·
Okunma
·
Beğeni
·
3.370
Gösterim
Adı:
Denizi Yitiren Denizci
Baskı tarihi:
Kasım 1987
Sayfa sayısı:
123
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Baskılar:
Denizi Yitiren Denizci
Denizi Yitiren Denizci
Denizi Yitiren Denizci
Yukio Mishima, 1925 yılında Tokyo'da doğdu. Çağdaş Japon edebiyatına yirmi roman, sekseni aşkın öykü, otuz üç oyun, pek çok şiir ve deneme kazandırmıştır. Çok yönlü bir sanatçı ve geleneklerine son derece bağlı olan Mishima, sanatını ve kendi kültürüne duyduğu sarsılmaz inancı, yaşamı boyunca kusursuzca işlediği yüceltilmiş ölüm tutkusunu, 45 yaşındayken harakiri yaparak son kez dile getirmiş değerli bir yazardır.

(Arka Kapak yazısı - Tanıtım Bülteninden)
156 syf.
·2 günde·7/10
Asıl adı Kimitake Hiraoka olan Mişima çağdaş japon edebiyatının en önemli yazarları arasında kabul edilmiş. Bir kaç kez Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmesine rağmen alamamış, en yakın arkadaşlarından birisi ödüle layık görülmüş. Yazar Japon geleneklerine bağlı,milliyetçi ve ülkesinin modernleşmesini, değerlerini yitirmesini kabullenememiştir. Bu nedenle kendisinin de üye olduğu Tate No Kai(Kalkan Cemiyeti) grubundan dört arkadaşı ile birlkte Tokyo'daki silahlı kuvvetleri basmış ve komutanı bağlayıp kendi talimatlarını okumuşlar. Daha sonra da Mişima seppuku yöntemiyle kendini öldürmüş ve arkadaşı da intiharın tamamlanması için yazarın başını kılıçla kesmiş. Seppuku; geleneksel Japon intihar biçimi olarak adlandırılıyor. Toplumda daha çok hara-kiri olarak biliniyor ama daha profesyonel bir terim olarak samuraylar arasında seppuku adıyla kullanılıyor. Kişinin temizlenip beyaz bir kıyafet giydiği, en sevdiği yemeği yediği ve daha sonra da bıçağı karnına saplayıp döndürerek iç organlarını parçalamasını simgeliyor. 'Kaishakunin' olarak adlandırılan yakın arkadaşı ve güvendiği bir kişi tarafından da başı kılıçla kesilerek intiharı sonlandırılıyor. Bu yöntemden detaylı olarak bahsetme sebebim hem çok acımasızca ve bilmediğimiz bir yöntem olması, hem de bu akdar başarılı bir yazarın hayatına bu şekilde son vermesinin yaptığı etkiden kaynaklanıyor. Aslında düşündüğümüzde geleneklerine bağlı birisi olması, ülkesinin bunu kaybedişini hazmedememesi etkilidir. Bu nedenle çokta şaşırmamak gerekir. Seppuku yöntemindeki esasiyetin samurayın hayatı boyunca beklediği ölüme kendi elleriyle kavuşması olması da yazarın iç dünyasını ifade etme yöntemi olmuş.

Kitap içeriğine gelecek olursam, 13 yaşındaki Noboru ve dul annesi Fusako'nun ilişkisini, hayatını ve hiç beklemediği bir zamanda hayatlarına giren denizci Ryuji'yi anlatmaktadır. Sık sık çocuğun iç dünyasına ve hayata bakış açısına yer verilir. Denizci Ryuji çocuğun gözünde yücedir ve bilgisi, yaptğı iş onun için önemlidir. Ama Ryuji bu işi bırakıpta onlar ile bir aile kurmaya karar verdkten sonra Noboru gözünde küçülür. Çocuk arkadaşlarıyla bir ergen çetesi kurmuştur ve burada hayata olan farklı bakış açılarını paylaşırlar. Belki de yazar bu çeteyle kendi grubunu simgelemiştir ve kendi bakış açısını onlar üzerinden sergilemek istemiştir. Grup öğretmenlere ve babalara karşıdır ve onları kötü olarak görür. Çünkü öğretmenler ve babalar onları yönetmeye çalışır, hayata karşı büyük günahlar işlerler. Ayrıca grup şiddet yanlısıdr ve ölümle yüceleceklerini düşünürler. Bir toplantıda grubun şefinin sözü şöyledir: "Gerçek tehlike yaşama eyleminin ta kendisidir." Ölümü yüceltirler ve erkekliğin şanının yufka yürekli olmamak olduğunu da düşünürler. Bütün bu görüşler aslında bize yazarın iç dünyasını karakterler üzerinden anlatmasıdır. Çocuk grubunun görüşlerinin nihilizm felsefesini yansıttığı söylenir. Kitabın sonu beni çok şaşırtmıştı ve biraz yarım kalmış duygusu vermişti.

Okunması gereken ve derin bir eser. Yüzeysel olarak bakıldığında basit görünen ama aslında buz dağının görünmeyen kısmının çok daha büyük olduğu bir eser. Çünkü yazar kendi bakış açısını kitaba fazlasıyla yansıtmış.
156 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Yukio Mişima'nın kitabı ürkütücü hayatının ve insanı şok eden ölüm biçimi ve ikisinin temsil ettiği herşeyin dayandığı ana meseleleri kısaca anlatıyor gibi: Japonya çürüyor, değerler yok oluyor, Japonya düşmanlarına dönüşüyor, duygusallık öldürür, babalar katildir; oysa gerçek olan, hakikat olan güçtür, gerçek ve hakiki Japon değerleridir, o yüzden yumuşayan, gevşeyen ve gerçek değerlere sırtını dönenler bedelini ödemeli; erkek olarak yaşamalı, erkek değerleriyle var olmalı. Kitap Noboru adında on üç yaşında bir çocuk, annesi ve annesinin hayatına giren denizci Ryuji'yi anlatıyor: Noboru ergenliğinin ve babasızlığının getirdiği meselelerden uzakta, bambaşka şeylerle, güç ve gerçek Japon değerleriyle, kahraman olmak ve geleneği temsil etmek derdinde olan bir grup ergenle- Mişima'nın intiharından önce kurduğu dünyanın en küçük ordusunu andırır gibi- zayıf olmaya karşı denemelere giriştiği tuhaf ve ölüme de takıntılı bir varoluşun içerisinde...annesi ve denizci ise son derece yumuşak bir şekilde anlatılan bir aşk yaşıyor. Kitap zıtlıkları bir arada öyle güzel resmediyor ki bir yandan dilin güzelliğiyle kitaba kendimizi bırakıp üslûbun tadını çıkarırken bir yandan da Noboru'nun hayatı üzerinden ölümü, gücü, erkekliği ve kitabın sonunda çok da güzel anlaşıldığı üzere şiddeti, hakikat uğruna asla geri tepmeyen ve teklemeyen bir şiddeti savunması karşısında irkiliyoruz, kitap bu bölümlerde gerçekten farklı bir atmosfere bürünüyor. Mişima şiddete, militarizme, güce destek verip aşkı, doğal olanı, başkalaşmayı ve kendince düşmanların kültürüne dönüşmeyi aşağılıyor ve küçük görüyor, ancak her iki durumu da çok yetkin, etkileyici, yumuşak bir dille anlatıyor. Ölüm sahneleri bile şiddeti estetize ediyor gibi.

Mişima'nın kitaplarını okumaya bu eserle başlamak iyi oldu. Türkçede yayınlanmış diğer eserlerini de okuyacağım.
156 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
''Buruktur tadı yüceliğin''

Kitabın son cümlesiyle başlayayım istedim, çünkü söyliyecek daha çok şeyi varmış gibi bitirmiş kitabı Yukio San..

Yazarın ismini mart aynıda okuduğum '' Onur Ataoğlu'nun yazdığı 'Japon Yapmış' kitabında görmüştüm, ölüm biçimi dikkatimi çekti ama mart ayına yetiştiremedim ben de bu ay okudum.Gerçekten ilginç bir havası ilginç bir atmosferi var kitabın.

mesela ne var kitapta;

Bir kadın var; eşi ölmüş dul bir kadın.Eşiyle beraber kurdukları tekstilmi diyim moda mı diyim neyse artık, o firmayı eşi öldükten sonra da işletmiş hatta geliştirmiş, hayata karşı güçlü durmuş, ne istediğini bilen bi iş kadını.Ama bir miktar yalnızlık hisside var içinde. Aynı zamanda bi anne 13 yaşında bir oğlu var. Kadın çocuğun okuluna, ödevine her şeyine yetişiyor.
Bir çocuk var; babası yok kendisine göre eksiklik hissetse de babasızlığı, çete arkadaşlarını dinledikçe bunun -babasızlığın bi ayrıcalık olduğunu düşünüyor.hayalleri var, kahramanı var, kendi fikirleri var ama çetesiyle görüştükçe kendi fikirlerinin bi önemi olmadığını düşünüyor.
Ve bir adam var; kara hayatını sevmeyen, yalnız bir adam.Yalnızlığı seven bir adam hatta bir şeyi yalnızlık kadar sevemeyeceğini düşünen bi adam.Deniz kokusuna, bastığı yerin sallanmasına, demirden odasına, demir tabaklara, demirden bardaklara alışmış, demir soğukluğunda bir adam.


Ve bir gün kendini yalnız hisseden kadın, yalnızlığı çok seven bir adam a aşık olup , kendisine koca, Aslında hiçte babaya ihtiyacı olmayan 13 yaşında bir erkek çocuğuna baba olmasını istiyor bu adamdan...
bundan sonrası spoiler olur artık.
tavsiyedir okuyun bence... =)
156 syf.
·4 günde·8/10
Uzun zamandır merak ettiğim bir yazardı Yukio Mişima . Sonunda araya sıkıştırıp bir kitabını okuyabilmiş oldum.

Yazarı merak etmemin ilk sebebi seppuku ile intihar etmeyi seçmiş olması. Diğer sebep de Uzakdoğu'nun kültürüne duyduğum merak. Gelenekçilikleri, inançları, kültürleri ilginç ve farklı geliyor sanırım.

İntihar eden yazarları okumayı seviyorum, yazdıklarını genelde çarpıcı buluyorum. Ya da bu bir insanın kendi eliyle hayatını sonlandırmasının arka planında neler olduğunun merakı da olabilir. Örneğin Sadık Hidayet'in ölüm tutkusunun sayfalardan damlaması intiharına giden patika yolu izlemek gibi.

- BURADAN SONRASI BİRAZ SPOILER İÇERİYOR OLABİLİR! -

Her okuduğum kitapta yazarının hayatını araştırıyor değilim ama intihar eden yazarların patikasını çizen etmenler neymiş daha iyi anlamak için hayatları hakkında da bilgi edinmek iyi olabiliyor. Örneğin Mişima büyükannesinin yanında katı ve geleneksel kurallar ile büyümeseydi, yine Japonya geleneksel değerlerini yitiriyor diye bu kadar dert edinip seppuku ile kendini öldürür müydü diye düşünmeden edemiyorum. (Seppukuyla sona eren hayat hikayesi çok ilginç bir bakmanızı tavsiye ederim.)

Mişima'nın yaşantısına bakınca bu kitap ile bazı bağlantılar yarattım. Yarattım diyorum çünkü gerçekte yazdığı şeyler tamamen kurgu da olabilir. (Saf okur - düşünceli okur kıstası #36151535)

Kitap Noboru karakterinin kendi odasındaki bir delikten annesinin odasını görebildiğini keşfetmesi ile başlıyor. 13 yaşındaki Noboru'nun sık sık annesinin odasını dikizlemesi, annesinin çıplaklığını izlemesi ve hatta vücudu biçimli, güzel gibi düşünceler içinde olması ile Mişima'nın annesi ile ensest denilebilecek bir ilişkisi olmasının bir bağlantısı vardır belki. Ya da ergen çetesinin üyelerinin babalar kötüdür söylemleri Mişima’nın babasının katılığıyla, baskıcı bir tip olması ile ilgili olabilir. Aşağıdaki alıntılara bakarsanız demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

#39704694
#39713144


Kitap için Mişima’nın en kötü kitabı denilmiş bazı yorumlarda, ben de sevip sevmediğimden emin değilim. Denizcinin içsel diyalogları yönüyle ( #39532396 , #39548538 ) Tatar Çölü ‘nün Drogo’su ile Ryuji’yi benzeştirdim. İkisi de büyük bir kaderin kendisini beklediğine inanan karakterlerdi. Bu beklenen büyük kaderin bir türlü gerçekleşmiyor oluşu, geçen zamanın durağanlığında her gün aynı eylemlerin yapılıyor oluşu da başka bir ortak bağ.

Çok yumuşak cümlelerle örülmüş bir anlatım var, kitap sakin sakin ilerliyor çok aksiyonlu bir kitap değil aslında ama yine de merak ederek okuyoruz, garip bir hikaye. Değinmeden geçemem bu arada deniz betimlemeleri çok güzeldi.

Ergen çetesinin lideri Şef diye çağırdıkları çocuk benim için en itici karakter oldu.(Kalanlar da pek bağra basmalık değildi de neyse...) Kendi kötücül duygularını diğer çocuklara da dayattığı, onların kendi içlerinde olmayan düşünceleri kafalarına soktuğu hissi uyandırdı bende. Saçma sapan düşüncelerini genelleyip, diğer çocukları küçümser tavırla kışkırtıp durmasına saydırdım durdum okurken.

Diğer incelemelerde de belirtilmiş sanırım, vahşet dolu bir kedi yavrusu kısmı vardı, okurken rahatsız edebilecek denli acımasız bir olay ama bunu anlatırken karşıt bir histen, güzel duygulardan faydalanmış anlatırken. Örneğin yaz güneşinin insanın içini ısıtması ile kedinin sıcacık yüreğini bağdaştırmış. Aslında bu zıtlık kitabın tamamına yayılmış durumda, bölüm adları olan YAZ - KIŞ, bir eve sahip olmak ya da belirli bir evinin olmaması, deniz mi kara mı, gitmek mi kalmak mı, yaşam mı ölüm mü gibi kurgunun akışı içinde arka planda dönen zıtlıklar mevcut kitapta.

Noboru'nun küçük çetesinin denizci için düşündükleri son ile Tate no Kai üyeleri ile komutanı bağlayıp, işkence etme eylemi çok benzer. Mişima'nın böyle bir fikri çok öncesinden filizlendirdiği belli. Zaten ayrıntılara çok önem gösteren bir adammış Mişima, kendi ölümünü önceden planlamış ya da darbe girişimi başarılı olursa ne yapacağını, başarısız olursa ne yapacağını da önceden düşünmüş olabilir, başarısız olma ihtimaline karşı yayıncısının beklediği metni bitirmiş. Geride kalan üç gencin kanuni savunması için gereken parayı özenle bir zarfa koyup geride bırakmış. Girişim başarılı olsaydı neler yapacaktı bunu öğrenemiyoruz maalesef.

Öyle çok etkilenmediğim ya da beğenmediğim halde kafamı epeyce meşgul etti, sonunda gerilimi yükseltip yükseltip beklenen orantısız şiddeti (hep bu sümüklü Şef’in başının altından çıkıyor bunlar) yazmamış, okurun hayal gücüne bırakmış.

Son olarak kitabın filmi de varmış 1965’te gösterilmiş ama adını sanını, filmi veren bir site bulamadım, bulan bilen lütfen benimle de paylaşsın. :)

Mişima okumaya devam edeceğim muhtemelen, farklı bir kültür, ilginç bir yazar tanımak isterseniz sizler de okumalısınız.

https://youtu.be/2bK-Gn7lZvY bu da bu kitabın şarkısı olsun.
156 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Son Nobel Edebiyat Ödülü sahibi (buraya kaçak bir parantez açıp paragrafın akışını bozmak istiyorum, Ishıguro neden Nobel aldı hala aklım almıyor. Tamam sadece en favori kitabını okudum ama o da o kadar vasattı ki insanın aklı almıyor.) Kazuo Ishiguro'yu İngiliz olarak değerlendirirsek Yukio Mişima okuduğum ilk Japon yazar oldu, çok da güzel oldu.

Kendimi bir Japon filmi izliyor gibi hissettim. İnsanın insan olma sınırlarını, dürtülerini olabildiğince zorlayan ve bunu yaparken yalın, doğal kalmayı başarabilen... Yüz elli sayfa iyi bir hikaye anlatmak için kafidir. Belki de asıl ustalık üç yüz, beş yüz sayfa roman yazmaktan ziyade yüz, yüz elli sayfada meramını anlatabilmektir. Ama bu konu çok çetrefil bir konu, sanatı hele de edebiyatı nicel kıstaslardan uzak tutmak gerekir. Yine mesela çok ince bir kitap olan "Kör Baykuş" da çok kalın bir kitap olan "Benim Adım Kırmızı" da şahane kitaplar. Neyse.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Yaz ve Kış. Tıpkı yaşam gibi. Yaşamımızın birbirine zıt dönemleri vardır ve bu dönemler çoğunluk saliseler içinde bile değişebilir. Romanda da buna tanık olmamız mümkün, hatta daha fazlasına. Romanımızın asıl kahramanı diyebileceğimiz Noboru'ya yaz da kış da aynı anda hücum ediyor. Henüz on üç yaşında olan bu çocuk da büyük bir ruhsal keşmekeşin ortasında buluyor kendini. Terlemeleri titremelerine karışıyor Noboru'nun, soğuk soğuk terliyor.

***spoiler***
Kitabın adı neden "Denizi Yitiren Denizci" gerçekten kitapta bir denizci var da denizi mi yitiriyor. Evet dersek çok da yanlış olmaz. Kitabı alırken ve kapağına bakınca denizde geçen bir hikaye düşlemiştim. Yine yanılmış oldum, ne kadar basit düşündüğümü fark ettim bir kez daha. Kitap üç asıl karakter ekseninde dönüyor. Babası olmayan Noboru, haliyle kocası olmayan Noboru'nun annesi Fusako ve bir tesadüf sonucu karşılarına çıkan Denizci Bey Yjuni. Aile, çocukluk, insan ve insanlık kavramlarının çok sıkı bir muhasebesi yapılıyor kitapta. Ahlaka, sevgiye ve vicdana sıkı darbeler vuruluyor. Son darbeyi de bir fincan çay vuruyor. Adeta yüreğimizin söküldüğünü hissediyoruz bir bölümde, midemiz ağzımızı yokluyor. Görülmemesi gereken şeyleri görüyoruz küçük bir gedikten bakarak. Yapılmaması gereken şeyleri yapıyoruz gençliğimize kanarak. Sonunda mutlu mu oluyoruz, bilmiyoruz. Gerçek hayatta da zaten bunu hiç öğrenemeyeceğiz.
***spoiler***

Kitap bittiğinde bir süre öylece kalakaldım. Mişima, vatandaşı Kazuo Ishiguro'nun aksine tüm kitaplarını okumamız gerektiğini hissettiriyor bize "Denizi Yitiren Denizci"siyle. Belki de diğer kitaplarını okuyarak denizciye denizini geri getiririz, belli mi olur?

Son olarak: Ben bu sene içinde yazarın en favori kitabı " Bir Maskenin İtirafları"nı da okuyacağım bir aksilik çıkmazsa, düşünen olursa belki eş zamanlı okuruz.
156 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
1970 yılında, büyük bir kalabalık önünde,çok vahşice ve çok ızdıraplı olarak intihar eden Yukio Mişima'nın okuduğum ilk kitabı.Aslında uzun bir süredir yazarı böyle bir korkunç intihara sürükleyen karakteri hakkında fikir sahibi olabilmek için kitaplarını okumayı düşünüyordum,buna da bu kitapla başlamak kısmet oldu.
Kitap oldukça akıcı bir dille yazılmış,güzel bir hikaye seçilmiş.kitapta aslında kendi hayatlarında yalnız olan üç kişinin ilişkisi anlatılıyor.5 yıldır 13 yaşındaki oğlu ile beraber yaşayan güzel ve varlıklı bir kadının,bir denizciyle olan ciddi ilişkisi ve bu durum karşısında oğlunun tavrı çok ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.Zaman zaman her üç kişininde olayı kendi açılarından yorumlamaları neredeyse ayrı ayrı bölümler halinde uzun uzun okuyucuya başarılı bir şekilde aktarılıyor.
Bu arada buraya bir de not düşmek istiyorum ki, O da, Mişima'nın, bu şekilde intihar etme düşüncesinin, daha bu kitabı yazdığı günlerde kafasında olduğunu,kitabın 97. sayfasındaki bir cümlesinden anlamış bulunuyorum.( Gizliden gizliye duyduğu ölüm özlemi; uzaklardaki şan,şeref ve uzaklardaki ölüm....Herşey ''uzaklarda''idi. )
Tabiiki böyle bir yazarı ve insanı tanımak ve anlayabilmek için bir tek kitap ölçü olamaz.Fırsat buldukça diğer kitaplarından da bir kaçını okumayı düşünüyorum.
Son cümle olarak kitap için söyleyeceğim,iyilik ve kötülüğün bir arada olduğu, dramatik ve aynı zamanda duygusal özellik taşıyan bu kitabın okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
156 syf.
·3 günde·9/10
Merhaba arkadaşlar. İncelememe başlamadan önce diğer yorumları okudum ve bende önce yazarın hayatını inceledim. İntiharını duymuştum ama yazarın bu denli milliyetçi ve ölümünü bile bu şekilde planladığını bilmiyordum. Mutlaka yazarın hayatını okumanızı diğer arkadaşlar gibi bende tavsiye edeceğim.

Murakami’ den sonra Japon edebiyatını unutmuştum ki aklıma bir anda bu kitap geldi. Yazarın dili ve betimlemeleri tam bir harika. Yazarımız 3 kez nobele aday gösterilmiş amma velakin kazanamamış. Akıcılığı gerçekten şaşırtıcı. Başlarda ne oluyor, ne olacak derken kitaba kendimi kaptırıverdiğimi anladım.

Kitabın içeriğine gelirsek; dul bir anne ve oğlu ile denizci bir adam arasında geçen bir hikaye. Bununla kalmıyor maalesef bir de oğlanın arkadaş grubu var. Öyle bir grup ki esere tat veren asıl bu arkadaş grubu. On üç yaşındaki bir grup nihilist öğrencinin bakış açısıyla değerler sorgulanıyor. Bu gruba tekrar dönüş yapacağım. Roman başta dul kalan anne ile oğlunun hikayesi ile başlıyor. Oğlu denizciliğe meraklı; anne ise denizden, gemilerden ticaret yaparak hayatını kazanıyor. Sonra bir denizci ile tanışıyor ve gönlünü kaptırıyor. Oğlu bu denizciyi gözünde öyle büyütüyor ki tam hayallerindeki bir denizci gibi umarken bir hayal kırıklığı yaşıyor ve bizim denizci gemiciliği bırakıp evlenme teklif ediyor. Sonrası artık nefret dolu bir öykü oluyor. Çocuktaki bu iç karmaşası büyüyen intikam ve kin duygusunu ile tavan yapıyor ve sonunda ölüm geliyor.

İçeriğini de az buçuk anlattıktan sonra geçelim anlattığı belli başlı olaylara. Yukarıda dediğim gibi 13 yaşında bir arkadaş grubu var. Ama gerçekten bu grup çok farklı. Yazar karamsarlığını özellikle bu çocukların düşünceleriyle dillendirmiş.

“Yaşamın bir-iki basit belirti ve karardan oluştuğunu; ölümün doğum ânında kök saldığını ve insanın ömür boyu bu kökü sulayıp yetiştirmekle yükümlü olduğunu düşünüyor”. Babalar ve öğretmenlere düşmanlar, onları üstlendikleri roller nedeniyle günah işlemekle suçluyorlar. Çünkü toplumu oluşturmak (öğretmenlik) da, üremek de (babalık) uydurma masallar diyor kitapta Mişima.

Cinayet, röntgencilik, yargı ve hiyerarşi konular arasında. Son bölümlerde yaptığı adalet sistemine vurgu dikkatimi çeken konular arasında. Yazarın felsefik görüşleri de gayet dikkat çekici. Kısa bir kitap, bir çırpıda okuyacağınıza inanıyorum ve tavsiye diyorum.

Kitabın bitiş cümlesi mükemmel ötesi :
" Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin" diyerek son noktayı koyuyor. Aslına bakarsak son cümlede bütün öykünün anlamı yatıyor.

dipnot: Kedilere hassasiyeti olanlar ve hayvanseverler okumasa iyi olur. Bir bölüm gerçekten çok vahşice...
151 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bu kitabın bana kattığı iki şey var: Birincisi aradığım o vahşi duyguyu buldum. Ve ikincisi de artık denizden, babalardan; özellikle size yakın davranan, sizi dövmeyen, köpek yavrusu gibi gülen babalardan, 14 yaşına girmek üzere olan çocuklardan ve çaydan; en çok da çaydan korkuyorum.
156 syf.
·5 günde·8/10
Yavaş ilerleyen fakat yazarın üstün anlatım yeteneği ile sizi sıkmayan bir kitap. Vasat bir yazar bu kitabı yazsa belki de yarısında bırakırdım fakat Yukio sizi kitabın sonuna kadar götürüyor. Kitabın sonunda gerçek bir atraksiyon bekliyorsunuz fakat yazar bunu sizin hayal gücünüze bırakmış, belki de sonunu tamamen getirseydi ben bir okur olarak çok etkilenirdim. Kitap bittikten sonra ergenliğin gerçekten kötü bir şey olduğunu düşündüm kendimce.
156 syf.
·Puan vermedi
İnsanın iç karmaşasını, küçük bir çocuğun içinde büyüyen intikam ve kin duygusunu anlatan bir kitap.Kitaba kendinizi vermekte zorlanmıyorsunuz ve o akıcılıkta kitap bitip gidiyor ve size düşünceler kalıyor
156 syf.
·8/10
Japon edebiyatına ait okuduğum ilk kitap. Acımasızlık ve karamsarlık var. Bol bol tasvir yapılmış. 1963 yılına ait. Okurken hiç sıkılmadım. Alıcı bir kitap. Yazarı intihar etmiş. Karamsar olmasını bekliyordum.
“Ne böylesine popüler bir şarkının derinlerine saklanmış duygularımı hissedebilir, ne beni zaman zaman ağlatan can yakıcı o atmosferi tadabilir ne de erkeklik gururumla dolup taşan yüreğimin karanlık tarafını görebilirdi bu kadın. Öyleyse benim için et parçasından başka bir şey olmayacaktı.”
İlişkilerini bıraktıkları noktadan sürdürmek, dört ay giyilmeyen bir ceketi sırta geçirivermek kadar kolay olacak mıydı?
Her şey “uzaklarda” idi. Doğru olan da, yanlış olan da “uzaklarda”. Söyle, şimdi “uzaklardan” vazmı geçeceksin?
Bir avuç kör adam , bize ne yapmamız gerektiğini söylüyor, sınırsız yeteneklerimizi param parça ediyor...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Denizi Yitiren Denizci
Baskı tarihi:
Kasım 1987
Sayfa sayısı:
123
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Baskılar:
Denizi Yitiren Denizci
Denizi Yitiren Denizci
Denizi Yitiren Denizci
Yukio Mishima, 1925 yılında Tokyo'da doğdu. Çağdaş Japon edebiyatına yirmi roman, sekseni aşkın öykü, otuz üç oyun, pek çok şiir ve deneme kazandırmıştır. Çok yönlü bir sanatçı ve geleneklerine son derece bağlı olan Mishima, sanatını ve kendi kültürüne duyduğu sarsılmaz inancı, yaşamı boyunca kusursuzca işlediği yüceltilmiş ölüm tutkusunu, 45 yaşındayken harakiri yaparak son kez dile getirmiş değerli bir yazardır.

(Arka Kapak yazısı - Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 223 okur

  • Müzeyyen doğantekin
  • Ekin KIRARSLAN
  • Ayşe Nur Baday
  • Éomer King
  • Mehmet Admış

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%2.1 (2)
7
%1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0