aslında söz konusu Avrupa ifadesinin yerine Asya’yı, yakın çevremizi koyduğumuzda empati kurmakta zorlanmadığımızı farkediyoruz. Nasıl ki Almanya o dönemde başındaki Nazi belasıyla tüm Avrupa’ya, Avrupa insanına, değerlere, insana kan kusturup korku egemenliği kurmuşsa bugün de benzer diktatörler benzer eylemleri daha el altından ama sürekli biçimde yapmaya devam etmiyorlar mı Ortadoğu’da? Avrupa uyanarak ama uyanırken acılar içinde kan dökerek, bedel ödeyerek bugünkü özgür ortamına kavuşmuşsa Ortadoğu ve Asya insanı da bu özgürlüğüne bir gün kavuşabilir elbette. Camus’nün düalist bakış açıları: *İnsandan yana umut olmasa da yüceltilmeye çalışılmalıdır. Tıpkı kahin Prometheus’un insanlara yardım etmek için devrim yaparken aynı insanlarca nankörlük göreceğini bildiği gibi... * Tanrı, güçlü olanın güçsüzü ezmesini izleyip etki etmez ama güçsüz olan değerleriyle güçlüyü yenerken de güçlünün yanında olmayacaktır. * Bu dünya ve yaşamak anlamsızdır; yine de illa ki yaşamak ve bu anlamsızlığa direnmek gerekir. * Akıl tek başına yetersizdir ama Tanrı da yeterli değildir anlam arayışında. * İnsan kötülüğü yapmamayı seçerken başkaları eliyle yapılan kötülüğe karşı çıkmaz. Erdemli görünen erdemsizdir. * Vatanseverlik, vatanının erdemleri uğruna onu da eleştirebilmektir. * İnsan hayatı, insan hayatını önemseyen tüm ideolojilerin katı tutumları altında ezilir. * Bu anlamsız ve mutsuz hayatta, insanın mutluluğunu sağlamak ve insan hayatına anlam aramaya çalışmak gerekir. * İnsan ve
Felsefe
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Puan vermedi·132 syf.··
Beğendi
·
2020 52. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2020 13:36
Alber Camus'u karamsarlığın yazarı olarak tanıyoruz. Ancak bu eserinde çok "insancıl" gördüm kendisini. Toplam 19 deneme ve "Bir Alman Dosta Mektuplar" başlığı altında 4 mektuptan oluşuyor kitap. Önce sanata, sanatçıya ve sanatçının toplumdaki birleştirici unsur olmasına değinmiş. İlerleyen bölümlerde bir Avrupalı, hatta özelleştirerek bir Fransız kimliği ile, tarih, uygarlık ve insanlık hakkındaki görüşlerini aktarmış. Hele 2. Dünya Savaşı hakkındaki Alman-Fransız fikir tartışmalarını kapsayan düşünceleri kitaba noktasını koymuş. Mutlaka okunması gereken önemli bir eser bence. Yeni baskıları var mı bilmiyorum. Ben sahafta Say Yayınlarının 1989 tarihli altıncı baskısını bulmuştum. İyi ki de bulmuşum. Yaşasın sahaflar.
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Albert Camus+Denemeler
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2024 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 09:26
"Nerde ayrılıyorduk? Siz umutsuzluğu rahatça kabul ediyordunuz, bense etmiyordum. Siz insan yazgısındaki haksızlığı kabul edip hoş görüyor­dunuz, bense dünyanın haksızlığıyla savaşmak için hakkı öne sürmek, mutsuzluğa karşı koymak için mutluluk yaratmak gerektiğine inanıyordum. Siz umutsuzluğunuzu bir taşkınlığa vardırdınız, ondan kurtulmak için onu bir ilke yaptınız. İnsa­nın yaptıklarını yıkmayı, onunla savaşıp büsbü­tün rezil etmeyi istediniz. Bense umutsuzluğu ve bu dertli dünyayı kabul etmeyerek insanların birleşmesini ve kötü yazgılarına karşı savaşmala­rını istiyordum." (Kitabın Dördüncü Mektup adlı bölümünden) Ne diyor Albert Camus "Bense umutsuzluğu ve bu dertli dünyayı kabul etmeyerek insanların birleşmesini ve kötü yazgılarına karşı savaşmalarını istiyordum." Bence kitabı en iyi özetleyen cümle bu. Albert Camus insanın yazgısının kötü olduğunu düşünse de insanların bu yazgıya teslim olmaması gerektiğini düşünüyor. Eserlerini okuduğumuzda her ne kadar umutsuzluk rüzgarını dibine kadar hissetsek de aslında insanın bu rüzgara karşı savaşmalarını istiyor. Belki de diğer eserlerinde bunu fark edemeyebiliriz ama bu eserinde bu amacını görebilmek gayet mümkün. İyi ki okuduğum dediğim eserlerden oldu. (Kitap denemelerden ve Bir Alman Dosta Mektup adı altında dört ayrı mektuptan oluşuyor). Okuyacaklara şimdiden iyi okumalar.. Albert Camus 'ya teşekkürler...
İnceleme
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
8/10
·132 syf.··
2022 22. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2022 01:38
Camus ve Umut Hakkında Bir insan ne zaman kaybeder? Diye bir soru döndü kafamda. Düşünce sancısı sardı...ne zaman dedim ne zaman? Bir sonuca vardım ki, insan umudunu yitirince kaybeder, dedim. Nitekim öyle. Umut her daim vardır. Umutla kalın... Camus :nüktedan kalem, değerli görüş ve harika analizlere sahip eşsiz bir düşünce adamı... Birden fazla kitabını okudum ve her kitabı düşünce ufkuma farklı pencereler kattı. Her ne kadar umutsuzlukla yazıp çizse de verdiği mesajlar düşünce dünyamıza birçok şey katıyor. Fakat, farklı yazılardan oluşan Denemeler adlı eserde umutla dolu seron takıyor okuyucusuna. Okurken acaba bunlar Albert Camus'a mı ait, diye dipnotları araştırdım durdum. Nitekim öyle, kendilerine ait :) Denemeler Ben Fransa'da yetkili bir kişi olsam bu kitabı çoğaltır, ücretsiz şekilde ülke halkına dağıtırdım. Sadece Fransa halkı için değil, halkını seven diğer ülkeler içinde yapardım bunu. Bunu yapardım sevgili okuyucu. Neden mi? Sanatı icra eden kişiler, topluma yol gösteren kişidir. Elinden geldiğince toplumun yararına düşünce paylaşan, düzene sağlık katan kişilerdir. Yazarımızın kaleminden çıkan , farklı kitaplarından, köşe yazılarından veya verdiği demeçlerden bir araya getirilen bu kitabında, işini güzel bir şekilde yapıyor. Eline, kalemine, düşüncene sağlık Camus bey. Tabi parça parça oluşan bu eserde biraz uzaklaştığımız yerler oldu kendileriyle. Zaten lanse edilen düşüncelerin tamamında hiçbir yazar ile bağdaşamayız ki. Ve metodu şöyle ekler, “...işlenmesi en güç konular üstünde, aklın ve insanlığın dilini kullanmayı öğreneceğiz.” Keyifli okumalar dilerim.
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
9/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2018 45. kitabı
·
218 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2018 17:35
Etki alanı onu yönlendirenler tarafından dört duvarla çevrilmiş insan özgürlükten söz ederken, yaşama tutunma çabasını umutsuzluğun kör zeminine inşa eden de onların yüzüne gerçekleri söyleyenleri karamsar olmakla suçluyor. Denememizin konusu bunun savunmasıdır onun için öncelikle yazarımıza bir göz atmamız gerekiyor. Varoluşçu bir filozof ya da absürdizmin bayraktarlığını yapan bir yazar: Albert Camus. Aslında ikisi de değil, iki kategoride de kendini onlardan ayrı tutuyor. Absürdizm aslında saçma olarak bilinir ama asıl önemli olan ve Camus'nün kullanmaya çalıştığı anlamı "uyumsuz" dur. Ama kendini o kategoride değerlendirmez çünkü absürdizmi metod olarak kullanır doktrin olarak değil. Bu akımın kurucusu değildir ama bu akımda önemli bir yere sahiptir, çünkü romanlarında( Veba, Sisifos Söyleni, Yabancı) çok sağlam bir şekilde işlemiştir. Varoluşçu olarak Sartre ile adının aynı kategoride anılmasından hoşnut değildir o etiketlenmeyi sevmediğini söyleyerek bu durumu reddeder. Camus'yü ele alırken onu başkaldıran insan olarak değerlendirmek daha doğru olur. Genellikle kullandığı düalizm onun ortaya koymak istediği fikirlerini en iyi şekilde desteklemesini sağlar, örneğin Sisifos Söyleni'nde hayatın saçma olması yaşanmaya değmeyeceği ama ne olursa olsun intiharı reddederek yaşamak gerektiğini savunur, çünkü onun karakteri başkaldırandır ve yaşamın zorlukları karşısında insanın sağlam durması gerektiğini ve "Hayır" diyerek başkaldırısını gerçekleştireceğini haykırır. Onun savunduğu şey insan. Tanrıyla insanın çekişmesi arasında insandan yana olduğunu belirtiyor ve şu cümlesi bu görüşünü destekliyor sanırım: "İnsanı savunuyorum çünkü, düştüğünü gördüm." Bu kitabı en iyi anlatan "Prometheus Cehennemde" bölümü olduğunu düşünüyorum, hem yazarın felsefesini hem de verilmek
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Her Konuda İki Yönlü Bir Adam
7/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2016 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2016 19:23
Denemeler ile Camus’u daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Eserlerinde biraz çekingen, anlaşılmaz, karamsar havaların hissedildiği; varoluşçuluk felsefesi üzerine kalemini oynattığı yazarımızı daha yakından tanırken onun yazımlarındaki gibi biri olmadığını da fark ediyoruz büsbütün. 20ye yakın deneme yazısının ve 3-5 mektubun derlenip düzenlendiği bu yazılarında Camus karşımıza daha çok eleştirel ve tahlil yönü ağır basan bir ifade ile çıkıyor. Eserlerinden uzak olarak bu kez toplumsal yaşam, kültürel sosyoloji, savaşlar, siyaset gibi konularda gerek bir Fransız olarak gerek de kucaklayıcı genel bir bakış açısıyla olgular üzerine yorumlarını ifade ediyor. Yazılarında ayrıca, tohumlarını Decartes’ın attığı, manici, düalist fikirlerin de ağırlıkta olduğunu fark ediyoruz. Bildiğiniz üzere içinde yaşadığımız bu sistemde her şeyin bir zıttı bulunmakta; iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış vb. Tüm bu değerlendirme, eleştiri ve yorumlarını düalist felsefe çatısı altında yaparak bütünleyici bir bakış kazandığını da ifade etmek lazım. Entelektüel açıdan ortalamanın altında bir ailede doğup büyüyüp, fakirlik, savaş ve hastalıklar ile boğuştuktan sonra onu bu günlere getirebilen fikirlerine tanık olmak belki de bazılarımız için bir rol model olabilir.
Edebiyat
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
Camus eserlerine bu kitaptan başlamak güzel olur...
9/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2019 44. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2019 01:06
Denemeler adıyla yayınlanmış pek çok kitap var. Albert Camus 'un aynı isimli kitabının benim okuduğum baskısı Say Yayınlarının 1983 yılındaki 5. Baskısı ve "Bir Alman Dosta Mektuplar" adlı bölüm de kitabın sonuna eklenmiş. Yazar, kitabına sanatı, sanatçıyı, sanatın toplumdaki birleştirici yönünü açıklayarak başlıyor ve en çok beğendiğim bölümlerden biri buydu. Camus, karamsarlığın yazarı olarak biliniyor. Ancak insana değer veren, insanca şeyleri öne çıkaran bir karamsarlık bu; pes etmiş, dünyayı tamamen anlamsız gören yılmış bir umutsuzluk değil. "Dünyanın hiçbir anlamı yoktur, demek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak olur." diyor ve daha sonra da umutsuzluğu şöyle tanımlıyor: "Gerçek umutsuzluk can çekişme,mezar ya da uçurumdur. Umutsuzluk konuştu mu, düşündü mü, hele yazdı mı, hemen bir kardeş el uzanır sana, ağaç anlam kazanır, sevgi doğar. Umutsuz edebiyat sözü birbirini tutmayan iki sözdür. Çünkü, edebiyat olan her yerde umut vardır." Umutsuzlukla ilgili şu şerhi de düşüyor satır aralarına: "İlk işimiz umutsuzluğa düşmemektir. Dünyanın sonu geldi diye bağıranlara kulak vermeyelim." Yazar kitabın ilerleyen bölümlerde bazen bir Fransız, bazen bir Avrupalı, bazen de bir insan olarak özeleştiri yapıyor tarih, uygarlık ve insanlık bağlamında. Machiavelli'nin Prens'i kadar pragmatist değil Camus Denemeler 'de. Daha insan merkezli. Bireyi ezmiyor kurumlar adına ve insana acı, üzüntü, keder veren her şeyin karşısında olduğunu ifade ediyor: "Elbette bir çeşit iyimserlik var ki, ben onda yokum. Bütün benim yaşımdakiler gibi ben de Birinci Dünya Savaşının trampet sesleri arasında büyüdüm. O gün bugündür de bizim tarihimiz hep kanla, haksızlıkla, zorbalıkla dolu. Ama, bugün insanlar kötümserlik dedikleri bunca canavarlıkları ve aşağılıkları büyütmekle
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2024 160. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2024 03:40
Albert Camus, insanın varoluşla ilgili sancılarını derin bir şekilde ele alan bir yazar. Çoğu zaman "umutsuzluğun yazarı" olarak anılsa da aslında, o umutsuzluğu aşmanın yollarını arar. Bu kitabında da insanın kendi hayatını kontrol edebilme özgürlüğünü savunur ve ona göre, dünya sadece insanla anlam kazanır. "Denemeler" kitabı Camus’un özgürlük, demokrasi, ahlak, sanat ve politika gibi konulardaki düşüncelerini bize sunuyor. Kitaptaki her yazıyı çok beğenmesem de, Camus'nün genel olarak bana hitap ettiğini söyleyebilirim. Onun düşüncelerinde kendimden izler bulmak benim için anlamlı.
DenemelerAlbert Camus · Say Yayınları · 1998675 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.