·
Okunma
·
Beğeni
·
21,7bin
Gösterim
Adı:
Dracula
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
369
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055469368
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dejavu Publishing
560 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Günümüzde Shakespeare eserlerinden sonra en çok filme, tiyatroya, diziye veya başka bir kitaba uyarlanan eser olma rekorunu elinde bulunduran Dracula’dır. Neden böyle olduğu, neden bütün insanların ilgisini çektiğini bu yazımızda anlamaya ve sizleri de bu eseri okumaya teşvik etmeye çalışacağım.


Vampir kelimesini duymayan kalmadı değil mi?

Geceleri mezardan çıkıp insanların kanını emen ölü şeklinde tasvir ediliyor bu kitapta. Kelime kökeni çok tartışılsa da, Sloven asıllı filolog Franc Miklosich’e göre Kuzey Türkçesinde “cadı” anlamına gelen “uber”den türemiştir. Yunancada “Vrykolakas” olarak inanılırken Slav dillerindeki diğer türevleri de şunlardır: Bulgarca ve Sırpçada “vapir”; Lehçede “upier”; Rusçada “vopyr”. Vampire (fransızca,ingilizce) -> vampir (sırpça, macarca) ->vapir (bulgarca) ->uper(ukraynaca) -> upior (polonyaca) -> ubir (tatarca) -> obur,uber (eski Türkçe). Romencede “Strigoi” falan gibi daha da saymama gerek yok heralde .Vampir ve benzeri birçok varlığın ismi çeşitli kültürlerde bulunuyor. Hatta Anadolu'ya gelindiğinde ise cadı veya hortlak gibi birçok anlama gelebilecek şekilde tanımlanmıyor ve gulyabani, karakoncolos gibi isimlerle de biliniyor.

Nedir peki bu vampir neden böyle bir şey var her kültürde?

AVRUPA: Orta çağ zamanlarına o Avrupa’nın tarhinin en karanlık olduğu, en pis salgın hastalıkların kol gezdiği dönemlerde yapılan cadı avlarını duymuşsunuzdur. İşte o cadıların eserlerinden biris de vampir yaratmak yani ölüleri diriltip yaşayanların başına bela olmasını sağlamak. Şimdi bu vampirlerden ve cadılardan halk nasıl kurtulabiliyor peki kilisenin sağladığı kutsal haç ve kutsal ekmek ile sarımsak ile ve mezarını açıp o ölünün kalbine saplanan bir kazık ile. Bakın siz şu işe ki böyle inanışlar kilisenin gücünü artırmış ve kilisenin de işine gelmiş. Ama iyi yanları da halkı çok kötü ve hayırsız bir hayat yaşamaktan biraz olsun alıkoyması. Çünkü hayatı boyunca çalıp çırpan, yağma yapan, insanları katleden tecavüz eden birisi öldükten sonra bile gelip onların başına musallat oluyor ve huzurlu bir şekilde ölü olarak kalamıyormuş. E tabi herkes bu hayatta huzur ister en azından öldükten sonra kesin olarak o huzuru ister. Böylece din bir kez daha insanları dizginlemiş ve kontrolü altına almış oluyordu.

HASTALIK: Vampir efsanesi de genetik bir hastalıktan kurgulanmıştır. “Porfiria” kana rengini veren hemoglobin eksikliğinden kaynaklanan bir kan hastalığıdır. Vücutta yeterli hem sentezi olmaz. içgüdüsel olarak bunu fark eden vücut, kan içmek ister yani hem ister. Bu hastalarda ışığa hassasiyet vardır ve güneş ışığına maruz kalmak istemeyip gece yaşarlar. Diş etlerinde çekilme olur. Köpek dişleri sivrileşir vampir gibi sivri dişli görünürler. Kansızlıktan ciltleri solgun ve cansızdır. Delilik, halüsinasyon, anksiyete, paranoya gibi psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Dışkıları ve idrarları mor renkte olur. Anam bu belirtilerin hepsi de vampirliğe işaret ediyor vay anasını değil mi? Bu hastalık Otozomal Dominant geçişlidir, bulaşıcı değildir ama kalıtsaldır. Neredeyse kesin olarak çocuklara geçen bir hastalık düşünün. Günümüzde İngiliz Kraliyet ailesinin taşıdığı iddia edilen bir hastalıktır hatta tarihteki bazı önemli olaylar bu hastalık yüzünden olduğu iddia edilir mesela Amerika’nın kuruluşu esnasında İngiltere Kralının porfiri atakları geçirdiği ve krallığı düzgün yönetemediği için İngilizlerin orayı kaptırdığı bile söylenir.

TÜRK: Osmanlı zamanlarında özellikle Türklerin balkanlara ilerleyişinin hızlanması nedeniyle bu gidişatı yavaşlatmak veya işgal edilen yerleri geri almak amacıyla o dönemler vampir dedikoduları oldukça artmıştı. Ama en önemlisi Kazıklı voyvoda ve Fatih sultan Mehmet olayları onları da aşağıda anlatmaya devam edelim.

Bizim kazıklı voyvoda dediğimiz şahıs Eflak Voyvodası 3.Vlad’dır ama ondan evvel babası 2.Vlad’dan bahsetmeden geçersem eksik bilgi vermiş olurum. 2.Vlad o zamanlar Avrupa’nın o kesiminde bulunan “DRACUL” yani Ejderha Tarikatı’na üye olup ilk başlarda topraklarını başarılı bir şekilde Osmanlı’ya karşı savunsa da sonradan yenilmiş ve oğullarını orada yetiştirmek üzere rehin vermek zorunda kalmış. Küçük Vlad Osmanlı’da Edirne’de enderun mekteplerine gitmiş hatta fatih sultan Mehmet ile arkadaşlık bile etmiş ki Osmanlı adına ileride eflak bölgesine vali olarak atansın hem Osmanlı’yı sevsin hem de oradaki halkın başında onların tanıdığı soydan birisi kalmış olsun diye. Aslında iyi taktik ama işte küçük Vlad’ın başına geldiği iddia edilen taciz, tecavüz, oğlancılık olayları onun Osmanlı’ya karşı gittikçe intikam ateşi içinde yanmasına ve kin beslemesine sebep olmuş. Eflak’ta voyvodalık yapmaya başladığı esnada Fatih de Osmanlı’nın başına geçmiş.

İlk başlarda vergisini aksatmayan 3.Vlad zaman geçtikçe başına buyruk davranmaya ve küçüklükten onu tanıdığı için Fatih’in ona olan güvenini boşa çıkarmaya başlamış. En sonunda kendisini 2.Vlad Dracul’un yani ejderhanın oğlu olarak ilan edip 3.Vlad Kont Dracula olarak anılmayı istemiş. Osmanlı askerleri Dracula’ya karşı birkaç kez sefere çıkmış ama Dracula, Osmanlının içinde büyüdüğü için taktiklere, stratejilere aşinaymış ve balkanları savunmayı başarmış.Osmanlı elçileri sarıklarını çıkartmadı diye onları kafalarına çivilettiren bir manyaktan bahsediyoruz. Kazıklara oturttuğu diğer insanlar, bekaretini kaybeden kızlar, evlilik dışı ilişkide bulunanlar, hırsızlık yapanlar, yalan söyleyenler, herhangi bir asi harekette bulunanlar, dilencilik yapanlar, çok ağlayan bebekler, annesini bulamayan çocuklar… Kazıklara oturttuğu insanlardan akan kanları bile içtiği söylenirmiş. Böyle böyle Drakula inanılmaz bir korku imparatorluğu kurmuş. Osmanlı ordusunun içine vebalı, cuzzamlı insanları salarak, mancınıkla fırlatarak belki ilk biyolojik silah denemelerini yapmış. Osmanlı askerleri en son onu yenip de Transilvanya kalesine geldiğinde kazıklara oturtulmuş binlerce kişiden oluşan adeta bir kazık ormanı görmüş, çaktığı her kazığı tecavüzlerin intikamı olarak düşünmüştür belki de. Ama bu hiçbir hareketini meşru kılmaz. En sonunda yakalanmış ve kafası Fatih’e bir bal kutusu içerisinde yollanmış ama o şeytanın yeryüzünde yürüyen hali olarak on binlerce kişiyi öldürdükten sonra belki de çok geç kalınmış. Tarih her ülke vatandaşlarınca farklı algılanır Romenlerde bir kahraman olan 3.Vlad bizde bir cani, bir hain olan Kazıklı Voyvoda.

KİTAP: İlk olarak yazarımız Bram Stoker’dan bahsedelim; 8 yaşına kadar bilinmeyen bir sebeple yatalak kalan yazarımız sonradan iyileşip çeşitli spor dallarında ödüller almış hatta ileride Oscar Wilde ile bir kadın için çekişmeye girmiş ve kazanmış sonra o kadını da aldatıp frengiden ölmüş birisi. Bu kadar ilginç bir yaşama sahip birisinin böylesine ilginç bir kitap yazması da zaten şaşılmaması gereken bir şey olsa gerek. “Dracula” kitabının Frankenstein’dan farkı hayal gücü değil de çok büyük bir araştırma ürünü olmasıdır. Her fantastik kurgunun arkasında ona ilham veren bir gerçeklik vardır. Bram Stoker bu eserine kendisi de öylesine bağlanmıştır ki bundan başka büyük bir eser verememiştir.Yazıldığı döneme bakılınca Victoria Dönemi İngilteresi yani 1800’lerin sonları diyebiliriz. Kitabın günlükler şeklinde yazılması insanı normalden fazla etkiliyor çünkü Anlatıcılar gibi, okuyucular da, yalnızca ipuçlarına sahip: sonuçları görüyor, fakat nedenleri bilmiyorlar. Kitaptaki gerilimi doğuran, kesinlikle bu durumdur. Karakterler çok delikanlı, çok karakterli, çok optimist ilginç eski dönem insanları hep en iyileri oluyor zaten.

Peki Anlatılan şeyler üzerine sizce eğer tarihten bir karakteri baş kötü vampir olarak koymak istesek kim en çok uyardı bu role? Tabii ki Kont Dracula’nın bizzat kendisi. Ama bu romandaki Dracula gayet asil hatta, aristokratların göze çarpan tüketim özelliğinden de yoksun: yemez, içmez, sevişmez, gösterişli giysileri sevmez, tiyatroya ve ava gitmez, davetler vermez ve görkemli evler yaptırmaz. Onun şiddeti bile zevki amaçlamaz. Dracula, (tarihteki Dracula olan Kazıklı Voyvoda’nın ve tüm diğer vampirlerin tersine) kan dökmeyi sevmez; kana ihtiyaç duyar. Ancak gerektiği kadar emer ve bir damlasını bile ziyan etmez

KAPANIŞ:

1922’de piyasaya çıkan Nosferatu filminde aslında telif hakkı alınamadığı için filmin isminin değiştirildiği hatta baş karakterin de Kont Orlok yapıldığını söylemeden geçmeyelim. Stoker’ın eşi yıllarca Nosferatu’nun kopyalarını yaktırmış, yok ettirmiş olsa da o şaheser de bir şekilde günümüze ulaşmayı başarmış. Vampir söylenceleri neredeyse insanlık tarihi kadar eski iken Dracula’ya niçin vampir filmlerinin ve kitaplarının atası olarak bakıldığının, vampirliğin niçin çoğunlukla cinsel göndermelerle birlikte anıldığının veya Francis Ford Coppola’nın 1992 de çektiği aynı adlı filmin neden mükemmel bir uyarlama olduğunun yanıtlarını da kitapta satır aralarında bulmak mümkün. Yazı hiç bitmesin istediniz biliyorum ama her şeyin bir sonu vardır. Sağlıcakla kalın …
520 syf.
·39 günde·8/10 puan
Bir korku edebiyatı türü Dracula. Bu türden okuduğum ilk kitap kendisi. Yazar, Osmanlı Devleti zamanında birçok Türk vatandaşın ölümüne sebep olan Kazıklı Voyvoda olarak bildiğimiz kişiden esinlenmiş ve baş karakter Dracula onun ruhu olarak anlatılıyor kitapta. Vampir türü, Türk toplumu için çok korkutucu bir figür olarak algılanmaz ve açıkçası benim de içimde bir korku oluşmadı. Ama kitap çok akıcı ve sürükleyici, sizi korkutamasa da o gerilimi hissediyorsunuz. Bir gün bir vampir ile karşılaşabilme ihtimalinize karşı kendinizi korumak için pek çok bilgi, taktik edinebilirsiniz kitap sayesinde :) Şans vermek isteyenlere şimdiden keyifli okumalarrr
520 syf.
·108 günde·Puan vermedi
Selam Bram Stoker “Dracula”..

Tarihte gerçek bir Dracula vardır. Kazıklı Voyvoda diye de bilinen 1430-1476 Eflak’ta voyvodalık yapan, Türklerle savaşlarıyla ünlü Vlad Tepes. Dracula adı, Türklere direnişinden ötürü Roma Cermen İmparatorunun babasına “Dragon” ünvanını vermesinden geliyor. Kitabın alt metninde olduğu gibi bu ünvanla da gelen teolojik kodlamalar mevcut. Romen Halk Hristiyanlığında Dracula, hem dragon hem şeytan anlamında. Hem oğul hem de babanın, şeytanın işbirlikçisi olduğuna inanılmış, isimleri tarihe, kanlı eylemleriyle geçmiş. Ortaçağdan başlayıp 19. yüzyıla kadar, öykünün taş baskısı kitaplarında “Dracula/Dragon oğlu Vlad” olmuştur. Lakin tüm zalimliğine rağmen, kan emicilikle ilgisi yoktur.

Stoker’e bu anlamda, Vlad’tan 200 yıl sonra yaşamış Macar Kontes, Elizabeth Bathory ilham olur. Yaşamı boyunca 600’den fazla genç kızı katlettiği düşünülen Kontes, kızların kanlarını içmiş, kanlarında banyo yapmış vs gibi birçok eylemden hüküm giymiş, tutukluyken de ölmüştür. (Filmi de var izleyebilirsiniz) Vampirliğin örtük eşcinselliği de barındırdığına inanıldığından, tarihten bu iki kişi, hem erkek hem kadın, tek karakterde birleştirilip, toplumsal olarak da sanayileşmenin beraberinde birey olmayı imkansızlaştıran sürecin habercisi sayılmış.

Abraham Stoker, Kraliçe Victoria döneminde yaşamış, Balkan ülkelerini gezip araştırmalar yapmış. Buradan edindikleri de kitaplarına yansımış. Yazar, doğumundan 8 yaşına kadar, teşhis edilmeyen bir hastalık sebebiyle, annesinin bakımına muhtaç, yatalak olarak yaşamış. Bu hal, sonraki yıllarda, annesine bağımlılık, Dracula öyküsündeki “kendini yaratanla birleşerek ölmek ya da daha üstün bir yaşam formuna ulaşmak” olarak aksetmiş. 21 yaşında, bir tiyatro topluluğundan, aktör Henry İrving ile tanışıp, annesine olan bağımlılığını bu kez de onunla yaşamış. Simbiyotik İstemleri, yine esere “yaratıcı, hükmedici, bakıcı” şifreleriyle girmiştir. Sömürgeci İngiltereye, Dracula gibi bir canavarın gelmesi de, kişinin kendi yaşamı üzerindeki öz denetimi yitirmesi de, tüm bu eylemlerin “hristiyan inançlarıyla” püskürtülmesi de adım adım gerçekleşir.


“Hata yapabilirim - insanım; ama yaptığım her şeye inanıyorum.”

Girizgah olarak ve dün paylaştığımla birlikte, iki post; Dracula’nın yazıldığı dönemi, yazarın kabataslak da olsa hayatını, fantastik ya da bilim kurgu eserlerden beklentileri kısa kısa anlatmaya çalıştım. Son olarak bunlara ek, vampirliğin sosyolojik olarak da, yüzyıllarca egemen sınıf olan Aristokrasinin, sanayileşen yeni dünya düzeninde, orta sınıf karşısında gerilemesi var. Dracula, sınıf farklarının keskin olduğu son dönemi, yine aristokrat bir sıfatla perçinler “Kont”. Farklı perspektiflere göre, aristokratların “biz yok edilemeyiz” üzerimize toprak da atsanız, yine çıkar geliriz deme şekli, vampirin var olma şekliyle paraleldir.

Aylarca önce başlayıp, üzerine onlarca kitap bitirmeme rağmen, istikrarsız bir okumayla, eserle bitmeyen mesaim, okuduğum kısmı sil baştan yapmama neden oldu. Hak verirsiniz ki, insanın konusuna hakim olduğu bir kurguyu değerlendirmesi, heyecanı törpülüyor. (Ne mızıldandım)

Bolca günce ve mektup ihtiva eden eseri, modern korku fantastik edebiyatıyla değerlendirirseniz, ritmi oldukça yavaş hatta durağan bulabilirsiniz. Dönemiyle tartmak en doğrusu. Üç beş farklı karakterin kafa sesini duyabildiğimiz satırlarda, maalesef Dracula’yı duyamıyoruz. Hatta kitabın ilk sayfalarında geçen birkaç cümle dışında, karakter olarak da, sadece başkalarının anlatımıyla varlık sağlıyor. 300-320. sayfaya dek, kurtarılmaya çalışılan Lucy karakterine, defalarca tekrarlanan kan verme işlemi, kan verenlerden çok beni tüketti

Son düzlükte, arzu ettiğim harekete, İngiltere’de salonlarda yapılan bitip tükenmeyen planlamalardan, akıp giden coğrafyaya kavuştum. En esaslı karakterlerin Profesör Van Helsing ve bir deli olduğunu düşündüğüm (çünkü gönlüme onlar değdi) eseri tamamlamak, itiraf ediyorum biraz meşakkatli oldu. Çeviriye hiç değinmek istemiyorum, zira başladığımda susamayacağım biliyorum.
Saygılarımla.
Sevgim üzerinize olsun
432 syf.
·13 günde·6/10 puan
Kaliteli korku/gerilim edebiyatından keyif alan biri olmama rağmen vampir, kurt adam vs öğelere mesafeli olmuşumdur. Ama popüler kültürde sağlam bir yeri olan drakula/vampir imgesinin birincil kaynaklarından biri sayılan Dracula kitabını okuyup korku kültürünün geçmişteki izlerini sürmeyi uzun zamandır istiyordum, nihayet gerçekleştirdim.
Dracula'nın kökenlerine dair bolca ve iyi inceleme olduğu için doğrudan kitaptan bahsedeceğim.

Yazım Tarzı: Kitap klasik 1. veya 3. şahıs bakışları yerine günlük, mektup, gazete haber ve makaleleri, telgraf gibi yazılı metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Bunlar farklı kişilerin gözlerinden ve belli bir tarih sırasıyla düzenlendiğinden hem belli başlı bazı karakterlerin bakışıyla olayları takip edebiliyor hem de bir zaman karışıklığına uğramıyorsunuz. Yazar bunu iyi kotarmış, ben sevdim ama herkes sevmeyebilir. Yine de bu tarzda okuma yapmayanların iyi bir tecrübe edinmesi için örnek olabilir.

Dil: Kitap 19. yüzyılın o ağdalı ve derin edebiyat diliyle yazılmamış. Rahat okunuyor, sürükleyiciliği yerinde. Çok fazla edebi derinliği yok, bu açıdan tatmin etmeyebilir. Bir de çok fazla tekrar ve gereksiz şatafatlı cümleler yer alıyor. Bunlardan arındırılsa belki bir 100 sayfa daha incelecektir. Bu durum bazen yorabiliyor.

Kurgu: Benim hoşuma giden bir kurgusu var ama özellikle hareketli, heyecanlı vampir maceraları bekleyenler hayal kırıklığına uğrar. Popüler kültürde alışık olduğumuz hikayelere benzemiyor. Daha sakin, karakterlerin beyin fırtınalarını daha çok izliyoruz. Konuyu hiç bilmiyor olsak bence gerilimi ve gizemi oldukça yüksek bir roman olurdu ama artık olaya hakim olan bir nesil olduğumuz için şaşırtan, merak ettiren, geren pek fazla şey bulamıyoruz. Ama buna rağmen bazı noktalarda beni germeyi ve sayfa çevirttirmeyi başardığını söyleyebilirim. O yüzden sadece zamanına göre değil bence bu zamana göre de türünün başarılı örneklerinden biri diyebilirim.

Karakterler: Dracula'nın kendisini çok az görüyoruz. Kafamızda yaratılan Van Helsing tasvirinin ise orjinaliyle alakası yok. Bu kitaptaki Van Helsing bende Hercule Poirot/Gandalf karışımı bir karakter canlandırdı nedense. Klasik Londra'nın meşhur centilmenlerini bolca görüyoruz. Ben daha çok antikahramanları, uyumsuzları vs severim. Kitaptakiler ideal kahraman tiplemeleri olduğu için beni pek sarmadı. İncelemelerde Dracula'nın zayi edildiğine dair çok eleştiri okudum ama hiçbirine katılmıyorum. Bence davranışları, hareket tarzı vs hikayenin ruhuna daha çok uymuş. Ayrıca ön plana çıkarılmayarak bir gizem perdesi ardında tutulması da bu türe yakışır bir durum.

Final: Yine incelemelerde sonun çok basit olduğu yönünde eleştiriler fazla. Evet, aceleye getirilmiş izlenimini ben de edindim ama sonda büyük bir kapışma, efsanevi bir düello olmasını beklemiyordum. Zira kitabın ilk yarısına ulaşmadan finalde olacak/olmayacak şamata az çok kendini belli etmeye başlıyor.

Sonuç: Korkuyu, gotik edebiyatı, vampirleri, kurtadamları, Underground, Blade gibi filmlerle tanıdığını zannedenler zevk almayacaklardır. O filmleri ben de
severim ama bu türlerin kaynaklarına inilirken dünden bugüne ne kadar değişip geliştiklerini az çok tahmin edemeyecek olanların ya da salt hareket okuma maksadını taşıyanların kitabı berbat bulacağı hatta yarıda bırakacağı kesindir. Okuma amacı çok anlam taşır. Vampirlerden hoşlanmayan biri olarak kitabı sevdim, bunun sebeplerinden biri bugün görmezden gelemeyeceğim bu türün atalarından birini tanımış olmamdır. Bir gün bu türde bir başka kitap okur ya da film/dizi izlersem bakışımın çok değişeceği de muhakkaktır.
520 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Dracula, yazıldığı dönem (1897) göz önüne alındığında bu kitabın korku yapıtları arasında sivrilmesine çok şaşırmamalı. Beni bile bu zamanda okuduğum o kadar başarılı korku romanlarından sonra etkilediğine göre Bram Stoker’ın ölümsüz bir eseri ardında bıraktığını söyleyebilirim. Kitabın günlüklerden oluşması fikri bazen iyi, bazen kötü benim için. Herkesin bakış açısıyla olayları görebiliyoruz, yaşadıklarını ve duygularını. Ancak bazen her tarihin yazılması, bazen bu günlerin birbirini tekrarlaması sıkmıyor değil, bu durum özellikle kitabın son 150 sayfasında görülüyor. Bunların dışında kitap akıcı. Eskiden yazılmış olmasına karşın ilginizi çekmeyi başarıyor.
426 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuyucuyu olduğu yere mıhlayan, heyecanlandıran, yazıldığı dönemin çok ötesinde, kesinlikle okunması gereken bir başyapıt!
Kitabın günlük şeklinde yazılması ilgi çekici fakat bazen yazar okuyucuda aynı günleri tekrar tekrar okuyormuş hissi yaratmaktan maalesef kurtulamamış. Ama bunu o dönemin yazımına göre değerlendirirsek, bu durum da çok göze batmıyor. Gotik edebiyatın epik şekilde anlatılmasının bir sonucu diyebiliriz.
Yazıldığı dönemden itibaren günümüze kadar türlü sanat eserleri ile karşımıza çıkan Dracula, çok özel bir kitap. İyi ki okumuşum.
432 syf.
·6 günde·7/10 puan
Kitap dönemine göre değerlendirirsek gerçekten bașarılı fakat bu zamanda çok daha keyifli korku romanlarının olduğunu düșünüyorum.

Tabii ben bu izlenimi kitabı okuduktan sonra edindim. Akıcı bir kitaptı ve dönemindeki bazı eserler gibi mektup tarzında yazılmıștı. Karakterler soylu kișilerden olușmuș üst sınıf kișilerdi.

Daha ilginci ise olay Transilvanya'da bașlıyor ve ilk bölümlerde sık sık Türk kelimesini görüyordunuz. Ben șahsen kitabın ortalarına kadar heyecanla okudum en zevkli an ise Harker abimizden haber alınamadığı bölümlerdi sonrasında biraz yavanlaștı ve Dracula'nın peșine düșüldüğünde kabak tadı vermeye bașladı.

Ben artık kitabın sonlarına doğru bitsinde kurtulalım diyerek okudum belki kendimi tam verememișimdir fakat draculanın ölümü de gayet basit ve beklentileri karșılamayan șekildeydi kısaca okunmasa da olur diyebileceğim bir eser. 400 sayfalık vaktinizi bașka kitaplarla harcayın derim
432 syf.
·68 günde·8/10 puan
Kitabın sonu çok ani bitti ya sadece son 1 sayfaya sığdı ölümü. Beklemediğim bir şekilde bitti. Draculanın ölümü için bi kitap daha yazılabilirmiş aslında . Koskoca vampirlerin efendisi çok çabuk öldü yani hiç tatmin olamadım sonuna
520 syf.
·17 günde·9/10 puan
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, içinde vampir olan ne var ne yoksa bayılıyorum. Dracula ilk sayfalardan itibaren inanılmaz bir gerilimle başlıyor ve o gerilimi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sonunu çok basit bitirdiğini düşünsem de, kitap boyu devam eden akıcılık ve merak unsurları kesinlile Dracula'yı korku gerilim dalında bir klasik olmak için yeterli oluyor.
560 syf.
·10/10 puan
5/5
"...Boyun eğerek kabullenmekten başka elimden ne gelirdi? Durum Mr. Hawkins'in hayırınaydı, benim değil, onu düşünmek zorundaydım, kendimi değil; ayrıca, Kont Dracula konuşurken bakışlarında ve tavrında tutsak olduğumu anımsatan bir şey vardı ve gönlüm razı gelmese de başka seçeneğim yoktu..."
5/5 ⭐⭐⭐⭐⭐
Kitap okumaya başladığımdan beri fantastik kitaplara özellikle vampirlerle ilgili olanlara hayranlığım vardır. Uzun zamandır okumak istediğim bir başyapıttı Dracula.🤩 Bu zamana kadar ki yazılan vampir kitaplarının, çekilen filmlerin hepsine ilham olan bir başyapıt hemde... Beklentim yüksek olarka başladım haliyle, ilk sayfalarda Jonathan Harker'in güncesi ile başlıyor kitap. Kendisini görevlendiren Peter Hawkins için Transilvanya yolculuğuna çıkıyor tabi ki diyarlara nam salmış Kont Dracula'nın şatosuna gitmek istediğini duyan herkesten tuhaf tepkiler alıyor. Gitmemesi için adeta yalvaranlar bile oluyor hatta ancak Jonathan bunlara bir anlam veremiyor.(Hepsinin sebebini yaşayarak öğrenecektir tabiki)
Heyecanı bir an bile bırakmadan, sevgiyi, dostluğun önemini, aşkı çok güzel bir şekilde anlatan bir kitap. Bu eski insanların birbirine olan saygılarını, tutkularını satırlarda okurken gerçekten hayran kaldım. Her ne kadar seni sevsem de Dracula, bu sefer insanların tarafını tuttuğum için kusura bakma. Üstelik bu güzel kitabı @dexpub 'ın korku edebiyatı klasiklerinden okumak başka bir keyifliydi. Bu tarz kitaplara merakınız varsa vakit kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim, kitapla kalın.‍️ Bram Stoker
680 syf.
·8/10 puan
Kitap gerek kurgusuyla gerek akıcılığıyla gerçekten beni çok içine çekmişti ancak Drakula gibi bir karakter bu kadar kötü bir sonu hak etmiyordu bence çok basite indirgenmişti sonu
"Hepimiz acı çekeceğiz; üstelik sadece acı da olmayacak, veya bu yaşadıklarımız, çekeceğimiz son acı da olmayacak."

| Dracula, Bram Stoker
Ay ışığı hala parlıyordu. Yüreğim buz kesmişti, Lucy Westenra'nın hatlarını tanıdığında Arthur'un inlediğini duydum. Lucy Westenra, ama ne kadar değişmiş. Tatlılık katı, yüreksiz bir zalimliğe ve saflık, şehvetli bir ahlaksızlığa dönüşmüştü.
Bram Stoker
Sayfa 239 - Dr. Seward
Sanırım kadınların doğasında, erkeklerin erkekliklerinin küçük düştüğünü hissetmeden, daha rahatça içlerini açmalarına izin veren bir şey var.
Küçük ya da büyük her şey yazılmalı; belki en sonda, bize en çok öğreten küçük şeyler olacak.
Bram Stoker
Sayfa 325 - İthaki Yayınları
Oradaki ev, patron, gördüğüm en yıkık evlerden biri. Belamı versin, yüz senedir dokunulmamış. O kadar kalın toz tabakası var ki, kenmiklerini acıtmadan üzerinde uyuyabilirdin ve o kadar ihmal edilmiş ki, içinde eski Kudüs'ün kokusunu alabilirdin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dracula
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
369
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055469368
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dejavu Publishing

Kitabı okuyanlar 1.764 okur

  • Büşra
  • Kutay Kışlak
  • Black Garden

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (2)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları