Adı:
Divan-ı Kebir
Baskı tarihi:
1 Aralık 2011
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırkambar Kitaplığı
Baskılar:
Divan-ı Kebir
Divan-ı Kebir
Divân-ı Kebîr (Büyük Divan) Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî’nin söylediği ilahî ask sihirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik (rubai beyitleri ile birlikte yaklaşık 50 bin beyit) nazım bir eserdir. Mevlânâ’nın “Âsıklar Divanım” biçiminde adlandırdığı eser aynı zamanda “Sems Divanı”, “Divan-ı Sems-i Tebrizî” olarak da
anılmaktadır. Islâm edebiyatında divanların, sairlerinin isimleri ile anılması geleneğine ters düşen bu son adlandırma; Mevlânâ’nın gazellerinin sonunda kendi adı yerine (birkaç istisna dışında) her zaman Sems-i Tebrizî adını kullanmasından kaynaklanmaktadır. Eser, Horasan ilinin halk Farsçası ile yazılmıştır. Yek avaz gazellerden olusur. Mevlânâ bu gazellerinde, "Sems (günes) basta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, âsık-mâsûk, deniz-damla, mey-sâkî gibi sembollerle ilahi askı hep ön planda tutmakta; Mesnevî’sinde olduğu gibi Allah’a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilahi aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, askın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle maksada (ilahi ask) ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de ask ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini" vurgulayarak şiirlerini didaktik bir üslûpla söylemektedir.
4953 syf.
·10/10
Ben kendimi biraz fazla aştım ve bu kitabı okudum. Bu kitabı okumamın nedeni ise sitenin kıymetli kullanıcılarından https://1000kitap.com/gokhan_aktas abimizi kıskanmamdır. Okuduğu kitaplara hayranım keşke bende okuyabilsem derdim hep. Okuma yazma bilen herkes okur elbette ama anlamlı okuyamamaktan veya hakkını verememekten korkardım. Sonunda cesaret edip başladım.

İki aydan uzun sürdü okumam. Sadece tek cilt için iki ay. Sıradan bir roman değil ki çabucak okuyup geçebileyim. . Bazen bir sayfasını bir saatte okurdum. Cümleleri tekrar tekrar okumak, düşünmek, parçaları birleştirmek gerekiyordu. Her kelimesi bin anlam yüklüydü. Elbette kitaba inceleme yazmıyorum benim ne haddime düşmüş. Biraz bilgi ekleyeyim bu kısımdan sonrası alıntı olacak.

''Divan-ı kebir ilahi aşk şiirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik nazım bir eserdir. Horasan ilinin halk Farsçası ile yazılmıştır. Yek avaz gazellerden oluşmaktadır.

Mevlana bu gazellerinde, "Şems (güneş) başta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, aşık-maşuk, deniz-damla, mey-saki gibi sembollerle ilahi aşkı hep ön planda tutmakta; Mesnevi'sinde olduğu gibi Allah'a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilahi aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, aşkın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle ilahi aşka ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de aşk ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak şiirlerini didaktik bir üslupla söylemektedir. Bazı şiirlerinde de gazelin ruhundan farklı olarak sosyal konulara girer; rüşvet yiyen kadıları eleştirir; yalancı şeyhleri, yobaz bilginleri menfaatçi ve aşağılık olarak nitelendirir; pazar yerlerinden, düğün adetlerinden, sokakta oynayan çocuklardan, zulmete direnişten, özgürlükten bahseder.''
4953 syf.
·Beğendi·10/10
Mevlana gazellerinin sonlarında, kendi adı yerine hep Şems-i Tebrîzî adını kullanmıştır. Nadir olarak bazı
gazellerinde, Selahaddîn-i Zerkubî adını anmış bazan da "Hamuş" lakabını kullanmıştır.
Bu hal Yunan filozoflarından Eflatun'un durumuna benzer, Sokrates'in hiç eseri olmadığı halde, talebesi Eflatun
bütün eserlerinde, hep Sokrates'i konuşturmuştur. Kendini Sokrates'in ismi altında gizlemiştir. Mevlana da gönül verdiği
Tebrizli Şems'i öne almış, kendini onun adı altında gizlemiştir.
Bazıları bu hali anlamazlar da, Divan-ı Şems-i Tebrîzî kitabında bulunan şiirleri Şems'in yazdığını zannederler. Hz.
Şems'in şiiri yoktur, onun sadece Makalat adlı bir kitabı vardır.
Zaten Mevlana Şems'le buluşmamış olsaydı, o coşkun, heyecanlı şiirleri ihtiva eden Divan-ı Kebîr de meydana
gelmezdi. Nitekim Hz. Mevlana "Tebrizli Şems bana İskender gibi, taç, taht, saltanat, verdi de ben mana ordusunun
başkumandanı oldum." demiştir. Dîvan-ı Kebîr, III/1590)
Mevlana ile Şems'in birbirlerine karşı duydukları ilahî sevgiden burada uzun uzun bahs edecek değilim, bu konuda
fazla bilgi almak isteyenler Ötüken Neşriyat'ın yayınladığı Mevlana kitabına bakabilirler.
Ben burada şu kadarını söyleyebilirim ki, Şems Mevlana'da kendini gördü. Mevlana da Şems'de kendini gördü, onlar
birbirlerine ayna oldular. Birbirlerinin hakikatını gördüler ve birbirlerine aşık oldular. Yanlış anlaşılmasın, ne Şems
Hak'tır, ne de Mevlana; her ikisi de birer kuldur, ancak arif bir şairin dediği gibi, "Allah adamları haşa Hak değillerdir
ama Hak'tan da ayrı değillerdir." Onun için Mevlana kendi şiirlerinde hep Şems'i yad etmiştir. Bu yüzdendir ki kitabının
adına "Şems Dîvanı" denmiştir.
Mevlana, Şems mahlasını kullanmıştır amma, aslında Şems yoktur, Hak vardır. Çünkü Şems-i Tebrîzî bir bahanedir,
asıl Allah sevgisi vardır. Mevlana Celaleddin-i Rumi
4953 syf.
·Beğendi·10/10
•Ey Yusuf, gözleri görmeyen Yakup'a gel. Ey gözlerde gizlenmiş olan İsa, sen de şu gök kubbenin üstünden bir görün.
•Ayrılıktan ötürü gündüz karardı, gece gibi oldu. Gönlüm yay gibi idi, inceldi ok gibi oldu. Dertli Yakup ihtiyarladı, ey genç Yusuf artık gel.
•Ey İmran oğlu Musa! Senin Hakk'a yalvarman için, ne Tûr-ı Sînâ'lar var! İsrail oğulları buzağıya tapıyorlar. Artık Tûr-ı Sînâ'dan dön!... Bizi kurtarmaya gel!
•Benzim safran gibi sarardı. Boynum büküldü, çene düştü. Beden mezarında sıkıştım kaldım. Ey ruhu darlıktan kurtaran, rahata kavuşturan! Gel, beni benden, beni bedenden kurtar!
•Hz. Muhammed'i gözleyen gözüm gamınla sana müştakım diyor. "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." ayetinin sırrı, gel de o dağınık saçlar arasından yüzünü göster!
•Ey sevgili, ilacım da sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmuş gönlümün nûru da sensin, çaresiz gönlümde senden başka ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!
4953 syf.
Divan-ı Kebir’i Okuma Denemesi
24.09.2020 - Ülker Gündoğdu
Divan-ı Kebir’i Okuma Denemesi
Hazinelerle dolu kitapların size sunduğu mucizeleri sonsuzdur. Mucize barındıran eserler duyguları değiştirme gücünü muhafaza etmektedir. Düşünsel ve ruhsal dönüşüm yaşatan şaheserler insan ruhunda derin izler bırakarak, insan olma/beşer olma anlamını zihinlerde perçinleyerek, bunun sürekli bir biçimde kalmasını sağlar. Bu izler, insanoğlu her kendini unutmaya başladığında gözükmeye başlayarak, tekrardan kendine döndürmeye vesile olur. Tıpkı Mevlana’nın eserlerinde olduğu gibi. Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273) Harzem başkenti Belh’te doğmuş, bir çeşit hicret de denilebilecek göç ile Selçuklu Anadolusu’na gelmiştir. Anadolu’nun tam da kalbi diyebileceğimiz bir şehre, Konya’ya yerleşir, bu kalp şehrinden diğer şehirlere, diğer ülkelere, dünyanın geneline sevgi, muhabbet, ilahi aşk, Tevhid tefekkür aşılayarak tasavvufun menbaaından insanlara hakikati sunmaktadır.
Hz. Mevlana’nın eserleri yüzyıllardır dünyada ölmez yapıtlar arasında yer almaktadır. Mevlana fikirlerini daha iyi anlatmak için konuyla ilgili ayetler, hadisler, tefsir ve şerhleri, yorumları, peygamberlerin, erenlerin hikâyeleri, İran-Yunan mitolojisi, mezhep anlayışları, bunların intikadı, fıkıh ve tasavvuf, zamanın bütün bilgileri, tıp bilgisi, hayattan alınan benzetişler, atasözleri, örf mecazları, devri, devrindeki olaylar, insani görüş, ileriyi görüş, insani duyuş ve düşünüşü fikirleriyle harmanlayarak sunmaktadır. Mevlana bu yüzdendir ki yüzyıllar geçtikçe yeniden doğmakta, ölümsüzlüğüyle insanlığa yayılmaktadır. Mevlana’nın görüşleriyle süslediği eserlerinde bütün bir hayat konu edilmektedir.
Eser, Teknoloji çağının robotlaşmış insanlarını, mana yönünden zenginleştirmektedir. İnsan kaybettiği sabrını, ilim aşkını, manevi gücünü Mevlana’nın eserleri sayesinde tekrar kavuşmaktadır. Heva ve isteklerinin esiri olmuş çırpınan insanları, hakikat ve irfana eserleri ile ulaştırmaktadır Mevlana. Allah’ın sırlarına öngörülü olmak isteyenler için bir köprü olan eserler Kur’an-ı açıkça anlamanıza yardım etmektedir. Huyları güzelleştirmekte, içinizdeki cevheri ortaya çıkarmaktadır. Gönül ehli, Allah yolunda, manevi ve ruhani yaşayanlara ve gerçek asilzadeler için bir lütuf niteliğinde eserlerdir. Nefsinin zincirlerini kıran, maneviyata kendini veren gönül ehli olanlara hitap etmektedir. Körelmiş duygularımızı uyandıracak heyecanı veren, İlahi Aşk’tan beslenen eserleri okuyup sindirmeye muhtaç gönüllerimizi, irfan hazinesinden ruhen aydınlatarak huzura kavuşturmaktadır.
Bir Gönül Kitabı: Divan-ı Kebir
Divan-ı Kebir sekiz kitapta 35.945 beyit ve 4.753 sayfadan oluşmaktadır. Eser Mevlana’nın sema ederken dilinden dökülenleri “katibül-esrar” diye isimlendirilen yazıcılar tarafından kâğıda dökülmesiyle oluşturulmuştur. Mevlana’nın meyhanesi, gönül meyhanesidir. O’na şarap sunan, Kudret elidir. O’nun sevgilisi, sevgiyi yaratan Eşsiz, Ortaksız sevgili. O’nun mecazlarını anlamayanlar, hiç olmazsa anlamadıklarını, anlayışsızlıklarını anlasalardı. Divan’la Mesnevi, üslup, ifade, eda, konu bakımından aynıdır; yalnız bu iki eserde tarz ve vezin farkı vardır. Coşkunluğu, heyecanı, duyguyu en yerinde, en kudretli, en özel bir ahenkle vermektedir.
Yıllar önce Mevlana hazretlerini rüyamda görmüştüm. Mevlana’nın beni çağırdığına yorduğum rüyam üzerine Mesnevi adlı devasa eserini alıp okumaya başladım. Böylece bu eseri ile Mevlana’nın tesiri altına girdiğimi, onun ortaya koyduğu eseriyle insanlığa seslenmeye devam ettiğini, bu etkinin, dolayısıyla, ölene dek hayatımda önemli bir unsur olduğunu söyleyebilirim.
Zekasının zerafeti ile yüceler yücesi Mevlana’nın eserlerini okuma lütfu böylece nasibim oldu. Kuran’ı Kerim’de geçen kıssaları ters psikoloji yöntemi kullanarak aktardığı Mesnevi, topraktan nasibini alan bedeni, göklere çıkarıp yüceltmektedir. Bu durum eşref-i mahlukât durumuna işarettir. Mesnevi, bu gün, Avrupa da psiko-terapi olarak uygulanmaktadır. Yapıt akıllara durgunluk vererek okuru arındırıp ruhsal bir dinginlik sunmaktadır. Bu durum, evliyaların kerametiyle açıklanabilir belki de. Tasaavuf’un engin deryasına dalıp Şems ile aşkın sokaklarını kat eden Mevlana, gördüğü hakikatî insanlara açıklamaya/sunmaya çalışmaktadır bir nevi. Her kıssası bir hissedir ve bundan ancak, nasibi olanlar alabilir.
Mevlana kendi değimiyle “Söz adamlığından, gönül ve ruh adamlığına yol aldı.” Hayatının son dönemlerinde Mesnevi’yi yazdı. Mevlana’yı okumak mucizevi bir azınlığın nasibidir. Diğer âlem Gayb’ın sırrına ererek insanların ruhunu keşfedip tekamülüne büyük katkı sağlamaktadır. Dünyaca ünü geçmişe, şimdiye ve geleceğe sığmamaktadır. Dünya çapında bir alim olan Mevlana, herkesin fikir zenginliğine katkı sunmaktadır. Hemen hemen her konuyu aydınlatan eserlerinde, alemlerin sırlarına kapı açan gizemleri insanlığın yararına sunduğu mutlu bir okurun ayrıcalığıdır.
Okurun görüşünün sınırlarını yıkan, bilgileri, düşünceleri, yöntemleri ile duygulara verdiği yararlı hazzı içermektedir. Olumsuz konulara eğilerek okurun âlemlerle uyumunu anlamasına net ışık tutmaktadır. Âlemleri yaradana kendini teslim etmiş Alimin eserleri bir rehber kitap niteliğindedir. Ölmeden önce ruhumuzu keşfetmek zorundayız. Mevlana, kendimizi keşfetmemizi sağlamaktadır. Gönlünüzün huzurunu af dileyerek, aklınızın kilidini okuyarak, ruhunuzu yaradan ile birleştirir bir görür isek İlahi Aşk gönlümüze konacaktır.
“Ben soluk almıyorum ama Biziz üfüren soluğu boyuna üflüyor bana; feryadım ta Ülker burcuna dek gidiyor.” Kararsızlığın, karar aramandan ileri gelmektedir; kararsızlığı iste de karar gelsin sana. Dileğini elde edemeyişlerinin hepsi, dilek peşinde koşmandan ileri gelir; yoksa bütün dilekler, önüne dökülür. “Hasedinden gönülleri dikenlerle yaralayan, bütün bunları yaptın da sonra o mezara sığdın. Elini tutan, zamanın hasbeki olur.Gönlün sözü susmakla söylenir. Hünerli aklın başında bir yeldir, var ama bir kadeh şarap sundum mu o yel kalmaz savurur gider.(s357) (7.kitabın1.cildi) Can, gönül oynamaya başla aşık olduk biz. Esrikim, kurtulmuşum Mustafa’nın nuruyla ayı ikiye böleyim.”
“Gül bahçesinde, yeşillikte benim gibi güzellerle, hoş kişilerle yer yurt tutarım; kuyudan da kurtulurum, ipten de; çünkü zaten çemberin dışındayım ben.”(s.180) Derken peygamberlerin yaşadığı zorluklardan kurtuluşlarının tercih ve farklılıklarından kaynaklandığına kapı aralamaktadır Mevlana. Dumanımı arttırma hasetçimi sevindirme. Benliğinden geçtin mi iki dünyadan da geçersin. Mevlana, âlemin her solukta yaratılmakta durmadan yenilenmekte olduğunu kabul etmektedir. Ömür ırmak gibi geri gelmemek üzere akmaktadır. Aşkı uçanlara kol kanat veren sevgili, uluların dayancı, güvenci bizi de onlardan say.
“Bir gizli defineydim, bilinmeyi sevdim, diledim de halkı yarattım.” Diyor yaradan. Ömrümüzün güzü uyur, ilkbaharı uyanır. Mevlana’nın eserleri ile dünden geçer, yarının ahvalinden kurtulur, aslı olmayan şeyleri boş verir, İlahi Aşk’ı tanıyarak sevgi kaynağınızı fark edersiniz. Cömertliği, doğruluğu, adaleti, ölçülü olmayı, anlayışlı olmayı, alçak gönüllülüğü, inancı, yaratılanı sevmeyi, yaratandan ötürü, nezaket ve zerafeti, güzel bakmayı daha nice mucizeyi okura nakşeden eserler noksan tarafınızı tamamlamaktadır. Arı duru su gibi kalbe sahip olacağınız heyecanı içinize doldurmaktadır.
Eser hayata dair konuları, kökten değiştirebileceğiniz fikirleri aktarmaktadır. Yapıtın ortaya koyduğu ögeler dönüşeceğiniz, içsel huzura ereceğiniz, tüm duygu kontrollerinizi sağlayacağınız, zihninizi açacağınız, kalbinizi arındıracağınız, maneviyatınız için çok değerlidir. Muazzam öğütlerin ışığında ortaya konulan Divan-ı Kebir, düşünce, duygu, inanç, yaşam noktasında önemli bakış açıları elde etmekte okunacak yegâne eserlerdendir. Okurun maneviyatı hakkında bilinmezliğini giderecektir. Mevlana dünyaca saygıdeğerliğini yapıtları ile asırlara yaymaya devam etmektedir.
Naif cümlelerle örülen bu eser, aşk ikliminde bir yolculuğa çıkartmaktadır. Bir pervane kelebeği gibi ışığa râm olmuş kalpleri, ateş denizine sürüklerken okurları, aşkı aşka bulandırmadan hakikatle raksa tutmaktadır. Derdi aşk olanın heybesini aşkla dolduracak, derdi hakikat olanı ise o hakikate salik eyleyecek bu eser, devasa eseri olan Mesnevi’yi anlamada önemli bir yere sahiptir.
Mevlana
Divan-ı Kebir
8 kitap
4.753 sayfa
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Ülker Gündoğdu -
Ülker Gündoğdu Divan-ı Kebir Mevlana Celaleddin-i Rumi
http://www.kitaphaber.com.tr/...-denemesi-k3690.html
Her ağacın, her dalın meyvesi, O'nun cömertliğinin, kereminin şahididir; sararmış yüzüm, döktüğüm gözyaşları da gönlümün, aşkımın şahididir!
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Üçüncü Cild Bölüm-44
Narkissos, ırmaklar tanrısı Kephisos’un oğludur. Pek güzel bir delikanlıdır, fakat aşktan anlamaz. Echo, bu delikanlıya
âşık olmuştur, fakat o bu aşkla hiç ilgilenmez. Bunun cezasını ona şöyle çektirirler: Onu bir kayalığa atarlar. Orda bir kaynak vardır. Susar ve su içmek için kaynağa eğilir. Suda kendisini görür ve kendisine âşık olur. Suda aksini bir başkası sanarak eğilir, ona sarılmak ister. Suya düşüp boğulur.
Yalnız kendisine bakarak şehvet duymaya, bir başkasıyla ilgilenmemeye de marazî rûhiyatta Narsisizm denir.
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Sayfa 529 - İş Bankası Yayınları
Ey güneş gibi doğup, müflislere, yoksul kişilere sevgi şarabı sunan lütfeden. Bir ihsanda bulun, o şaraptan bize de sun! Biz de yoksuluz, biz de şaşırdık, yolumuzu kaybettik.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Divan-ı Kebir
Baskı tarihi:
1 Aralık 2011
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırkambar Kitaplığı
Baskılar:
Divan-ı Kebir
Divan-ı Kebir
Divân-ı Kebîr (Büyük Divan) Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî’nin söylediği ilahî ask sihirlerinden oluşan, 44 bin 8 yüz 34 beyitlik (rubai beyitleri ile birlikte yaklaşık 50 bin beyit) nazım bir eserdir. Mevlânâ’nın “Âsıklar Divanım” biçiminde adlandırdığı eser aynı zamanda “Sems Divanı”, “Divan-ı Sems-i Tebrizî” olarak da
anılmaktadır. Islâm edebiyatında divanların, sairlerinin isimleri ile anılması geleneğine ters düşen bu son adlandırma; Mevlânâ’nın gazellerinin sonunda kendi adı yerine (birkaç istisna dışında) her zaman Sems-i Tebrizî adını kullanmasından kaynaklanmaktadır. Eser, Horasan ilinin halk Farsçası ile yazılmıştır. Yek avaz gazellerden olusur. Mevlânâ bu gazellerinde, "Sems (günes) basta olmak üzere, bağ-bahçe, gül-bülbül, âsık-mâsûk, deniz-damla, mey-sâkî gibi sembollerle ilahi askı hep ön planda tutmakta; Mesnevî’sinde olduğu gibi Allah’a kavuşmadan gönlünün huzur bulamayacağını, ilahi aşkı yazmada aciz kalıp kaleminin kırıldığını, bu dünyanın bir balçıktan ibaret olduğunu, çok yemenin menzile ulaşmada engel teşkil ettiğini, askın akla olan üstünlük ve yüceliğini, nefsin kötülüğünü, miskin miskin oturan insanların bu tembellikleriyle maksada (ilahi ask) ulaşamayacaklarını, gecelerin uyumakla değil de ask ve ibadetle geçirilmesi gerektiğini" vurgulayarak şiirlerini didaktik bir üslûpla söylemektedir.

Kitabı okuyanlar 132 okur

  • lazcuk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0